İçeriğe geç

VURGUN

Bölüm 35 · 12 dk okuma

VURGUN

Bölüm 35

35

Hızlı adımlarla bahçenin kısa demir kapısına yürürken Savaş arabadan heybetiyle iniyordu.

-"Kapılarda karşılanmak güzelmiş." dedi ve demir kapıyı açıp beni kollarının arasına aldı.

Başlarını eğen bir sürü korumanın arasında utanıp göğsüne sığınırken kokusunu almadığım saatlerde çok fazla özlediğimi anlamıştım.

-"Bir an gelmeyeceksin sandım." dedim üzüntüyle.

Yanağıma ve dudağıma sırasıyla öpücükler kondurup saçımı okşadı.

-"Seni burada bırakır mıyım hiç ? Kokun yakınımda olmayınca deliye dönüyorum."

Derin bir solukla onu ciğerlerimde solurken uzanıp boynuna sıkıca sarıldım. Yetişmem için belimden tutarak kaldırmıştı.

-"Seni özledim." diye kısık sesle kulağına mırıldandım. Her ne kadar utançtan kızarsam bile sakalının uzadığı çenesini öpmüştüm.

Kendine bastırırken burnunu boynuma sürtmüş derin soluklar almıştı.

-"Seni burada nefessiz kalana kadar öpmemem için kaçmalısın." dedi boğuk sesiyle.

Yüzümde cilveli bir gülüş belirirken yüzümü yüzünün hizasına getirip dudağımı ısırdım.

Kaçmıyordum.

Koyulaşan bakışları belimi git gide sıkmıştı.

-"Sen uslanmaz bir kızsın." Eli kalçama kaydığı an ciddiyetini anlamış gözlerimi açarak kollarından çıkmıştım.

Orada bir sürü adam varken nasıl olur da mantığımı yitirirdim ?!

-"Yemek hazır." dedim konuşmayı tamamen farklı bir yöne çekerek.

Peş peşe ilerlediğimizde evden çıkan Mehmet amca Savaş'la birlikte masaya giderken elinde bir rakı şişesi vardı.

Ona fazla takılmadan Çiçek teyze ile yemekleri getirdik.

-"Ne kadar güzel yemekler yapmışsınız." dedi Savaş masaya göz gezdirirken.

Yanında oturduğum yerde kıpırdandım. Çiçek teyze bana ufak bir tebessüm göndermişti.

-"Alisa'nın yardımıyla sevdiğin yemeklerden yaptık." dediğinde Savaş'ın güzel bakışları bana döndü.

Dudaklarımı ısırıp önüme dönerken heyecanlanmıştım.

-"Ellerinize sağlık eminim çok lezzetli olmuştur."

-"Benim neden en sevdiklerim yok Çiçeğim ?" Mehmet amcanın alıngan sesiyle sessizliği kahkahalarımız böldü.

-"Bu akşam onur konuğu güzel bir çiftimiz var. Sen her akşam yiyorsun." demişti Çiçek teyze alttan alttan uyararak.

Güzel bir çift.

Güzel bir adam.

-"Afiyet olsun." dendi en sonunda yemeğe başlamadan hemen önce.

Bir iki saat sonrasında yemek bitmiş masayı ve bulaşıkları toplamış temizlemiştik. Mehmet amca ve Savaş ise dışarıda karşılıklı rakı içiyorlardı. Çiçek teyze namaz kılmak için yukarı çıktığında bende dış kapıya omzumu yaslamış Savaş'ı izliyordum.

İkisi derin fakat duyamadığım bir sohbetin içerisindeydiler.

Yüz hatlarına hayrandım. Konuşmasına , karakterine , yüce gönüllülüğüne her şeyine hayrandım. Tek bir kusur bulmak istesem belki de günlerce düşünmem gerekirdi.

Tek kelimeyle kusursuz.

Ve bu kusursuz adam benim sevgilimdi.

Tuhaf kelimeyi içimden onlarca kez tekrarlarken minik bir tebessüm yüzüme yayıldı.

-"Gelsene kızım neden orada duruyorsun ?" Mehmet amcanın yükselen sesi ile irkilip toparlandım. Ağır adımlarla yanlarına gittiğimde Savaş boş bardağını dolduruyordu.

