İçeriğe geç

Vuslat

Bölüm 3 · 30 dk okuma

Vuslat

Bölüm 3

Bölüm 3

Bölüm 3

Birbirimizi Anlamaya Çalışsak da, birbirimize o kadar da benzemiyoruz.

-Lorie

Bölüm şarkıları

Arabella - Arctic Monkeys

Flawless - The Ngbd

Lucidity- Soen

Bu oydu. Mezarlıkta karşıma çıkan. Barlas Santino Avara tam karşımda Scorpion'un sahibiydi.

Elim ayağım tutmuyor gibiydi. Uzuvlarımın uyuştuğunu hissettim. Yutkundum ama kupkuru olan boğazım ıslanmamıştı bile. Nasıl bir ifadem vardı tam olarak dışarıdan bilmiyordum ama bu onu eğlendirmişe benziyordu.

Kendimi toparlamam için bana izin verdi.Gözlerimi açıp kapadım,derin bir nefes alıp konuşabileceğime karar verip dudaklarımı araladım "Buranın sahibi sen misin?"Bana bir zafer elde etmiş şekilde gülümsedi. Koltuğundan kalktı. Ağır adımlarla karşıma dikildi.

"Evet burası" derken işaret parmağını daire çizer gibi dik bir biçimde döndürdü. "Benim." dedi sahiplenircesine.

Dudaklarım bu sefer gerçekle yüzleşmenin verdiği şokla aralanmıştı.

Ellerimi saçlarımdan geçirdim. Dağılıp,dağılmaması umurumda değildi. Sinirle karışık şokla "Bu nasıl olabilir ya!" diye bağırdım. Tepkime şaşırmışa benziyordu. Elini indirmişti. Ellerini cebine sokmuş beni izliyordu. Bir ileri bir geri yürüyerek volta attım aynı zamanda 'Nasıl,nasıl,nasıl' diye mırıldanıyordum. Omzumda bi el hissedince refleks olarak elini tuttum.

"Bana sakın dokunma." buz gibi sesle onu uyardım. Elini çekti,yüzüme bakan bakışları hem şaşırmış hemde gülücek gibiydi.

"Otur,sakinleş ve konuşalım buraya dediğin sebepten geldiğini pek sanmıyorum." dedi kendi koltuğuna geçerken dolaptaki alkol şişelerinden viskiyi açıp,iki bardak aldı. Masasına koydu ikisinide doldurdu. Koltuğuna geçti. Bacaklarını iki yana açmış koltuğa yaslanmış bir kolunu, koltuğun tutma kısımlarına dirseğini yaslamıştı.Diğer eliyle de viskini yudumlarken gözleriyle oturmamı işaret etti.

Histerik şekilde güldüm çantamı karşısındaki deri koltuğa fırlatırcasına koydum. İki elimi masaya yaslayıp ona doğru eğildim. "Sen gerçekten seninle oturup birşeyler içeceğimi mi düşünüyorsun?" Tam konuşucakken lafını kestim. "Ne zamandır burası senin?" diyerek sorguladım.

Ellerim hala sinirden titriyordu. Bu adamın ya direkt başında olarak yada dolaylı olarak ailemin ölümüyle bir alakası olduğunu nerdeyse emindim.

Viskisini masaya sakince bıraktı. Dilini dudaklarında gezdirdi,gözlerime bakmayı bırakmıyordu. Aynı şekilde bende gözlerimi kaçırmıyordum.

Ellerini birbirine geçirip iki dirseğinide koltuk tutunma yerine koydu "Yapılışından beri benim,mimarisiyle,düzeniyle bizzat kendim ilgilendim."dediğinde dudaklarımdan bi 'hah' çıktı. İstifini bozmadan bakmayı sürdürdü. Aklıma o an 3 sene önce bu mekana gelişimde dediğim sözü hatırladım 'Buranın sahibi tanımıyordum ama mimarisini nasıl tasarladığını konuşmak isterdim.' demistim. Şuansa mimarisini bırak konuşmayı doğru düzgün konuşamıyordum bile.

Gözlerimi kırpıştırdım. Elimi masaya vurdum. "Bu saçmalık üs-üstüne bile değil burası." öfkeyle soludum.

Bana gözlerinde bir ışıltıyla baktı. Hafif çıkan sakallarını kaşır gibi yaptı. Gülümsemesi genişledi. Hoşuna gitmişe benziyordu. Onu araştırdığımı istemeden ağzımdan kaçırmıştım. Hatta bu onu önceden biliyormuş gibiydi.

"Çoğu sahip olduğum yer adıma değil üzerinde çalışılmış sahte kimlik yada çok güvendiğim dostlarımın üzerine. Bu tarz yerlerle anılmak malum iş adamı kişiliğimi bozar parıldayan ışık." imayla söylediği lafla gözlerimi devirdim.

Ellerimi masadan çektim. Göğüsümün üstünde kavuşturdum. Gözlerimi kıstım. "Nelerin peşinde olduğun beni pek ilgilendirmiyor." Gözlerine odaklandım. "Senden ve bu mekandan" diyip onun az önce yaptığı gibi işaret parmağımı döndürdüm."öğrenmem gerekenler var." diyip parmağımı indirdim.

"Ne istiyorsun benden" beni taklit etti "ve bu mekandan parlayan ışık?" derin nefes alıp çantamı az önce fırlattığım koltuğa geçip bacak bacak üstüne attım,arkama yaslandım.

Gözlerim önümdeki tabloya dalarken konuşmaya başladım. "Bundan 3 sene önceydi,hayatımın toz pembe olduğunu her şeyin mükemmel olacağını düşündüğüm zamanlardı.Sanki başıma gelebilecek en kötü şey tırnağımın kırılması,topuklu ayakkabımın kaybolması sanardım. Taki o güne kadar. " yutkundum devam ettim. "16 Temmuz gecesi hayatta varolup,neşe saçmama sebep olan iki kişiyi kaybettim. Canlarımı,can parçalarımı öylece yanan evimizde kaybettim. Annemle babam." konuşmakta zorlanıyordum yinede konuşmaya devam ettim bu adamın karşısında zaafımın olduğunu belli etmek,bütün sinir uçlarımı aynı anda uyarıyordu.

Ona doğru baktım "O gece burdaydım Scorpion'da üniversiteden arkadaşlarımla vakit geçiriyorduk. İnanır mısın o gece eve gidene kadar doğru düzgün hiç bir şey hatırlamıyorum." dediğimde bana ciddi manada şok olmuş gibi baktı.

Kafasında bazı şeylerin oturduğunu hissettim.

Dudaklarını aralıcakken elimle onu susturdum. "Bir fikrin var mı yoksa sen mi yaptırdın? Ailen bu işin içinde mi bilmiyorum ama araştırıyorum. Bir tek burda yaşananlar bulanık öyle çokta içmedim. Bünyem zayıftır ama ne içersem ne yaşayacağımı biliyorum. O gün ben uyuşturulmuş gibiydim. Kendi ailemin ölümüne bile ertesi akşam ancak tam tepki verdim. O gece bana noldu? Burada mıydın veya ne olduğunu biliyor musun?"

Parmaklarını masaya vurmaya başladı. Düşünceli,sinirli bir çok duyguyu barındırıyordu şu an. Derin nefes alıp verdi. "Ben o gün mekandaydım. Biriyleydim bi kızla. Benim mekanıma kimse dediğin türde maddeler sokamaz. Herkes aranır didik didik. 3 sene önceki çalışanlarımın çoğu çıktı. O akşam Ceyhun vardı. Oda çıktı ama bir şekilde öğrenicem. Ama seninle bir anlaşma yapıcaz." diyip masaya vurmayı kesti.

Kaşlarımı çattım "Ne anlaşmasından bahsediyorsun? Nasıl bir anlaşma bu?" birde oturup anlaşma yapıyordum kabus gibiydi her şey.

Viskini bitirdi.Dirseklerini masaya yaslayıp,parmaklarını birleştirdi. İşaret parmağını alt dudağına sürttü.

