BÖLÜM 1
Uyarı:Bu kurguda geçen olaylar, kişiler, kısmen kuruluşlar tamamen kurgudur.
Uyarı:Bu kurguda smut, şiddet, kavga tetikleyebilecek unsurlar mevcuttur.
Bölüm şarkıları
Hazan Vakti-Volkan Akmehmet,İnanç Şanver, Gülşah Tütüncü
Kardelen-Teoman
Years Of Silence- Thurisaz
Fourth Of July-Sufian Stevens
''Merhaba Meyra Hanım son görüşmemizden bu yana nasıl hissediyorsunuz?''diye sordu doktorum Hale. Ona doğru bakıp içtensizlikten uzak ama onun inanacağı türden bir gülümseme bahşettim. Derin bir nefes aldım ''İyiyim üstünden üç sene geçti,toparlanıyorum.'' diye konuştum. Bana inanıp inanmaması çok umurumda değildi bu seanslara katlanma tek sebebim kız kardeşimdi.
''Olay günü hakkında konuşmak ister misiniz? Tekrar üstünden geçelim neleri tam olarak hatırlayıp,hatırlamadığınıza bir bakalım.' 'dediğinde son bir senedir her ay yaptığımız o durumu tekrarlayacağımızı anladım.
Yapma sebebimiz tamamen benim içindi çünkü beynim travmaya bağlı olarak o günü resmen sisler altına almıştı.
''Evet yapabiliriz.'' dedim her ne kadar bir şey değişmese de. Gözlerimi kapatıp kendimi o günü tekrar yaşıyormuş gibi anlatmaya başladım.
17 Temmuz 2023
Aynadaki yansımama son bir kez daha baktım. Beyaz derin v yaka dekolteli, ince askılı, inci beyazı, parıltılı göğüsten püsküllü, hafif transparan, uzun elbisemle gayet geceye uygun gözüküyordum.
Bugün fakülteden arkadaşlarımla son senemize girişimiz üzerine kutlama yapacaktık. Radyo, televizyon ve sinema son sınıf öğrencisiydim an itibariyle, bu bölüm için çok uğraşmış. Hayatımın değerlileri biricik ailemi bile karşıma almıştım. Babam kendisi gibi hak, hukuk yolundan ilerlememi istemiş, annem ise ona arka çıkmıştı. Babam şehirde bilindik bir savcıydı.
Salim GÜNEŞ, kendini tamamen adalete adamış; doğrularından şaşmamış bir savcıydı. Çok narkotik şubeyi içeri atılmasına sebebiyet olmuş, mayfaların müebbet yemesine başrol oynamıştı. Tabii bundan dolayı birçok yeraltı dünyasında adı çıkmış, düşman kazanmıştı. Ama tüm bunlara rağmen ailemize zarar veren, vermeye çalışan henüz hiç görmemiştim.
Annem, Meltem GÜNEŞ ise kendi halinde bir kadın babamın aksine aklımda onunla alakalı yer edinen en önemli özelliği ise dehşet verecek şekilde tablo yapmasıydı. Onun bu özelliğini almak isterdim ama maalesef bu özellik bana değil kız kardeşim Alçin'e aktarılmıştı. Alçin annemin birebir kopyasıydı ben sadece göz rengini almıştım. Alçin'nin turuncu lüle lüle saçları, masmavi gözleri, vücut şekli tamamen annemizin genciğinin kopyasıydı.
Birde abim var Çağın GÜNEŞ ikinci aşkım, arkamdaki dağım, dert ortağım, bir tanecik abim aramızda yedi yaş olmasına rağmen doğduğumdan beri hiç bu yaş farkı sorun olmamıştı. Hep yanımda olup arkamı kollamış, benimle gülmüş, benimle ağlamıştı. Alçin'le benim ikinci aşkımızdı, anneminde göz bebeğiydi. Abimle ben dış görünüş olarak daha benzerdik oda mavi gözlü, sarı saçlıydı.
Koridordan ''Abla!'' diye bir bağırış gelince daldığım düşüncelerden çıktım. Elime pembe el çantamı alıp kapımı açıp, koridora çıktım.
Çağın'ın Alçin'le uğraştığını görüp gülümsedim. Yardım çığlığının sebebi anlaşılmıştı. Daha fazla izlemeyip Alçin'e yaptığı gibi bende Çağn'ın saçlarını karıştırdım.''Bırak küçük kardeşimi'' diye hafif bir yüksek sesle, sert olmayan bir şekilde bağırdım. ''Abla bu ayı beni bırakmıyor! Canı sıkılmış yine.'' diye homurdandı.
