İyi Okumalar 🦋
________________
Minho, hala sessizce ağlayan bedeni kendisine doğru çekmiş ve elini onun beline sararak adımlamaya başlamıştı.
Ama Jisung, üzerindeki uzun pelerin yüzünden sendelediğinde delta hemen adımlarını durdurarak kısık kısık ağlayan etasına baktı.
Zaten ağlamaya bahane arayan beden bir de düşecekmiş gibi olduğunda daha içten ağlamaya devam etmişti.
Minho zaman kaybetmeden bebek gibi pelerinine sardığı bedeni bacaklarının altından ve sırtından tutarak kucağına aldı. Minho'nun kucağında kundaktaki bir bebekten farklı değildi.
Küçük olan saniyelik olarak bu harekete şaşırdığı için ağlamasını durdurarak burnunu çekmiş ve deltasının yüzüne bakmıştı.
M: "Kendi düğününde ağlarsan bu uğursuzluk getirirmiş biliyor musun?"
Delta, eşi daha fazla ağlamasın diye bu yalanı ortaya attığında başarılı da olmuştu. Kucağındaki bedenin gözleri boncuk gibi açılmıştı. Ardından Jisung, pelerinin altında kalan ellerini çıkararak hızlıca elleriyle gözündeki yaşları silmişti.
Minho, onun bu haline gülümseyerek kucağında daha da sıkı tuttu ve odadan çıkarak sarayın en üst katına doğru adımlamıştı.
Kucağındaki bedenle merdivenleri çıktığında, ne kadar çok merdiven çıkmış olsa bile sanki kucağında hiçbir şey taşımıyormuş gibi yorulmamıştı.
Jisung ise memnun bir şekilde kaslı kolların arasında, başını deltasının göğsüne yaslayarak ara ara gözlerini kapatıyor, sonra geri açıyordu.
Sabah erkenden düğüne hazırlanacak diye ne uyku uyumuştu, ne de bir şeyler yemişti. Vücudu kapanmak üzereydi.
Üstelik etrafını sıcacık bir şekilde saran pelerinden gelen okyanus kokusu onun daha da mayışmasına neden oluyordu.
M: "Uykusu mu var pamuğumun"
Eta, eşinin şefkatli sesini duyduğunda titrek bir şekilde iç geçirerek başını biraz daha onun göğsüne bastırdı ve oradan kaldırmadan onaylar anlamda salladı.
M: "Senin için bir şeyler hazırlamalarını söyledim. Önce yemek ye, sonra da uyuyalım"
Minho'nun adımları aniden durduğunda Jisung başını kaldırarak yuvarlak gözlerini etrafta gezindirdi. Sarayın terasında, küçük bir masa ve üzerinde farklı yiyecekler vardı. Başka ise hiçbir şey yoktu.
Bakışlarını yukarı kaldırarak açık terasta gökyüzüne baktı. Ay orantılı bir şekilde tamdı ve yıldızlar onun etrafını süslüyordu.
Aldığı okyanus kokusu ve hissettiği huzur sayesinde küçük olan biraz daha rahat hissediyordu kendisini.
Bakışlarını gökyüzünden alarak, onu kucağında tutan eşine baktığında, Minho'nun zaten onu izlediğini gördüğünde istemsizce alt dudağını ısırmıştı.
Küçüğünün yanakları pembeleşmeye başladığında onu yavaşça yere indirdi büyük beden.
Jisung, kocaman pelerinin içinde penguen gibi yürüyerek masaya doğru yaklaşmıştı. Hala ağlayası vardı ama uğursuzluk olmaması için gözyaşlarını tutuyordu.
Minho da eşinin yanına adımlayarak onun için sandalyeyi çekmişti. Eta, yorgun olduğu için beklemeden sandalyesine oturmuştu.
Deltası da onun yanında yerini aldığında bakışlarını masada gezindirdi. Kendisini aç hissetmiyordu. Ne kadar güzel yemekler olsa bile midesi bulanıyordu.