"Anlaşma basit,ben seninle o gece için bilinmeyenleri çözmene yardımcı olucam. Sende benim için bir şey yapacaksın. Misilleme gibi düşünebilirsin Parlayan ışık" yine o sinir bozucu sırıtması sarmıştı yüzünü.

"Pekala ne yapıcam? Seninle bir şeyler yaşamamı istiyorsan eğer kalsın, ben kendi başıma hallederim." dedim sinirle.

Bu ona fazla eğlenceli(?) gelmiş olacak ki gülümsemesi büyüdü.

"Ne istediğimi günü gelince öğrenirsin. Benimle bir şeyler yaşamanı istesem şuan burda konuşuyor olmaz,yatakta altımda olurdun." Beni gözleriyle baştan aşağıya süzdü.

Kaşlarım çatıldı."Olmayacak şeyleri düşleme Santino. Dünya üzerinde tek sen kalsan,yine de senin yatmam." dedim karşılık olarak. Ağzının içinde bir şeyler mırıldandı ama duyamadım.

"Bana santino demene gerek yok. Barlas de. " diye buyurdu.

Bacağımı ritim tutar gibi yere vurup duruyordum. Genelde stres yaptığımda yaşadığım bir durumdu. Şuandada stresin en sonunu yaşıyordum.

"Tamam anlaşalım. Zamanı gelince öderim. Ne zaman halledicez bu işi?" dedim.

Biraz düşündü."İki gün sonra olur mu? Yarın önemli bir davete katılmam gerekli ailecek olan bir plan,imajım açısından önemli"diyerek cevapladı. "Yarın olmalı,bekleyecek vaktim yok. Yeterince bekledim sen ciddiye almıyor musun bu durumu? 3 sene diyorum,senin mekanın diyorum." sesimi yükselttim.

Bitmiş viskisini doldurdu. İstemsizce ellerini inceledim. Yapılı olan vücuduna uyuyordu. Güzeldi elleri.

"Yarın davete gel o zaman."

Anlamayarak baktım "Ne?" çıktı ağzımdan.

Viski şişesini bıraktı. Büyük bir yudum alıp,bardağı elinde tutmaya devam etti. "Benimle davete gel,çıkışında gidelim bir şeyler öğrenmeye çalışalım." diyip omuz silkti.

"Seninle davete gelmem. Orada bir sürü muhabir,magazinden birileri, dedikodu için gelmiş insan toplulukları var. Adımın bir 'iş adamı' gibi görünen,narkotik şube başının oğluyla andıramam. Bilirsin ya imajımı korumam gerek." diyip sonda laf soktum.

Dudaklarını gülmemek için birbirine bastırdı. Bu adam sinirlerimle oynamak için varolmuştu. Boğazını temizleyip hafif öne eğildi oturduğu koltukta. "Sen bilirsin parlayan ışık,öncesinde müsaitliğim yok. Ya davete gelirsin" kendini baştan aşağıya işaret parmağıyla gösterdi. "bu adamla anılmayı göze alırsın bir gecelik. Ya da bir gün daha sabredersin." diyerek oda bana laf sokmuştu.

Sinirle 'ofladım'. Ellerimi çıtlattım. Beni bu süre zarfında dikkatlice izledi. Bir anda viskisini dikleyip,bitirdi.

Ayağa kalktı. Üstünü düzeltirken,naptığını anlamaya çalışarak ona baktım. Masasının orda bulunan çekmecelerden birini açtı,içinden küçük kağıt gibi bir şey aldı. Aldığı kağıt gibi şeyi bana doğru uzattı. Elinden aldığımda bunun bir kartvizit olduğunu gördüm.

Siyah bir kartvizitti,Gümüş yazılarla 'Barlas Santino AKAVA' yazıyordu ve altında cep telefon numarası.

Konuşmama izin vermeden,Gözlerime bakıp "Burada numaram var. Fikrini yarın sabah bana bildir. İyi düşün parlayan ışık. Şimdi işlerim var. Seni görmek güzeldi. Görüşmek üzere." diyip göz temasını kesti,yanımdan hızla kapıya yürüdü. Kapıyı açık bırakarak buraya gelirken kullandığım koridordan kayboldu.

Şaşırmış şekilde birdaha kartvizide baktım. "Görmek güzelmiş,benim için neden aynı şeyler geçerli değil acaba?" diye söylenip,ayağa kalktım. Çantamı elime aldım,kartviti içine koyup kapattım. Açık olan kapıdan bende asansöre yürümeye başladım.

Asansöre gelince, gelirken farketmediğim bir detay farkettim.

Bu kattaki asansörde kart okutma yoktu. Demek ki buraya onun dışında gelen kişi yok sayılırdı. Asansörün düğmesine basıp,gelmesini bekledim.

Asansör kapıları geldiğini belli edercesine açılırken 'Hoşgeldiniz' sesi duyuldu. Bi an korkup etrafa bakınınca bunun asansörden geldiğini anlayıp kendi telaşıma göz devirdim. Sıfırıncı kata bastım. Asansörün büyük boydan aynasında suratıma baktım. Makyajım yerindeydi,rujum dışında. Çantamdan aceleyle dudak kalemimi alıp çerçeveyi düzeltmek için aynaya yaklaştım. Üst dudağımı bitirip,alta geçerken asansör kapısı açıldı ardından 'Sıfırıncı kat' sensörü tekrar duyuldu.

Asansörün girişinde,gördüğüm izbandut gibi olan adam vardı. Bana tuhaf gözlerle bakıyordu. Onu umursamadan hızlıca alt dudağımı bitirip, başımı 'ne var?' dercesine salladım.

Bişey demeden başını önüne eğdi. Sanki bakması suç gibi.

Dudak kalemimi çantama koyup,asansörden çıktım. Adam yer vermek için ateş değmiş gibi yana çekilince "Te allahım" diye söyleyenerek barın çıkışına yöneldim.

Gözlerim Barlas'ı aradı. Evet artık Barlas'tı.

Onu göremedim zaten yeterince detaylı da bakamamıştım. İçerisi beni iyice boğuyor gibiydi. Adımlarım hızlandı sonunda çıkış kapısına gelince kapıya uzandım. Bi el,kolumu tuttu.

"Pişt güzellik, nereye böyle ya?" dedi. Kafamı çevirip baktığımda içmekten feri kaymış,sarışın bir adamdı. Otuzlarında olduğu belliydi. Konuşurken nefesinden yayılan ağır alkol kokusu midemi bulandırmıştı. Kolumu çekmeye çalıştım. "Bırak beni hayvan herif!" diyerek bağırdım.

"Ama neden böyle yapıyorsun güzelim gel eğlenelim." beni çekiştirmeye başladı içeri doğru.

Onu ittirip,küfürler ediyordum. "Allahın cezası, şerefsiz bırak be beni!" kafasına yumruk attım sertçe. Yani bana göre sertçe olan bir yumruktu,adama işleseydi tabii.

Yumruk etki etmese bile bu onu sinirlendirmişe benziyordu. Bi anda çenemle birlikte,yanaklarımı tek eliyle kavrayıp sıktı. "Bana bak kaltak,elin ayağın düzgün dursun alt tarafı eğlenicez." diyip bana ölümcül gözlerle baktı.

O an ışık hızında adamın elinin hem kolumdan hem de yanağımdan çekildiğini hissettim. O kadar hızlıydı ki. İki koruma biri izbandut olan adamı dövüyorlardı. Müşterilerin hiç biri ne dönüp bakıyordu,bakanlarında her zamanki olaymış gibi umurlarında olmuyordu.

Üstümden az önceki yaşadığım şoku atamamıştım.Kendime gelmek için derin nefes aldım. "Bırakın öldürüceksiniz!" dedim korumalara.

İkiside bağırışımı duyup durmuşlardı. İzbandut olan bana baktı. "O zaten ölücek,patron sağ bırakmaz." dedi. İkiside adamın kollarından tutup bi yere doğru götürdüler. Bugün yaşadıklarım fazlaydı,çok fazla.

