Uzun zaman sonra ilk kez annemle keyifli bir vakit geçirerek birlikte hazırlanmıştık. Anne babasız büyüyen benim gibi birisi için bu anlar paha biçilemezdi.
-"Çok güzel oldun." Annemin gözlerinde beliren gurur taneleri beni tepeden tırnağa süzerken gülümseyerek aynaya döndüm.
Savaş'ta beğenir miydi ?
-"Teşekkür ederim sende çok güzel oldun anne." dedim giydiği saks mavisi elbisesine bakarken.
Ezgi hanımın yılda bir kere verdiği bu davette bütün cemiyetin ünlü simaları olurdu. Genelde yaz başladıktan sonra verdiği bu davet onlarda gelenekti. Ailesinin eskilerden gelen soyu İngiltere'ye dayanıyordu. Yaklaşık 17.yüzyıllardan süregelen balo alışkanlıklarını kaybetmemişlerdi. Nesilden nesile aktarılmıştı.
Derin bir nefes alıp özel tasarım elbisemin eteğini düzelttim.
-"Çıkalım mı artık ?" diye sordu annem yatağın üstünden çantasını alırken.
-"Olur hadi çıkalım." dedim içim içime sığmazken. Savaş'ı göreceğim içindi bu heyecanım.
Takım elbisesini giyinmiş olarak yan odadan çıkan babamla birleşip evden ayrıldık. Ezgi hanımın evi biraz uzaktaydı. Büyük bir araziye kurulu büyük evinde yapılacaktı.
Sabırsızlanarak dayanamadım ve telefonumu elime aldım. Savaş'ın ismine gelip mesaj kısmına girdim.
-'Ne yapıyorsun ?' diye yazıp gönderdim.
Gelmesi sanki yıllar sürdü !
-'Şimdi geldik güzelim bende seni arayacaktım. Yolda mısınız ?'
-'Evet.' yazdım kısaca.
Daha bir şey yazmamıştı. Büyük ihtimalle insanların arasında meşguldü.
Yol bitene dek elimi ayağımı koyacak yer bulamamıştım.
Arabanın açılan otomatik kapısından babamın elini tutarak inerken çekilen fotoğraflar yüzünden eteğime dikkat ederek inmiştim.
Yeşilliğin içerisinden taşlı yolda ilerleyip bahçe kısmına geçtik. Fazlasıyla ışıklandırılmış geniş bahçe bir hayli kalabalıktı. Girişte karşılayan Ezgi hanım , eşi ve kızlarıyla selamlaşıp konukların arasına girdik.
-"Seçkin bey sizleri görmek ne büyük bir şeref. Uzun zaman olmuştu."
Yanından geçtiğimiz bir grup babamı durdurunca bizde haliyle durmuş merhabalaşmıştık.
Ama benim dikkat alanıma giren adamı bir türlü göremiyorum !
-"Nasılsınız Alisa hanım ? Geçen gün akşam yemeği için gelmiştim sizi göremedim."
Dirseğime dokunan nazik dokunuşla başımı çevirdim. İş dünyasında hatrı sayılır bir üne sahip olan ailenin tek varisi olan Önder beydi.
Gülümsedim.
-"İyiyim siz nasılsınız ? Bir kaç akşamdır ailemle vakit geçiriyorum daha çok gündüzleri restorandayım." diye açıkladım.
Sarışın uzun boylu karizmatik bir adamdı. Fakat kızlarla olan maceraları çok duyulduğu için onunla sohbete girmemek ilk tercihimdi.
-"Sizi gördüm daha iyi oldum. Göz kamaştırıyorsunuz." Davetteki kızların yarısına aynı cümleyi kurduğuna emin olmama rağmen gülümseyerek teşekkür ettikten sonra anneme döndüm.
-"Ala'ya bakmaya gidiyorum."
-"Dur bende geleyim baban buradan daha ayrılmaz." diyince gözlerim babama kaydı. Kahkahalar atarak çevresindekilerle sohbet halindeydi.
Tanıdık yüzler ararken Ala'nın anne ve babasıyla karşılaştık. Annesi Zerrin teyze annemle sarıldıktan sonra bana sarıldı.
