İçeriğe geç

Want So BAD (MinSung Omegaverse)

Bölüm 20 · 7 dk okuma

Want So BAD (MinSung Omegaverse)

Bölüm 20

Lee Jisung

İyi Okumalar 🦋

________________

~jisung~

Ağlamak üzereydim. Elimin içi sürekli stresten terliyordu. Hafif kıvırcık tutamlarım güzel durmuyordu. Üzerimdeki kıyafet aşırı sıcak tutuyordu ve ben evleniyordum.

Hizmetliler tekrar saçımı düzeltmişlerdi. Başımın üzerinde o kadar çok insan vardı ki kalbim sıkışıyordu.

"Bu oda niye bu kadar havasız! Camları açın bayıltacaksınız çocuğu"

Mija ajumma'nın sesini duyduğumda gözlerim tekrar dolmuştu. Ajumma üzerindeki tatlı hanbokunu tutarak camlara doğru adımlamış ve onları açmıştı.

Sonunda yüzüme soğuk hava çarptığında yaşadığımın farkına varmıştım. Biraz daha böyle kalsaydım kesin bayılacaktım.

"Düğün başladı. Hazır mısın evladım"

Mija ajumma etrafımdaki hizmetlileri itekleyerek benden uzaklaştırdığında bu hareketine gülmeden edemedim.

J: "Değilim ajumma. Ayağa kalkarsam bayılacağım"

Ajumma gülümseyerek sırtımı okşamıştı. Gerçekten çok paniklemiştim. Yürümeyi bile bilmediğime emindim.

"Düğününde bayılamazsın kalk bakayım ayağa"

Elimi tutarka beni ayağa kaldırmış ve bakışlarını memnun bir şekilde üzerimde gezindirmişti. Boğazımdaki şey beni çok sıkıyordu ve üzerimdekiler sanki hiç yakışmamıştı.

"Çok güzel olmuşsun.."

J: "Ajumma gerçekten mi? Denediğimde kıyafet güzeldi. Ama şimdi hiç yakışmadı gibi"

"Çok güzelsin.. hadi herkes sizi bekliyor"

Ajumma aceleci bir şekilde elimi bırakarak odadan çıkmak için kapıya doğru adımladığında tam o anda kapı açılmıştı.

Minho, Mija'nın geçmesine izin vererek kapıyı onun arkasından kapatmış ve orada dikilerek bana bakmıştı. Çok yakışıklıydı... kelimelerle anlatamayacağım kadar çok yakışıklıydı.

Sanırım gözünün üzerine gelen saçlarını biraz kesmişti. Böylece o keskin bakışlarını daha net görebiliyordum.

Gözlerimde olan gözleri usulca ayaklarıma kadar indiğinde beni süzmesi bile kalbimin yerinden çıkmasına yetiyordu.

J: "Bakma bana! Bayılacağım galiba. Evlenmiyorum ben"

Bu halime gülümseyerek hızla yanıma yaklaşmış ve beni elimden tutarak kendisine doğru çekmişti. Zaten yeterince sıcaktı üzerimdekiler yüzünden, biraz da onun göğsüne yapışmak ısıtıyordu vücudumu.

M: "Sakin ol güzelim. Her şey çok güzel olacak. Çünkü içinde sen varsın"

Dolu gözlerimi gözlerinden kaçırarak derin bir nefes almaya çalıştım. Her şeyin güzel olacağı, bayılmayacağım anlamına gelmiyordu. Sabahtan beri hiçbir şey yememiştim bile.

J: "Hemen bitsin Minho. Ben çok gerildim"

Deltanın boşta kalan eli saçlarımı okşamak adına havaya kalktığında hemen elini tutarak indirdim. Bu saçları yapmak için 5 saat sandalyeye hapsetmişlerdi beni. Bozmasına izin veremezdim.

J: "O saçların yapılması ne kadar sürdü biliyor musun?"

Bu tavrıma gülerek başını onaylar anlamda sallamış ve bu sefer uzun parmaklarını çene hattıma sarmıştı.

J: "Minho tacını takmayı unutmuşsun!"

Paniklemiş bir şekilde konuştuğumda parmaklarıyla çenemi sıkarak beni kendisine doğru çekmiş ve burnunu boynuma yaklaştırmıştı.

Dudaklarımı birbirine bastırarak olduğum yerde sessizce durdum. Sıcak nefeslerinin boynuma çarpmasını hissediyordum. Ben bugün gerçekten bayılacaktım.

Bana yaklaşmasına bile bu kadar heyecanlanırken gece ne yapacaktım hiçbir fikrim yoktu. Ben deltayla evleniyordum!

M: "Heyecanlanmış şeftali kokuyorsun"

J: "Tacın yok diyorum!"

Ben her şey mükemmel olsun diye çabalarken o, kendi keyfindeydi resmen. Omuzlarından tutarka onu kendimden uzaklaştırdığımda gözlerimin içine bakmıştı tekrardan.

