İçeriğe geç

Vuslat

Bölüm 2 · 26 dk okuma

Vuslat

Bölüm 2

Bölüm 2

Bölüm 2

İyi veya kötü insan diye bir şey yoktur.

İnsanlar iyi veya kötü olmayı düşünceleriyle belirler.

-William Shakespeare

Bölüm şarkıları

Sana Doğru - Ajda Pekkan

Resimdeki Gözyaşları - Cem Karaca

Korkarak Yaşıyorsan - Şebnem Ferah

Unutulanlar -Farazi

"En son konuştuğunda "Sen" dedi yutkundu.

Bende onu hatırladım o an "Sen" dedim." diye anlattım abime. Abim bana bakıp "Sonrasında noldu?" diye sorunca devam ettim.

Birkaç saat öncesini tekrar yaşıyormuş gibi anlattım.

Birkaç Saat Önce

Gözlerindeki umut parıltıları vardı bu adamın. Ona sen diye söylememe şaşırmıştı. Şaşkınlığını gidermek için "Sen Barlas Santino Akava" dedim tekrar. Kaşları önce yukarı doğru kalktı ardından çatılıp alnının kırışmasına sebep oldu. Yanındaki adam bir iki adım atarak Barlas Santino'nun yanına geçti. Bana doğru ilerleyecekti ona bakarak ifademi sertleştim o an beklemediğim hamle karşımda sesi kesilmiş olan adamdan geldi.

Bana doğru ilerleyen adamı elini önüne koyarak "Dur Bora" dedi. Etrafımız sessiz olmasaydı belkide duyamazdım bile ne dediğini hatta belkide değil kesinlikle duyamazdım çünkü fazlasıyla sessiz tonda söylemişti.

Bora denen adam Barlas Santino'ya kısa bir bakış atıp gözlerini devirdi ve arkasındaki yerine geri geçti. Barlas Santino boğazını temizleyip bana doğru iyice yaklaştı. Yürürken kendinden emin,dik başlı,ürkütücü duruyordu.

Birkaç adımlık mesafeyi saniyeler içerisinde yok etmişti. Başımı geriye doğru yaslayıp ona doğru baktım. Kaşlarım istemsizce çatılmış, ifadem daha ne kadar sert olabilirse olmuştu. Barlas Santino'nun yüz ifadesi yumuşamıştı aksime yüzümün her santimini özenle inceliyor,dokunmak için can atıyor gibiydi.

Bu ifadesine anlam veremedim kaşlarımı çattım. O ise istifini bozmamıştı her an eli yüzüme gidip okşayacak,kollarımı bedenime dolayıp sarıp sarmalayacaktı. Derin bir nefes alıp ona az önce sormam gereken soruyu sordum. "Beni nereden tanıyorsun Santino?" dedim.

Sorgulayan bakışlarım çehresinde geziniyor,tüm ifadelerini sanki belleğime kaydediyormuşumcasına inceliyordum. Şaşkınca yüzüme baktı ama o kadar silik,anlık bir ifadeydi ki muhtemelen onu incelemesem farketmezdim bile.

Tepki vermesi gerektiğini anlayıp dilini üst dudağında gezdirip bakışlarını bir süre başka yöne çekti. Ellerini siyah kumaş pantolonunun ceplerine koydu. Bakışlarını yüzüme çevirdi konuştu. "Nasıl seni nerden tanıyorum Meyra Güneş" dediğinde öfkeyle soludum.

"Senin gibi bir adamla daha önce muhattap olduğumu hatırlamıyorum? Beni nerden biliyorsun?" dedim sabırla. Gözlerinde bir şeylerin kırıldığını gördüm. Yıkılmayan ifadesi sarsılmış gibiydi sanki. Sakince "Benim gibi bir adam?" diye sorguladı.

Histerik şekilde kahkaha attım işaret parmağımı ona doğrultup her cümlemde tekrar tekrar işaret ediyordum onu "Senin gibi, tehlikeli,suç potansiyeli olan,sadece soyadından varolan adamlarla işim olmaz benim Santino!" sesimi yüksek tonda tutarak konuştum. Ama sanki bağırmışımcasına mezarlıkta sesim yankılanmıştı.

Suratına yansıyan öfkeyle kafası karışmış ifadeyi gördüğümde yanlış noktaya parmak bastığımı anladım. İşaret parmağımı doğrultan elimi sıkıca tuttu. Dibime iyice yaklaştı aramızda tek bir nefeslik mesafe vardı,tepeden bana baktı. Gözlerimi kıstım istemsizce paniklemiştim elimi çekmeye çalıştım ama tutuşunun sertliğinden sadece canımı acıtmamı sağlamıştı.

"Bak benimle ilgili ne duydun ne biliyorsun bilmiyorum. Ama sandığının fazlasıyım ben Meyra. Seni çalıştığın şirketten biliyorum spikersin, bir haber programının spikeri biricik Meyra Güneş. Son bir senenin revançında olan meşhur dilden dile gezen Meyra Güneş." dediğinde nerden tanıdığına emin oldum. Ona dediğim tek şey "Elimi bırak" tı. Önce gözlerime sonra elimi tutan eline baktı yutkunup elimi sakin hatta kibar olabilecek şekilde bıraktı. Elimi üzerime silme ihtiyacı hissetmiştim yüzüne son kez bakıp "Bir daha karşıma çıkma,çıkarsan aynı tavrı görmeyeceksin Santino" dedim dişlerimin arasından.

Mezarlıktan arkama dönüp bir kez bile bakmadan demir kapıdan çıktım.

Arkamdan duyduğum tek ses "Görüşüceğiz parlayan ışık, görüşüceğiz!" diye bir bağırıştı.

Günümüz

"Sonrasındada taksiye binip eve,yanınıza geçtim abi" diyerek bütün olayları anlattım. Abim düşünceli şekilde öne eğilmiş dirseklerini dizine yaslamış,ellerini kavuşturmuş,çenesini eline koymuştu.

"Ne düşünüyorsun?" diyerek daldığı yerden kopmasını sağladım. Bana baktı uzunca "Sadece neden görüşücez demesini anlamlandıramıyorum. Bu aileden şüphelerim daha fazla anlam kazanıyor." dedi. Kafam Alçin'in odasına çevirdim " Sessiz konuş, bilmiyorum ama Akava ailesi hakkında daha fazla bilgiye ulaş abi tüm kaynakları kullan." dedim.

Çağın düşünceli halinden sıyrılmamıştı ama başını salladı. Barlas Santino'nun tavırları,duygusal geçişleri,duruşu aklımda binbir türlü ihtimalle geçiyordu.O adamda sırlar vardı,bu alışık olmadığım bir şeydi. Merak etmemi sağlayacak türden ve ben o adamla ne kadar karşılaşmak istemesem de içimden bir ses 'karşılacaksınız' diyordu.