"Sizin kaçık patronunuz ona hiçbir şey yapmayacak." arkalarından bağırdım. Ama beni umursayıp arkalarına bakmadılar bile gözümün önünden kayboldular. Burdan artık çıkma vaktimin geldiğini hissedip kapıya doğru bu sefer hızlı adımlarla değil,koşarcasına gittim.

Kapıdan sağ salim çıkınca gözlerimi kapayıp temiz havayı soludum. "Nihayet" diye mırıldandım.

Biri tekrar koluma temas edince irkilip gözlerimi açtım. Tutan kolunu sıkıca tuttum. Kişiye baktığımda girişi kontrol eden adamlardan biriydi.

Kolundan temasını kestim. Oda kolunu çekti. "Kusura bakmayın hanımefendi, korkutmak değildi amacım. Patron size taksi çağırmamızı istedi. Taksiniz geldi." diyip işaret parmağıyla karşıda duran taksiyi işaret etti.

"Teşekkürler,siz kusura bakmayın biraz hassasım" gülümsedim. Adam başını anlayışla sallayıp gözlerini başka yere çekti.

Çantamı sıkıca tutup taksiye geçtim. Camdan Scorpion'a bakarken,tüm görevli adamların taksiyi izlediğini farkedip şaşırdım. Gözlerimi camdan çekip taksiciye "MecidiyeKöy,Yıldız sokak" yolu söyledim. Taksici tek kelime etmeden başını salladı. Aracı çalıştırdı. Bende sonunda saatlerdir hiç bakmadığım telefonuma bakma fırsatı buldum.

Ama bakmaz olaydım. Saat 1.30'a geliyordu. Telefonumda bir sürü cevapsız arama,mesaj vardı. Ben o mekanda ne ara bu kadar zaman geçirmiştim?Farketmemiştim bile.

Telefonuma arayanlara baktığımda çoğunluk Çağındaydı. 27 Cevapsız arama ,10 tane mesaj. Alçin 3 kere aramış,30 tane de mesaj atmıştı. Delfinle Tuna da aynı şekilde bir kaç kere aramışlardı. Sıkıntıyla ofladım. Çağın'ın numarasını arama yerine yazıp telefonu kulağıma götürdüm.

Stresten yine bacağımı vuruyordum, bir yandan dudaklarımı ısırıyordum.

Saatlerdir bana ulaşamıyordu. Nasıl bir tepkiyle karşılaşacağımı bilememek daha da gerilmeme sebep oluyordu.

Telefon max iki kere çaldıktan sonra açıldı. "Meyra Nerdesin sen!" diye bir kükreyiş gelince, telefonu istemsizce kulağımdan uzaklaştırıp; yüzümü buruşturdum. Bağırışı takside duyulunca,taksici dikiz aynasından anlık baktı.

Ona şirin olduğunu düşündüğüm bir gülümse yapıp,telefonun hoparlör kısmına elimi koyup kısık sesle "Zor bir döneminden geçiyor ondan gergin." dedim. Adam cevap bile vermeden yine önüne baktı. Tepkisizliğine gözlerimi devirdim. Telefonda bağırmaya devam eden Çağın'ın daha da çıldırmasını engellemek için telefonu hızla kulağıma geri koydum.

"Kızım cevap versene nerdesin? Bir şey mi yaptılar s-" lafını kestim. "Abicim" dedim.

"Ne diye cevap vermiyorsun Meyra? O telefonu açıp napıyorsun sen?!" Derin nefes aldım. "Abicim şu an taksideyim,her şey yolunda bi 20-25 dakika içinde evde olacağım. Gelince konuşuruz." cevap vermesine izin vermeden yüzüne kapattım.

Taksiciye tekrar göz ucuyla baktığımda umurunda değilmişim hatta ben burda yokmuşum gibi bi haldeydi. Telefonum ardı ardına titriyordu. Kaldırıp tekrar baktığımda Alçin mesaj atmıştı. Telefon şifremi yazıp '9999' uğurlu sayım diye yaptığım bir şeydi. Art arda yazdığı mesajları okudum. 'Abla abim çıldırdı, nerdeysen konum at','Sana diyorum abla abim evin içinde deli dana gibi tur bindiriyor resmen gel artık!','Abla babaanne gibi söyleniyor kafayı yedi kafayı!'. Ve sayısız abla diye yazmıştı.

Hafifçe kıkırdadım yazdıklarına. Çağın gerçekten endişelenmişti. Buda benim yandığımın işaretiydi. Alçin'e 'Yoldayım.' yazıp canlı konum yolladım. Bana saçma sapan japon bebekli bir çıkartma yolladı. Bu çıkartmalara bayılıyordu gerçekten!

Görüldü atıp,telefonu kapattım.Çantamı açtım. Kartviziti içinden alıp tekrar inceledim.Arkasını çevirince arkasında hologramlı,karanlıkta parlayan bir akrep olduğunu gördüm.Bu desen ilk baktığımda yoktu. Elimi üstüne siper gibi yapıp daha dikkatli baktığımda, iyice parladığını gördüm.

Çok güzeldi. Gerçekten güzel fikirdi. Karanlıkta gerçek kimliğini ortaya çıkaran bir kartvizit.

Bu adamın zekasını bazen düşünmeden edemiyordum. Ve bu zekası bazı şüphelerimide beraberinde getiriyordu. Korkulacak biriydi, her yönden güçlüydü. Korkusuz olduğu suratından bile belliydi. Ama onun dışında hareketleri kibar,anlayışlıydı. Yani en azından ilk normal olarak oturduğumuzdaki izlenimine göre bana fazlasıyla kibardı. Bir o kadar da tuhaf bir adamdı. Adamlarının davranışları,kimsenin bana fazlasıyla bakmaması,bana temas eden adamın dövülüp götürülmesi. Bunlar mantıksızdı.

Birbirimizi tanımıyorduk bile bu adamın bu hassasiyeti fazlaydı. Herkese böyle olmadığı da barizdi.

Düşüncelerimle savaşırken,"Buyrun hanımefendi." dedi taksici. Evin olduğu sokağın başındaydık. "Borcum ne kadar?" cüzdanımı arıyordum. "Borcunuz yok,ödendi." dediğinde ellerim çantamda durmuş şekilde kafamı kaldırdım. Dikiz aynasından göz göze geldik.

"Ne demek ödendi?" diye sordum. Nefes verip "Patron ödedi hanımefendi buyrun." diyerek yeniledi. Sinirlenip cüzdanımı çıkardım içinden fazla bir miktar para çıkarıp oturduğum koltuğa bıraktım. Kapıyı açtım, çıkmadan önce " O patronuna söyle bidaha böyle jestler yapmaya kalkmasın, hoşlanmam" diyip taksiden indim. Kapıyı kapattım. Yürümeye başladım. "Bunlarla ne yapmaya çalışıyor bu adam?" diyerek söyleniyordum yine. Topuklarım boş mahallemizde yankılanıyordu.

Üstümde günün ve Çağın'la yaşacağım tartışmanın gerginliği vardı. Ayrıyetten yorgundum. İşten sonra Scorpion'a gitmek sanırım kötü bir fikirdi.

Evimizin önüne geldiğimde salonun ışıkları yanıyordu. İkiside salondaydı demek ki. Siyah dış kapıya iki kez elimi kaldırıp vurdum. İçeriden koşuş sesleri gelince Alçin'in açacağını anlayınca gerginliğim tuzla buz olup gitti. Kapı açıldı Alçin, turuncu saçlarını gelişi güzel topuz yapmış; ördekli pijama takımıyla ellerini beline koymuş şekilde bana bakıyordu.

Bu haline gülmeden geçemedim. Evde çocuğunu bekleyen bir anne gibiydi. Onu hafifçe ittirdim. "Çekil kuzu,çok yorgunum." Anne rölünden sıyrıldı. Neredeyse fısıldarcasına "Bence daha yorulmadın abla,abim seni gerçekten yorucak azarlarıyla." dedi. Omuz silkip topuklularımı bir köşeye fırlattım. Ayaklarımın ciddi manada pestili çıkmıştı.

