İçeriğe geç

VURGUN

Bölüm 34 · 12 dk okuma

VURGUN

Bölüm 34

34

Savaş'la hep yaptığımız fakat ilk kez yaptığımız el ele sahil kenarında yürümekti.

Tutkunun yanı sıra getirisi olan bu huzur paha biçilemezdi.

-"Şimdi ne yapmak istersin ?" diye sordu uzun bir süre güneşin altında denizin sesiyle yürüdükten sonra.

Omuz silktim.

-"Birlikte olduğumuz sürece fark etmez." dediğimde elini omzuma atmış alnımı öpmüştü.

-"Öyleyse seni en sevdiğin yere götürmeliyim."

Kaşlarımı hafifçe çatıp neresi olduğu hakkında fikir yürüttüm. Bulamadığımı anlatınca bir şey söylemeden ufak bir tebessümle beni arabaya kadar sürüklemişti.

-"Söylesene merak ettim." dedim ısrar ederek.

Ama arabada gittiğimiz yol boyunca hiç laf etmemişti. Yolların bir süre sonra tanıdık olmasıyla gülümseyerek ona baktım.

-"Çiçek teyze !" diye sevinçle bağırdım.

-"Evet bildin tarla faresi." diyip burnumu sıktı.

Küçük çocuk gibi buna sevinirken araba durur durmaz hemen aşağı inmiştim. Daha bahçeye girmeden çiçek kokuları etrafı sarıyordu.

Bu sefer oturan insanlar daha fazlaydı. Sanırım haftasonunu geçirmek için en güzel yeri keşfetmişlerdi.

-"Aaa Alisa kızım gelmiş !" Elinde tepsiyle uzaktan beni gören Çiçek teyzenin sesiyle hızlı adımlarla yanına gidip sarıldım.

-"Hoşgeldiniz yavrum." dedi yanaklarımı öperken.

-"Hoşbulduk nasılsın ?" diye sordum ve geri çekildim.

-"Çok iyiyim sizi gördüm daha iyi oldum."

-"Hemen de pabucum dama atılmış."

Çiçek teyze burun kıvırıp Savaş'ın koluna vurdu ve kısa boyuyla beline sarılabildi.

-"Sıpa seni ne kıskanıyorsun ?! Hem neden daha sık gelmiyorsunuz ?" diye azarladı onu.

Savaş bana göz kırpıp elime uzandı ve tuttu.

-"Bir daha ki gelişinde bu kızın elini tutarak gel demedin mi Çiçek teyzem ? Bende öyle yapıp getirdim." demesiyle gözlerim şaşkınlıkla geriye açıldı.

Çiçek teyzeden neşeli bir kahkaha yükselmişti.

-"Aferin sana. Yapabileceğin en güzel şeyi yapmışsın ! Mehmet gel bak kimler gelmiş !"

Böyle bir şeyi duymak hem utandırmış hemde mutlu etmişti. Yanaklarıma pembelik dolarken ağaçların arasından çıkıp gelen Mehmet amca bizi görünce yüzü gülmüştü.

-"Ooo hoşgeldiniz sefalar getirdiniz."

Mehmet amca elini sırtıma koyarken utanarak elimi Savaş'tan çekmiştim fakat o da görmüş kaşlarını havaya kaldırmıştı.

-"Sonunda birilerinin kalbi kazanılmış öyle mi ?"

Hadi ama burada neler dönüyor ?!

Soru sorarcasına Savaş'a baktığımda gülerek gözlerini kaçırmıştı.

-"Neyse kızımızı daha fazla utandırmayalım. Çayı yeni demlemiştim geçin oturun hemen." Çiçek teyzenin itelemesiyle bir masaya geçip oturduk.

Mehmet amca da ona yardım edeceğini söyleyerek uzaklaşınca başımı Savaş'a çevirdim.

-"Ne çeviriyorsun ?" diye sordum gülmekten ağıran dudaklarımı bastırmaya çalışarak.

Yaklaşıp saçlarımı öptü ve işaret parmağını kıvırıp yanağıma sürttü.

-"Birine söylemediğim sırrımı Mehmet amcaya söylemiştim. İyi bir dert ortağıdır."