'' Sus bacaksız'' diye karşılık verdi abim. Üçümüz birbirimizle uğraşırken annemin bağırışıyla durduk. ''Çağın, Meyra, Alçin!'' diyen o sesle birlikte resmen hazır ola geçmiştik.
İlk konuşan Alçin oldu aramızda 3 yaş olmasına rağmen tam çocuk ruhluydu. '' Sultanım Çağın benimle uğraşıyor, dışarı çıkacağım neymiş şu saatte evde ol diye bana ahkam kesiyor.'' diye konuştu sinirleri bozulmuşçasına. Abim altta kalmayıp '' Kızım ben sana bana Çağın demeyeceksin demedim mi?'' diye homurdanıp tekrar Alçin'in saçına elini uzattı.
Annem dayanamayıp ''Yeter!'' diye bağırdı derin nefes alıp ''Hepiniz aşağıya gelin.'' diyip merdivenlerden aşağıya oturma odasına doğru ilerledi.
Alçin saçını düzeltti. Çağın'la ikisi birbirine kötü kötü bakarak aşağıya indiler, hallerine gülüp bende arkalarından ilerledim. Yürürlerken birbirleriyle itişiyorlardı hallerine kıkırdadım,ikiside sertçe bana bakınca elimle ağzıma fermuar çekiyormuş gibi yaptım.
Üçümüzde sırayla girdik oturma odasına babamla annem koltukta oturmuş bize bakıyorlardı ama daha çok gülmemek için zor duruyorlarmış gibiydi. Annem zorla da olsa kaşlarını çattı "Oturun derdiniz ne anlayalım bakalım" dedi.
Alçin hışımla gidip oturdu kollarını göğüsünde kavuşturdu Çağın'la ben hala dikiliyorduk. Babam bize bakıp "Anneniz oturun diyor" dedi onu dinleyip bizde geçtik,gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
Alçin hemen konuya girdi " Çok sevgili büyüklerim Çağın hariç öncelikle biliyorsunuz bugün arkadaşımın doğum günü ve oraya gidicem ablamla beraber çıkıcaz. Ama bu abim olasıca gireceğim saate laflar söylüyor canım,aşkım babam demezken bende dedim sen misin bana bunu diyen saçını yoldum" diyip derin nefes verdi rahatlamışcasına.
Annemle babam kafasını sallayıp Çağın'a baktı. Çağın kendini savunmaya geçerek bacaklarını iki yana açıp,ellerini önünde iç içe alıp güldü "Ben onu korumak için dedim henüz 18 olmadı bile düşkünlüğümden hep ama saçıma dokunulması konusunda huyumu biliyorsunuz, bende onun en değerlisi saçına saldırdım olanlar bu" diyip arkasına yaslandı.
Sona ben kalmışcasına annemle babam bana baktı hemen "Bana hiç bakmayın ben 'abla!'diye bir bağırış duyunca odamdan çıktım yoksa hazırlanıyordum bildiğiniz gibi " diyip omuz silktim.
Annemle babam dayanamamışlar olacak ki kahkaha atmaya başladılar bizse onlara bakıp güldük. Babam kendini toparlayıp konuştu "Bakın çocuklar öncelikle Alçin, abin kötü bir şey dememiş huyunu biliyorsun sizi çok seviyor koruma içgüdüsü tamamen yoksa kötü niyeti yok." diyip öksürüp devam etti "Sen Çağın kardeşin koruman çok güzel ama ona daha kibarca,düzgünce söyleyebilirsin oğlum eşşek kadar oldunuz hala çocuk gibisiniz" dedi yılmışca. Bana dönüp "Meyra seninde olayı ayırman lazımdı kızım yapmayın böyle kardeşsiniz siz " diyip güldü.
Alçin alttan alttan Çağın'a baktı. Çağın bakışını görüp "gel buraya turunçgil " diyip onu kolunun altına çekip sarıldı. Bende gülümsedim onlara bakarak abim benide diğer koluna alıp sarıldı ikimizede. "Sizi seviyorum başımın belaları" dedi. Annem dayanamayıp ayağa kalktı "Ah canım yavrularım" diyerek kocaman sarıldı. Babamda arkasından geldi bir aile kucaklaşmamız gerçeklesti.