Alçin'e bakıp kafamla salonu gösterdim geçmesi için. O salona geçeken bende çantamı askılığa astım şimdilik. Beni bekleyen ufak çaplı felakete doğru salona yürüdüm.

Salona girerken derin nefes aldım. Korkunun ecele faydası yok diyerek hızla girdim.

"Abicim" diyerek iki kolumu açarak ona doğru yürüdüm. Çağın hep oturduğu tekli koltukta dirseklerini dizlerine yaslamış,üstü hâlâ gömlekliydi değişmediği belliydi. Oda gergin ve sinirliyken ayağını yere vururdu. Biraz ırsiydi bizim bu huyumuz. Babamızdada vardı. Bana doğru hem sinirli hemde rahatlamış şekilde bakıyordu.

Kollarımı açmış dibine girmişken "Sırnaşma Meyra, sana çok sinirliyim. Sana dedim ki gidiceksen her şeyi haber ver bana. Sen naptın?" diyip ayağa kalkıp oda dikildi karşıma. Kollarım istemsizce iki yanıma düştü.

"Haber vermeyi bırak,telefonları bile açmadın Meyra. Naptın orada bu kadar meşgul olucak? Ne kadar merak ettiğimizin farkında mısın? Siktiğimin yerine gittim. Gittim ve oranın sahibi denen it içeri girişimi kabul etmedi. Önemli bir görüşmedeymiş. Ne konuştunuz bu kadar önemli Meyra?"

Yutkundum çok sinirliydi. Sinirinin hepsi bana mıydı? Yoksa Barlas'ın yaptığınında mı payı vardı? O adam ne diye abimi içeri almamıştı. Öfkemi kendine daha çok kazandırmaktan başka yaptığı bir şey yok.

"Abi bak otur,bir dinle yanlış bir şey yapmadım." diyerek söze başladım.

"Gittim mekana,bir şekilde onun olduğu kata girdim. Sahibi Barlas Santino Akava'ymış abi bunu nasıl farketmedik. O adam garip bir şekilde geleceğimi biliyor gibiydi asıl tuhaf olan oydu. Sonrasında oturduk konuştuk." Barlas'la konuştuğum her şeyi anlattım. Anlatmadan geçtiğim yerler sadece güvenliklerin,elemanların bana olan tavrı ve mekan çıkışı yaşadığım olaydı.

"Sonra taksiye bindim geldim. Telefona bakmayı akıl edemedim özür dilerim. Görünce ilk işim seni aramak oldu. Bir dahakine dikkat edicem." dedim tek nefeste.

Çağın bir anda bana sıkıca sarıldı "Çok endişelendim Meyra, o kadar korktum ki başına bir şey geldi diye. Bana emanetsiniz. Bu sorumluluğun altında ezildim diye çok korktum. Bir daha yapma abiciğim. Siz benim en değerlimsiniz." bende kollarımı sıkıca sardım.

"Abilerin en tatlısı mısın sen nesin böyle?" dedim şımararak.

Alçin izlemeye dayanamadı. "Ya bende istiyorum." diyerek nazlandı. Kollarımızın arasına girdi. Çağın "Kınalı yapıncağım ve küçük prensesim" diyerek güldü. İkimizinde başından öptü. "Bakın ikinizde benim için beş yaşındaki çocuktan farksızsınız. Bazen koruma içgüdüsüyle sizi boğuyor,kırıyor olabilirim. Ama sizi sevdiğimi hiç unutmayın leydiler." dedi.

Duygusal bir an yaşıyorduk. Çağın nadiren böyle içini döküp,duygularını belli eder,duygulanırdı.

Alçin duygusallık olunca ağlamamak için saçmalayan türdeydi. Ben mi? Ben ise ikisinin ortası yada hiç biriydim. Alçin yine Alçinliğini konuşturdu. Kollarımızdan çıktı daralmış gibi yapıp elini kendine yelpaze gibi salladı.

"Yeter bu kadar dram. Bizde seni seviyoruz abicim. Ben uyumaya gidiyorum yoruldum sizle yarım saat geçirince. İyi geceler." telefonunu koltuktan alıp kaçarcasına odasına gidip kapıyı kapattı. Bu haline güldüm,Çağın gözlerini devirdi.

"Babası kılıklı" diye mırıldandı homurdanarak.

Gülüşüm yüzümde dondu. Kollarının arasından çıktım.Çağın'a baktım. "Gerçekten onun kız versiyonu gibi " dedim buruk bir gülümsemeyle. Çağın da başını sallayarak onayladı.

Koltuğa geçip oturdum. Çağın'da tekli koltuğa geri oturdu. "O adamın sahibi olduğunu bilmemiz çok büyük bir hata. Demek ki iyi saklamış kendini şerefsiz. Ben detaylı tekrar bakıcam." diyip derin nefes aldı bir süre sustu."Barlas ve ailesinin şüpheli olduğunu unutmadın dimi?" dedi bir anda. Bir bacağımı büküp diğer bacağımı. altına yerleştirdim ona doğru baktım. "Evet farkındayım ama şüpheli olma sebeplerini bana hiç bir zaman net bir şekilde anlatmadın abi" diyerek sorguladım.

Bana düşünceli şekilde baktı. "O adam kafanı bulandırmıyor umarım Meyra. O aile tehlikeli yeterince delil toplayınca içeri attırıcam onları. Hemde ailemizin katili olarak. Üzülmeni istemiyorum Meyra.O adamla yarın davete gitmeni istemiyorum ama yine bildiğini okuyacaksın. Kendin yaşa ve gör sadece aklının kenarında hep kalsın baş şüpheli olduğu." yutkundum.

Tamam Barlas denen adamla hiç o anlamda bir şey düşünmedim. Ama fazla yakın olmakta iyi olmayacaktı. Mesafe iyiydi,her zaman.

Ayaklandım. "Merak etme abi, neyin ne olduğunu anlayabiliyorum. Davete evet ne desen de kendi bildiğimi okuyacağım. Gerçekleri bulmak için o adama ihtiyacım var. Bu iş bittiğinde bir daha yüzünü görmücem. Bende yatıyorum yarın işe gidicem tek sabah haberim var. İyi geceler abi." diyip çıktım salondan,odama yürüdüm.

Odamın kapalı olan kapısını açtım. Yorgunluk resmen akıyordu vücudumdan. Odama girip,kapıyı arkamdan kapattım. Telefonumun yanımda olmadığını farkettim ama şuan onu almaya gidecek mecalim yoktu. Makyajımı bile yarın sabah silicektim. Kıyamet alameti resmen.

Üstümdeki sabah giydiğim kıyafetleri çıkarttım. Sandalyeme koydum. Sütyenimi çıkarınca gelen rahatlama hissiyle gözlerimi yumdum.

Dolabıma doğru yarım yamalak adımlarla yürüdüm. Dolabı açıp elime ilk geçen oversize tshirtü üstüme geçirdim. Yorganı açıp,yatağa geçtim. Tableti komidinden aldım. Alarmı sabah 07:00'ye kurdum.

Tableti yerine geri koyup gözlerimi yumdum.

Yumamla gözlerimin önüme gelen o siyaha yakın kahve gözlerle geri açtım gözümü. 'Kafayı yedim iyice' diye mırıldandım kendi kendime. Gözlerimi geri yumup,uykuya doğru kendimi serbest bıraktım.

Alarm sesi kulağımda çınlıyordu resmen. Elimle tableti bulmaya çalışırken zaten kaçmaya meyilli olan uykum yok olunca sinirle 'of'ladım. Gözlerimi araladım,tableti bulup kapattım alarmı. Hazırlanmak,çıkmak için bir buçuk saatim vardı. Telefonumu almak için yataktan kalktım. Çağın çıkmış olmalıydı yada uyanmamıştı çünkü ev sessizdi.Alçin'in uyanmasına da bir saat vardı. Sessizce kapımı açtım. Yavaş adımlarla hole çıktım,askılığa yürüdüm.