Gözlerime yayılan sıcaklık gülümsememe bulaşırken dayanamayıp elini ellerimin arasına aldım ve kucağıma koydum.

-"Senin çok muhteşem olduğunu söylemiş miydim ?" dediğimde başını sallayıp gülümsedi.

Onun bu hali gözüme öyle tatlı gelmişti ki keşke fotoğrafını çekip tablo yaptırsam dedim.

-"Kurabiyelerim de fırından şimdi çıkmıştı. Çok şanslısınız."

Hep birlikte masaya oturduğumuzda yine ve yine sayısız güzel anılar biriktirdik. Neşeli , hoş sohbetli insanların arasında ruhum tazeleniyordu.

-"Geçen sefer teklifimi sunmuştum şimdi size tercih sunmuyorum. Akşama burda yemektesiniz." dedi Çiçek teyze itiraz kabul etmeyen sesiyle.

Bakışlarım Savaş'a kaydığında başını hafifçe eğmişti. Bu kabullenme şekliydi.

-"Olur tabi." dedim gülümseyerek.

Kabul etmem onu sevindirirken elimi sıkmış ayağa kalkmıştı.

-"Siz oturun ben müşterilerle ilgileneyim." dedi.

-"Bizde seninle gidelim bakalım yiyecek neler çıkmış." Mehmet amca bıyık altından gülerek bana bakınca kıkırdamıştım.

-"Hiç hayır demem." diyerek ayaklandım.

Mehmet amcanın arkasından giderken Savaş'a baktığımda yarım ağız gülerek beni izliyordu.

Ağaçların yanına bir kaç adımla ulaştığımızda geçen sefer ki gibi eğilip spor ayakkabılarımı oraya bıraktım. Mehmet amca bu yaptığımı kahkahasıyla karşılamış yürümeye devam etmişti.

Çıplak ayak toprakta huzurla yürürken bahçenin önünde durmuştum. Mehmet amca bir yere eğilmiş bir şeyler yapıyordu.

Dikleştiğinde elinde kırmızı kırmızı çilekleri görmemle dudaklarım aralandı.

Çok severim !

-"Daha lezzetlisini bulamazsın bak."

Uzattığı gibi elinden aldım.

-"Yıkamadan yeme ama. Git yıka bende o sırada sana şuradan kırmızı erikler toplayayım."

Bu düşünce beni heyecanlandırırken başımı sallayıp yeşilliklerin arasında ilerledim. İki avucum iri iri çileklerle dolu olduğu için düşmesin diye karnıma doğru yaslamıştım.

Etrafta başka insanların olduğu umursamayarak çıplak ayaklarımla Savaş'ın yanına gittim ve masanın yanında ayakta durdum.

-"Su döker misin ?" diye sordum.

Sigarasını kenara bırakıp su dolu bardağı eline aldı.

-"Yine bulmuşsun bir şeyler." dedi az az avuçlarıma su dökerken.

-"Evet sende gelsene." Masaya bıraktığım çileklerden bir tanesini zevkle ısırdım.

Lezzetiyle dudaklarımdan mırıltılar dökülürken hepsini yemiştim.

-"Çok tatlı. Yesene." diyerek aldığım bir diğer çileği ona uzattım.

Eğilip parmaklarımı ısırarak çileğin hepsini yediğinde burnumu kırıştırdım.

-"Çilekle parmaklarımı mı karıştırdın ?" diyip elimi çektim ve başka çileği ağzıma attım.

Çileğin sularının süzüldüğü iki parmağımı yaladıktan sonra iç çekip bahçe tarafına doğru baktım.

-"Ben şimdi erik yemeye gidiyorum istersen gel." dedim ve seke seke ağaçların arasında kayboldum.

Geldiğim ağaçların altında bir dala uzanmış erik toplayan Mehmet amcaya baktım.

-"Bu ağaçlara çıkılıyor mu ?" diye sordum merak ederek.

-"Tabi çıkılır. Hiç çıkmadın mı ? Nasıl bir çocukluk geçirdin sen ?" dediğinde gözlerim hüzünle bulandı.

Belli bir yaşa kadar oradan oraya uçaklarla seyahat etmiştim. Sonra da evde Clarissa ile yalnız yaşamıştık.