-"Sizi rahatsız etmek istememiştim." diye mırıldanıp yanına oturdum.

-"Ne rahatsızlığı yavrum. Hem biraz ikinizden konuşalım. Var mı evlilik planları ?"

Masanın üzerine koyduğum ellerim buz kesilirken sessizce yutkunup sırtımı dikleştirdim.

-"Ne oldu ikinizde sus pus oldunuz ? Anne baba olma yaşınız geldi de geçiyor ! Keşke bizim de olsaydı büyütseydik ama Rabbim vermeyince vermiyor. Artık sizden gelen torunlarımı severim."

Nazikçe öksürüp kendime gelmeye çalışırken Mehmet amca sayesinde git gide kızarıyordum.

-"Zamanı geldiğinde." dedi Savaş bariton ifadesiz bir ses tonuyla. Hemen ardından bardağı diklemiş içmişti.

-"Zamanı ne zamanmış evlat ? Yeni tanışmıyorsunuz. Yıllar önce kaderiniz birleştiyse her şeyin bir sebebi vardır. Öyle değil mi kızım ? Yoksa siz yeni nesil olarak evliliğe mi karşısınız ?" diye sorarken büyük bir tepkiyle şaşırmıştı.

Hızla başımı iki yana sallarken o an ne yaptığımı ne dediğimi düşünmemiştim.

-"Hayır tabiki ben değilim." dediğimde Savaş kaşını kaldırıp bana yandan bakmıştı.

-"Ben mi karşıyım ? Ben değilim diyip topu bana atıyorsun."

Omuz silktim.

-"Hayır ama bilemem sonuçta." derken bu konuyu onunla normalde de hiç konuşmadığımız aklıma geldi.

Bardağı sertçe masaya bırakıp sandalyesinde yan döndü ve direk yüzüme baktı.

-"Senin düşünce ve isteklerini umursamayan birisi olsaydım şimdi evleniyor olurduk. Çünkü ben fazlasıyla istiyorum."

-"Alisa istemez diye mi istemiyorsun ?" Karşılıklı atışmamıza hiç garipsemeden dahil olan Mehmet amcayı yadırgamadım.

-"Hem o hemde ne düşündüğünü bilmiyor-"

-"Ben mi istemem ?!" diyerek Savaş'ın sözlerini kestim.

Öyle bir izlenim mi yaratmıştım anlayamadım.

-"Kız neden istemesin oğlum ? İnsan sevdiğiyle evlenmek istemez mi ?" Mehmet amcanın ortalığı kızıştırma projesini hiç anlayamadan masum karşılıyordum.

Sanırım saf tarafıma denk gelmişti.

-"Evet doğru söylüyor !" dedim başımı sallayıp Mehmet amcayı onaylarken.

-"Konu sen olunca hızlı kararlar veremiyorum." dedi karşılık olarak kaşlarını çatarak.

-"Hızlı kararlar dediğin kaç yıldır tanışıyoruz biz." dedim ve kollarımı göğsümde bağlayıp önüme döndüm.

Sonra bu karmaşa aydınlığa kavuşurken dudaklarım 'o' şeklini almıştı.

Geriye kalan ben ve şaşkın Savaş. Bir de katıla katıla gülen Mehmet amca.

-"Ee desenize yakında düğünümüz var !"

-"Aa düğün mü ?! Karar verdiğinizden bahsetmemiştiniz ! Ne zaman ? Bu yaz mı ?!"

Çiçek teyze de olayın taze taze üstüne basarken gözlerimi utançla yumdum ve bir kaç saniye sonra açtım.

-"Evet evet karar verdik Çiçek teyze. Tam şuan karar verdik. Ben sana gününü özellikle bildireceğim." Savaş'ın bana bakarak konuşmasıyla gözlerimi büyüterek ona döndüm.

Ne diyor o ne diyor ?

-"Ne oldu güzelim ? İstemiyor musun yoksa ?" İmayla gülümserken bana meydan okuyordu.

Dilimi ısırıp kocaman gülümsedim ve

-"İstiyorum tabiki." dedim meydan okumasına karşılık vererek.