-"Görmeyeli daha da güzelleşmişsin." dedi ellerimi tutarken.
-"Çok teşekkür ederim Zerrin teyze o senin gözlerinin güzelliği." dedim nazikçe.
Aslında Ala'ya olan tavırlarından dolayı onlara kırgındım. Kızlarının mutluluğunun önlerine geçmişlerdi.
-"Sizde ne var ne yok daha canım ?" Dikkati anneme kayınca yeniden başımı kaldırıp bakındım.
Sonunda istediğim kişiyi görünce kalbim göğsümü zorlamaya başlamıştı.
-"Tekrar görüşürüz Zerrin teyze." diyerek yanlarından ayrıldım.
Sağlam adımlarla ilerlerken tam masaya yaklaşmıştım ki birisi daha önümde durdu.
Of bir türlü şu adama gidemedim !
-"Merhaba nasılsın ?" Ürpertici gülümsemesi ile bütün kadınları etkileyen sıradışı birisiydi. Ben hariç.
-"İyiyim Dinçer bey teşekkür ederim siz nasılsınız ?" dedim onun aksine sizli bizli konuşarak.
Keskin bakışlarıyla yüzümü incelerken bunalıp dalgalı saçlarımı sırtıma doğru attım.
-"Bende çok iyiyim !" diyip yandan bir gülüşle bakmaya devam etti.
-"İyi akşamlar Dinçer !" Yanımızda heybetli bir gölge belirdiğinde sesi içimi titretmişti.
Dönüp gülümseyen gözlerle ona baktım. O ise dik bakışlarının hükmettiği Dinçer'e bakıyordu.
-"Savaş Aktan...merhabalar !" dedi Dinçer başıyla selam verip.
-"İzninle." dedi Savaş dişlerini sıkarak. Ardından belime değdirdiği eliyle beni oradan uzaklaştırdı.
Bir kaç adımla geldiğimiz kokteyl masasında ilk başta Leyloş'a sarılmıştım. Ardından Rümeysa'ya ve en sona Ala'yı bıraktım.
Şıkır şıkır haliyle göz kamaştırıyorken sarılırken karnını usulca okşadım. Fındık kadar haliyle bile şimdiden çok fazla seviyordum.
-"Çok güzel olmuşsunuz." dedim gülerek ve geri çekildim.
-"Sen bizden daha güzelsin teyzesi. " dedikten sonra ona teşekkür edip Arslan enişteme sarıldım.
-"Naber fıstık ? Ne var ne yok ?" diyip elini omzuma koydu.
-"Bildiğin gibi enişte." derken ona çok odaklı değildim çünkü kaçamak bakışlarla birbirimizi izlediğimiz bir adam vardı. Kalbimi pır pır ettiren bir adam..
Arslan eniştemin kolunun altından beni çekip kendi tarafına alan kızlara bakarken hiç pot kırmıyormuş gibi şampanya kadehini elime vermişlerdi.
-"Ne oluyor ya ?" diye fısıldadım etrafa gülümserken.
Ala meyve kokteylinden yudum alırken sırtını masaya dönünce gözlerini devirdi.
-"Üf Savaş'ta gözlerini dikmiş çekmiyor." diye hayıflandı kısık sesle.
-"Dinçer'in yanından nasıl kaptığını birlikte izledik. Normal değil mi ?" Kıkırdayan Rümeysa'nın koluna vurdum.
-"Sessiz olsana birileri duyacak !" dedim rezil olma korkusuyla.
Halbuki yeterince gürültü vardı.
-"Duysunlar artık bence. Tırnaklarını açmış abimin etrafında dolaşan kızlar var." Gözlerini abartarak açan Rümeysa'nın söyledikleri sinirime dokunurken ciddi anlamda var mı diye kalabalığa baktım.
-"Moralimi bozmasana Rümeysa." dedim düşen yüzümü toparlarken.
-"Merhaba !" Annemin sesi yakından gelince masaya doğru bakıp bir kaç adımla yanlarına yaklaştık.
-"Merhaba Beren'cim nasılsın ?" Leyla teyze her zamanki sıcakkanlılığı ile karşılarken annem de aynı sıcaklığı gösterip sarılmıştı.