-"İyi olduğu söylenemez." derken yüzüm düşmüştü. Yine de gülümsemeye çalışıp ağacın gövdesine yaslandım.

Erikleri elinde silip bir tanesini uzattı.

-"Bunu ye de sana ilk ağaca çıkma tecrübende yardım edeyim."

Gözlerimi büyütüp erikten ısırık aldım.

-"Ben çıkamam ki." dedim ağzımda tatlı eriği çiğnerken.

-"Çıkarsın çıkarsın. Ben bu yaşta çıkıyorum. İnan bana çok eğlenceli. "

Eriği yedikten sonra beni heyecanlandıran işe giriştik. Ağacın gövdesi zaten girintili çıkıntılı ve dallarla doluydu.

-"Sen sıkı sıkı tutun dallara basarken bastığın yere dikkatle bak." Mehmet amcanın talimatlarıyla ağaca tutundum. Daha ilk adımda çıplak ayaklarım geri geri kayınca sendeleyip inmek zorunda kalmıştım.

-"Ne yapıyorsunuz siz burada ?" Savaş'ın tok sesiyle irkilip geriye baktım.

-"Ağaca çıkıyorum. Dur dikkatimi dağıtma." dedim. Yüzüne bakınca yeterince aklım uçuyordu.

-"Kızım saçmalama kıracaksın bir yerlerini." Kolumdan çekecekken kolumu kendime çektim.

-"Ya dur Savaş çıkacağım !"

-"Hey Allah'ım yarabbim ya. Mehmet amca sen mi öğretiyorsun bunları ?" Savaş'ın beni çocuk gibi görüp konuşmasıyla kıkırdarken az önce kaydığım yere geri bastım. Hemen ardından en yakın dalı sıkıca tuttuğum için bu defa kaymamıştım.

-"Hiç ağaca çıkmamış çocuk mu olur oğlum ?" dedi Mehmet amca.

Ayağımı bir sonraki çıkıntıya yerleştirdikten sonra kayıyor gibi olunca ağzımdan çığlık kaçmıştı.

-"Alisa gel buraya in şuradan !" Savaş bacağıma dokununca ayağımı kaldırıp başka yere koydum.

-"Dokunmasana düşeceğim ya !" diye cırladım resmen.

-"Aferin kızım iyi gidiyorsun." Mehmet amcanı desteğiyle gülümseyerek ağacın gövdesinde ilerlerken bu işin gerçekten eğlenceli olduğunu anlamıştım.

Nasıl olur da daha önce denemezdim ?!

-"Düşersen döverim seni."

Kahkaha atıp

-"Düşersem dövmene gerek kalmaz ki !" dedim.

-"Ordaki kalın dala oturabilirsin şimdi. Daha yükseğe çıkma." diyen Mehmet amcanın işaret ettiği dala popomu yerleştirip ağacın devam eden gövdesine sırtımı yasladım. Fark etmeden baya yükselmiştim.

Yukarıdan bakınca bile Savaş yakışıklı görünüyordu. Bu adam neresinden çirkin ?

Gözüme çarpan eriği dalından kopartıp Savaş'a attım. Omzuna vurunca kıkırdamıştım.

-"Pardon tut demeyi unutmuşum." dediğimde dudakları gergince yukarı kıvrıldı.

Uzaktan Çiçek teyzenin Mehmet amcanın ismini söylediğini duyduğumuzda Mehmet amca gitmişti.

-"Savaş." dedim ayaklarımı sallarken.

Başını kaldırıp baktı.

-"Ne oldu ?"

Dudaklarımı ısırıp yere göz gezdirdim.

-"Ben nasıl ineceğim ?"

Sinirli gülüşü bile felaket güzeldi.

-"Kal orda da aklın başına gelsin."

Arkasını dönmesiyle gözlerim büyüdü.

-"Ya deli misin nereye ? Beni burada mı bırakacaksın ?!"

Gideceğine inandığım için korkmuştum çünkü buradan asla tek başıma inemezdim. Çıkması kolaydı fakat inerken kesin kafa üstü yere çakılırdım.