Bu sefer bakışları daha farklı bir ifadeye bürünürken yüzünden o yapmacık gülüşü silinmiş başını önüne çevirmişti.

Ne olduğunu anlamayınca bocalamıştım ama bu iki tatlı insanın gülümsemesini bozmamak için hafif gülümsemeyle devam etmiştim.

Konu değişip bir süre daha sohbet edildi. Savaş fazla katılmamıştı. Dikkatimi en çok o çekiyordu ama belli etmiyordum.

Uzun bir vedalaşmayla artık günün sonunda arabadaydık. Temiz havanın yoruculuğu ile ayakkabılarımı çıkartıp bağdaş kurarak rahatça oturdum.

Fakat rahat olmam için önce yanımdakini çözmeliydim.

Yanına kedi gibi sokulup koluna sarıldım ve başımı omzuna yasladım.

-"Ne oldu pişman mı oldun yoksa ?" dedim alay ederek.

Uzun bir süre geri tepki alamayınca başımı kaldırdım. Camdan dışarıya bakarken çenesini sıkıyor kasılıyordu.

Gülümsemem yüzümden silindi ve elimi yanağına koydum. Kendime çevirirken derin bir nefes almıştı.

-"Pişman olmadım. Gerçekten bunu istiyorken sadece sözlerle dalga geçmek canımı sıktı." demişti. Beynime sesli bir darbe aldığımda vücudum ürperdi.

Bunu beklemiyordum işte.

Gözlerimi gözlerinden bu defa kaçırmadım. Birbirimizi seviyorduk. İstiyorduk. En önemlisi artık ayrı yaşayamazdık.

-"Dalga geçmemiştim." dedim tüm var olan cesaretimi burada kullanarak. Utanmanın hiç sırası değildi.

Kaşları hafifçe oynayıp bocalarken o da bunu beklemiyordu. Yutkunmasıyla hareket eden adem elmasına gözüm kaydı.

Bütün ayrıntılarını tek tek seviyorum Savaş.

İçimden ilk kez dile getirdiklerimle göğsüm hızla inip kalkarken eğildi ve dudağımı öpmeye başladı.

Önde oturan Murat'ın bu ana şahit olması ikimizinde umurunda değildi çünkü dönüm noktamızdaydık.

Kısa süren fakat etkileyici öpüşmemizin ardından yüzümü tutup alnını alnıma yasladı.

-"Benimle birlikte yaşamak ister misin ?" diye fısıldadı.

Gülerek yüzümü boynuna soktum ve ona sığındım.

Kokusunun derinlerinde bir yerlerde büyüleyici bir şey saklandığına emindim. Solurken yeniden doğuyormuşum gibi hissediyordum.

-"Ömrümün sonunda kadar. " dedim duyabileceği yükseklikte.

Göğsünün hareket etmesiyle bende onunla hareket etmiştim. Kemikli parmakları belimi kavrayıp kucağına çekerken diğer koluyla sıkıca sarılmıştı.

Boynuma öpücükler kondururken beni dizlerine oturtmuş olmasından rahatsızlık duymuyordum. Aksine rahatça ona yaslanmış yatıyordum.

-"O zaman bunu başka bir zamanda başka bir mekanda tekrar konuşuruz. Şuan çok hazırlıksızım." derken ki sevimli ses tonu ve hazırlıktan kastının parmağımı tutmasıyla kıkırdadım.

Hiç bozmadan konuşmadan boynunda gözlerimi yumdum. Uzun yolda uykuya dalmadan önce dudaklarımdan bir kaç kelime döküldü.

-"Seni seviyorum Savaş."

'

Gözlerimi araladığımda bulunduğum yeri anlamaya çalıştım.

Belimdeki el , saçımı okşayan parmaklar ve burnumda ki eşsiz koku.

Hala kucağındaydım. Fakat araba hareket etmiyordu.

-"Geldik mi ?" diye mırıldandım uykulu uykulu.

-"Geldik ama seni bırakamayınca uyandırmak istemedim." dediğinde tebessüm ederek başımı kaldırdım.

-"Sanırım yorulmuşum." dedim ve kendimi tutamayıp esnedim. Sonra çok utanmıştım ama Savaş'ın gülümseyerek ağzımın ortasını öpme sonucu deli gibi mutlu olmuştum.