Askılıktan çantamı alıp,geri odama aynı yavaşlık ve sessizlikte yürüdüm.Kapıyı arkamdan kapattım. Çantamı açıp telefonumu ararken halıma düşen şeyle halıma baktım. Kartvizitti. Telefonumu sonunda bulup,yere düşen kartviziti eğilip aldım.

Çantamı masama bıraktım. Yatağa geçip oturdum. Telefonumu açtım. Kartviziti diğer elimde döndürürken,vermem gereken kararı düşündüm.

Artıları, hedefime bir günde olsa erken başlayacaktım. Ailesini tanıma fırsatı elde edip,yakın kadraja alabilme şansım olucak.

Eksileri,bir gün daha elim boş beklicem. Bir daha böyle bir fırsat elime geçmeyebilir,magazine düşebilirim.

İkiside eşitti neredeyse.

Ama benim kaybedecek artık tek bir güne bile tahammülüm yoktu.

Kartvizitteki numarayı rehberime kaydettim 'Santino'. Ne kadar Barlas'ı tercih etsede Santino olarak takılı kalmıştı aklımda. Mesaj atmak için uygulamaya girdiğimde profil resmini gördüm. Hakkımda kısmında hiçbir şey yoktu. Profil resminde bir yatta güverte kısmındaydı. Bronz olan teni,daha bronzdu. Siyah saçları karışmış. Üstünde keten olduğunu düşündüğüm krem rengi bir gömlek, yarısı açıktı. Aynı renklerde altında şort vardı. Gözünde güneş gözlüğü.Tek eliyle de dümeni tutmuş. Kameraya düz bir ifadeyle bakıyordu.

Hemen fotoğrafından çıktım. Kendi profil resmime baktım.Bence yeterince güzeldi. Ne diyorum ben ya. Alnıma hafifçe vurdum yaptığım şeyi farkedip. Bildiğin adama kendimi beğendirmeye çalışıyordum.

Birde bu adama.

Elimi alnımdan çektim. Kendi profilimden çıktım. Tekrar onunla mesajlaşma kısmına girdim.

Ne yazılırdı? Nasıl söze başlamalıydım? Ellerimi klavyemde gezdirdim. "Merhaba ben Meyra" hayır sil. Defalarca yazıp sildim.

En sonunda kafamı toparlayıp aklıma yatan cümleyi yazıp,yolladım "Teklifini kabul ediyorum,bu gece davete geleceğim." yazıp yolladım. Telefonun sesini kapatıp yanıma fırlattım. Gerildiğim yaptığım davranışlardan biride buydu.

Mesaj geldiyse bile bakmadan odadan çıktım. Banyoya gidip makyajımı sildim,yüzümü yıkadım,düzleştiriciyi fişe taktım. Diğer işlerimi halledip çıktım. Bugün makyajımı şirkette makyözlere yaptıracaktım. Odama geri gelip,dolabımı açtım; mavi bir jean,beyaz saten gömlek,beyaz iç çamaşırları çıkarttım.

Üstümdekilerden kurtuldum. İç çamaşırlarımı giydim. Gözlerim sürekli telefondaydı. Pantolonla,gömleğide giydiğimde boy aynamın karşısına geçtim. Güzel görünüyordum.

Dayanamayıp telefonu yataktan alıp açtığımda Santino'dan bir bildirim vardı.

Hızlıca şifreyi girip mesaja tıkladım.

'Akşam 8'de hazır ol,kendim almaya geleceğim.' yazmıştı. Panik yapıcak herhangi bir durum yoktu. Görüldü atıp,telefonumu şarja taktım.

Banyoya geri yürüdüm. Saçlarımı önce taradım. Sonra saç spreyiyle hafifçe ıslattım. Isınan düzleştiriciyi saçlarımı ayırarak uyguladım. Yarım saat sonra işim bitmişti. Düzleştiriciyi fişten çektim. Dolabın üstüne bıraktım. Odama girip çanta askımdan büyük,beyaz çantamı aldım. İçine parfümümü,cüzdanımı,kulaklığımı son olarak da kişisel eşyaları koydum.

Makyaj masamın ön gözündeki takı çekmecesinden gold takılarımı çıkardım. Tek tek taktım.

Telefonumu şarjdan alıp bir taksi çağırdım.

Evden çıkmadan,mutfağa yürüdüm. Meyve sepetinden kırmızı elma aldım. Onu çantama koydum. Dış kapıya yürüyüp ayakkabılıktan beyaz stilettolarımı çıkardım. Onları ayağıma geçirip, dış kapıyı açtım.

Ses yapmaması için anahtarımla yavaşca kapıyı kapadım. Taksi de tam zamanında burdaydı. Taksiye yürüdüm,arka koltuğa geçtim. "Kolay gelsin,Aleg Şirkete." diyerek gideceğim yeri söyledim. Adam ufak bir kafa sallamayla taksiyi sürmeye başladı. Çantamdan kulaklığımı çıkarıp kulağıma taktım. Telefonumu açıp uygulamaya girdim. Lucidity- Soen açtım.

Telefonu kucağıma bıraktım. Elmayı çantamdan çıkarıp,yemeğe başladım.

Kafamı cama yaslamış düşünüyordum. Bu şarkı beni hem sakinleştirip,hem düşünmeme sebep oluyordu. Bu akşam napıcaktım? Nasıl geçicekti en ufak fikrim yoktu. Onunla muhtemelen ismimiz çift olarak anılıcaktı.

Onunla ben. Biz olarak. Düşüncelerimin gittikçe saçmaladığını farkedip,şarkıyı değiştirdim. Yol akıp giderken bitmiş elmamı çantamdaki ıslak mendile sardım,çantama koydum. Telefonumu açıp Delfin'e mesaj attım. 'Bugün planın var mı?' anında geri dönüş yaptı. 'Abinle olucaz aşkım' yazdı. Bu aralar aramız açık gibiydi. Bunuda düzeltirdim.

Taksi durduğunda geldiğimizi anlayıp ücreti ödedim. Taksiden inip,şirkete girmeden önce kulaklığımı çıkarıp çantama attım. Danışmadaki herkese selam verdim her zaman ki gibi.

Asansöre binip set katına bastım. Saate baktım.Yaklaşık bir 15 dakikam vardı. Asansör durunca hızlıca makyaj ekibinin bulunduğu yere geldim. "Selam aceleyle biraz yüzüme renk verir misiniz?" diyerek gülümsedim. Makyözlerimiz Serdal ve Burçindi. İşlerinin en iyisiydiler.

Burçin neşeli güler yüzlüydü. Serdal ise tam bir flörtözdü. Yönelimi kadınlar olsa kesinlikle banada yürürdü. Bazen şüphelenmiyor değildim.

Burçin yanıma yine şen şakrak geldi. "Hadi otur şöyle seni hazırlayayım." hazırlayayım demesine şaşırdım. "Serdal yok mu?" derken makyaj masasına oturdum,çantamı kucağıma aldım. Burçin seri hareketlerle yüzüme nemlendirici sürüp yaymaya başladı. "O hastalandı raporlu bir hafta yok biliyorsun nazlıdır,bir şeyi yoktur da doktordan zorla almıştır o raporu." diyip kıkırdadı. Bende ona katılıp gülmüştüm.

"Biraz tez canlı dayanamayıp erken gelir o,onun kadar işine aşık çok az insan gördüm" dedim.

Burçinde hak verircesine mırıldandı. İşini yaparken pek konuşmayı sevmiyordu. Tamamen işine odaklıydı.

Hızlıca yüzüme 15 dakika ne kadar iyi bir şey ortaya çıkarabilirse onu yaptı. Duru,pürüzsüz bir makyajtı. Aynada kendime son kez bakıp "Süpersin,eline sağlık Burçin" diyerek yanağından öptüm.

Gülümsedi "Hadi koş yayına başlamana 5 dakika kaldı." dediğinde çantamı elimde tutup kapıdan koşarcasına çıktım. Yan odada yayın odası olduğu için şanslıydım. Çantamı eşya yerine değil sette bir yere bıraktım.

Mustafa ve Sümeyye'ye "Günaydın" dedim. İkiside gülerek cevap verdiler.