-"Nasıl çıktıysan öyle inersin." Yan tarafta başka bir ağacın altına eğilip oturdu ve ayaklarını uzattı.

-"Atarım kendimi bak !" diye kuru bir tehdit savurdum.

Parıldayan dişleri gülüşüyle etrafı aydınlatmıştı.

-"At bende kendime başka bir karı bulurum."

Ağzım geri açılırken kendimi tutamadan sırıtmıştım.

-"Pisliksin !" dedim istemsizce gülmeye devam ederek.

Karı diyor bir de şapşal.

Kısık sesli kahkahasıyla yerden yavaşça kalktı ve altıma geldi.

-"Gel atla." diyip kollarını uzatınca inanamayarak ona baktım.

-"Saçmalama ölürüm !"

Gözlerini bıkkınlıkla devirdi.

-"En fazla bir yerin kırılır abartma."

-"Kırılması önemli değil mi ?!"

Yüzünde ilk defa bu kadar uzun süre gülücük görmek kalbimde kuşlar uçuşmasına sebep oluyordu.

-"Güzelim yukarıda fazla oksijen var sanırım etkiledi seni. Atla dedim tutacağım. Korkma." dedi tekrarlayarak.

Uzun süre durum değerlendirmesi yaptım. Dizlerim titremişti.

En sonunda ona sonsuz güvenimi kullanarak kendimi aşağı bıraktım. Savaş'la birlikte yerde toz toprak olmayı düşünürken bedeni sarsılmamıştı bile. Kuş tutar gibi beni belimden yakalamış kucaklamıştı.

Kalbim küt küt atarken hala gücü karşısında tutulmuş kalmıştım.

-"Neyle besleniyorsun sen ?" dedim büyülenmiş halde.

Dudaklarımı ezip geçen dudakları sarsıcı bir öpücük vermişti. Ayaklarımı yere bastırdı.

-"Küçücük bir şeysin farkındaysan."

Ben mi küçücüktüm ?! Kendisi fazla iriydi !

Aklıma az önce söylediği gelince gözlerimi kısarak karnına vurdum.

-"Sen şimdi git başka karı bul !" diye kızdım ve gitmek için hamle yaptım.

Arkamdan beni yakalayıp ellerini karnıma koydu ve yüzünü boynuma gömdü.

-"Benim gözüm senden başkasını görür mü hiç ?"

Omuzlarımı silkip ileriye doğru baktım. Numaradan yaptığımı anlamasın diye uğraşıyordum.

-"Bilmem neden olmasın ?" dedim alınmış gibi çıkarttığım sesiyle.

Yüzünü boynumdan çıkarmadan hırıltılı bir sesle gülüp dişlerini geçirince acıyla sıçramıştım.

-"Yaa !" diye bağırdım acıyla.

-"Uzatırsan koparana kadar ısıracağım." demesiyle dirseğimle karnına vurup kendimi ondan kurtarmaya çalıştım.

-"Tamam tamam şaka yaptım. Biliyorum bakmazsın !" dedim hemen boynumu ondan kurtararak.

-"İyi öyleyse. Şimdi öpüp acısını alırım." diyerek bu sefer o tatlı dudaklarını nazik nazik boynumun kıvrımlarında gezdirdi. Bastırarak birden fazla öpücüğüyle beni uyuştururken ellerine tutunup ayakta kalabildim.

Tenim karıncalanırken daha fazla öperse onunla bu uygunsuz yerde farklı işlere girişecektik.

Bu yüzden kollarını bollaştırmasını fırsat bilip ondan sıyrıldım. Hoşnutsuz bir tavırla homurdanmıştı.

-"Öpmek de yasak mı ? Ne kaçıyorsun ?" diye söylendi.

Gözlerimle etrafı tarayıp bana uzattığı ellerine vurdum.

-"Birisi görecek kendine hakim olur musun lütfen ?!" dedim içimden de kendime aynısını söyleyerek.

Arkamı dönüp adım atmışken onun da gelmesini beklerken dejavu yaşamama neden olan bir şey yaptı.

Büyük avuçu popomu sıktığı an ağzım şaşkınlıkla geriye açıldı. Hızla başımı çevirdim.

-"Sapık mısın sen ?!" dedim bir yandan gülmemeye çalışarak.

