
Kılıç Ali, Feraye’de çok hoşlanmıştı. Bu, ilk görüşte aşk dediklere şeye benziyordu. İçinde bulunduğu durum, onun Feraye’ye yaklaşmasına izin vermese de onunla tanışma, konuşma güdüsünü içinden atıp çıkaramıyordu. Bir biçimde, Feraye’yle tanışmak, ona yakın olmak, onunla iletişim kurarak, içinde bulunduğu durumu öğrenmek istiyordu. Belki… Belki de aralarında bir aşk doğabilirdi. “Hayatımın ilkbaharı” dediği bu esmer güzeli kıza kendini kabul ettirebilir, artık hayattan ümit kesmişken, mutsuz günler yaşarken ilkbaharla canlanır ve diriliverirdi. Bunu bekliyor ve istiyordu fakat genç kıza nasıl yaklaşabileceği konusunda yapabilecekleri sınırlıydı. Arkasından gitse, ona okulunda yaklaşsa ya da başka bir sebep bulsa… Feraye’ylenasıl irtibat kurabileceği hakkında çok düşündü, en sonunda Ahmet’in yanında, ihtiyacı olmasa geceleri çalışabileceğine, bu sayede Feraye’yirahatlıkla takip edebileceğine, belki de bu sayede onunla bir konuşma fırsatı yakalayabileceğine karar verdi.
Bu kararını uygulamak için Ahmet’le konuşması lazımdı. Başka bir gün taksi durağına uğrayarak, Ahmet’e geceleri kendisinin yanında çalışabileceğini söyledi. Bu teklifi duyan Ahmet, çok şaşırdı. Kılıç Ali’nin ek iş yapmaya ihtiyacı yoktu.
- Hayrola, masraflar mı arttı Ali? Oğlum, senin böyle bir işe ihtiyacın yok ki. Hem çok yorulursun geceleri çalışırken.
- Olsun abi, kafamı da dağıtmam lazım. Senin yanında çalışırsam belki bu mümkün olur. Buradaki arkadaşları da tanıyorum. Onlar ahbabım sayılır.
Ahmet, hiç tereddüt etmeden “Tamam!” dedi. Ali’nin neden böyle yaptığını anlamasa da muhakkak bunun bir sebebinin olabileceğini düşündü.
- Araçlardan biri yatıyor zaten. Her zaman kullanılmıyor. Biz de birini arıyorduk. Geceleri sen çıkarsın işe. Dediğin gibi kafanı da dağıtmış olursun. Hadi bakalım, hayırlı olsun yeni işin.
- Teşekkür ederim abi. Hemen bu gece geliyorum.
- Oğlum, dur bakalım. Vur dedik, öldürüyorsun. Neyse, çok heveslisin madem, gel bu gece başla işe.
Kılıç Ali, Ahmet’in teklifini kabul etmesine çok sevindi. Derdi para kazanmak falan değildi. Feraye’yiizlemek, onun neler yaptığını öğrenmek, bir fırsatını bulup da genç kıza yaklaşmaktı bütün amacı. Fakat Ahmet, bunların hiçbirini bilmiyordu. Bilse, bundan çok hoşnut olmazdı. En azından evi barkı bulunan, başkalarına karşı sorumluluğu olan arkadaşının yanında çalışmasından hiç hoşlanmazdı.
2005’in başlarında Kılıç Ali, Ahmet’in yanında çalışmasını kabul etmesiyle hayatında yeni bir sayfa açtı. Bu sadece onun hayatında açılan bir sayfa olmayacaktı, aynı zamanda biliyor olsa da yakın zamanda Feraye için de başlangıç olacaktı. Kılıç Ali hemen başladı işe. Arabanın anahtarını alıp işe çıktı. Gece çalışıyor olsa da durakta başkaları da vardı, onlarla nöbetleşe çalışıyorlardı. Sıra kendisine geldiğinde işini yapıyor, aradaki zamanda hava ne kadar soğuk da olsa, elinde sigarasıyla dışarıya çıkıp genç kızı gözlüyordu. “Acaba balkona ya da pencereye çıkar mı? Bir nedenden dolayı dışarıya adımını atmak durumunda kalır mı? Ya da taksiyle bir yere gitmek zorunda kalıp da genç kızla tanışabilir mi?” Bütün bu sorular, taksi durağında işe başladığından beri Kılıç Ali’nin zihnin meşgul ediyordu. Yaşı kırklarına dayanmış olan bu adam, çevresindeki insanlarla da samimi olup, Feraye hakkında bilgi edinmeye çalışıyordu. Her soruyu Ahmet’e soramazdı, eğer böyle olursa Ahmet durumu anlar, Kılıç Ali’nin neden burada işe başladığını fark ederdi ki bu da iki arkadaş arasındaki ilişkinin zarar görmesi anlamına gelirdi. Bu yüzden mümkün olduğunca temkinli olmaya çalışıyordu.