Minho, beklemeden kaşığı almış ve pilav kasesine daldırarak pilav almış, yetmezmiş gibi elindeki çubuklarla pilavın üzerine kızarmış et koymuştu.
Bu devasa kaşığı Jisung'un dudaklarına doğru uzattığında küçük beden şaşkın bakışlarıyla bir kaşığa, bir de deltasına bakıyordu.
M: "Kocaman aç ağzını"
Jisung bu cümleye kıkırdayarka gülmüştü. Kendisini bebek gibi hissediyordu. Bu yüzden deltasını bekletmeden ağzını kocaman açmıştı.
Ne kadar kocaman açsa da o kadar yemeğin ağzına sığması mümkün değildi bu yüzden pilavın bir kısmı, Minho'nun eline dökülmüştü.
Delta, küçüğünün kocaman olmuş yanaklarına kıkır kıkır gülerek kendi eline dökülmüş pilav tanelerini ağzına attı.
M: "Tam senin yokluğunu fark ettiğimde yanına gelecektim ama annenle baban çağırdı. Onlarla konuştuğum için geciktim"
Minho, hala onun elini bıraktığı için pişmandı. Geleneklerini biliyordu ve bunun olacağının farkındaydı. Bir kral olarak da geleneklerini redederek yapmayın diyemezdi.
Bu yüzden düğün boyunca Jisung'u yanından ayrımamıştı. Ama birkaç dakikalık arada her şey oluvermişti işte.
Eta, yanaklarına doldurduğu yemeği hızlıca çiğneyerek yutmuş ve kaşığı tekrar dolduran deltasına bakmıştı.
J: "Annemle babam ne diyordu ki?"
M: "Seni görmek istiyorlardı. Çok özlemişler. Ben de bu gece sarayda misafir olmalarını söyledim"
Jisung gözlerini irice açarak ellerini deltasının kaslı koluna sardı ve orayı sıkıca tuttu. Anne ve babası sarayda kalmamalıydı.
J: "Olmaz! Kalmasınlar"
Minho, elindeki kaşığı pilav kasesine geri bırakarak yanında oturan küçüğüne doğru döndü ve elini onun gergin ellerinin üzerine bastırdı.
M: "Sorun ne güzelim?"
Delta aslında sorunun ne olduğunu çok iyi biliyordu. Lakin Jisung'un dudaklarından duymak istiyordu ki onu rahatlatsın.
J: "Minho bizim geleneklerimize göre ilk kızgınlığıma girmeden evlenip mühürlenmem gerekir. Ailem seninle mühürlendmediğimi bilmemeli!"
Minho, küçücüğünün korkudan daha da gerilen ellerini tutarak kendi kolundan çekti ve küçücük elleri kendi ellerinin arasında tutarka okşadı yumuşak teni.
M: "Sen artık bu krallığın bir parçasısın Jisung. Diğer krallıkarın kuralları seni bağlamaz. Bir çok krallıkta bu kuralı kaldırttım. Gerek savaşla, gerek antlaşmayla. Anlaşılan sıradaki sizin krallığınız"
Jisung dolu gözlerini kırpıştırarak başını iki yana salladı. Bu kural ona da hep saçma gelmiştir ama bir taraftan da içine doğduğu kural olduğu için ona karşı gelmek doğru hissettirmiyordu.
J: "Hayır Minho aslında.. aslında doğru söylüyorlar. Eşimiz olmadan kızgınlığa girmemiz çok uygunsuz. Hiç etik değil. Hepsi benim suçum böyle olamaz. Evlendiğimiz için mühürlenmemiz gerekiyor"
Delta, küçüğünün endişelerini anlıyordu. Ailesinin ona yüz çevireceğinden, kötü bir prens olarak anılacağından korktuğunu biliyordu. Ama Minho her ne olursa olsun bu saçma kuralın varlığını yok etmeye yemin etmişti.