Bana düz bakışlarıyla baktı.

-"Benim olana dokunuyorum. Olmayana dokunsam sapık olurum."

Utandığım fakat hoşuma giden tavırlarından kaçarak gitmeye karar verince birlikte buradan ayrılmıştık.

İlk başta su içmek istediğim için Çiçek teyzenin bulunduğu eve yürüdüm. Çıplak ve kirlenmiş ayaklarımla giremeyeceğim için kapıdan başımı uzattım.

-"Çiçek teyze ?"

Beyazlarla döşenmiş büyük evin içerisinde bir yerden çıkıp geldi.

-"Efendim kuzum ?"

-"Su verir misin ?" diye rica ettim gülümseyerek.

-"Tabi tabi." Buz gibi bir bardak suyu içtikten sonra teşekkür ettim. Ardından yan tarafta olan muslukta ellerimi yıkadım.

Masaya geri döndüğümde Savaş ayağa kalkmıştı.

-"Güzelim." dedi gömleğini düzeltirken.

-"Efendim." diye mırıldandım güzelim kelimesinin büyüsüyle mest olurken.

-"Bir işim çıktı. Acil bir iş."

Üzülerek yüzüm düştü.

-"Ama akşam yemeğine kalacaktık." dedim.

Yüzümden dolayı gözleri yumuşarken yanağımı okşamıştı.

-"Tekrar geliriz söz. Şimdi gitmemiz lazım." dedi bir tek bana kullandığı şefkatli sesiyle.

-"Nereye gitmeniz lazım beyefendi ?!" Çiçek teyzenin kızgın sesi arkamızda belirirken Savaş'tan bir kaç adım uzaklaştım.

-"Vallahi işim çıktı." dedi Savaş kendini savunmak istercesine.

Çiçek teyze çatık kaşları ve kızmış tombiş yüzüyle ellerini koluma sarmıştı.

-"İyi sen git Alisa'yı göndermiyorum." dedi gayet kararlı görünürken.

Savaş'ın yüz ifadesi değişirken minik bir tebessümle onu izliyordum.

-"Onu hiç bırakamam kusura bakma." dediğinde başımı eğip güldüm.

-"Sen hiç kusura bakma nereye gidiyorsan git biz yemek yiyeceğiz. Alisa olmadan gidebilirsen git." dedi burun kıvırıp.

Savaş derin bir nefes alıp bana kısa bir bakış attı.

-"Çiçek teyzem söz bak geleceğiz. Gitmem lazım ama Alisa'yı almadan gidemem ki." Çok tatlısın ama sen.

-"Öyleyse şöyle yapalım. Sen git işini hallet gel. Hem akşama daha çok var bizde o sırada yemek hazırlarız." dedi Çiçek teyze davasından vazgeçmeyerek.

Çok ikna ediciydi bence.

Fakat Savaş aynı düşüncede değildi. Ensesini kaşıyarak bir kaç dakika düşündü.

-"Pekala en değerlimi sana emanet ediyorum." dedi Çiçek teyzeye bakarak.

Tatlı bir kıkırdamayla kabul eden Çiçek teyze bir müşterinin seslenmesiyle giderken Savaş ellerimi tutmuş alnımı öpmüştü.

Bütün mutluluk hücrelerimde toplandı. İçim içime sığmıyorken dayanamayıp beline kollarımı doladım.

-"İşim ne kadar sürer bilmiyorum ama hemen gelmeye çalışırım. Kendine dikkat et ağaçlara tırmanma ve böceklerden uzak dur. Ayrıca ayağına ayakkabılarını giyin bir şey batar."

Göğsünü şişirip geri çekilirken tembihlerini sessizce gülümseyerek dinlemiştim. Başımı sallayarak onayladım.

Tereddütlü bakışları yüzümde gezinirken son bir kez daha saçlarımın arasını öptü.

-"İçim rahat etmiyor fakat gidiyorum." derken bir türlü gidemeyişi hoşuma gidiyordu.

-"Hadi git ve bir an önce gel. Sende dikkatli ol."

Başını sallayıp uzaklaşırken geniş omuzlarını izledim. Murat'ın kapısını açtığı arabaya oturup saniyeler içerisinde gitti.