M: "Tacımı sen bana takacaksın"

Kaşlarımı anlamaz bir şekilde çatarak başımı yana doğru eğdim ve yüzüne baktım. O bir kraldı, ben ise bir prens.

Ben kendi krallığımı bırakıp artık bu krallığın kralı olacaktım. Sonuç olarak tacı Minho bana takmalıydı ve onun başında kendi tacı olmalıydı.

M: "Ben böyle olmasını istiyorum. İkimizin de eşit güçlere sahip olduğunu görmelerini istiyorum. Kral olmam hiçbir şeyi değiştirmiyor"

Sesli bir şekilde yutkunarak başımı onaylar anlamda salladım. Şimdi de buna heyecanlanacaktım. Heyecanlanacak o kadar şey vardı ki, sırayla hepsine teker teler panikliyordım.

J: "Yah ellerim terliyor! Yeter ağlayacağım"

Ayağımı sinirden sert bir şekilde yere vurarak konuştuğumda istemsizce gözümden bir damla yaş akarak yanağımdan aşağı süzülmüştü.

Çeneme kadar inen damlayı delta işaret parmağının tersiyle hemen silmiş ve bileklerimi tutarak ellerimi dudaklarına yaklaştırmıştı.

Gözlerimin içine bakarak heyecandan terleyen ellerime soğuk bir şekilde üflediğinde gözlerim biraz daha dolmuştu.

Minho beni çok güzel seviyordu. Bakışlarıyla bile seviyordu. Ama ben hala içimdeki duygulardan çekindiğim için ona yeterli değilmişim gibi hissediyordum.

Onun bu sevgisini hayal kırıklığına çevirmek istemiyordum. Her ne kadar onunla ilişkiye hazır olmasam da, o beni bu denli güzel severken nasıl onu reddedebilirdim ki?

Ellerime üflemeyi bırakarak parmaklarımızı içiçe geçirmiş ve kapıya doğru yürümeye başlamıştı. Attığım her adımda kusacakmış gibi hissediyordum.

Kapıyı açtığında ve düğün salonuna doğru yürüdüğümüzde bile hala nefes alamıyordum. Onca kralların, kraliçelerin önünde ne yapacaktım ben. Tek istediğim rezil olmamaktı.

M: "Çok gerilirsen elimi sık. Ben seni o gergin ortamdan kaçırırım tamam mı?"

Deltanın sesini duyduğumda daha yeni anlamıştım düğün salonuna vardığımızı. Başımı onaylar anlamda salladım. Çünkü konuşacak durumda değildim.

Ellerimizi ayırdığında kaşlarımı çatarak, muhtaç bakışlarla ona baktım. Elimi tutması bana fazlasıyla güç ve özgüven veriyordu.

Tek elini sanki reverans yapacakmış gibi beline yaslayıp, diğer elini bana doğru uzattığında, elimi elinin içine bıraktım.

Salona inen, kırmızı halıyla süslenmiş merdivene doğru adımladığında önce derin bir nefes aldım ardından onun adımlarını takip ettim.

Merdivenin başında gözüktüğümüzde aniden kopan alkışlarla irkildiğimde Minho, parmaklarıyla elimi okşamıştı.

Böyle yapması her seferinde gözümü dolduruyordu. Ağlamamak için etrafa bakındığımda ilk olarak bakışlarım annem ve babamı buldu.

Annem ağlayarak bizi alkışlarken babam aşırı ciddi gözüküyordu. Annemin karnı biraz daha büyümüştü sanki. Çok tatlıydı.

Sonra ise bakışlarım arkadaşım, Seungmin'i bulmuştu. Kesinlikle hiçbir şeyden haberi olmadığı için şu an çıldırdığını biliyordum.

Merak ediyor olmalıydı aniden neden delta ile evlenmeyi kabul ettiğimi. Onunla konuşacak o kadar şeyim vardı ki. Bunu düşünmek beni gülümsetmişti.

Bizi durmadan alkışayan Mija ajumma ve Felix'i gördüğümde gülümsemem daha da büyüdü. Bizi o kadar içten alkışlıyorlardı ki ellerinin acıdığına emindim.

Merdivenin son basamağını da indiğimizde gülümseyerek Minho'ya baktım. O zaten çoktan bana bakıyordu..

Sandığım kadar korkutucu değildi. Aksine şu an çok iyi hissediyordum. Bunu anlamış olacak ki beni biraz daha kendisine doğru çekmişti.

Bize doğru yaklaşan iki muhafızı ve onların önünde yürüyen yaşlı adamı gördüğümde evlilik yemini edeceğimizi anlamıştım.

İşte kalbim tekrar koşuya çıkmaya başlamıştı.