-"İyiyim canım seni de çok iyi gördüm."
Ayrıldıklarında Leyla teyze bizde göz gezdirip
-"Bütün çocuklarım yanımda nasıl iyi olmayayım baksana ?" dediği an hepimizin yüzüne mutlu bir gülümseme yayıldı.
Annem de gülmüş elini yanında olan Savaş'ın koluna koymuştu.
-"Haklısın güzel ve büyük bir aileyiz." İçimizde iyi bir aile olamasak bile annemin böyle görüyor olması hoştu. Sadece benim için gülünçtü.
-"Sen nasılsın Savaş ?" Annemin ilgi odağının sebebini yalnızca ben biliyordum. Bu yüzden biraz heyecan yapmıştım.
-"İyi sayılırım. Siz ?" derken o kadar kısa bir an gözleri bana değmişti ki bu bile dizlerimin bağını çözmeye yetmişti.
Sohbet devam ederken annem Ala'yı da hamileliği için kutlamış farklı konulardan konuşmuşlardı. Savaş iş adamlarının arasından sıyrılamazken Ala da Arslan eniştemin peşinden arkadaşlarının olduğu bir gruba girmişti.
Rümeysa ile yalnız kalınca arkadaşıyla konuşan Leyla teyzeye haber verip birlikte uzaklaşmaya başladık. Çevreyi sarmış uzun ağaçlardan birine doğru ilerledik. Bütün ağaçlara ışıklar asıldığı için yeterince aydınlıktı.
-"Abim yanına gelmeye niyetlendikçe birileri tutuyor şuan sinirden patlamak üzeredir."
Rümeysa'nın sözlerine gülümseyip tüllü eteğimi tuttum.
-"Zaten herkesin içinde gelse de bir şey değişmiyor." diyip uzaktan bile belli olan siluetine iç çekerek baktım.
Özlemiştim.
-"İki dakika bir yerde konuşsabilseydik." dedim farkın olmadan üzülerek.
Rümeysa'dan yükselen kahkaha ile bocalamıştım.
-"Yıllardır konuşuyosunuz sanki hasretlik çekiyorsunuz !" diyerek pis pis gülmeye devam etti.
Dalga geçiyor bak.
-"Böyle olunca değişiyor işte!"
-"Aşık olunca mı değişiyor ?" Yanaklarıma basan yüksek ateşle utanarak dudağımı ısırdım.
-"Gidip Savaş'ı kurtaracağım sen alay et." Utançtan yanından hızla uzaklaşırken sonunda Savaş'ın kalabalıktan sıyrıldığını gördüm. Yüz yüze durduğumuzda rahat bir nefes almıştım.
-"Dikkat çekici güzelliğini bana saklamanı tercih ederim. Aksi halde burada çok dayan yiyen olacak. " diye söylenirken elimi kavramış az önce geldiğim Rümeysa'nın yanına geri gitmiştik. Daha tenha olduğu içindi sanırım.
-"Abicim yengem de gözleri yolda seni bekliyordu ne güzel tesadüf ?"
Yuh artık.
-"Yalan söylemesene Rümeysa !" Gözlerimi geriye sinirle açıp çıplak kolunu mıncıkladım.
Abi kardeş karşımda güldüklerinde daha fazla utançla sinire bürünmüş kollarımı göğsümde bağlamıştım.
Savaş'ın uslanmaz eli belime dolanıp kendine çektiğinde küskün bir tavırla başımı başka yöne çevirdim.
-"Kızınca daha güzel oluyormuşsun." Başımın yanına değen dudaklarıyla karnıma sancılar girmişti.
Minicik öpücükten fena etkilenir hale gelmiştim.
Ayrıca önümüzde büyük bir gülümsemeyle bizi izleyen kardeşi varken daha fazla utanıyordum.
-"Ben gidiyorum siz kendiniz eğlenin." Yalandan attığım triple kalabalığa ilerlerken arkamdan geldiklerini biliyordum.
-"Savaşcığım bizde sana bakıyorduk."
Duyduğum gıcık edici ses ile durup arkama döndüm.
Gözde yanında babası ile gelmişti ve utanmadan elini koluna koymuştu !