Onsuz bir yanım eksilmişti. Yine de çok mutluydum. Huzuru o gitse bile ruhuma doluydu.

İç çekip hala kokusunu burnumda hissederken Çiçek teyzenin yanına gittim. Müşterilerle ilgilenmesine o izin vermese bile ben zevkle yardım etmiştim. Hava kararmaya yakın artık bahçenin kapısının kapanma vakti gelmişti. Mehmet amca son müşterileri uğurlayıp kapattı.

-"Gel biz içeri geçelim." dedi Çiçek teyze.

Ayakkabılarımı kapıda çıkartıp zemini taş olan eve girdim. Birbirinden güzel kilimlerin atıldığı evin dekorasyonu çok güzeldi.

-"Sevdiğin bir yemek var mı ?" diye sormuştu.

Evin girişinin hemen sağ tarafı büyük bir mutfaktı. Mutfağın karşı tarafı olan sol kısımda ise büyük bir masa ve koltuk vardı.

-"Karnıyarık ve pilav. Bayılırım." dedim tezgaha yaklaşırken.

-"Bu çok güzel. Bir sürü patlıcanımız vardı." dediğinde yüzü gülmüştü.

-"Savaş'ın sevdiği bir yemek biliyor musun ?"

Bunu düşünmeme gerek yoktu.

-"Et sote , zeytinyağlı sarma ve mantı." Parmaklarımı birer birer açıp sayarken Savaş'ın favorilerini söylemiştim.

Aslında her yemeği yerdi fakat en çok sevdikleri bunları.

Çiçek teyze kolumu okşayıp

-"Sen çok iyi bir hayat arkadaşı olacaksın." dediği an utançtan kasılıp kalmıştım.

-"Utanma. İlk geldiğinizde arkadaşız lafıyla yeterince vakit kaybettiğinizi düşünmüştüm. Çok geç olmadan doğru yolu bulmuşsunuz. Utanmayla vakit kaybetme ve o genç adamla mutlu olmaya bak."

Utangaç bir gülümsemeyle ona baktım.

-"Onunla mutlu olmam için çaba harcamama gerek yok ki." dedim.

-"Bunu gözlerinizde görüyorum. İnşallah düğününüzü görmek de nasip olur. Hadi işe koyulalım. İki erkeği doyurmak kolay değil."

İçimden inşallah diye tekrarlarken onunla evlilik düşüncesi bile karnımı sancılamıştı.

-"Taze yaprağımız şuan maalesef yok ama et sote ve mantı da yapabiliriz." diyerek konuyu değiştirdi Çiçek teyze.

Bende bütün mutluluğumu enerjiye çevirerek ona yardıma koyulmuştum. El birliğiyle birbirinden lezzetli yemekler çıkarırken Mehmet amca arada yanımıza uğramış sohbet etmişti.

Savaş'ın hala gelmemiş olması beni üzüyordu.

Elimde bardaklarla dışarıya çıkarken asık yüzümle başımı kaldırdım. Mehmet amca iki masayı birleştirmiş etrafı fazlasıyla aydınlatacak fenerler yakmıştı. Bundan daha güzel paha biçilmez bir ortam bulamazdım.

-"Ne kadar güzel olmuş." dedim Mehmet amcaya.

-"Beğendin mi ?" diye sorunca hevesli şekilde onayladım.

Masanın son eksiği olan su bardaklarını yerleştirdikten sonra telefonda annemlerle konuşmuştum. Sonrasında Mehmet amca elinde kareli desenli bir şalla geldi ve omuzlarıma örttü.

-"Hasta olursan Savaş seni bir daha buraya getirmez." diyip gülmüştü.

Gülümseyip şala sarıldım.

-"Teşekkür ederim." dedim. Hava gerçekten serinlemişti.

Araba sesi duymamla bütün bedenime yayılan huzuru hissettim.

Sonunda özlediğim gelmişti...

•••

Merhaba nasılsınız 🌸

Güzel bir bölüm oldu gibi düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz ? ❤

Size yavaş mı ilerliyor yoksa tam kararında mı merak ediyorum ?

Bölüm sonu

1 yorum