İçeriğe geç

Want So BAD (MinSung Omegaverse)

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Want So BAD (MinSung Omegaverse)

Bölüm 4

Eşim olarak

İyi Okumalar 🦋

________________

~Jisung~

Masama geri oturduğumda nefes nefese kalmıştım resmen. Meyve suyundan büyük bir yudum alarak elimi yüzüme doğru salladım, kızarmış yanaklarımı hemen eski haline çevirmek için.

Aniden yanımdaki sandalye çekildiğinde ve Seungmin kendisini oraya attığında bakışlarım ona kaydı. Suratı, hayalet görmüş gibi bembeyazdı.

S: "O da neydi Jisung?"

Koluma iki eliyle sarılarak beni heyecanlı bir şekilde sarstığında neyden bahsettiği hakkında gram fikrim yoktu.

J: "Ne oldu?"

S: "Ne mi oldu? Ne mi oldu? Siz az önce yaptığınız dansın farkında değil misiniz! Tanrım çıldıracağım hareketleriniz o kadar uyum içerisindeydi ki herkes dansı bırakarak size baktı. Resmen dans ederek sevişti vücutlarınız. Çığlık atacağım şimdi"

Gözlerimi ve ağzımı sonuna kadar açarak arkadaşımı dinliyordum. Biz orada resmen kavga ediyorduk ve uzaktan hareketlerimiz öyle mi gözüküyordu?

J: "Hı?"

Bir şey söyleyemeden öylece donup kaldığım için Seungmin pis pis sırıtıyordu. O delta bana ne yapıyordu bilmiyordum ve bilmek istemiyordum da. Bir daha onun olduğu ortamda bulunmayacakrtım.

...

Ellerimi kollarıma sararak kendimi sıcak tutmaya çalıştım. Tören bitmişti ve herkes kendi krallığına dönüyordu. Hava iyice kararmış ve soğumuştu.

Aptal ben ise kendi pelerinimi arabamızda bıraktığım için şu an götüm donuyordu. Önümden geçip giden at arabalarını izlerken beni eve bırakacak olan arabanın gelmesini bekliyordum.

Aniden hafif kıvırcık saçlarımı savuracak bir rüzgar estiğinde tüm soğuğu iliklerime kadar hissetmiştim.

Kontrolsüzce olduğum yerde titremeye başlamıştım. Omzumda hissettiğim ağırlıkla duraksayarak başımı çevirdim arkamdaki kişiyi görmek için.

Minho, siyah pelerinini kendi üzerinden çıkararak benim omzularıma bırakmıştı. Bir anda tüm vücudumun ısındğını hissetmiştim.

Boyu o kadar uzundu ki onun pelerini, benim omzularımdan tamamen yere değip, çamur oluyordu ve tüm vücudumu kalkan gibi sarıyordu.

Kokusu çökmüştü üzerine. Herkesin merak ettiği deltanın okyanus kokusu burnuma usul usul doluyordu ve koku fazla mayıştırıyordu beni.

Kontrolsüzce üşüyen burnumu pelerinin altına sokarak biraz daha kokuyu ciğerlerime çekmiştim.

Onun üzerindeki gömleği de fazlasıyla ince gözüküyordu. Öyle ki göğüs kaslarını görebiliyordum resmen. Ama yüzünde üşümeye dair tek bir mimik bile yoktu.

Omzumdaki pelerini biraz daha kendime doğru çekerek, etrafıma sardım. Uyumamak için kendimi zor tutuyordum.

J: "Teşekkür ederim"

Uykunun ve delta feromonlarının verdiği duyguyla sesim biraz kısık çıkmıştı. Minho'nun bakışları baştan sona üzerimdeydi.

M: "Biraz daha bekle, araba gelecek. Seni saraya götüreceğim"

J: "Aslında sizin eşlik etmenize gerek yok. Kendim gidebilirim"

Onunla birlikte yola çıkmak beni geriyordu. İçten içe beni etkilediğinin farkındaydım. Ve onunla zaman geçirip, onun etkisine yenik düşmek istemiyordum işte.

M: "Seninle yolda başbaşa üç saat geçirme şansını nasıl geri teperim?"

O kadar oyuncu ve çokbilmiş bir şekilde konuşuyordu ki ona söz yetiştiremeyeceğim diye çok korkuyordum.

Bu yüzden daha fazla yüzüne bakmadan bakışlarımı sarayın uzun yoluna çevirdim ve uzaklaşan at arabalarına baktım.

Arabalardan biri gelip tam önümüzde durduğunda, Minho önüme geçerek kapıyı açmış ve elini bana uzatmıştı.

Eğer onun hakkındaki dedikoduları duymasaydım, dünyanın en nazik insanı olduğuna yemin edebilirdim.

Bana uzattığı eline bakmayı bırakarak gözlerinin içine baktım ve umursamaz bir şekilde yere temas eden pelerini kaldırarak kendim çıktım arabanın merdivenlerini.

Sonunda arabanın içine oturmamla yüzüme vuran soğuk hava da gitmişti. Çok yorgundum ve bu üç saati uyuyarak değerlendirecektim. Delta ile sohbet etmek zorunda olmaktan daha iyi bir seçimdi uyumak.