"Sizi çok seviyorum" diye mırıldandım. Peşinden "Bizde!" diye güçlü bir ses topluluğu geldi. Yüksek sesle güldüm. Ailemle bu vaktimi sanırım hiç bir şeye değişemezdim. Babamla annem kollarını üstümüzden çekince üçümüzde doğrulduk. Telefonumu alıp saate baktım 20.30'du telaşla ayaklandım "Ben çıkıyorum 21.00'da yanlarında olmam gerek" diyip üstümü düzelttim.
Alçin'le Çağın'da ayaklanmışlardı. Annemle babamın yanağına birer öpücük bıraktım "sizi seviyorum aşklarım geç kalmam,kalmayız" diyip gülümsedim. Annem elimi tuttu "Dikkat edin birbirinize sürekli haber verin Meyra'm" diyip gülümsedi.
Başımı sallayıp kapıya doğru yürüdüm Alçin ayakkabılarını giyiyor,Çağınsa hazır olmuş şekilde telefonda bir şeylere bakıyordu. İnce bantlı gümüş topuklu ayakkabılarımı alıp giyerken Alçin'e döndüm "Nerde kutlucaksınız?" diye sordum. Alçin rujunu tazelerken "Bebekteki Trava'ya abla sen söylemeden söyliyim alkol yok" diye konuştu.
Çağınsa bana dönüp baktı "Sen nereye gidiyorsun?" ayakkabımı son kez kontrol edip ona baktım "Scorpion'da buluşucağız orda oluruz abi muhtemelen,planda değişiklik olursa söylerim" Çağın anlamışcasına başını salladı gülümseyip kapıyı açtı "Leydiler önden" diyip eliyle kapıyı gösterdi. Alçin ile gülerek kol kola girdik abimin arabasına yürüdük Alçin arkaya, bende öne geçtim. Abimde gelince motorunu çalıştırdı arabanın önce Alçin'i bırakmak için Bebek'e doğru sürmeye başladı.
Evimiz Tuzla'da olduğu için her türlü geç kalıcaktım neyse ki gidicem mekan Bebek'e yakındı. Çağın'a dönüp "Sen Tuna'yla mı buluşucaksın?" diye sordum. Tuna kücüklük arkadaşımdı. Aramızda 3 yaş vardı aynı mahalledendik. Abim bana dönüp "Evet beni bekliyor her zaman ki yerde" diyip yola bakmaya devam etti.
Alçin ortamızdan kafasını uzatıp "Ya bu trafik ne? İstanbul bazen bayıyor" diye söylendi. Gerçekten haklıydı İstanbul'un imkanları yüzünden nüfusu fazlasıyla kalabalıktı buda gerek insan gerek araba trafiğine sebebiyet veriyordu.
"Evet bu trafik bitmek bilmicek gibi o yüzden şarkı açıp en azından çekilebilir kılıcam yolu bizim için" diyip telefonumu bluetoothla arabaya bağladım. 'Kıvırtırken dinlediklerim' adlı playlistime girdim kaşlarımı çatıp moduma göre ararken bulduğum şarkıyla kaşlarım düzeldi,sırıttım. Hemen ardından arabanın içinde 'Yonca Evcimik 8:15' çalmaya başladı. Alçin güçlü bir çığlık attı,Çağın yüzünü buruşturdu. Ben ise gülerek şarkıyı söylemeye başladım.
"BU SABAH 8:15 VAPURUNDA ONU GÖRDÜM KARŞIMDA!" diye bağırarak kahkahalarım arasında söylüyordum. Alçin arkadan devam etti "ONU GÖRDÜM KARŞIMDA,DİZLERİMİ TİTRETTİ " ardından ikimizde aynı anda bağırarak "AŞIK OLDUM GALİBA!" ikimizde yarınlar yokmuşcasına şarkıyı neşeyle,kahkahalarımızla söyledik.
Sonunda 50-55 dakika sonra Bebekteydik. Alçin'nin gideceği mekanın önüne gelince araba durdu. Alçin'e döndük aynı anda abimle " Telefonun açık olsun,mekan değişirsen söyle, paran biterse ara" diye konuştuk aynı sesle. Alçin gözlerini devirdi "Of tamam ikinci ebeynlerim sizinde açık olsun dikkat edin" diyip ikimizi de yanağımızdan öpüp arabadan indi bize el salladı.