Buna sebep olan çıkarken söylediği sözdü 'Görüşeceğiz parlayan ışık,görüşeceğiz!'di. Parlayan ışık demişti bana. İstemsizce gözlerimi kapadım. Düşünce bulutumda geziniyordum. İçeri dolduran evimizin bir zamanlar neşesi ama şuan olgunlaşmak zorunda hissetmiş olan Alçin'im geldi. Kınalı yapıncağımızdı bizim o. "Merhaba canlar" diyerek oturma odasına girdi.

O günden sonra Tuzla'dan ayrılmış Mecidiyeköy tarafından bir eve geçmiştik. Tamamen geçmişten sıyrılıp yeni bir sayfa açmıştık. Ama bu sayfanın sebebi bile geçmişti.

Miras meselelerinde hepimize eşit denilecek bir mevla bırakılmıştı. Babamla annem tüm geleceğimizi garantiye almışlardı. Ama henüz o paralara dokunmamıştık. Rol icabı yaptığımız meslekler yeterince her şeye yetiyordu.

Alçin'e koltukta yana kayıp yer açıp kollarımı açtım. "Güzel bebeğim gel bakalım buraya" diyerek gülümsedim.

Alçin odasının kapısını kapatıp nerdeyse koşarak yanıma zıpladı. Evet evet zıpladı. Kollarını belime sarıp cenin pozisyonunda ufacık kaldı. Kollarımı bende bedenine sardım. " Günün nasıldı prensesim?" diye sordum saçlarını okşarken. Kafasını yasladığı göğüsümden hafifçe kaldırıp yüzüme baktı. Ardından kollarını hafifçe çekip,kollarını göğüsünden kavuşturdu. Yanaklarını şişirip "Of!" diye söylendi. Anladım ki olaylar olmuştu.

Kolumu büküp koltuğa koydum başımı elimin tersine yasladım ona doğru döndüm. "Nold-" diyecektim ki kendisi takır takır anlattı.

"Sorma abla bi çocuk var maalesef ki var. Adını bilmiyorum okuldada gördüğüm bir tipti. Gıcık,ukala,sinir bozucu bütün kötü karakter özelliklerine sahip bir çocuk resmen sinir oluyorum. " hararetli sekilde konusurken kollarını göğüsünden çekip ellerini hareket ettirerek anlatmaya devam etti.

Çağın'ında çocuk kelimesini duyduktan sonra dikkatini çekmiş olmalı ki daldığı çukurdan çıktı. Bir sigara yakmıştı bile.

"Biz bugün biliyorsunuz ki fakülteden arkadaşlarımla hatta çıkışta Tuna alıcaktı. İşte biz Kadıköy'e gidip her zaman oturduğumuz kafede oturuyorduk. O çocukta ordaydı.Bizden sonra girdi yanında iki erkek bir kız vardı,bunlar girdiler işte içeri. Çocuğu bir görün nasıl kasıntı böyle sanki karşı ki dağları o yaratmış gibi. Bizim tam yan masamıza geçtiler. Kızlar bir şeyler anlatıyordu ama kafamı onlara veremedim çünkü çocuğa aşırı odaklanmıştım. Bunuda o söyleyince farkettim bana bakıp "Çok mu beğendin tarçın?" diyince çocuk anladım. Anında yüz ifademi düzeltip "Ne bakıcam sana?" diyip önüme döndüm. Çocuğun bakışlarını yer yer üstümde hissetsem de bir daha dönüp bakmadım. Self servis olduğu için masadan kalktım sipariş vermeye yürüdüm. Arkamda hareketlilik oldu kalkmamla beraber. Kasaya gelince 'İce latte' dedim. Yanımdaki sesle birlikte anında döndüm. 'Hanımefendinin siparişinin aynısından' dedi o ses. Bu o çocuktu tarçın diyen. Bozuntuya vermeden kartımı çıkardım siparişimi ödemek için. Elimle beraber onunda eli uzandı 'ikiside buradan olucak' demesin mi? Ne kadar sinirlendiğimi biliyorsunuz böyle olaylara ve bu tanımadığım birinden olunca özellikle ondan gelince bu hareket tepkimi tutamadan bağırdım. 'Ne yapıyorsun sen be' diye.

Çocuk başta duraksadı. Ama ben durur muyum tabiki durmam. İttirdim adamı 'Bana bak, sakın buna cürret bile etme senin ödemene ihtiyacım varmış gibi mi duruyorum ben oradan bakınca!' dediğimde nerdeyse çoğu tüm mekan bize bakmaya başladı.

Hızımı alamadan bende en yakın masadan birinin kahvesini alıp üstüne fırlattım 'Al sana kahve' diye bağırdım. Bütün mekan şok olmuş şekilde bakıyordu adam 'Ne yapıyorsun kızım sen!' diye tepki verdi ama ben hala bağırmaya devam ettim.

Görevlilerden biri gelip beni tuttu.

'Hanımefendi sizi dışarı alalım.' dediğinde 'Ne demek beni dışarı alıyorsunuz bu arsızı alın!' diyip debelendim. Ama adam nuh diyo peygamber demiyordu vallaha benim kolumdan tutup çıkışa yürüttü. İzbandut gibi herifti karşı koyamadım ama bağırmaya devam ettim. Arkamda bıraktığım adama baktığımda arkadaşları üstünü siliyorlardı. Ama adam bana alev atan gözlerle bakıyordu resmen.

Arkadaşlarım yanıma geldi adam beni dışarı çıkardığında adam bana bakıp 'Bir daha bu mekana gelmeyin,girişiniz yasaklandı.' dedi gitti. Yani hep gittiğim mekandan o adam yüzünden ban yedim sonrasında Tuna geldi beni getirdi işte."

Dediğinde ağzım açık şekilde dinlemiştim resmen. Çağın'da kaşlarını çatmış yer yer küfürler mırıldanmıştı. Alçin bütün olayı tekrar tekrar yaşıyordu sanki.

Saçını okşadım "Boşver ablacığım mekan mı yok koskoca Kadıköy'de ama sende abartmışsın sanki" dememle Çağın ayağa kalktı "Ne abartması Meyra? Az bile yapmış benim kuzum çocuğu bulup halledicem ben" dedi sinirle.

Ayağa kalktım bende "Saçmalamayın alt tarafı jest yapıp ödemek istemiş çocuk Alçin'in hassasiyetini bilmemesi normal çünkü onu tanımıyor." dedim ellerimi iki yana açıp.

Alçin'de ayaklanmıştı "Tanımıyorsa hiç yapmamalı abla ama abi sende abartma ben cevabını verdim ona yeterli."diyip abime sarıldı.

"Benim koruyucu meleğim" diye mırıldandı.