-"Hadi git rahat rahat yatağında uyu." dedi beni yan tarafa bırakırken.

Omuzlarımı silkip koluna sarıldım.

-"Sen daha rahatsın." dedim utanmaz bir şekilde.

-"Böyle konuşmaya devam edersen seni yatağıma götüreceğim ufaklık." diyip dudağıma eğildi.

Öpücüğünün tatlılığı ile eriyip biterken yanağını okşayıp geri çekildim.

-"Pekala gidiyorum." diyerek ayakkabılarımı giyindim. Çantamı aldığım sırada bileğimi nazikçe kavrayıp durdurdu.

Ve burnumun ucunu öptü.

-"Seni seviyorum." diye fısıldamıştı.

Daha mutlu olabilir miydim ? Bence tam zirvedeydim.

Yüzümdeki gülümsemeyle arabadan inip eve girdim. Sonrasında biraz kendimi yerden yere atıp sevinmiş olabilirim.

'

Dün gece o kadar güzelken sabah bir o kadar kötüydü. Karın ağrısıyla uyanmak kötü bir günün temsiliydi.

Oflayarak yüzümü yastığa bastırırken içeriye annem girmişti.

-"Tatlım gece konuşamadık. Günün nasıl geçti ?" Anne ve babama birisi bir şey mi yapmıştı ?

-"Güzeldi anne." diye mırıldanıp acıyla inledim ve iki büklüm oldum.

-"Neyin var senin ? İyi misin ?" Endişeli sesiyle yatağıma oturup saçlarımı geriye ittirdi.

-"Regl günü." dedim üzüntüyle.

Üzülerek gözlerini büyüttü.

-"Bende sabah senden habersiz Leyla hanımları kahvaltıya çağırdım. Biraz daha tanışalım diye. Ama kötüysen iptal edebilirim. "

Ah tanrım. İyi bir şey yapacak bugünü mü buldun anne ?!

-"Hayır hayır kalkarım şimdi. Kaçta burada olurlar ?" diye sorarken zorla dikleşmiştim. Ellerimi karnıma bastırdım ve yataktan çıktım.

-"Sanırım bir saat içinde."

Nefesimi üfleyip kendime gelmeye çalıştım. Bu dönemde inanılmaz sancılar çekiyordum.

-"Tamam ben sıcak bir duş alacağım. Biraz daha iyi gelebilir." derken aslında bütün gün yatakta sıcak olmam gerektiğini biliyordum. Fakat mecburdum.

-"Ağrı kesici ister misin ?" diye sorduğunda başımı iki yana salladım.

-"Ağrı kesici içme taraftarı değilim." dedim. Bilmemesi normaldi.

-"Tamam canım ben iniyorum bir şey istersen seslen."

Annem gider gitmez soluğu duşta almıştım. Ama karnımın sancısından ayakta bile duramıyordum. Zorlukla tamamladığım duştan çıkarken daha fazla yürüyemedim ve sandalyeye oturdum.

Odama sıcak su torbası ile giren Clarissa'ya manidar bakışlarla baktım.

-"Al bakalım. Hemen saçlarını kurutalım ve kalın giyin." Yaz mevsiminde sırf sıcak kalabilmek için giyinmem gerekliydi.

Sıcak suyu buz tutmuş ayaklarımın altına koyduktan sonra saçlarımı kurutmasını bekledim. Yüzüm çektiğim sancıdan dolayı bembeyaz olmuştu. Ama bir şey yapmaya halim yoktu.

-"Şekillendirmemi ister misin ?" diye sordu Clarissa kurutmayı bitirdiğinde.

Başımı olumsuz anlamda sallayıp saçlarımı gelişi güzel bir topuz yaptım. Sancıdan ağlayabilecekken Savaş'ı düşünüp iyi olmaya çabalıyordum.

-"Rahatsız olduğunu söyleyebiliriz. Kimse yabancı değil."

İç çamaşırlarımı banyoda giyindiğim için yalnızca kıyafet aldım.

-"Ailecek yemek farklı olacak." diyerek elime aldıklarımı üzerime geçirdim.

Süslü halimi hep görüyorlardı bugün mazur görmelilerdi.