O mekana sağ salim girince abim arabayı çalıştırdı, beni bırakmak için Scorpion'a sürdü. Arabadaki sessizlik içimi boğmuştu "Kaçta gelirsin almaya?" dedim abime dönüp.Bana baktı "en geç 1'de kapıda olurum önce Alçin'i alıcam birlikte dönücez" dedi. 'Anladım' dercesine başımı salladım.
Sonunda Scorpion'a gelince saçımı düzelttim çantamı elime aldım. Abimin yanağına kocaman bir öpücük bıraktım. Tam iniyordum abim kolumu tuttu,başımı 'hayırdır' dercesine salladım. "Alçin'e dediklerim sanada geçerli bütün her şeyi haber veriyorsun." dedi. Bende gülüp "Tamamdır komutanım" diyip arabadan indim.
Temmuz ayının akşamları bile yeterince ısıtmaya yeterliydi. Telefonuma baktığımda tam yarım saat geç kaldığımı görüp sıkıntıyla dudağımı dişledim.
Scorpion'a ilk gelişim değildi ama her gelişimde büyüleniyordum bu mekana gitmeyi ben istemiştim. Dışında tam şarap rengi büyük harflerle 'SCORPİON' yazıyordu. Arkasında aynı renkte ledler parlıyordu. Siyah atmosferi daha gotik bir hava katıyordu. Kapı girişinde ikişer kalıplı güvenlikler duruyordu. Mekan büyük bir arazi kaplıyordu kapının sağında ve solunda sarı akrep heykelleri vardı altından yine şarap rengi ledler parlıyordu. Buranın sahibini tanımıyordum ama mimarisini nasıl tasarladığını konuşmak isterdim.
Telefonumu çantama geri atıp daha da bekletmemek için kapıdan içeri girdim. İçerisi 3 katlıydı ilk kat dans pisti bar ve sahne vardı, ikinci katta localar yine mini bir bar ,üçüncü kat özeldi sanırım sahibinin şahsi yeriydi.
İçerisinin atmosferi de karanlık,gotikti. Kırmızı ışıklar her yerdeydi, dans pistinin üstünde kocaman bir disko topu vardı. Bar tezgahının ön yüzünde küçük akrep motifleri vardı karanlıkta parlıyorlardı.
Sanki kural varmış gibi tüm çalışanlar siyah giyiniyordu. Localar deri koltukluydu kırmızı masalıydı masaların altında ledler vardı. Sahnede büyük uzun perde vardı perdeyi birleştirince akrep tamamlanıyordu. İçimi her geldiğimde ürperten yer bir o kadar ilgimi çekiyordu.
Etrafıma bakındım locaya kafamı çevirdiğimde fakülteden arkadaşım Leyla'yı el sallarken gördüm. Gülümseyip locaya yürüdüm. Merdivenlerden çıktım masaya geldiğimde kollarımı açıp "Selam millet!" diye yüksek sesle konuştum.
Leyla hemen kollarını bedenime sardı "Tanrım ne kadar özlemişim" kıkırdayıp kollarımı ona sardım. "Bende görüşmeyeli yıllar oldu sanki." ikimizde sonunda kollarımızı çektiğimizde diğerlerine baktım Bulut,Ercan,Selin vardı. Bulut gülerek ayağa kalktı "Prenseste gelmiş" diyip dostça sarıldı. diğerleriyle de sarılınca Leyla'nın yanına geçtim.
Garson yanımıza gelip siparişlerimizi sordu. "bi tane Negroni" diye siparişimi söyledim. Leyla 'Martini',Selin 'Bloody Mary', Ercan 'Efes özel seri' , Bulut 'buzlu viski ' söylemişti.
Siparişlerimizi beklerken heyecanla konuştum "Yeni sene için heyecanlı mısınız?" diye sordum. Selin "Evet ama dersler yoğun olucak düşündükçe fenalaşıyorum." diye huzursuzca konuştu. Bulut başını sallayarak onayladı "Valla açıkcası ben o kadar umursamıyorum ama Naci hocayla tekrar dersimiz olduğunu bilmek kan şekerimi yükseltiyor" dedi.
Kahkaha attık topluca Bulut konuşmayı kesmeden "Asıl bomba Ercanla Melis ayrıldı" diyip kahkaha attı. Ercan ters ters baktı "Oğlum sen bi sussana daha içmeden çenen açıldı yine" diye homurdandı. Şaşırarak Ercan'a baktım "Neden ayrıldınız?" Leyla beni dürtüp "Of klasik Melisle Ercan işte zaten bir senede 380 kere ayrılıp barışıyorlar." dediğinde yine Ercan'a bakıyordum. Siparişlerimiz gelince Selin resmen fondip yaptı. Ercan birasını yudumlarken konuşmaya başladı.