Çağında dayanamamış kollarını ona sarmıştı. "Küçük bacaksız şuanlık bir şey yapmayacağım ama bir daha" derken Alçin sözünü kesti "Bir daha olursa karışmıcam tamammm" dedi m'leri uzatarak.

Bende kollarımı düzeltip onlara gülümsedim "Alçin büyüdükçe çok daha güzelleştin aynı,aynı " diyip yutkundum. İkiside kafasını kaldırıp bana baktılar "Annemize benziyorsun" dedim. İkisindede hüzünle parlayan gözler görmüştüm. Alçin dolu gözleriyle yanıma geldi. Ellerimi tuttu sonra Çağın'a bakıp, "Bugün sene devriyeleri onların göç ettikten sonra bizi nasıl görmek isterlerse bizde bugün öyle yapalım. En sevdikleri yemekleri yapalım ve yiyelim bu akşamı birlikte geçirelim olur mu?" dedi. Çağın'a bakarak demesi polis olduğu için akşamları evde olamıyordu. Çağınsa burukça gülümseyip "Tabi ki kuzu, siz liste hazırlayın gidip alayım akşam yemeğini hazırlayalım." dedi.

Başımızı aynı anda salladık Alçin'le. Alçin hızla odasından kağıt ve kalem getirdi. O not alırken "Evet annemin en sevdiği yemek Özbek pilavıydı. Nasıl yapıcaz bilmiyorum ama özbek pilavı bende. Onun malzemelerini yaz sen Alçin, babamızın en sevdiği yemekte soğan dolmasıydı. " bunu dememle Çağın bana döndü. Onunda bir zamanlar en sevdiği yemek aynıydı.

"Soğan dolmasını Çağınla sen yaparsınız olur mu? Birde hazır meze de yaz listeye " dedim Alçin'de hızlıca yazıyordu listeye.

Liste tamamlandığında Çağın beklemeden evden gerekli ihtiyaçları almak için çıktı. O sırada Alçin'le birlikte dolma için iç harç hazırlamaya koyulduk. Birlikte geçirdiğimiz şu kısacık zamanlar bile her şeye bedeldi.

Çağın bir süre sonra geldi. "Oo leydiler siz başlamışsınız bile" diyip poşetleri tezgaha koydu. "Ellerimi yıkayıp geliyorum." diyip banyoya yürüdü.

Poşetlerdeki eşyaları tek tek çıkarıp şuanlık gerekli olan malzemeleri sadece tezgaha koyup gerisini yerleştirdim.

Alçin bir elinde telefonu, bir elinde hoparlör tutuyordu. Gülerek "Napıyorsun?" dedim.

Omzunu silkti. "Şarkı açmaya çalışıyorum bir türlü bağlanmıyor." diyerek sitem etti. Bende soğanları yıkamaya başlamıştım. O sırada 'connected' sesi duyuldu.

Alçin "Sonunda" diyerek şarkı aramaya başladı. Mutfağımızı 'Bursalımısın Kadifeli Gelin' şarkısı doldurdu. Kahkaha attım gerçekten mi dercesine Alçin'e baktım. Ama o çoktan şarkıyı söyleyerek salata yapmaya başlamıştı bile.

"Arabaya sen bin" derken beni gösterdi. "Faytona ben" derken kendini gösterip dans ediyordu. Başımı iki yana sallayarak güldüm.

Çağın koşarak yanımıza geldi. Ellerini çırparak içeri

girdi bir yandan şarkıyı söylüyordu. "Bir su içtim testiden,yavrum sensin beni mest edennn,gülüm sensin beni mest edenn" diyerek cümlelerini uzatıyordu. Kahkaham daha da arttı artık bende onlara katılmıştım "Bursalı mısın kadifeli gelin çaydan mıı geçtinn yanakların al al olmuş konyak mı içtin?" 'Aman konyak mı içtin' derken hep birlikte bağırmıştık.

Müzikler çalmaya devam etmişti. Hepimiz işe koyulmuştuk. Çağın salatayı devralmış, Alçin dolmayı dolduruyordu, ben ise pilavı bitirmek üzereydim.

Alçin soğandan gözleri dolmuş gibi "Çok duygulandım" dedi yalancı bir üzüntüyle.

Ona baktım "İşten kaçmak için uğraşma küçük hanım, Çağın sende yarım saattir bir salata yapacaksın napıyorsun bu kadar allah aşkına?" dedim. Pilavı bırakıp Çağının olduğu tarafa yürüdüm ama saklıyordu.

"Ya dursana bakayım napıyorsun?" parmak uçlarıma çıkıp görmeye çalıştım. Ama ne tarafa uzansam koca cüssesiyle saklıyordu. "Ya bi dur sürpriz yapıcam size" dediğinde oflayarak çekildim.

Alçin'e yardım ettim, bütün yemekleri hazırlayıp sofrayı kurduk. Eski günlerdeki gibi. Son 3 senedir doğru düzgün böyle sofralarda yemiyorduk ya birimiz evde olmuyor yada uğraşıp bir şeyler yapmak istemiyorduk.

Müziği kapatıp,sandalyeyi çektim ve oturdum. Alçin'le Çağında gelince bardaklarımızı aynı anda Alçin'le Çağın'ın önüne uzattık. Bize bıkkın bir bakış attı. Solundaki Kolaya uzanıp doldurdu tek tek.

Bardaklarımızı önünden alıp yudumladık ikimizden de bir 'oh' sesi çıktı.

"Umarım başarmışızdır" diye mırıldanıp servis ettim. Alçin "İlk siz deneyin zehirlenen olmak istemiyorum mümkünse." Gözlerimi devirdim. Dolmayı kesip üstüne yoğurt koydum kestiğim parçayı yemeye başladım. "Çok iyi." diye mırıldandım.

Gerçekten çok iyiydi. Beklediğimden fazlasıydı.

Diğerleri lafımı duymasıyla yemeğe gömülmesi de aynı saniyede oldu. İkisinden de hoşnut mırıltılar çıktığında kıkırdadım.

Çağın aklına bişey gelmiş gibi kalktı buzdolabını açtı. Meşhur salatasını masanın ortasına koydu. Salatayı incelemeye başladım sürpriz dediği çilek ve mısır koymasıydı.

Bozulmasın diye gülüşümü tutmaya çalıştım. Alçin tutucak gibi değildi. Kahkahayı patlattığında dayanamadan bende gülmeye başladım. Çağın kaşları çatılmış şekilde bize bakıyordu daha fazla dayanamayıp yemeğine geri döndü.

Elimle karnımı tutarak diğer elimle de ağzımı kapamaya çalıştım. Alçin durmayınca dirseğimde ona hafifçe vurdum. Alçin de sonunda susunca Çağın'a doğru aynı anda konuştuk.