Son olarak ayağıma beyaz bir çorap geçirip sıcak suyumla birlikte alt kata indim. İyi gelmediğini bilsem bile istemsizce sıcak suyu karnıma tutuyordum.

Direk olarak koltukta ayaklarımı altıma kıvırıp başıma arkaya yasladım.

-"Kızım ? İyi misin ?" Babamın sesiyle ona döndüm.

-"İyiyim biraz üşüyorum o kadar." dedim mırıldanarak.

Başka bir şey söylemeden yanıma oturup sırtımı sıvazladı. Elinin sıcaklığı ve nadiren gördüğüm şefkatiyle mayışırken sancının yoğunlaşması yüzümü buruşturmama sebep oldu.

Bu nasıl bir ağrı ?!

İnlememek için kendimi sıkarken kapı çaldı. Evet şimdi dişimi sıkmam gereken zaman.

Yardımcımız tarafından kapı ışık hızıyla açılmıştı. Annemle babam benden hızlı davranarak ayağa kalkmışlardı. Yüzümü iyi tutmaya çabalayarak koltuktan kalktım. Ayakta bile duramıyorken gülümsemeye çalışmak imkansızdı !

Sıcak su torbasını koltukta bırakıp bir kaç adımla gelenleri karşıladım. Annemden sonra sarılan Leyla teyzenin şefkatli kollarında güçlükle tebessüm edebildim.

Leyla teyzeden sonra Rümeysa'ya sarılırken buz kesmiş yanağımı öperken terslik olduğunu anlayıp gerş çekilmedi.

-"İyi misin buz gibisin ?" diye sordu kulağıma.

Sancıdan ağlamak istiyorum diyemedim.

-"İlk günüm ölüyorum." diye fısıldadım oldukça kısık sesle.

Üzülen gözlerle geri çekildiğinde geriye kalan Savaş'a baktım. Diğerleri salona ilerlerken kapının orada baş başa kalmıştık.

-"Hoşgeldin." dedim dudaklarımı gülümsemeye zorlayıp. Yerimde kıpırdanıp duruyor karnımı sıkıyordum.

-"Hoşbuldum ama senin yüzün neden beyaz ?" Elinin pürüzlü yüzeyini alnıma koydu.

-"Ateşin de yok soğuksun. Hasta mı oldun yoksa sen ? O kadar ağaç tepelerinde topraklarda dolaşırsan böyle olur." dedi ve elinin yerine dudaklarını koydu.

Dudaklarımı ısırıp kıvranırken daha fazla duramayacaktım.

-"İyiyim biraz üşüyorum sadece. Geçelim mi ?" dedim soğuk terler dökerken.

-"Doktora gidelim mi ? "

-"Hayır iyiyim gerçekten. " dedikten sonra içeriye geçtim.

Büyük altın varaklarla abartılmış yemek masasına herkes yerleşmişti.

-"Kuzum gel yanıma otur." Leyla teyzenin çağırısıyla yanına oturdum. Savaş da yanıma oturmuştu. Karşımızda Rümeysa ile annem , baş köşede ise babam vardı.

Kahvaltı başladığında herkes hoş bir sohbet içindeydi. İyi anlaşmaları güzeldi fakat dahil olamıyordum.

-"Annenler biliyor mu ?" Leyla teyzenin fısıltısıyla usulca başımı salladım. Kocaman gülümsedi.

-"Aile olacağımız için çok seviniyorum." diye söze girdiğinde şiddetli sancıma rağmen heyecanı hissettim.

Annemin ve babamın gülen gözleri bize çevrildi.

-"Bizde duyduğumuzda sevindik. Sizin bildiğinizi bilmediğimizden konuyu nasıl açacağımıza karar veremiyorduk." dedi babam nazikçe.

Başımın hemen yanına eğilen Clarissa'yı fark edince döndüm. Savaş yan bakışlarla izliyordu.

Sıcak suyu tazelemiş uzatıyordu.

-"Teşekkür ederim Clarissa." dedim içtenlikle. Aldığım gibi fazla hareket etmeden ayaklarımın altına yerleştirdim.

-"Savaş'ı ilk tanıdığımızda da çok sevmiştik. Bu yüzden benim içim çok rahat." dedi annem.