"Bu sefer farklı sanırım komple bitti" diye lafa başladığında bulut arkasından 'he he' der gibi mimikler yapıyordu. Açıkcası bende pek inanmıyordum çünkü gerçekten toxiclerdi. Ama dinlemeye devam ettim Ercan da konuşmasına kaldığı yerden devam etti "Konu Melis yani bana eskisi gibi hissetmediği tarzında bir şeyler söyledi anlam veremedim başta ama iyice konu dökülünce başkası olduğundan şüphelendim." diyip birasından büyük bir yudum aldı.
Selin suskunca kaldı hatta dinlemiyordu bile Leyla ağzı açılmış şekilde şaşırmıştı,Bulut ise içtiği viskiyi püskürttü. İyi ki karşısında biri yoktu Bulut şokla Ercan'a dönüp "Bana bunu nasıl anlatmazsın Ercan? Bana bana Bulut'una,gönlünün asıl baş tacına " dedi.
Gülmemek için dudaklarımı ısırdım. Ercan gözlerini devirdi "Ya oğlum zaten dün oldu ayrıldık dedim ya işte." Bulut tavır alıp Ercandan ters yöne dönüp viskisini dertlice yudumladı. Ercan'a bakıp konuştum aynı zamanda kokteylimi içiyordum. "Bence yüzyüze konuşulması gereken bir konu 2 senedir birliktesiniz,duygular bittiyse bile mesajla değil yüzyüzeyi bitirilmeyi hakeden bir münasebetiniz var" dedim. Leyla'da onaylayan mırıltılar çıkardı.
Ercan daha fazla konuşmak istemiyor olacak ki sadece kafasını sallamakla yetindi. Gece hızlıca aktı 3 kokteylden sonrasını hatırlamıyordum. Açıkcası o gün barda yaşananları sanki yaşanmamış gibi Ercan'la konuştuktan sonrasını hatırlamıyordum. Hatırlayamıyordum.
Kapıdan zar zor çıktım. Çağın'ın arabasını görüp ona doğru yürüdüm. Tökezleyerek sarsak adımlarla arabaya varınca Çağın kolumu tutup arabaya binmeme yardımcı oldu. Arabaya biner binmez Alçin "Üf be abla ne içtin böyle yürüyen ceset gibisin" diye söylendi. İstemsizce kahkaha attım. Çağın arabaya binip çalıştırdı, kafamı cama yasladım. Çağın da nutuklarına başlamıştı "Abartmana ne gerek var bu kadar anlamıyorum Meyra" diye öfkeli bir ses tonuyla konuştu.
"Of ne söylendiniz kırk yılda bir kere abartıyorum bu gece fazla çarptı" diye yamuk yamuk konuştum. Alçin telefonuna gömülüp sessizliğe bürünmüştü. Çağın'da uğraşmak istemediğini belli edercesine suspus olmuştu. Bende eve geçene kadar uyumaya karar verip iyice koltuğa yerleştim.
Ne kadar süre sürdü,ne kadar zaman aldı eve varmamız bilmiyorum.
Ama o süre iki canın yok olmasına yetmişti. Bir evin başına yıkılmasına da yeterince yetmişti. Kulağımda bir feryat,evet evet bir feryat çınladı gözlerimi hışımla açtım. Arabadaydım algılamakta güçlük çektim arabadan indim. Yüzüme,vücuduma Temmuz ayının sıcaklığından ekstra vuran yoğun bir sıcaklık hissettim. Bir elimi arabanın kapısına yasladım. Gözlerimi kapatıp derin nefes aldığımda Azot kokusu ciğerlerimi doldurdu.
Kulağımda aynı feryat tekrar etti "ANNEE! BABAA! ABİ BIRAK GİDİP KURTARMAM LAZIM!" transtan uyanmış gibi gözlerimi açtığımda karşılaştığım manzaranın gerçek olmaması için dualar etmeye başlamıştım. Alçin kendini yerden yere atıyor,çığlıklar atıyor,Çağın onu tutmaya çalışıyor ve yanan ev..
bizim evimiz. Annemin sabahları özenerek kahvaltı hazırladığı, babamın hepimizi göğüsüne sarıp sarmaladığı, birbirimizle uğraştığımız anlar, annemle babamın kahkahaları yanıyordu. Anılarım,çocukluğum,ergenliğim, can parçalarım.