"Çok tatlı olmuş abicim,eline sağlık." dedik ama bozulduğunu hala saklayamıyordu. 'Aynen aynen' dercesine elini salladı.

İkimizde kalkıp iki yanağından öptük. Bize gülüp "Tamam affettim oturun leydiler yemeğinizi yiyin." dedi.

Gülümseyerek yerimize geri geçtik ve yemeklerimizi yedik. Arada sohbet ettik ama çoğunlukla yemeğe odaklıydık.

Yemekten sonra sofrayı toplama işini Çağın'a kitleyip oturma odasına geçtik. Alçin karnını tutarak "Gerçekten çok şiştim ama çok iyiydi elimize sağlık." kendini koltuğa attı. "Gerçekten uzun süredir bu kadar yemek yemiyordum. Yemek bile yapmıyordum çok iyi geldi." diyerek yanına geçtim.

"Yarın evdesin dimi?" diyerek Alçin'in saçını okşadım oda başını sallarken kafasını geriye attı koltuğa yasladı. "Evet biraz dinlenicem ders çalışırım belki hukuk zor iş" dedi.

Burukça gülümsedim "Babamız gibi konuştun." diye mırıldandım istemsizce.

Bana baktı "Onları çok özledim abla." dedi gözleri dolarken. "Kuzum" diye içli şekilde söyleyip ona sıkıca sarıldım. Omzuma gelen ıslaklıkla ağladığını anladım. Sırtını sıvazladım. "Onlarsız çok zor devriyeleri bitmek üzere ama acısı o kadar taze ki gülüp eğleniyoruz günün sonunda yalnız kalınca acısı içimi parçalıyor." dedi içini çeke çeke.

Ağlamamak için hafif kafamı yukarı kaldırdım. Gözlerimi kırpıştırdım. "Benimde birtanem,kınalı yapıncağım benim. Ama onlar orada hep bizi izliyorlar." kollarımı çekip biraz uzaklaştırdım, yüzünü iki elimin arasına alıp gözlerine baktım.

"Bu halde görselerdi bizi çok üzülürlerdi. Acımız hep içimizde taze dün ki gibi kalıcak onlara kavuşana kadar. Ama hayat devam ediyor birtanem ne kadar istemesek de bugün onları en güzel şekilde,bizi görmek isteyecekleri halde andık. Eminim çok gururlanmışlardır. Özellikle senin hukuk okuduğunu gördüklerinde Salim efendinin de gözleri dolmuştur." diyip gülümsedim oda son dediğime gülümsedi.

"Seni çok seviyorum iyi ki benim ablamsın." diyip sarıldı sıkıca.

Çağın oturma odasına girince "Niye ağlanıyor burada bakalım." diyip başımıza dikildi. Alçinle ayrılıp ona baktık gözyaşlarımızı silerek "Her zaman ki şeyler duygulandık bi." dedim.

Anlayışla başını sallayıp bize sarıldı. "Sizi çok seviyorum leydiler" dedi. Bizde karşılık verip "Bizde!" diye bağırdık.

Çağın kollarını çekti. Önümüzdeki tekli koltuğa geçti. Bir sigara aldı paketinden,dudaklarına yerleştirip yaktı. İçine sağlam bir duman çekip,üflerken bana bakarak konuştu "Yarın işe gidiyorsun dimi?" dedi. Anladım ki konuşmamız ciddileşiyordu. Ona tarafa bakıp bacak bacak üstüne atıp vücudumu koltuğa yasladım "Evet, yarın haber sunmam gerekiyor haftaiçi biliyorsun." dedim kısa ve net şekilde Alçin'in bu olaylara karışmasını istemiyordum.

O tüm mesleklerimizi kendi tercihimiz olarak biliyordu. İntikamdan veya herhangi bir durumdan haberi yoktu bunu bilen kişiler Tuna,Çağın ve bendik.

Tuna'ya gözümüz kapalı güvenirdik. Tanışıklığımız çocukluktan geliyordu. Aynı sitede büyümüştük. En zor anlarımız her daim desteğini hissettirmiş, yanımızda olmuştu.Ona o yüzden her şeyi anlatmıştık. Buda işimize yaramıştı çünkü bizim çoğu yere gelmemize yardım etmişti. Çalıştığım şirketi o bulmuş,abimin polis olmasına önayak olmuştu.

Çağın hassasiyetimi anlayarak gözünü açıp kapadı. "Yarın başka planın var mı?" dedi.

Sıkıntılı bir nefes alıp "Evet,var Scorpion'a gidicem duyduğum kaynaklara göre yarın sahibi orada olucakmış o geceyi sorgulucam orada ne yaşandıysa sahibininde bilgisi vardır. Biliyorsun o gece her şey silik yada kesik. Bunun bir sebebi olmalı bunuda öğrenmem gerek yeterince bekledim." dedim.

Çağın kaşlarını çattı "Buna ne gerek var Meyra o mekana gitmeni istemiyorum.Üç senedir bu şekilde yaşıyorsun belkide bilmemen gereken olaylar yaşadın gerçeği öğrenince o gün ki acıların daha da yoğunlaşırsa. O mekan tehlikeli o günde anlamış olduk. Tekrar gidip bişeyler olmasını istemiyorum birine daha kaybetmeye tahammülüm yok." dedi sertçe. Alçin ikimizin arasında bakışlarını gezdiriyordu.

Bu tepkisine ne hissedeceğimi bilemedim. "Bunu yapmak zorundayım, doğruları bulup öğrenmeye ihtiyacım var. Burası o tehlikeli dediğin yerden geçiyorsa bile bunu göze alıcam. Benimde bilinmezlikle geçirilicek tek seneye bile tahammülüm yok abi." dedim bende sert bir ses tonuyla.

Sigarasını söndürüp hızlıca yenisini yaktı uzun bir nefes çekti.

"Tamam Meyra git ne desem dinlemeyeceksin. Ama dikkatli ol en ufak yanlış bir şey hissettiğinde bana haber ver. En önemlisi hiçbir şey içme oradan." dediğinde nefesimi verdim.

"Tamam söz veriyorum her şey yolunda geçicek." ayağa kalktım Alçin'i alnından öpüp "Ben yatıyorum yarın erken şirkete gidicem geç kalamam. Alçin sende geç yatma." diyip odama yürüdüm.

Kapımı açıp yorgunlukla sızlayan bedenimle yorganı açıp yatağa yattım.

İçimi kamçı gibi saran hisle telefonumu komidinden alıp sosyal medyaya girdim. Arama yerine Boran Santino Akava yazdım. Çıkan hesaba tıkladım. 1 Milyon takipçisi vardı. Bu zaten bilindikti. Takipçilerinin çoğu kızdı böyle bir adama nasıl hayran olunurdu anlamıyordum. Gönderi sayısı 12'ydi. Çoğunda ya tek başına ya kardeşiyleydi. Toplu arkadaş fotoğrafı gördüm. Bir kız vardı tek aralarında geri kalan dört kişi erkekti. Kızı ortalarına almış,bir tatil köyüne benzeyen bir yerdeydi fotoğraf. Hepsi kocaman gülmüşlerdi kameraya.