Seğiren gözüm yüzünden sakin sakin nefes alıp verdim. Rümeysa durumu anlamış çoktan sırıtarak izlemek için kenara geçmişti.
Yanağımın içini ısırarak yüzüme yerleştirdiğim gülümseme ile attığım sert adımlarla yanlarına ilerledim.
-"Pardon önemli bir şey söylemem gerekiyor !" dedim kelimelerimin üstüne basarak ve kolumu uzatıp Savaş'ın elini tuttuğum gibi aralarından çektim. Her ne kadar Gözde'nin ona değen parmaklarını sıkmak istesem bile yalnızca yapmacık gülüşümle bakmıştım.
O an ki sinirle artık benim Savaş'ı değil onun beni yönlendirdiğini fark etmemiştim.
Geldiğimiz yer evin kimse olmayan karanlık bir bölümü olan camdan seraydı. Dışarıdan kocaman görünen bu yapıtın cam kapısını aralayıp bedenlerimizi içeri soktu.
Kocaman yeşil bitkiler ve çiçeklerle dolu olan seranın karanlığı ürkütücüydü.
-"Neden buraya geldik ?" diye sordum tedirginlikle.
-"Seni öpmem gereken önemli bir mesele var." der demez bulduğu boş bir cam kısıma sırtımı dayadığı gibi dudaklarımı kavradı.
-"Savaş birisi görebilir. " Vücudunun baskısıyla içimdeki tutku yükselirken yine de kaçmak için kaymıştım ama tutmuştu.
-"Sende önemli dememiş miydin ?"
Yoğun baş döndürücü kokusuyla birlikte yüzü boynuma girdiğinde derin bir nefes alıp ceketine tutundum.
-"Ben...ben bunun için dememiştim." dedim zorlukla.
Dümdüz şekilde bedenim cama yapışırken bacaklarıyla beni sıkıştırmış içimi mahveden öpücüklerini boynuma konduruyordu.
-"Kıskanan sinirlenen tavırların çok etkileyiciydi. Neden konuşuyoruz ki ?"
Çeneme bastırdığı parmağı ile yüzümü kaldırıp ısırdığım dudağımı dişlerimden dudaklarıyla ayırdı.
Karşı çıkamayacak kadar etkilenmiştim. Her bir hücremi ele geçirmesine izin verirken ellerimi sakallarının üzerine koyup çektim. Öpmesine verdiğim karşılık onu tatmin etmiş olmalı ki belimdeki elini sıkarak kalçama kadar indirdi.
Hem yakalanma korkusu çekiyor hemde bundan deli gibi zevk alıyordum.
Yasak cezbediciydi.
Eteğimin altına kayan eli incecik siyah bir string giydiğim için kolayca çıplak kalçamı avuçlamıştı.
Savaş'la bunları yaşadığıma inanamıyordum ! Ve deli gibi tenini daha fazla hissetmek istiyordum.
Elinin altında titreyen vücudumu hissettiğine emindim. Ağzının içerisinde kaybolan boğuk inlememle parmaklarını sertçe bastırıp kalçamı soğuk cama yasladı. Kasıklarıyla ittirdiği bölgem cayır cayır yanarken daha fazlasını kaldıramayacaktım.
Parlayan rujumu tamamen dudaklarıyla sildiğinde öpüşmemiz bir hayli uzun sürmüştü. Başımı eğer eğmez sesli soluğum duyuldu. Nefeslenmek için alnımı göğsüne dayadığımda yüreğim kuş gibiydi. Eli hala çıplaklığımı okşuyordu.
Karanlıkta seçebildiğim sert ve büyüleyici çehresine doya doya bakabilmek için başımı cama geri yasladım. Kahveleri yine siyaha dönmüştü. Jilet gibi bir takımla karşımda dururken görüntüsü bile içimden ılık bir şeyler akmasına neden olduğunda utançtan bayılmak istedim.
Ay ışığı bitkilerin gölgesinde yüzüne vuruyordu.
Resmedip ömrüm boyunca bakmak isteyeceğim manzaraya sahiptim. Şanslıydım. Her açıdan.
-"Dağılmış gözlerini üzerimden çekmezsen seni burada sabah kadar öperim."