Bize yemini ettirip, bizi evli kılacak yaşlı bilge önümüzde durduğunda muhafızlar onun iki yanında dizleri üzerine çökmüş ve kırmızı minderin üzerindeki taçları başlarının üzerlerine kaldırmışlardı.

Minho aniden elimi bırakıp bana doğru döndüğünde ben de afalladığımı belli etmeyerek ona doğru döndüm.

Yaşlı bilge elindeki küçük kasedeki krallık suyunu Minho'ya doğru uzatmıştı. Her krallığın kendine özgün evlilik yemini vardı ve ben Lee krallığının yeminiyle tanışacaktım bırazdan.

M: "Adımı taşıyan Krallığım kadar yüce bir yemin ediyorum. Her zaman sığınacağın olacağım, savaşımda, zaferimde, yenilgimde hep senin yanında olacağıma yemin ediyorum. Kanım, tacım, ruhum artık senindir Lee Jisung"

Dudaklarından çıkan her kelime kalbime saplanan bir hançer gibiydi. Söyledikleri o kadar içtendi ki gözyaşlarıma hakim olamıyordum.

J: "Adın benim adım, kaderin benim kaderimdir artık Majesteleri. Kanına, ruhuna, tacına bağlı kalacağıma yemin ederim"

Ağlıyordum.. evlilik yeminimi ağlayarak ediyordum. Sonrasında havalı davranmadığım için kendime kızacaktım ama Minho bana bu kadar güzel bakarken nasıl ağlamayabilirdim ki.

Söylediklerime gülümseyerek gözlerimden akan yaşları bıkmadan usulca teker teker silmişti. Deminden beri bizi alkışlayan kalabalık yeminlerimizi duymak için öyle sessizleşmişti ki sanki sadece ikimiz vardı.

Sadece ben ve deltam..

Minho gülümsemesini soldurmadan baş parmağını yaşlı bilgenin uzattığı suya daldırmış ve ıslak parmağının dudaklarımın üzerinde gezindirmişti.

Bu asla yeminimizin bozulmaması anlamına geliyordu. Lee krallığının düğün geleneği çok güzel ve anlamlıydı.

Delta, ıslak parmağıyla dudaklarımı ıslatmış, lakin parmağını dudağımın üzerinden çekmeden elini yanağıma yaslayarak dudağımın kenarında durdurmuştu parmağını.

Ardından ise boylarımızı eşitlemek adına üzerime doğru eğilmiş ve geçen sefer yaptığı gibi, arada parmağı olmasına rağmen dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı.

Eli, diğer yanağımda olduğu için kimse, dudaklarımızın arasında parmak olduğunu görmüyordu ama ben onu hissetmek istiyordum.

Hızla elimi kaldırarak yanağımda duran eline sardım ve onun parmağını dudaklarımızın arasından çekerek dudaklarımı öne doğru uzatıp onun dudaklarına bastırdım.

Kalbimde küçik bir patlama olduğuna yemin edebilirdim. Onun sıcacık dudaklarına temas etmek tüm vücudumu titretmişti.

Dudaklarımın üzerindeki dudakları gerildiğinde anlamıştım benden böyle bir hareket beklemediğini ama ben onu öpmek istemiştim.

Kulağımda çınlayan alkış seslerini duyduğumda Minho, usulca dudaklarımdan uzaklaşmış, lakin sanki gözleriyle beni öpmeye devam etmişti.

Bakışları o kadar derindi ki, düğün boyunca onun gözlerine bakamayacaktım artık sanırım.

M: "Dudakların titiryor heyecandan"

Titrediğini belli etmemek adına hemen dudaklarımı birbirine bastırdığımda bu sefer kalbim titremeye başlamıştı.

Minho ile göz teması kuramıyordum ve ona bakamıyor olmak beni daha da geriyordu. Aniden uzun boyuyla önümde tek dizi üzerine çöktüğünde dudaklarım aralandı.

Yanımda duran muhafız, Kralın tacını bana uzatmasaydı, ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde donup kalacaktım.

Hızla tacı iki elimle de dikkatli bir şekilde tuttum ve önümde dizi üzerinde çökmüş eşimin başına yerleştirdim.

Ayağa kalkmadan başını kaldırmış ve alttan gururlu bakışlarıyla bana bakmıştı. Dudaklarımı birbirine bastırarak güldüğümde ayağa kalkmıştı.

Ben de tacımı ondan almak adına eğilecekken elimi tutmuş ve bunu yapmama izin vermemişti.

Ne olduğunu anlamaya çalışarak kaçamak bakışlarımla gözlerine baktığımda eğilmeme dahi izin vermeden tacımı aldı ve başıma yerleştirdi.

M: "Lee Jisung"

_______________

Eee bunlar evlendilerr

Sırada kim var kimi evlendirelim. Aranızda evlenmek isteyen var mı? Skdmlsmdldöfd

Bölüm sonu

12 yorum