"Evet arkadaşlar yayına son 3 dakika,Meyra masana geç." dedi Mustafa. Masama geçtim. Sümeyye kulaklığımı,mikrafonumu ve son olarak sunacağım haber listesini verdi. Son kez saçımı düzelttim. "Üç,iki,bir sendeyiz Meyra!"

Ekrana her zaman ki gülümsememi sundum.

"Herkese günaydın! Hepinize sağlıklı,mutlu bir gün dilerim. Ben Meyra Güneş. Bu sabah gözlerimizi tatsız bir haberle araladık. Ünlü fenomen,evinde ölü bulundu..."

"Bir haber bülteninin daha sonuna geldik. Sağlıkla kalın hoşçakalın. Yarın umutlu günlere uyanmak dileğiyle."

"Paydos!" dediğinde Mustafa, maskem düşmüş, yorgunluğum ortaya çıkmıştı. Saatlerdir konuşuyordum. Bir sürü acıklı,mutlu,kaoslu haber sunmuştum yine. Değişen bir şey yoktu.

Saat henüz 16:00'dı. Buda demek oluyordu ki 4 saatim vardı.

Bu süre zarfında eve gidip uyumaya karar verdim. Sümeyye yanıma doğru geldi. "Öğle yemeğine kalıcak mısın?" Esneyerek ona baktım. Cevabını almış gibi gülümsedi. "Tamam,anlaşıldı. Görüşürüz yarın o zaman. Dikkat et." diyip Mustafayla birlikte çıkışa yürüdüler.

Bende mikrafonu ve üstümdeki diğer aletleri çıkarıp masaya bıraktım. Çantamı zor da olsa bulup asansöre yürüdüm.

Asansörün düğmesine bastım. Telefonumu çıkarıp Alçin'i aradım. Gelen asansöre bindim sıfırıncı kata bastım. "Efendim abla?" diyerek telefonu açtı Alçin.

"Kaçta biticek dersin?" diye sordum.

"Son bir dersim kaldı,sonrasında bizimkilerle kahve içmeye gidicez 19:00 gibi evde olurum." bu iyiydi çünkü evde tek olucam demekti. "Tamam ben eve geçiyorum kuzu dikkat et." diyip kapattım.

Asansörden indim. Telefonumu çantama koydum. Danışmaya gidip taksi rica ettim. Şirketin girişinde taksiyi beklerken etrafı inceledim. Sık sık yaptığım şeylerden biriydi. Herkes kendi halindeydi. Ağustosa yaklaşıyorduk. Telefonumdan bir bildirim sesi geldi. Telefonu açıp baktım. Hale'dendi. Cuma gününe saat 18:30'a seans yazmıştı. Sıkıntıyla ofladım.

Görüldüde bıraktım. Korna sesi gelince kafamı kaldırıp baktım. Taksi gelmişti,taksiye bindim evi tarif ettim.

Sosyal medyaya girdim. Son aramalarımda Barlas Santino Akava vardı. Tekrar tıkladım. Bir hikaye atmıştı. Bakmakla bakmamak arasında kaldım. Kullanıcı adım beni tamamen açığa verirdi.

Ne olucaksa olsun diye düşünüp baktım. Bu merak insana her şeyi yaptırırdı cidden. Hikayesinde o arkadaş grubundakilerle dün akşam atılmış bir hikayeydi. Scorpiondalardı. Demek ki önemli dediği işi buymuş.

Ne önemli ama. Normal localardan daha özel olduğu belli olan bir masadalardı.

Barlas ağızında sigarasıyla kameraya bakıyordu. Yanında hep yanlarında olan o kız vardı. Barlas'ın koluna girmiş,gülümsüyordu.Diğer yanında kardeşi Bora vardı. Abisinin omzuna koluna atmış,gülümsüyordu. Kızın yanında ise fotoğraflardaki çocuk vardı. Elinde ne olduğunu çözemediğim bir alkolü ağzına dikiyordu,gözlerini kapamıştı.

Sinirle kapattım telefonu. Nasıl mutlulardı.

Mutluluklarını kıskanmazdım kimsenin. Hatta onların adına da mutlu olurdum. Ama o adam ve ailesi şüpheli konumunda oldukları halde nasıl böyle eğlenip,gülüyorlardı.

Telefonum titreyince şifreyi açıp baktım. Sosyal medyadan bir bildirimdi. 'Barlasantinoakava sizi takip etmeye başladı.' "Siktir ya" diye bir anda yükseldim. Taksici bana bakınca mahçupca ona baktım. "Kusura bakmayın." bir şey demedi taksiyi sürmeye devam etti.

Nasıl hemen farketmişti? Bakalı 5 dakika olmuş yada olmamıştı. Belki yanlış görüyorumdur diye tekrar tekrar yeniledim sayfayı. Gerçekten takip etmişti beni o kadar az kişiyi takip eden adam gelip beni takip etmişti.

Geri takip yapmadan ekranı kapattım. Etmek istiyorsa etsindi. Zaten aktif kullanmıyordum. Ama yakalananmanın verdiği utanç üstümdeydi.

Taksici durunca ücreti ödeyip indim. Anahtarımla evin kapısını açtım.

Arkamdan kapıyı kitleyip anahtarı, anahtar için olan bölümüne koydum.

Stilettolarımı çıkarıp ayakkabılığa yerleştim. Acıkan karnım isyan edercesine guruldayınca yemek yapmam gerektiğini farkettim. Yemek yiyip,vaktim kalırsa uyucaktım. Saat şuan 17:00'ydi. Odama gidip üstümdekileri çıkardım. Sonra üstüme sabah çıkardığım oversize tshirtü giydim.Çantamdan telefonumu aldım,saçımı gelişi güzel topuz yapıp mutfağa yürüdüm.

Çağın'a mesaj attım. 'Abi evdeyim,davete gidicem 8'de' yazdım. Mesajlara genelde görüldü atardı. Yüzyüze gelince konuşurdu. Mesaj kısmından çıkıp müzik uygulamasına girip 'Yasemin Morri- Nolur Nolur Nolur' u açtım.

Makarna yapmak için tencereye su koydum. Yağı koyarken şarkıya eşlik ettim "Bir adım atsan bana doğru,görüversen sonra beni." kalçalarımı sallayarak ritme ayak uydurdum.

Tuzuda koyup ocağın altını açtım.

"Esas söylediğim,bak ben zır deliyim. Ya benimsin yada ölüsün budur tek söylediğiimmm!" bağırarak eşlik ettim şarkıya. Elime tahta kaşığı almış mikrofon gibi davranıyor,dans ediyordum.

Su kaynamaya başlarken şarkıya hala eşlik ettim. Makarnayı kaynamış tencereye koydum. Altını kıstım. Şarkı bitince komple kapattım. Buzdolabından yoğurt ve mayonez alıp bir kase çıkardım . Makarna için sos hazırlamaya başladım. Yoğurdu koyup içine kekik nane birazda mayonez sıktım. Hepsini karıştırırken,makarna da hazır olmuştu.

Makarnayı süzdüm.Bir tabağa yiyeceğim kadarını koydum. Üstüne sosu bocaladım.

Bir kaşık çıkarıp,tabakla birlikte yemek masasına koydum. Kendime telefondan bir dizi açtım. Onu sabitleyip yemeğimi yedim.

Yemek bittikten sonra hepsini toparlayıp,temizledim.

Saate baktığımda çıkmak için iki saatim vardı. Uyuma işim yalan olmuştu.

Hazırlanmaya kıyafetten başlıcaktım ama ondan önce maşayı banyoya gidip fişe takıp ısınmasını sağladım. Odama hızlı adımlarla gidip dolabı açtım. Elbiselerimi dolaptan tek tek çıkartıp yatağıma koydum . Gideceğim yeri bilmemek kafamı karıştırıyordu. Tek bildiğim büyük bir davet ve önemli olduğuydu.