Yüzümü buruşturdum. O gönderiyi geçip ailesiyle olan fotoğrafa bastım. Annesi İtalyan asıllıydı. Babası türktü. Annesi sarışın mavi gözlü sevimli görünümlü ama aynı zamanda asil duruyordu. Muhtemelen evlerinde çekilmiş olan bir fotoğraftı. Deri bir koltukta dördüde oturuyordu. Santino ve erkek kardeşi adını öğrendiğim 'Bora Dante Akava' tam sağında ikisi ortadaydı. Anneleri Camilla Akava Bora'nın diğer tarafında beline sarılmış şekilde içten bir şekilde gülümsüyordu.

Santino'nun solunda ise babası Baran Akava vardı.

Bora ve Santino birbirine benziyorlardı o gün dikkat etmesem de. Genlerinin çoğunu babalarından almışlardı. Bir tek Bora kumral,Santino da esmerdi.

Bora da aynı annesi gibi içtenlikle gülümsüyor,Santino ile babası onların aksine düz ama soğuk olmayan bir ifadeyle kameraya bakıyorlardı. Babasının gençliği gibiydi adeta bu adam.

Kaydırdım bu fotoğrafı,tek olduğu bir fotoğrafa geçtim.

Tek başına viski içerken sağ tarafa doğru baktığı bir fotoğraftı. Sadece yan profili, siyah takım elbisesi seçilebiliyordu. Çalışma masasındaydı muhtemelen bilinçli verilmiş bir pozdu.

Merakıma yenik düşüp yorumlara girdim. 120 yorumun hepsi kadındı bir tek 3 tanesi erkekti.

Kadınların çoğu aynı şeyleri yazmışlardı. 'Keşke seninle uyuyabilsem.', 'Off kurban verene', 'Bugünde dozumuzu aldık.', ' Benim olsan her gece şükür namazı kılarım' gibi gibi tonlarcası vardı.

Zaten buruşmaya an kollayan yüzüm daha da buruşmuştu. Yatıcam dedikten sonra nerdeyse 2 saat daha Santino'yu stalkladım.

Bütün postlarına,yorumlarına,takip ettiklerine tek tek baktım. Onun hakkında öğrenmem gerekenler vardı. En sonunda yaptığımı saçma bulup uyudum. Ama kafamın içi susmuyordu.

Evin içinde iki erkeğin konuşma sesiyle gözlerimi açtım bir an panik yapıp hızlıca yataktan fırladım. Sesleri tanıyınca bu kişilerin Çağın ve Tuna olduğunu anlayıp ne zaman tuttuğumu bilmediğim nefesimi verdim.

Saçlarımı karıştırıp banyoya yürüdüm. Aynadaki yansımama baktım. Dün gece ki uykusuzluğumdan gözlerim hafif kızarmış,saçlarım birbirine girmişti. Koridordaki saate baktım 7:30'du. Daha bir saatim vardı. Düzleştiriciyi fişe taktım o ısınırken yüzümü yıkadım üç kere. Ardından diş fırçamı alıp,dişlerimi fırçaladım.

Diğer işlerimi halledip,banyodan çıktım. İçeriye doğru "Günaydın" diye bağırdım hafifçe. Tuna yanıma gelip "Günaydın fıstık " dedi. Ona gözlerimi devirip odama yürüdüm. Arkamdan geldiğini hissediyordum. Yanılmamıştım.

Odama girince arkamdan girdi. "Fıstık neyin var?" dedi. Ona doğru dönüp "Uykusuzum" diye mırıldandım. Anlayışla gülümsedi. "Benim kaslı kollarımla uyumadın tabi uyku tutmamıştır." dedi bir yandan da olmayan kaslarını sergiledi. Onu hafifçe ittirip istemsizce güldüm. "He evet ondan Tunacım hadi çık giyinicem." diyip ittirdim.

"E bende kalsaydım gizlimiz,saklımız mı var?" dedi gevşekçe. Onu sertçe ittirip kapıyı yüzüne kapattım. Düzleştiricinin ısınmasına az kalmıştı hızlıca dolabımı açtım. Akşam bir gece klübüne gideceğimi göz önünde bulunarak bir şeyler seçmeye başladım.

Siyah kısa,fırfırlı, kayık yaka elbise çıkardım. Ona uygun siyah iç çamaşır takımımı onunla birlikte yatağa bıraktım. Üstümdekilerden kurtulup üzerimi giyindim.

Gümüş renginde olan takılarımı taktım. Pembe makyaj çantamı alıp banyoya yürüdüm düzleştiricinin ısındığını farkedip,saçlarımı önce taradım sonra ısı koruyucu spreyle ıslattım.

Düzleştiriciyle saçıma şekil vermeye başladım. Yaklaşık 25 dakika sonra saçlarımı halletmiştim bence yeterince düzdü.

Makyaj çantamı açıp öncesinde güneş kremimle,nemlendiriciyi yaydım. Sonra glotion sürdüm hafifçe kurumasını beklerken kaşlarımı sabitledim. İşim gereği fazla makyaj yapamıyordum. Yüzüm iyice kuruyunca kapatıcı sürdüm kızaran gözaltlarıma,pudrayla üstünden geçip sabitledim. Hafif şeftali tonlarında allık sürdüm. Kontürle elmacık kemiklerimi belirgin hala getirdim.Dudaklarımı kahverengi kalemle çerceveleyip bıraktım.Kirpiklerimi kıvırıp,rimel sürdüm. Son olarak burun ucuma,göz pınarlarıma highlighter sürdüm. Spreyle iyice sabitleyip, son halime baktım.

O anda kapı açıldı Tuna tarafından "Hadi be kızım am-" bir ıslık çaldı beni süzdü. "Vay be fıstık ne güzel olmuşsun böyle akşam bi yere mi işten sonra?" dedi.

Eşyalarımı toplarken "Evet Scorpion'a geçicem." dedim.

Kolumdan tuttu ona doğru baktım kaşlarımı çatıp "Meyra oraya en son gittiğinde yaşananları biliyorsun. Aynı şeyleri tekrar yaşayabilirsin güvenli değil." dedi. Kolumu hışımla çekip "Biliyorum ve bunu göze alıyorum dün yeterince Çağın'la konuştum, birde sen başlama Tuna." diyip onu önümden ittirip öyle bırakıp odama gittim.Odamdan çantamı alıp içine telefonumu belki sürerim diye aldığım rujumu koydum. Kartlığımı da koyup odadan çıktım.