Minho da yanıma oturarak kapıyı kapattığında araba ilerlemeye başlamıştı. Başımı cama yaslayarak sıcacık pelerinin içinde kıpraştım ve yerimin rahat olduğuna emin olduktan sonra gölerimi kapattım.

M: "Türünün ne kadar özel olduğunu biliyor musun?"

Sakin ses tonunu uzağımda duyduğumda gözlerimi açmadan başımı onaylar anlamda salladım. Bana yaklaşmadığı sürece sorun yoktu.

J: "Eta olduğum için mi seviyorsun beni?"

Soru dudaklarımdan otomatik olarak dökülmüştü. Türüme bu kadar meraklıysa, beni sevmesinin nedeni de buydu büyük ihtimal. Ne de olsa asırlar boyunca bir daha asla Eta doğmayacaktı belki de.

M: "Han krallığının varisinin eta olduğunu yıllardır herkes biliyor. Varlığın bana yeni değil. Sana olan aşkımsa tamamen farklı"

Yanıma doğru yaklaştığını hissettiğimde biraz daha sokuldum pencereye doğru. Gözlerimi refleks olarak açmamak için sıkıca kapatıyordum.

M: "Seni ilk kez beş ay önce Kral Chan'ın düğününde gördüm. Daha önce hiçbir törene katılmamıştın. Seungmin arkadaşın olduğu için o düğüne gelmiştin sanırım. Ve yemin ederim o günden beri unutamıyorum seni."

Sesli bir şekilde yutkunmuştum. Öyle ki arabanın taşlı ve engelli yollarda çıkardığı takırtı sesi olmazsa bu yutkunma sesi delta tarafından da duyulacaktı.

İlk görüşte aşka inanıyordum. Babam anneme ilk görüşte aşık olmuştu. Kral Chan benim zilli Seungmin'e ilk görüşte aşık olmuştu. Bana kalırsa aşk, sevdiğin kişiden ilk görüşte etkilenmekti.

O gün, Seungmin'in düğününde o kadar heyecanlıydım ki, Minho'yu farketmemiştim bile. Ama o, binlerce insanın, soyluların içinde beni farketmişti.

Bu duygu kalbimi hızlandırmıştı.. ama ben onu sevmiyordum. Etkilenmekle sevmek aynı şey değildi. Yakışıklı olan herkesten etkilenebilirsin ama sevmek tamamen başka.

Ve ben onun gibi acımasız birini sevmek istemiyorum. Kalbinde merhamet yoksa bana olan sevgisi de bir süre sonra yok olacaktı.

J: "Üzgünüm ama beni unutmanız gerekecek Kralım"

Gözlerimi açmadan kısık ses tonuyla cevap verdim. Onunla asla evlenmeyecektim. Bu yüzden beni şimdiden unutması en iyisiydi.

Aniden suratımda hissettiğim sıcaklıkla gözlerimi sonuna kadar açtım. Delta dibime kadar girerek, resmen dudakları kulağıma değecek kadar yaklaşmıştı bana. Heyecandan küçük bir hıçkırık kaçtı dudaklarımın arasından.

Daha sonrasi ise en beteriydi.. bilerek sıcak nefesini kulağıma üfleyerek, kısık ama o etkili ses tonuyla konuşmaya başlamıştı.

M: "Beni tanımıyorsun küçük Prens. Ben istediğimi alırım. Sadece farklı şekillerde olur. Ya bana isteyerek gelirsin, ya da ben seni zorla yanıma alırım"

Sinirli bir şekilde burnumdan soluyarak tüm saygıyı bir kenara bıraktım. Ne de olsa artık başbaşaydık ve ona saygılı olmak zorunda değildim.

Elimi suratına sert bir şekilde bastırarka kafasını ittim ve benden uzaklaşmasını sağladım. O kadar büyüktü ki elim bile yüzünde küçücük kalıyordu.

J: "Sınırı aşmayın. Babam beni size asla vermez!"

Sert bir şekilde çıkıştığımda kendi yerine çekildi ama gözleri hala üzerimdeydi ve dudaklarını tek tarafa kıvırarak gülüyordu.

M: "Yarın elçi göndereceğim"

J: "Dinlemeden geri çevireceğim"

Cümlesini tamamen bitirmeden hemen cevabımı yapıştırmıştım. Fikrimde ne kadar ciddi olduğumu anlamasını istiyordum.

Bir süre sessizlik olduğu için gözümün kenarıyla ona baktım. Elini alnına yaslayarak derin nefesler alıyordu. Sanırım sonunda onu kızdırmayı başarmıştım.

Bunun korkusuyla koltuğa sinerek pelerini suratıma kadar çekip yüzümü kapattım ve alnımı cama yaslayarak uyuma numarama geri döndüm.

M: "Elçi göndereceğim, cevabını öğrenmek için değil. Seni eşim olarak saraya getirmesi için"

Daha fazla onun bu saçma sözlerine cevap vermek istemiyordum. Bu yüzden uyuyormuş numarası yapmaya devam ettim. Dudakları arasından bir şeyler mırıldanmıştı ama duyamamıştım.

Sanırım acımasız olduğu kadar da deliydi. Babam ben istemediğim sürece beni ona vermeyecekti buna emindim...

___________________

Sen bu devirde babana bile güvenmeyeceksin Jisung hihihihihih

Yazar çıvdırdı. Fic nasıl gidiyor??

Bölüm sonu

6 yorum