Cüretkar bir gülümseme ile tadının yer aldığı dudağımı yalayıp başımı eğdim.
-"Makyajım dağılmıştır." Anlarlarsa biterim. Utançtan ölürüm çünkü kızların dalga geçmesi artardı.
Sonunda elini yüzüme çıkarttı ve ay ışığının geldiği yöne doğru çevirdi.
-"Hayır sadece dudakların daha güzel görünüyor. Nasıl desem...daha dolgun." dediğinde utangaçlık içeren bir kıkırdayışla kollarımı boynuna doladım.
-"Senin dudakların da daha parlak." dedim ve güldüm.
-"Ne ?" diyip geri adım atmasıyla kollarım boşluğa düşmüştü.
Baş parmağını hemen dudağında gezdirdi. Aslında rujum onun dudaklarında kalacak kadar kısa öpüşmediğimiz için çoktan yok olmuştu.
-"Şaka yaptım." diye mırıldandım ve dudaklarımı çenesinin köşesine bastırdım.
Eğilip omzuma ve boynuma ard arda bıraktığı öpücüklerle kendimden geçmeye başlayınca geri adımladım.
-"Yokluğumuzu fark etmesinler."
Göğsünü şişirip indirirken tuhaf bakışlarla beni süzmüştü.
-"Buradan gitsek daha iyi olacak aslında." demişti kısık ve boğuk sesiyle.
Üzerime atlama hissiyle karşı karşıya gelince önüne geçtim. Seranın çıkışına ilerlerken arkamdan gelip eteğimin altından popoma şaplak atmıştı.
Ağzımdan kaçan küçük çığlığın beraberinde dayanamayıp kahkaha attım.
Kabul ediyorum çok seksi bir hareketti.
-"Zamparaların yanına yaklaşmasına izin verirsen eğer bir sonraki daha acıtı olacak." Kulağıma üflediği kelimelerle nefesi bütün şehvetimi uyandırdı. Sertçe yutkunup titreyen kirpiklerimi yere indirdim.
Kaliteli losyon kokusu beraberinde burnuma dolarken adımlarıyla yeri inleterek seranın kapısına ulaştı.
Güçlükle ayaklarıma komut verip açtığı kapıdan dışarıya çıktım. Etkisiyle titreyen bedenim kalabalığa yaklaştıkça düzelmişti. El yordamıyla saçlarımın iyi olduğuna kanaat getirip bizimkilerin masasına ilerledim. Arkamdan gelen Savaş da yanımda durunca bütün gözler bize döndü.
Bir an yüzümde bir şey mi var korkusuyla betim benzim atmıştı.
-"Nereye kayboldunuz gelinim ?" Leyloşun sevimli sesi bana biraz suçluluk duygusu aşılıyordu.
-"Dolaşıyorduk öyle anne." Savaş benim yerime cevaplamıştı. İyiki de öyle yaptı çünkü konuşursam sesim titreyecekti.
Gizli saklı bir tutku paylaşımının verdiği heyecan çok ama çok hoşuma gitmesinin yanı sıra nefesimi kesmişti. Ortama hemen adapte olamamıştım.
-"İçecek bir şeyler alalım mı kızlar ? Bebeğimin canı portakal suyu çekti. " Ala'nın sesiyle başımı sallamıştım.
-"Olur." diye onayladı Rümeysa da.
Birlikte yan yana yürürken uzun bir içecek standının önüne geldik. Yüzlerce içki ve alkolsüz içecek vardı.
-"İtiraf etmem gereken bir şey var kızlar." Ala eline aldığı uzun bardaktan bir yudum alırken kalçasını masaya yaslamıştı.
-"Dinliyoruz." diye mırıldanıp en soğuk olan içki bardağını aldım. Ancak hararetimi keserdi.
Rümeysa da bir kadeh içki alırken Savaş görmeden içeceğine emindim.
Ala pipeti dudaklarından çıkarıp iri gözleriyle bana baktı.
-"Azad okey iyi bir tipti. Karakter yoksunu olsa bile gözüme iyi geliyordunuz. Ama Savaş...yan yana dehşet vahşet bir çift oldunuz siz kızım !! " dedi sesini yükselterek.