Oturma odasına girdiğimde Tuna ve Çağın oturuyordu. İlgilenmediğim konular hakkında konuşuyorlardı. Tuna'ya dönüp "Çıkalım mı?" dedim oda bunu bekliyormuş gibi ayağa kalktı. Abimle vedalaşıp çıkışa yürüdü. Abime sarılıp "Dikkat et haberleşiriz" dedim. Bizi geçirmeye dış kapıya yürüdü benimle. Tuna ayakkabılarını giymiş hazırdı.

Ayakkabılıktan siyah topuklu ayakkabılarımı aldım,önüme koydum.

Ayakkabılarımı giyerken Çağın kapı pervazına yaslanmıştı. "Dikkat et Meyra,dün konuştuklarımızı unutma. Tuna sende Meyra'yı bıraktıktan sonra emniyete gel." dedi. Ona kafamı salladım,üstümü son kez düzeltip evden çıktım.Ben arabaya yürürken Tuna abime "Tamamdır dostum bırakana kadar bana emanet." dediğini işittim.

Arabanın kilidini açmasını beklemeye başladım. Tuna hızlı adımlarla gelip kilidi açtı,ardından kapımı tutup açtı.

"Buyrun hanımefendi." diyip gülümsedi. Bu haline istemsizce güldüm "Hay hay beyefendi" diyip arabaya geçtim. Ardımdan kapıyı kapatıp kendi tarafına geçti. Arabanın kontağını çalıştırıp,arabanın çalışmasını sağladı.

Gaza bastığında kemerimi taktığımda şükrettim bu çocuğun hız aşkı ergenliğinden beri bitmiyordu.

"Şu arabayı yavaş kullanmayı ne zaman öğreniceksin acaba?" dedim.

Bana yandan bir bakış atıp sırıttı. "Yavrum biliyorsun yavaş kullanmak benlik değil. Ben hız seviyorum." diyip yola bakmaya devam etti. "Delfin nasıl bir kaç gündür konuşamıyoruz." dedim.

Delfin, hayatımıza 3 sene önce olaydan kısa süre sonra girmişti. Abim sayesinde tanışmıştık. Abim bir gece bardayken onunla sohbet etmiş sonrasında gece vakit geçirmişlerdi. Bana kalırsa bir ilişkileri vardı ama Çağın buna net bir isim koymuyordu. Beraber her türlü aktiviteyi yapıyorlardı. Bence Çağın artık birine bağlanma korkusu yaşıyordu. Bizde üstüne gitmiyorduk. Ama Delfin kısa süre içerisinde yakınım olmuştu. Birkaç gündür konuşamıyor olsakta yan yana gelince direkt sanki dostluğumuzdan bir şeyler eksilmemiş gibiydik.

Tuna anlık bana bakıp "İyi nasıl olsun? Ailesinde durumlar karışık sanırım pek bilgim yok." diyip omuz silkti.

"Anladım ben gün içinde ararım onu." diyip kafamı cama çevirdim. Arabada sessizlik hakimdi. Açıkcası şikayetci değildim çünkü konuşucak halim nedensizce yoktu.

Şirketin önüne gelince Tuna arabayı durdurdu. Kemerimi çözüp "Teşekkür ederim,seni seviyorum" diyip gülümsedim. Bana bakıp oda gülümsedi yanağımdan makas alıp "Bende seni fıstık hadi dikkat et bayan spiker" diyerek bana takıldı.

Arabadan indim. Şirketin önüne gelince derin nefes alma ihtiyacı hissettim. Sevdiğim mesleği,severek yapmamak bazen yük oluyordu. Küçükken de hep kamera önünde olmayı isterdim. Ve başarmıştım. Ama pekte isteyerek yaptığım söylenemezdi çünkü bir mecburiyetten başlamıştı bu meslek.

Aleg şirkete giriş yaptım. Danışmadaki herkese yalandan yüzüme taktığım maske gibi olan gülümsememi sundum. Gördüğüm herkestede bu böyle devam etti. Asansöre vardığımda benim çalıştığım departman olan 3. kata bastım. Beklerken telefonumu çıkarıp Delfin'e mesaj attım. 'Bir şeyler duydum iyi misin? İşteyim çıkınca arıcam' yazıp öpücük yolladım.

Asansörün açılma sesi gelince geldiğimi anlayıp telefonu çantama atıp,yürümeye başladım. Herkese günaydın diyordum.

Burda sevilen birisiydim. Güleryüzlü,nazik,terbiyeli ve saf Meyra Güneş'tim burda. Ama onların bildiği aksine ben bambaşka bir Meyra'ydım.

Çekim odasına gelip kapıyı çaldım. İçeriden 'Gel' sesi gelince içeri girdim. Mustafa ve Sümeyye her zaman ki gibi hazırdı çekim için. "Geç kalmadım değil mi?" diye sordum. İkiside anlayışla gülümsedi konuşan Sümeyye oldu. "Hayır hayatım biz erken hazırlandık nolur nolmaz diye" dedi.

Bende gülümsedim. Çantamı eşyaların bulunduğu yere bıraktım. Çekim için beni hazırlamalarına izin verdim. Mikrafon,kulaklık hepsi hazırdı. Her zamanki oturduğum sandalyeye oturdum. Dirseklerimi uzun beyaz masaya yasladım. Kamera tam önümde,ışıklar iki yanımdaydı. Mustafa baş parmağını 'tamam mı' dercesine kaldırdı. Ona başımla onay verdim.

Ezberlediğim o ses geldi. "Evet üç,iki,bir sendeyiz Meyra!".

Gülümsedim hiç tasam yokmuşcasına kameraya baktım.Kodlanmışım gibi açılışımı yaptım.

"Herkese Günaydın! Hepinize hayırlı,sağlıklı bir hafta dilerim dilerim. Ben Meyra Güneş. Bu sabah İstanbul Fatih'de yaşanan trafik kazasında üç kişi hayatını feci şekilde kaybetti..."

"Paydos!" sonunda bitmişti.

Saate baktığımda saat daha 16:00'dı. Bir saat mola verip akşam çekimini yapıcaktık. Oda 21:00'da biticekti. Ardından taksiye binip Scorpion'a gidicektim.

Sümeyye ve Mustafa yanıma geldi. Mustafa "Ayı gibi açım hadi yemek yiyelim." diyip bizi kollarımızdan tutup şirketin karşısındaki restorana getirdi.Hepimiz oturup sipariş vermeye başladık. Sümeyye 'Fettucini Alfredo',Mustafa 'Pirzola,Keyif sepeti' ben ise 'Mac and Cheese' söyledim.