"HAYIR!" diye feryat ettim eve doğru sarsak adımlarla koşmaya çalıştım. Abim diğer eliyle beni tuttu "Yaklaşma nolur durun" dedi titreyen sesiyle. "Abi bırak kurban olayım bırak, annem canım , babam yanıyor abi evimiz,evimiz gidiyor" diye çığlıklar attım.
Boğazıma dolanan sarmaşık gibi yumru, ciğerlerimi saran azot kokusu ,midemdeki yakıcı his. Alçin "Nerde kaldı ambulans,itfaiye!" diyip kendini yere bıraktı. Mahalleyi saran siren sesleriyle dizlerimin üstüne kendimi bıraktım. Çağın napacağını bilemez şekilde eli ayağı birbirine dolanmıştı. Alçin'in elini sıkıca tuttum "Allahım kabus olsun" diye fısıldadım. "Bu bir kabus ve ben yârın yine annemin omletinin kokusuyla uyanıcam."
Diyerek kendimi telkin etmeye çalışıyordum. Siren sesleri beynimde çalıyordu. Aklımda binbir türlü senaryo,gözlerimde yaşlar. Yanımdaki kız kardeşime bakamıyordum. Çağın'ın aceleyle eve doğru yönlendirdiğini duydum itfaiyeyi.
Alçin'in elini sıkan ellerimi yavaşça çözülürken zihnim karanlığa çekildi. Kafam sert betona usulca çarptı. Bu sefer kulaklarımda adımı söyleyen feryatlar vardı. Abim Çağın "MEYRA!" diye bağırıp yanıma koşuşunu,Alçin'in "Abla!" diye çığlık atıp ellerimi tutuşunu hissettiğim son şeydi.
Günümüz
16 Temmuz 2026
Gözlerimi yumduğum gibi açtım sakince. "Bu kadar hatırlıyorum her ay olduğu gibi yine ilerleme yok. Yine o barda ne olduğunu nasıl unuttuğumu bilmiyorum. İşin garip yani o gece ki arkadaşlarımda hatırlamıyor." diyip başımı iki elimle tuttum.
Hale bana bakıp önündeki deftere bir şeyler karaladı. Anlayışla gülümsedi,hep gülümsüyordu. "Kendini zorlama bence yine iyi hatırlıyorsun bugün çıkınca napıcaksın?"
Derin nefes aldım,yutkundum. "Bugün 16 Temmuz Hale,açıklamama gerek yok diye düşünüyorum." Hale'nin unuttuğunu yüz ifadesinden anladım. "Üzgünüm Meyra,seni üzmek istemezdim anlıyorum peki tek mi gidiceksin? İstersen seninle gelebilirim." diye teklifte bulundu.
İki elimi indirdim ayağa kalktım "Teşekkürler,kardeşlerimde gelicek." gülümsedim yalan söylüyordum. Bana bakıp kafa salladı,"Pekala bir ay sonra görüşürüz o zaman 17 Ağustosa yazıyorum. Hatırlatma yapacağım bir gün önceden Alçin'e selam söyle görüşmek üzere Meyra." diyip gülümsedi.
Başka bir şey demeden odadan çıktım. Danışmadaki kıza gülümseyip kendimi klinikten dışarı attım. İçime çekebildiğim kadar oksijen çektim. O günden sonra her gün dışarda değilsem bile cama çıkıp derin nefes alıyordum. Sanki Azot kokusu içime işlemiş ondan kurtulamıyormuşum gibi. Taksiye binmeden önce köşedeki çiçekçiye yürüyüp en sevdiğim resmen beni temsil eden beyaz Zambaklardan iki buket alıp parasını ödedim. Caddede yürürken köşede durup taksi çevirip 'Sakızağacı Mezarlığına' dedim.
Yoldayken Alçin ve Çağın'la olan 'Teşkilathane🙄' adlı gruba psikolog görüşmesinden çıktığımı,bir işim olduğunu halledip eve geçeceğimi' bildirdim. Grubun ismi Alçin'in koyduğu bir isimdi, şans eseri Çağın'la aramızda geçen konuşmada söylediğim kelimeden ötürü bu isimle grup kurmuştu. Aslında o hariç çokta komik şeyler anlatan yoktu.