Eşine tüm bunları sakin bir şekilde açıklamak adına derin bir nefes almış ve masadan bir mantı alarak hızlıca küçüğünün ağzına tıkıştırmıştı.
M: "Kızgınlığa girmek kötü bir şey değil. Tüm kurtlar 18 yaşını doldurduktan sonra veya ondan biraz önce kızgınlığa girerler. Bu da ne anlama geliyor güzelim biliyor musun? Ben büyüdüm. Ben artık yetişkin bir bireyim ve vücudum da ben de kurdum da bunun farkındayız demek."
Küçük olan dolu yanakları yüzünden büzülmüş dudaklarıyla hızlı hızlı çiğniyordu ağzındaki lokmayı. Bir yandan ise uslu bir bebek gibi eşini dinliyordu.
M: "Kimse seni büyümeden bir ilişkiye zorlayamaz. Kendin bile buna karar veremezsin. Ben seni seviyorum ve yanımda olman bana yetiyor Jisung. Aşk, cinsellik üzerine kurulmuş bir şey değil. Üstelik acelemiz yok değil mi? Önce küçük etamın ilk kızgınlığına girmesini bekleyelim"
Jisung, hafiften kızaran yanaklarını saklamak adına başını masaya doğru çevirmiş ve onaylar anlamda sallamıştı.
Kendisini zaten hazır hissetmiyordu. Korktuğu şey "kötü" bir eş olmaktı. Ama Minho'nun dedikleriyle o kadar rahatlamıştı ki. İstemsizce gülümseyerek kızarmış yanaklarını umursamadan deltasına doğru çevirdi başını.
J: "O yüzden mi beni hiç öpmüyorsun?"
Minho, sonunda küçüğünün gülümsediğini gördüğünde, kendisi de dudaklarını kıvırarak gülümsedi ve parmaklarının ucuyla yumuşacık yanağı okaşdı.
Eşini ağlarken gördüğünde o kadar paniklemişti ki, düğünde aldığı küçük öpücüğü bile unutmuştu. Aklına dolan öpücükle gülümsemesi daha da büyüdü deltanın.
M: "Seni çocuk olarak görmüyorum Jisung. Kendi kararlarını verebilecek ve olgun bir yaştasın. Lakin sana karşı tensel değil de duygusal yaklaşmak istedim. Seni öpmek istemiyor değilim, ya da seninle mühürlenmek istemiyor değilim kesinlikle. Ama tek isteğim var her şeyin senin istediğin ve hazır olduğun bir zamanda olması"
Jisung gözlerinin geri dolduğunu hissettiğinde ve bu kadar güzel sözlere nasıl cevap vereceğini bilemediği için masaya doğru dönerek ne yapacağını şaşırmış bir şekilde bir tane mantı daha attı ağzına.
Minho ise küçüğünün bu haline sesli bir şekilde gülmüş ve elini onun omzuna atarak eşini kendisine doğru çekmişti.
F: "Tanrım! Aldığım tüm kiloları verdim! Bu kadar çok merdiveni bir de geri inmek var. Kendimi aşağı bırakacağım biri tutar beni artık"
Birbirine sokularak sessizce yemek yiyen iki beden tanıdık ses duyduklarında ikisi de arkalarına dönerek, merdiven çıktığı için kıpkırmızı ve nefes nefese kalmış sarışına baktılar.
J: "Beni Minho kucağında çıkardı"
Jisung, aldığı ilgiyi Felix'e nispet yapar bir şekilde söylediğinde delta sessizce gülümsemişti. Felix ise abisinin bu romantikliğine iğrenir bir şekilde yüzünü buruşturdu.
F: "Bana da yemek verin yah! Yediğim her şeyi merdivenlerde sindirdim"
_________________
Sorry guys
Jiji büyümeden smut yok size 🥲 böyle soft devam edelim en sevdiğim en sevdiğimmmm