Siyah, uzun önü düz kayık yaka kolları hafif vatkalı, Arkası yukardan v şeklinde kalçamın iki cm üstüne kadar inen dekoltesi vardı. Göğüslerimin arkasından kalça hizama kadar inen parıltılı demirler sarkıyordu.

Yeterince iddialıydı. Bunu giymeye karar verip,üstümdekileri çıkarıp elbiseyi giydim. Herhangi bir fermuarı olmaması işime gelmişti.

Banyoya yürüyüp maşayı kontrol ettim. Isınmıştı. Topuzumu çözdüm. Saçlarımı taradım,ısı koruyucu sıktım.

Maşayla uçlarına maşa yaptım. Hafif,doğal bir saç olmuştu. Amacım da buydu bütün odak elbisede olucaktı. İşim bitince maşayı fişten çektim. Odama geri dönüp makyaj masama oturdum. O sırada saate baktım. 1 saatim kalmıştı. Yetişirdim.

Makyajımı da saçım gibi doğal yapıcaktım.Kapatıcıyı gözaltıma sürdüm,elmacık kemiklerimi belirginleştirdim. Pembe bir allığı hafifçe sürdüm. Aydınlatıcıyı ekleyip,kaşlarımı sabitledim. Dudak kalemlerimden nude,kahve karışımı olanla dudaklarımı çerçeveledim. Makyajımı pudrayla oturtup,sabitledim. Son olarak kirpiklerimi kıvırıp rimel sürdüm. Dudaklarıma da lip gloss geçtim.

Aynada son halime baktığımda iyi görünüyordum.

Takı çekmecemden küçük halka şeklinde pırlanta küpelerimi ve pırlanta bilekliğimi alıp,taktım. Parfümümü sıktığımda hazırdım. Saate son kez baktığımda 20 dakikam kalmıştı. Küçük siyah bir çanta aldım içine gerekli eşyaları koydum. Telefonumu elime aldım ve dış kapıya yürüdüm. Yürürken dış kapı açıldı. Alçin gelmişti. "Of be kimin ablası ne güzel olmuşsun,nereye böyle?" dedi.

Ona gülümsedim "Bir davete ablacım. Sen niye geç geldin?" diyip tek kaşımı kaldırdım.

"Sorma abla, bu İstanbul'dan bazen kurtulasım geliyor. Trafikten dolayı geç kaldım. Bu ne daveti?" sorgulama sırası anında ona geçmişti. Bu kız hep böyleydi her şeyi kendi lehine çeviriyordu. Kaldırdığım kaşımı indirdim elimle ona 'çekil' der gibi savurdum.

Ayakkabılığın önünden çıktı. Ona cevap verirken aynı zamanda siyah stilettolarımı aldım ayakkabılıktan "Önemli bir işim var o yüzden katılıyorum. Sen boşver ablacım geç içeri o gençlik dizilerini izle." dedim gülerek. Bana sanki küfür etmişim gibi baktı. "The Vampire Diaries bir gençlik dizisinden fazlası abla." savunma moduna geçmişti anlaşılan.

Onunla laf dalaşına girmemek için dış kapıyı açıp ona doğru öpücük attım.

Dış kapıdan çıktığımda evin önünde bekleyen arabayı görünce bir an durdum. Alçin arkamdan kapıyı kapamıştı. Kurt inine giriyormuş gibi hissettim.

Önümde siyah bir BMW M8 vardı.

Şaşırmamam gerekiyordu. Fazlasıyla zengindiler. Hatta bundan onda bir kaç tane daha olduğunu hissediyordum. Duruşumu dikleştirip,derin bir nefes aldım. Arabaya doğru yürüdüğümde filmli camdan beni izlediğini biliyordum. Sürücü koltuğunun yanındaki yolcu koltuğunun kapısına gelince kapıyı açtım. İçeriden gelen baharatlı,sert parfüm kokusu burnuma dolmuştu bile.

Genzim karıncalandı. Koltuğa oturdum. Ona doğru döndüm,istemsizce inceledim. Lacivert bir smokini vardı.Papyon takmıştı. Gülmemek için zor durdum. Ama yakışmıştı. Kokusu içimi yakmaya başlayınca kendi tarafımdaki camı açtım.

Gözlerine baktığımda oda beni inceliyordu. Dekoltemi farketmemişti.

"Geleceğini biliyordum parlayan ışık." döküldü dudağından sonunda bir cümle. Cevap vermemi beklemiyormuşcasına arabayı çalıştırdı.

"Beklemek için bir güne bile sabrım yok demiştim." diye söylendim. Bana göz ucuyla baktı. "Gideceğimiz yer hakkında fikrin var mı?" yarım ağız konuştu. Başımı cama çevirip " Hayır ama tahminlerim var. Dün dediklerimin arkasındayım. Magazincilerin olduğu ayrıyetten bir sürü samimiyetsiz insanların bulunduğu bir davet diye düşünüyorum."diyerek fikrimi sundum.

Bu dediğim onu güldürmüştü. "Haklı sayılırsın. Ama bilmediğij nokta orada benimle fotoğraf çekilmek zorunda kalıcaksın." dediğinde ona döndüm.

“Ne demek zorunda kalıcam? Böyle bir kural mı var bu davette? Saçmalık bu.” öfkem sesime yansımıştı.

Gözlerini yoldan bana çevirdi. Buna rağmen düzgün araba kullanıyordu. “Bu bir kural değil. Ama yanımda seninle giriyorum yani çift olarak giriyoruz.Doğal olarak seninle benim fotoğrafım istenicek. Sana dünde söyledim bu davet işlerini ne kadar sevmesem de bu imajım açısından önemli. Bir iki tane fotoğraf çekilip içeri giricez.” dedi başka seçenek sunmazcasına.

Ona cevap vermeyip bakışlarımı ondan çektim camdan dışarı baktım. Kollarımı göğüsümde kavuşturdum. Şuan küçük çocuk gibi görünüyordum muhtemelen ama umurumda değildi.

Barlas’ında bakışlarının üstümden çekildiğini hissettim.

Arabayı saran bir kaç saniyelik sessizlikten sonra “Fotoğrafımızı hikaye atıcam. Bildiriyorum stalk yapmana gerek kalmasın.” dediğinde utanç parmak uçlarımdan,saç diplerime kadar vücudumu sarmıştı.

Bunu belli etmemek için konuştum. “Stalkladım çünkü hakkında bilgi arıyordum.” kendimi savundum.

Yarım ağız güldü. Parmaklarıyla direksiyonda ritim tutuyordu.

“Hakkımda varsayılanları veyahut dedikoduları öğrenmek istiyorsan sosyal medya mantıklı ama” diyip bana baktı sonra önüne döndü. “gerçek beni tanımak için benimle vakit geçirmen gerek parlayan ışık.”yutkundum. Onaylar şekilde mırıltılı çıkardım. Daha fazla sohbet etmek istemiyordum.

Yol boyunca sessizliğimiz sürdü. Arabayı davetin kapısının önüne park etti. Arabadan indi tam kapıma uzanıyordum. Kapım açıldı. Barlas açmıştı. Şaşkınca baktım gerçekten kendini bu role fazla kaptırmıştı. Kapıdan çıkarken tökezledim, eli belime sarıldı. Anlık birbirimize baktık. Hemen toparlanıp kolunu çekmesini sağladım.

Arkamı dönüp davetin yapıldığı binaya baktım. Beyaz bir köşk gibiydi. Uzun merdivenleri üç taraftan açılıyordu. Magazinciler doluşmuştu. Sıkıntıyla arkama baktım. Barlas arabayı valeye vermişti. Bana doğru bakınca göz göze geldik. Gözü sırt dekolteme kayınca yutkundu. Başımı çevirdim etrafımıza bir kaç magazincinin toplandığını gördük aynı anda. Barlas hızla yanıma geldi. Fısıldayarak “Sakin ol, sadece bir kaç kare poz vericez. Gecenin yıldızı senmişsin gibi parla.” diyerek beni yatıştırdı.

Başımı salladım. Magazinciler aralarında ‘Meyra Güneş değil mi o?’ diye aralarında hakkımda konuştuklarını duydum.