Abim o kara günden sonra Polis ben ise zar zor mezun olup spiker,gazeteci olmuştum. Bir televizyon şirketinde çalışıyordum 1 senedir. Alçin ise ailemizi kaybetmeden önce sınıf öğretmenliği isterken ailemizin kaybıyla hukuk okuyup babamın yolundan gitmeye karar vermişti.
Abimle ben bir nevi birlik olup bu meslekleri seçmiştik çünkü adalet sağlanamamıştı hiç bir bilgi yoktu faillerle ilgili. Her şey sanki yaşanmamış gibi yok edilmiş,planlanmıştı.
Koskoca 3 senedir hiç bir zanlıdan doğru düzgün bir şey çıkmıyordu. Abimi emniyete sokarak 'biraz torpille' daha detaylı araştırmaya başlamıştık bir senedir. Elimizde elde tutulur üç kişi vardı. Ama abim asıl bir aileden fazlasıyla şüpheleniyordu Akava Ailesi. İki erkek çocuk babaları Baran Akava abim bu adamdan şüpheleniyordu. Büyük oğlu Barlas Santino Akava'nında işin içinde olduğundan şüpheleniyordu.
Ama ben emin değildim kesin kanıtlar bulmadan da emin olmucaktım. Sadece birer şüpheliydiler. İntikam ateşi içimi kor bir bıçak gibi ortadan ikiye yarıyordu.
Taksicinin "Geldik Bayan" demesiyle daldığım düşünce bulutumdan sıyrıldım. 'Bayan' kelimesiyle bozulan asaplarım daha da bozuldu mümkünmüşcesine. Taksicinin parasını ödedim,kapıyı açıp bir adım attım indiğimde kafamı kapıdan içeri doğru uzatıp "Kadın." diye sert bir sesle konuşup kapıyı kırarcasına kapattım.
Arkamdan hakaret edişlerini duymamazlıktan geldim. Çünkü şayet şuan burda birini döversem sanki annem ve babam görecekmiş gibi hissediyordum. Her şeyi detaylı düşünmeme her gece lanetler okuyordum.
İçeri girmeden önce çantamdaki siyah eşarpla hırkayı çıkardım. İsterse hava 50 derece olsundu, ben yinede her yerimi kapatıp girerdim buraya. Hırkamı üstüme geçirip, eşarbı başıma düzgünce bağladım. Gözlerimi yumup açtım. Demir kocaman kapıyla içimde duygular tekrarladı.
Her sene bugün olduğu gibi yine etrafımı kasvetle dolduran o yerdeydim.Nerede olduğumun bilincine tekrar varmak için kafamı kaldırıp girişte yazan kocaman yazıyı okudum 'Sakızağacı Mezarlığı'.Derin bir nefes alıp başımdaki eşarbı düzelttim bozulmuşcasına,içeriye adım atıp ezbere bildiğim yoldan yürürken kalbim içimde sıkışıyor,dört nala koşuyordu.
3 sene geçmişti koskoca dile kolay 3 sene yaşayanlar bilirdi bu acının kor gibi her yerini yakıp birer birer tükettiğini,yaşamayanlar ise; zamanla geçer,alışırsın,her şey yoluna giricek gibi bir ton laf sayardı. Lakin her biri hurafeydi bana kalırsa. Toprak yolda ilerledim en güzel yeri yapmak için onlara bütün mezarlıklarla konuşmuştuk onlara en azından son görevimizde en iyi yeri tahsis etmek istemiştik.
Çiceklerle kaplı ezbere bildiğim o kabirlere gelince baktım büyük aile kabristanlığında yanyana yatan yazıları yanyana yazılan iki isim benim canımdı,kanımdı,yüreğimin yangınıydı.
Salim GÜNEŞ, Meltem GÜNEŞ gördüğüm tabloya alışamadığımı o an derin nefes aldığımda burnuma dolan toprak kokusuyla beraber içimin yanmasıyla anladım. İnsan nasıl alışırdı ki böyle bir acıya?Mümkün müydü?
Yavaş adımlarımla mezar taşlarına yürüyüp birer öpücük bıraktım.Titrek nefesimle yutkunup kendimi toparlamaya çalıştım bir "M-merhaba" çıktı ağzımdan beni duyuyorlarmışcasına.Elimdeki zambakları ikisinin de mezarlarına özenle bıraktım.