Yemekleri beklerken Mustafa'nın her zaman ki gibi işten yakınmalarını dinliyorduk Sümeyye'yle. "Ya kardeşim yok o böyle değil şöyle,yok bu orda durmaz şurda durur hayır ben bu işin okulunu okumuşum senin gibi baba parasıyla gelmemişim bu günlere ne bu artistik haller anlamıyorum." diye söylendi. Sümeyye hem gülüyodu hemde konuşuyordu "Ya söyleme öyle çocuğa bence tatlı birisi." dediğinde Mustafa alınmış gibi bir anlık baktı "Kız yanık, sen bu Ömer'e mi vuruldun?" dediğinde bende Sümeyye'ye dönüp bakmıştım.

Sümeyye kızarıp,bozardı. "Ya ne alakası var. Hey bakmayın bana öyle utanıyorum." dediğinde Mustafa onaylamaz şekilde 'nıck nıck' yaptı diliyle.

Ben ise şaşırmıştım hiç öyle bir enerji almamıştım. Ama Sümeyye utangaç bir kızdı belli etmezdi öyle şeyleri bir senede tanıdığım kadarıyla. Yemeklerimiz gelince Mustafa konuyu unutmuş gibiydi. Sümeyye'ninde işine gelmişti. Mustafa ilk defa yemek gören insan gibi yiyordu. Bu hali her öğlen güldürürdü beni. Bu iştahına özendiğim oluyordu gerçekten.

Yemek sürecinde günlük olaylar dışında pek bir şey konuşmamıştık. Yemek bitince Mustafa zorla hesaplarımızı ödemişti. Birlikte şirkete geçtik. Makyajımı tazeledim aceleyle,yemek yiyince dağılmıştı.

Tekrar kamera için hazırlandım. Bu döngü bazen mental olarak yoruyordu. Sunduğum haberler psikolojik olarak da zorluyordu. Özellikle kadın cinayetleri her geçen gün artıyordu. Bu durum gittikçe ruhumu daraltıyordu.

Kameranın önüne geçince yalancı gülümsememi sundum.

"Sendeyiz Meyra" dediklerinde akşam açılışını yaptım. "Herkese iyi akşamlar. Ben Meyra Güneş. Ankara'da narkotiğe baskın! Bir süredir aranan kaçak narkotik şubeye bu akşam sularında baskın yapıldı..."

"Umutlarınızın solmadığı,refah içinde yaşadığımız, normal bir dünyaya uyandığımız sabahlara görüşmek üzere." diyerek kapanışı yaptım. Ardından 'Paydos!' dendi tekrar.

Düşündüğüm gibi 21:00'da bitmişti. Aceleyle çantamı aldım. Ekiple vedalaşıp,güvenlikten taksi çağırmasını rica ettim.

Taksiyi beklerken Delfin'i aradım. Telefonu kulağıma götürdüm. Birkaç saniye sonra telefon açıldı. "Alo Meyra" diyen neşeli sesiyle her şeyin yolunda olduğunu anladım. "Alo Delfom nasılsın?" dedim. "İyiyim kuzum sen nasılsın?" ona iyi olduğumu söyledim. O sırada taksi gelince güveniliğe dönüp teşekkür edercesine gülümsedim.

Taksiye binip "Scorpion'a" dedim. Taksi kısa bir an bana bakıp kafasını salladı.

Scorpion dediğimi duyan Delfin bağırdı. Gerçekten bağırdı çünkü telefonu kulağımdan uzakta tutmama sebep oldu.

"Kızım sen şaka mı yapıyorsun Scorpion ne? Napacaksın orada?!" diye bağırdı. Taksicinin ters bakışlarını hissettiğim için kulağıma geri koydum telefonu. "Ya ufak bir işim var. Çok durmayacağım Delfo merak etme." dedim yatıştırmak için asıl sebebi sonra açıklardım.

Telefonun arkasından derin nefes aldığını hissettim. "Bak kuzu eğer bir şey olursa abini ar-" derken lafını kestim. "Sende mi Delfo bana güvenin bir şey olmucak halledip dönücem dediysem halledip dönerim." dedim bıkkınca. Cidden baymışlardı artık. Abim ebeveynim değildi. Yeterince aklı başında bir insandım ne karar aldığımda sonucunu görerek hareket ediyordum.

"Biliyorum Meyra ama sende anla senin için endişeleniyoruz çünkü değer veriyoruz hayatım sana" dedi o tatlı sesiyle. Bu sesiyle konuştuğunda ona ne kızabiliyor nede kıyabiliyordum.

"Şu ses tonuyla herkesi hipnoz edip,ikna edebilirsin farkındasın dimi?" dedim gülerek.

Oda kahkaha atmıştı. "Biliyorum hayatım abini nasıl tavladım sanıyorsun?" dedi muzipçe. Yüzümü buruşturdum. "Ben kapatıyorum geldim sayılır. Senle abimle olan özel meselelerini konuşmak son isteyeceğim şey." diye homurdandım. Tekrar kahkaha attı "Tamam birtanem öptüm.","Bende" diyerek kapattım.

Taksici mekanın olduğu sokağa girince istemsizce gerildim. O gün aklıma gelmişti. Deja vu gibi hissediyordum.

Kollarımı üşüyormuşum gibi bedenime sardım. Gözlerimi kapayıp kendimi sakinleştirip dizginlemek için içimden konuşuyordum. 'Sakin ol halledip çıkıcaksın' dedim kendime.

Araba durunca taksici "Abla geldik." dediğinde kendime geldim gözlerimi açıp,kollarımı düzelttim.

"Kartla ödücem" diyip çantamdan kredi kartımı çıkardım. Adam pos cihazını uzatınca kartı okuttum. 'Onaylandı' sesi duyulunca taksiden indim. Scorpion'un o karanlık,gotic havası girdap gibi beni sarmıştı.

Titreyen bacaklarıma lanetler okudum. Ama duruşumu dik tuttum derin bir nefes alıp verdim. Çantamı sıkı sıkı tutup, cehennem kapısı gibi duran kapıya yürüdüm. Gerginliğimi azaltmak için her şeyi yapıyordum. Kapıdaki güvenlikler çanta arıyorlardı. Bugün gerçekten sahibinin geldiğini anladım. Çünkü burada çantalar kontrol edilmezdi.

Sıraya geçip bekledim. Sıra bana geldiğinde tuhaf bir durumla karşılaştım. Herkesin çantasını arayan korumalar benimkini aramamış geçmem için çekilmişlerdi.

Kaşlarımı çattım. İkisinede baktım. Bozuntuya vermeden yürüyüp içeri girdim. Siyah,kırmızı atmosfer bedenimle ruhumu içine çekiyordu. İstemsizce 3 sene önce arkadaşlarımla oturduğumuz locaya baktığımda başkaları oturuyordu. Buruk bir gülümseme kapladı yüzümü.

O günden sonra görüşmemiştik onlarla. Bir iki kez emniyette görüştük o kadar. Sanırım onlarda o geceyi aşamamışlardı.