Savaş'ın dikkati benden anneme kayarken saygıyla bakıyordu.

-"Kesinlikle katılıyorum." diye araya girdi babam.

-"Bana kalırsa bir an önce olsun bitsin ama-"

-"Anne." diye sözünü kesti Rümeysa.

-"Kızma annene. Bence de adımlar atılmalı. Sonuçta uzun süredir tanışıyorlar. Tabiki son karar onlara ait. Biz ebeveynleri olarak düşüncemizi belirtiyoruz. Sorun değil , değil mi çocuklar ?" Annemin sözlerine şaşırmıştım.

-"Hayır." dedik aynı anda.

-"Yine de sıkmayalım. Başka neler yapıyorsun Savaş ?" Babam konuyu başka yere çektiğinde kastığım bedenim rahatlamıştı.

Küçük bir kısım rahatlarken diğer yerlerim sancıdan kırılıyordu.

Kahvaltı bitene kadar ara sıra konuşmuştum. Sonrasında herkes çayın devamını bahçede içmeye çıkarken en sona ben kalarak sıcak suyumla kalkmıştım. Savaş'ın çıktığını gördüğümde masaya tutunarak iki büklüm oldum. Henüz çıkmamış olan Rümeysa elini belime koymuştu.

-"Duramıyorsun bile. Hadi git yat lütfen." dedi.

Başımı sallayıp dikleşirken gözüm kapıya kaymıştı. Savaş kaşlarını çatarak hızlı adımlarla yanıma geldi.

-"Bana baksana sen." Yüzümü kavrayıp kaldırdığında şekilden şekile giriyordum.

-"Abi senlik bir şey yok gidebilirsin." diyen Rümeysa'ya ters bir bakış atmıştı.

-"Kötüsün işte görüyorum. Hadi doktora gidiyoruz." Koluma yapışınca zorla kurtardım.

-"Savaş gerek yok."

-"Kızım beni delirtme." dedi dişlerini sıkarak.

-"Of abi." diyerek gitti Rümeysa.

Elinde fincan ile gelen Clarissa önümüzde durdu ve uzattı.

-"Papatya çayın." Her zaman ki gibi rahatlatsın diye yapmıştı.

Ama şuan hiç işe yaramayacaktı.

-"Sağol ama şimdi içemeyeceğim." dedim çünkü midem bulanmaya başlamıştı.

-"Zaten doktora gidiyorduk Clarissa." dedi Savaş ciddi ifadesinden vazgeçmeyerek.

Clarissa kaşlarını havaya kaldırdı.

-"Karın ağrısı yüzünden doktorları meşgul etmemeliyiz bence Savaş bey." dediğinde acıyla gözlerimi kapattım.

Söylemesen olmaz mıydı Clarissa ?

-"Neden ? Üşüttü mü ?" Bu sefer tamamen Clarissa'ya dönmüştü.

Kaş göz işaretleriyle anlatmaya çalıştığım sırada bana bakmadığı için görmemişti.

-"Basit bir özel gün Savaş bey." dedi yanakları kızarırken. Onun yanakları kızarırken ben tepeden tırnağa kızarmıştım.

-"Bahçeye çıkalım en iyisi." diye mırıldanıp kaçacakken dirseğimden tuttu.

Clarissa gidince ise utançtan başımı kaldıramadım.

-"Bu muydu yani ?" dedi düz bir ifadeyle.

Omzumu silktiğimde belimden çekip başımı göğsüne yasladı.

-"Hasta oldun diye korktum. Neden söylemiyorsun ? Ne var bunda güzelim ?" diyerek saçlarımı okşamaya başladı.

Söyleyecek bir şey bulamayınca kollarımı beline dolamıştım. Belimi okşayan elleri ısınmamı ve gevşememi sağlarken sanki dokunuşuyla bütün ağrılar yok olmuştu.

Fakat kaybolan utancım söyledikleri dağ gibi geri geldi.

-"Umarım evlendiğimizde de bu kadar utangaç olmazsın. Yoksa işim çok zor."

•••

Merhaba iyi geceler millet ❤

Bölümü beğendiniz mi ? 🌸

Nasıl ilerlemesini hayal ediyorsunuz ?

Bölüm sonu

1 yorum