Ama duymamazlıktan geldim. Bir magazinci karşımıza geçti.

“Barlas bey, Meyra Güneş’le aranızda yeni bir aşk mı doğuyor? Birkaç fotoğrafınızı alabilir miyiz?”

Barlas gülümsedi. “Tabi arkadaşlar.” dedi. Barlas arkamı döndürdü,dekoltemin gözükmesini sağladı.Eli belime dolandığında eline baktım.

Kafamı kaldırıp gözlerine baktığımda gözgöze geldik ardından flaşlar patladı.

Sayamayacağım kadar kamera sesi geliyordu. Bir kaç pozdan sonra,Barlas magazincilere dönüp “İyi akşamlar arkadaşlar.” dedi ve belimden tutup beni girişe yönlendirdi.

“Ailen nerede? Niye birlikte gelmediniz?” diye sorguladım. Önüne bakarken cevapladı. “Buradalar, davetlere genelde ayrı geliriz. Yani ben genelde kardeşimle gelirim onlar ikisi gelir. Bugün ki istisna sensin.”

İçeri girerken “Peki ya annen veya baban benimle konuşmak için gelirse napıcam?” dedim. “Yanına gelirlerse konuşursun parlayan ışık annem gelmek isteyecektir.” dedi.

Bir şey demedim. İçeride karşılama için bulunan bir kız ve erkek “Hoşgeldiniz Barlas bey.” dediler.

Barlas ufak bir baş selamıyla cevap verdi.

İçerisi gösterişliydi. Sarkan büyük kristal bir avize. Bir sürü yuvarlak,beyaz masalar. İkram masası. Ve büyük sahne gibi bir yer vardı.

Gerçekten para sahiplerinin girebildiği her yönden belli olan bir yerdi. Böyle yerler midemi bulandırıyordu. Samimiyetsiz cemiyetten kişiler hep böyle yerlerde bulunurdu.

Barlas’ın belimdeki elinin hafif okşarcasına hareket ettiğinde görünce kolumla onu dürttüm. ‘Ne yapıyorsun?’ dercesine başımı salladım. O ise ‘sorun yok’ der gibi gözlerini açıp kapadı. Neden böyle hareketler sergilediğini anladım. Bütün salon sanki sirk yapıyormuşuz gibi bize bakıyordu.

Yanaklarım kızarmıştı. Bu kadar göz önünde olmak bazen beni geriyordu.

Hakkımızda fısıldaşmaların,bazı kadınların kıskanç bakışlarını,kimisininse meraklı bakışlarının farkındaydım.

Barlas ise her zaman ki durummuş gibi nötr bir ifadeyle beni bir masaya doğru yönlendirdi.

Yönlendirdiği masaya baktığımda ailesinin olduğu masa olduğunu gördüm. Annesi Camilla Akava gözlerimin içine bakıyordu. Yüzünde eşsiz bir gülümseme vardı.

Babası Baran Akava sorgulayıcı bir bakışla bakıyordu ama dudakları kıvrılmıştı eşi gibi. Küçük erkek kardeşine baktığımda şaşkınlıkla karışmış hafif bir öfkeyle bakıyordu. Ama onun bakışlarının sahibi ben değil abisiydi.

Masalarına gelince ilk konuşan annesi oldu. “Oğlum kim bu arkadaşın?” sesi hafif aksanlıydı.

Barlas elini belimden çekmeden “Bir arkadaşım anne.” dedi. Ardından annesinin alnından öptü. Annesi bana gülümseyerek baktı. “Camilla ben canım.” eliyle eşini sonra küçük oğlunu gösterip, “Bu yakışıklı eşim Baran, bu küçük yakışıklı da Dante.” diyerek tanıttı.

Bora hafif bir homurdanmayla “Bora Dante.” diyerek açıkladı.

Anlamışcasına başımı salladım. Gülümsedim. “Ben de Meyra. Meyra Güneş efendim memnun oldum.” diyip elimi uzattım.

Camilla hanım’ın gülümsemesi mümkünmüş gibi daha da büyüdü. Uzattığım elime bakmadan gelip sarıldı. Şaşkınca kaldım saniyelik süren bir sarılmaydı.

“Ben seni sevdim, enerjiye çok inanırım ben. Bir insanı ilk gördüğünde aldığın enerji çok önemlidir.” diyip omzumu okşadı. Eşinin kolunun altına girdi. Baran bey sonunda konuştu. “Barlas daha önce kimseyi davete getirmemişti şaşırdık açıkcası.” gözleri ikimizin arasında gidip geliyordu.

Barlas yerime cevap verdi. “Öyle olması gerekli baba.” ailesiyle hep mi böyle kısa ve öz konuşuyordu acaba?

Bora kaş göz yapıyordu Barlas’a ama Barlas ikramlık şampanyayı içtiği için farketmiyordu. Bora benim farkettiğimi anlayıp yüz ifadesini düzeltti. Barlas’ı tekrar dürttüm. Fısıldayarak “Kardeşin sanırım bir şey anlatmaya çalışıyor.” dememle kafasını kaldırıp Bora’ya baktı.

Bora bana gözlerini devirdi. Barlas’a dönüp kaş göz yaptı yine.

Barlas şampanyasını masaya bıraktı. Vücudunu hafifçe bana döndürüp,bana baktı. “Bora’yla ufak bir işim var. Buradan ayrılma. Hemen gelicez.” diyip belini okşarcasına bıraktı cevap vermeme izin vermeden Bora’yla birlikte ayrıldılar yanımızdan.

Camilla hanım bunu fırsat bilip yanıma geldi. Onunla birlikte neredeyse tüm her şeyimi konuştum. Kadında şeytan tüyü vardı. İstemeden anlatmaya başlıyordunuz.

Ailemi,nereli olduğumu,kaç kardeşim,burcum,yaşım her şeyimi sorgulamıştı. Ailemin ölümünü tam olarak anlatmadan sadece vefat etti demiştim.

Bu durumu anlayışla karşılamıştı. Burcumu ben demeden tahmin etmişti. Garip birisiydi ama çokta tatlı bir kadındı.

Nasıl Barlas’ın annesiydi anlamamıştım.

Barlas’ın yokluğunda daralmaya başlamıştım artık. Camilla hanımda tanıdıklarına selam vermeye gitmişti Baran beyle.

Çantamı elime alıp balkona doğru yürüdüm. Koridordan geçerken bir odadan konuşma sesleri duydum.

Dikkat kesilip topuklu ayakkabıyla ne kadar sessiz olunursa o kadar olmaya çalışarak kapıya yanaştım. Hafif aralıktı, kafamı çok az uzatıp baktığımda Bora ve Barlas’ı tartışırken gördüm.

Bora sinirle “Bu kadının burda ne işi var abi ? Mezarlıktaki kadın değil mi bu?” dedi Barlas’a. Barlas ona döndü “Evet bu kadın mezarlıktaki kadından fazlası.” dediğinde kaşlarımı çattım.

Nefesim duyulmasın diye elimle ağzımı kapadım.

“Ne demek fazlası? Ne işin var abi bu kadınla?” diye sordu.

Barlas yüzünü iki eliyle sıvazladı. Derin bir nefes verdi. “Bu kadın o gece ki kadın” dediğinde elimdeki çanta yere düşmüştü. Hangi gece? Beni önceden nereden tanıyordu?

Kapı hışımla komple açıldığında Bora elinde silah tutmuş bana doğrultur şekildeydi. Bense eğilmiş çantamı almaya çalışıyordum. Başımı kaldırıp başımda dikilen Barlas’a baktım.

“Barlas?”

“Parlayan ışık?”

Herkese merhaba! Nerdeyse bir hafta sonra anca atabildim. Biraz uzun bir bölüm oldu. Kısaltabildiğim kadar kısaltmaya çalıştım bu kadar oldu. Akış nasıl? Sizce nasıl ilerliyoruz? Yoruldum yazarken haftaya yada hafta içi bir gün atıcam. Yorumlarınız değerli. Kendinize çok iyi bakın beybiler💗💗

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.