Daha fazla dikilip dikkat çekmemeye karar verip barın ordaki tekli sandalyelere yürüdüm. Çantamı tezgaha bırakıp,sandalyeye geçip,bacak bacak üstüne attım. Etrafı inceliyordum. Dans edenler,arkadaşlarıyla gülenler,öpüşenler,doğum günü kutlayanlar,zil zurna sarhoşlar her çeşit insan vardı.

"Ne alırsınız?" diyen sesle önüme döndüm. Tahminen 20-21 yaşlarında bir çocuktu. "Su sadece su" dedim. Garipseyen bakışlarla bana baksada umursamadan pet şişede su koydu önüme. Suyu açıp kuruyan boğazımı ıslattım.

Barmene dönüp "Patronun ne zaman gelicek?" dedim buz gibi bir sesle.

Bana önce şaşkınca baktı ardından ifadesini hızla değiştirip düz bir hale getirdi. "Sen nerden tanıyorsun patronu?" dedi. Ona yarım ağız gülüp,omzumu silktim "Eski takıldığımdı bu gecede şansımı denicem eğlenmek için anlarsın ya." diyip göz kırptım. Şuan kendimden iğreniyordum. Evet evet gerçekten iğreniyordum.

Barmen çocuk düşmüş gibi saçma bir gülümsemeyle baktı. "Genelde takılmak isteyenler 3. katta beklerler. Patron geldi diye biliyorum"dediğinde tüylerim diken diken olmuştu. Onunla aynı yerdeydim şuan.

Belkide o geceyi unutmama sebep olan adamla aynı mekanda nefes alıp veriyorduk.

"Oraya nasıl girerim? Elimi kolumu sallayarak giremem herhalde?" dedim. Barmen bir yandan bardakları temizliyor bir yandan benimle konuşuyordu. Kafasıyla bir yeri gösterdi. Gösterdiği yere dönüp baktığımda uzun boylu,oldukça yapılı, siyah takım elbiseli,donuk ifadeli dikilen bir adam vardı. O muydu aradığım kişi bilmiyordum ama soramazdım o yüzden cümlesini bitirmesini bekledim.

"O gördüğün adam onun sağ kolu patronu eğlendirmek istediğini bir mazinizin olduğunu ve oldukça ateşli geçtiğini söylersen belki seni götürürler tek şans o adam" dedi ona cevap veremeden gelen siparişi hazırlamaya başladı.

Masaya su için fazla para bırakıp, çantamı alıp sandalyeden indim. Gösterdiği adama doğru yürümeye başladım. Avuç içlerim terlemişti stresten.

Adamın yanına geldiğimde bana baktı. Sorgulayıcı ve şaşırmış bir ifadesi vardı. Şaşırmasına şaşırdım ama belli etmedim. Yüzüme bu sefer kışkırtıcı bir gülümseme maskesi yapmıştım. Kulağına doğru yükseldim topuklu olmasına rağmen hafif ayaklarımı kaldırmıştım. Bir elimle duyabilmesi için ağzımın yanını kapattım. "Patrona ateşli bir gece sözüm var.Beni ona götürücekmişsin." diyip çekildim gülüşümü bozmadan.

Bana baktı hiç konuşmadan eliyle geçmemi işaret etti. Asansöre doğru yürüdüm adam arkamdan geliyordu. Sorgulamadan beni götürmesi hem iğrenç şeyler hissetmeme hemde bocalamama sebep olmuştu. Demek ki her geldiğinde kadınları yanına alıyor diye düşündüm patron için.

Asansöre gelince çalışmadığını görüp ona baktım. Bana bakmadan önüme geçti asansöre siyah bir kart okuttu. Asansör saniyesinde çalıştı. Asansöre benden önce geçti hemen arkasından bende bindim.

3. kata bastı. Elimle çantamı sıkı sıkı tutuyordum.Yanımdaki adam sanki varlığım yokmuşcasına dümdüz elleri önünde birlestirmis sekilde önüne bakıyordu. 'Kat 3' sesi gelince indi. Bende onu takip ediyordum. Burdaki koridorlar full kırmızıydı,aşağıdaki gibi siyah aksine.

Etrafı inceliyordum dikkatimi çekmişti. Tablolar vardı fazla güzel tablolardı.

Annem aklıma geldi oda çok güzel tablolar yapardı. Aklıma gelmesiyle ne için burada olduğumu bir kez daha hatırladım. Sonunda siyah büyük bir kapının önünde durduğumuzda duraksadım. Bu kattaki tüm kapılar kırmızıydı bu hariç.

Sahibinin bu kırmızı ve siyahla ne alıp veremediği vardı acaba?

Ürkmeme sebep olmuştu. Bu bildiğin fetiş gibiydi. Adam bana baktı "Burada bekleyin" diyip kapıyı tam açmadan içeriye girdi. Onu beklemeye başladım içeriden ses duyulmuyordu. Buda demek ki ses yalıtımlıydı.

Adam dakikalar içinde girdiği odadan çıktı.

"Buyrun Patron sizi bekliyor." diyip beni öylece bırakıp geldiğimiz koridordan geri döndü. Dudaklarımı dişledim stresle. Derin derin nefesler alıp verdim. Terleyen avuç içlerimi üzerime sildim. Yanaklarıma bir iki kez sert olmayan şekilde kendime gelmek için vurdum. Duruşumu dikleştirdim.

Yürüyüp aralık olan kapıdan içeri girip kapıyı kapattım. Önümde büyük,uzun dikdörtgen şeklinde bir çalışma masası vardı. Arkasında ise deriden yapılmış bir çalışma koltuğu ama o koltukta oturan kişinin arkası dönüktü.

Tablolar buradada devam ediyordu.

Alkol şişesi dolu bir camdan yapılmış dolap. Bir sürü raf içlerinde bardaklar,kitaplar vardı.

Sonunda aradığım kişi bana doğru döndüğünde konuştu "Görüşücez demiştim Parlayan ışık. Beni eğlendirmeye gelmişsin,eğlendir bakalım." dedi sırıtarak.

Bu oydu. Mezarlıkta karşıma çıkan. Barlas Santino Avara tam karşımda Scorpion'un sahibiydi.

Selam beybiler,öncelikle yazdığım en uzun bölümlerdendi. Yazdıkça yazasım geldi. Karakterleri yavaş yavaş tanıdığımız bir bölüm oldu. Gereksiz detay var mı bilmiyorum. Ama içime çok sindi. 2 Günde yazdım ama sanki bir saat gibiydi. Beni yazarken sıkmadı umarım okurken sizide sıkmaz. Önerilere ve tavsiyelere açığım. Bir sonraki bölüm ne zaman olur bilmiyorum hafta içi fazla yoğunum. Kendinize iyi bakın görüşmek üzere💗💗

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.