Ufak ama anlamlı gülümseyişimle içkimi yudumlarken sanki hala kalçamda soğuk avucu varmış gibi irkilmiştim.
-"Katılıyorum !" diyip içkiyi kafasına dikleyen Rümeysa'ya kısa bir an baktım.
-"Normalde de hep dip dibesiniz. Hiç farklı bakmak aklıma gelmemişti. Keşke baksaydım ! Dışarıdan o kadar iyisiniz ki birbirinize bakarken ortalık alevleniyor gibi hissediyorum."
Benimde içim alevleniyor Ala'cım...
-"Bende o açıdan bakmamıştım ne yazık ki." dedim kalbimde sızı olan konuya değinerek.
-"Ne zaman bunları hissetmeye başladınız ki ? Yani ilk hamle kimden geldi ?"
Bitirdiğim bardağı bırakıp bir yenisini aldım. Konu çok derin ve etkileyiciydi. Isınmam gerekiyordu.
-"Aslında daha yeni oluştu. Dokunduğunda aynı hissizlikte olmamaya başladım. Sarıldığında o dostluğu göremedim. Fazla ürperdim." Son cümlemde duyacakları yükseklikte fısıldayın aynı anda 'ooo' diye bağırıp kahkahayı patlatmışlardı.
-"Seni dünyanın en mutlu kadını yapacağından bir gram şüphem yok." dedikten sonra meyve tabağından aldığı elmayı ağzına atıp arkasını döndü. Yeniden birlikte masaya döndüğümüzde annemi tekrar aramızda gördüm.
-"Alisa canım geldin mi ? Bende sana bakıyordum. Arkadaşımın oğlu Talha ile seni tanıştıracağım gelsene." Elini nazikçe dirseğime koyunca direk Savaş'a baktım.
Gözlerinden bir nevi ateş püskürtüyordu. Çenesini sıktı ve çatılmış kaşlarıyla başını diğer tarafa çevirdi.
Annem çoktan beni sürüklediği için ona daha fazla bakamamıştım. Dediği gibi tanıştığım adam iç mimardı. Restoranla ilgili değişiklik yapmak istersem ona danışmam gerektiğini ısrarla savunan bir şeyler saçmalamıştı ama aklım Savaş'ta olduğundan çok kulak veremedim.
-"Çok düşüncelisiniz. Teklifinizi düşüneceğim iyi eğlenceler. " diyip en sonunda konuyu kapattım ve elimden bırakmadığım kadehi sıkıca tutarak yanlarına döndüm.
Savaş viski olduğunu tahmin ettiğim içkisine dalmış hala çatılı kaşlarıyla duruyordu.
-"Gelinim sen şöyle gel benim yamacımda dur. Oğullarına gelin arayanlar hep sana bakıyor kavga çıkartırım vallahi !" Elimden çekip dirseğine dolayan Leyla teyzeye şaşkınlıkla baktım.
Annesi ve oğlunun benzerliği diyip susuyorum.
-"Helal be sana Leyloş." Diğer koluna girip takdirini gösteren Ala'ya göz devirdim.
-"E bu kız evlenmesin mi Leyla teyzem ?" Bir şeyden haberi olmayan Arslan eniştemin dedikleriyle masaya sertçe vuran içki bardağı Savaş'a aitti.
Leyla teyze onu bile fark etmemişti. Ama biz etmiştik ve nedenini de gayet iyi biliyorduk.
Kıskanıyor mu ne ?
-"Yıllardır gelinim diyorum ben bu kıza oğlum. Başkasına gelin edebilir miyim sence ?" diye ciddi ciddi söyledi.
İçimden geçenlerle gülümsedim.
Oğlundan başkasına gitmeyeceğim Leyloş.
•••
İyi geceler millet ❤
Herkes burdadır diye yayınladım uyuyanlar yoktur umarım 🙄
Yorumlarda cevap veremediğim oluyor lütfen kusura bakmayın bildirimlerde büyük bir sıkıntı var bir çok yorum görünmüyor. Bir kaç saat geçtikten sonra ancak geliyorlar.
Yine de yorumlarınızı heyecanla bekliyorum. ❤