Kabristanlığın soğuk,nemli taşına oturdum,topraklarını sevdim onları severmiscesine.En son cesaretimi toplayıp konuşmaya hazır oldum. "Umarım orada mutlusunuzdur,birbirinize o kadar aşıkmışsınız ki göçerken bile yalnız bırakmadınız birbirinizi." diyip burukça gülümsedim. Derin nefes alma ihtiyacı hissettim ama toprak kokusu çok sevmeme rağmen genzimi yakıp geçiyordu.
"Sizi çok özledim tarifi yok gerçekten hepimiz sizi çok özledik. Unuttuğumuzu sanmayın hep içimizde tazesiniz " diye mırıldandım. Gözlerimin dolmasını engelleyemiyordum.
Onlara hep anlattığım gibi yaşadıklarımızı anlatmaya başladım. "Baba Alçin kınalı yapıncağın senin yolundan ilerliyor. Hukuk okuyor, üniversite sınavında başarılı oldu devlette okuyor. Tercihlerinin hepsini hukuk yazdı. Tercih zamanı karşıma geçip "Abla ben babamın yolundan ilerlicem!"dediğinde içimdeki gururu ve burukluğu anlatamam . Burda olsaydınız kızardınız ona niye hayallerini harcadın diye ama gurur duyucağınızıda biliyorum. İstanbul'dan hala gidemedik o bitirene kadar da gitmicez. Daha 2 senesi var bitirmeye,doğum günüde yaklaşıyor küçük prensesin." diyip gülümsedim"Abimde polisliğe iyice alıştı. Size yaşatılanı bulmak için gece gündüz oda bende çalışıyoruz, bulabildiğimiz her şeyi buluyor araya insanlar sokuyoruz. Üçümüzde iyiyiz,birlikteyiz sizin bıraktığınız gibi."gözümden akan yaşlara rağmen gülümsüyordum.
Kalkmak gerektiğini hissedince ayağa kalktım titrekçe gözlerimi sildim onlara içten şekilde gülümsedim en azından gülümseyi denedim. Güçlüce durdum arkamı dönmeden "Anne ve baba ölümünüze sebep olan her şeyi,herkesi bulup bitiricem her şeyin üstüne yeminim olsun." diye buz gibi bir sesle konuştum.
Kabristanlıktan çıkarken ilerde bir başka mezarın başında takım elbiseli kişilerden oluşan bir topluluk görünce merakıma yenik düşüp durdum.
Çok fazla sayılmazlardı. Beş kişilerdi üçünde silah vardı diğer ikisi ise mezarın başında dua ediyorlardı. Kollarımı kavuşturup izledim neden yaptığıma dair en ufak fikrim yoktu tek bildiğim izleme dürtüm bulunduğuydu. Onların toparlandığını farkedince çıkışa doğru yürümeye başladım. Sanki adım hızımı hesap edip benle birlikte çıkmışlardı arkamda yürüyorlardı.
Bir çift ayak sesi çok yakınımda hissettim. Derin nefesler alıp veriyordum mümkünmüşcesine adımlarımı hızlandırdım muhtemelen gariplik olduğunu sezmişlerdi. Adrenalin vücudumda cirit atıyordu,kanım kaynıyordu.
Demir kapıdan çıkıyordum ki bir ses işittim tok,kalın,ben burdayım diyen bir erkek sesi "Bakar mısın?" diye seslendi arkamdan. Derin nefes alıp arkamı döndüm. Karşımdaki adama baktım. Dağınık siyah saçlar,siyah resmedilmiş gibi kaşlar, hafif çekik kahve siyah gibi gözler, özenle tıraş edilmiş sakal ve bıyıklar, sert ketum bakışlar son olarak jilet gibi duran siyah takım elbise.
Adamı komple inceledikten sonra gözlerine baktığımda farkettim oda beni inceliyordu ama ifadesinde saklı bir şeyler vardı.
En sonunda konuştuğunda "Sen" dedi yutkundu.
Bende onu tanıdım o an "Sen" dedim.
Herkese selam ne kadar uzun veya kısa oldu bilmiyorum sizin fikirleriniz ve önerileriniz üzerinden yürücem kelime sayılarına 3500 kelimelikten oluşuyor ilk bölümüz umarım hoşuna gidip,keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştuk. Kurgum fazlasıyla emin olduğum bir kurgu. İlk beş bölümü çok uzatmadan atıcam sonrasında bir kitleye ulaşırsak sizin istekleriniz doğrusunda ilerlicem. Kendinize iyi bakın,yorumlarınızı eksik tutmayın 💗💗
Medyada Karakterlerimiz vardır.