Bakkal Hasan’la, Kasap Çelik’le, fırıncı esnafı Yıldırım’la tanışmıştı. Onlar dükkanlarını kapatacakları zaman Kılıç Ali işe geliyordu, sıra kendisine gelmeden, yani nöbeti devralmadan önce bu kişilerle sohbet ediyor, onlara kaçamak sorular sorarak Feraye hakkında bilgi almak istiyordu. Fakat hiç kimse bu güzel kız hakkında yeterince bilgiye sahip değildi. Sır gibi bir aileydi. Sadece kasap dükkanında, Latife oradan geçerken konuşulurken işittikleri kulağında kalmıştı: “Hayırsız kadın. Rasim’in hatırasına saygılı değil. Vur patlasın çal oynasın yaşıyor. Virüs, bulaşık gibi bir adamla gününü gün ediyor. Çocuklarıyla hiç ilgilenmiyor.” gibi cümleler duymuştu. Bu cümleler, Ahmet’in söyledikleriyle örtüşüyordu fakat Feraye hakkında geniş çerçeveli bilgiler içermiyordu. Keşke gündüz vakti gelebilse de Feraye’yi görebilse. Geceleri görebildiği, odanın ışığıydı. Kapalı perdeler arkasında neler yaşandığı hakkında hiçbir şey bilmiyordu.
Bir seferinde, Latife ve İlhan’ı, daha onları tanımadan bir bara götürmüştü. İlhan’ın yapış yapış davranışları karşısında sadece İlhan’dan değil, Latife’den de nefret etmişti. Araba kullanırken ona aldırmadan, arkada tuhaf davranışlar sergiliyorlar, çirkin sözlerle birbirlerine hitap ediyorlardı. Kapkara giyinmişti Latife, bu haliyle adeta bir şeytana benziyordu. Yanındaki adam da siyah deri ceket ve kot pantolon giymişti. Anlaşılan, bunlar özel giysilerdi; Kılıç Ali’nin aklına, gittikleri mekanı da dikkate alarak bu ikilinin uyuşturucu kullanıp kullanmadığı geldi. Her hallerinden, kullandıkları belliydi. Kadının gözlerinin altı mosmordu, kendine bakıyor gibi görünse de adamın alnı kırış kırıştı, yanakları içine çökmüş, elmacık kemikleri dışarıya fırlamıştı. Feraye aklına geldi, bu insanlarla muhatap olmak zorunda olduğunu düşünerek çok üzüldü. Tabii işin aslını bilmiyordu. Genç kızın, ev içinde ne annesini ne de bu adamı görmediğinin farkında değildi. Kılıç Ali, Feraye ve kardeşinin dışarıya çıkarken balkon merdivenlerini kullandığını sanıyordu. Oysa genç kız, evde de ayrı bir bölge kurmuştu kendine ve bu bölgeye kimse müdahale edemiyordu.
Gece boyunca çalışan Kılıç Ali kazandığı paraya dokunmayıp kasaya bırakıyordu. Bunu gören Ahmet, çok şaşırmıştı. Bir seferinde neden böyle yaptığını sordu Ali’ye.
- Kılıç, sen boşuna çalışıyorsun o zaman. Neden hakkın olan parayı almıyorsun. Nasıl anlaşmıştık, yarısı senin yarısı benim olacaktı kazandıklarının.
- Yok be abi, olsun. Benim ihtiyacım yok. Kafamı dağıtmak için senin durağına geliyorum. Helal olsun, boş ver.
- Olur mu oğlum öyle şey. Alacaksın hakkını. Sabahlara kadar direksiyon sallayan bir adamın emeğini heba etmem ben. Kabul edemem bunu.
- Tamam abi, öyle olsun.
“Tamam” dese de sonraki günler, sadece birkaç kere aldı taksiden kazandığı ücretten payını. Sonraki günler yine kazandığı tüm parayı kasaya koydu. Onun kutsal bir amacı vardı. Bu amaç için buradaydı. Ahmet’in kutsal amacı için ona taksi durağında iş vermiş olması bile tek başına yeterdi. Dahasına gerek yoktu. Bu yüzden Ahmet, onu uyardığı zaman birkaç günlüğüne hakkı olan parayı aldı, sonra vazgeçti.
Gözü Feraye’nin penceresindeydi. Hep oraya bakıyordu. Çay içerken, bir şeyler atıştırırken, sigara içerken, yolcu beklerken, yolcuyu alıp yola çıkarken. Artık her şey onun için Feraye olmuştu. O ilk günkü kızı hiç unutmuyordu. Bir kere daha onu görebilmek için canını verebilirdi. Baktığı her yerde Feraye vardı. Televizyonda onu görüyordu, radyoda onun sesini duyuyordu, kadın müşterilerini ona benzetiyordu… Kısacası, hayatını doldurmuştu Feraye. Her anında onunla birlikteydi. Hayatının tek amacı, adeta yaşam kaynağı Feraye olmuştu. Onunla yatıyor, onunla kalkıyordu. Bu arada, onu tekrar görmemesi, aşkının şiddetini artırıyordu. Onu hayalinde canlandırması da bu yüzdendi. Elbiseler giydiriyordu, birlikte alışveriş yapıyorlardı, yemeğe çıkıyorlardı, gelecekle ilgili planları vardı. Hayal ne sonsuz bir kaynaktı onun için. Görmediği için Feraye, artık bir hayal ülkesinin prensesi olmuştu Kılıç Ali için.