İçeriğe geç

Vişne Bahçem

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Vişne Bahçem

Bölüm 7

Vişne Bahçem: Tek Umut

Eren’i giydiren Feraye, kardeşini de alıp hızlıca dışarı çıktı. Bu işe başlamıştı ama vişnelere nasıl bakılacağını tam olarak bilmiyordu. Kendisine babası gibi yaklaşan, halini hatırını soran ve adeta içinde bulunduğu durumu öğrenmek isteyen Hüseyin’den kolayca yardım alabileceğini biliyordu. Kardeşiyle birlikte gitmesinin ne kadar doğru olduğunu düşünse de başka çaresi yoktu. Küçücük çocuğu evde bırakamazdı. Birlikte çıktılar. Mahalle bakkalına uğrayıp, Eren’i mutlu edecek abur cuburlar alan Feraye, bundan sonraki günlerin daha güvenilir ve emin geçeceğini bildiği için çok mutluydu. Artık ev içinde bir kurtarılmış bölgeye sahip olacaktı.

Çiçekçi dükkanına kardeşiyle birlikte girdiklerinde Hüseyin’i göremedi, satıcı çocuk da akşam olmadan önce son düzenlemeleri yapıyordu. Feraye’yi görünce şaşırdı, bir aksilik olduğunu düşündü. Eren’in başını okşarken durumu anlamaya çalıştı.

- Bir şeyi eksik mi getirdim yoksa?

Hiçbir şey eksik değildi, her şey tamdı, hatta fazladan bir tane de fidan vardı.

- Hayır, tam. Hüseyin amcaya bir şeyler soracaktım da.

- Komşu dükkana kadar gitti, siz oturun, çağırayım hemen. Sen ne kadar şirin bir çocuksun, adı ne?

Nuri, Eren’in adını öğrenir öğrenmez çıktı ve Hüseyin’i çağırmaya gitti. Dükkana birlikte döndüler. Hüseyin, genç kızın tekrardan gelmesine şaşırmıştı. Olumsuz bir durum olup olmadığını merak ediyordu. Girer girmez o da Eren’i sevdi.

- Aman, aman… Ne tatlı bir çocuksun sen. Feraye kızım, ne oldu, bir terslik falan mı var?

- Yok Hüseyin amca. Bunları aldım ama nasıl ekilip dikileceğini, bakılacağını bilmiyorum.

Babasının öldüğünü daha önceki konuşmalarda öğrenmiş olan Hüseyin, neden annesinin bu konuda yardımcı olmadığını merak etti. Sormak istedi bunu, bu kadar küçük bir çocuğa bu sorumluluk verilmezdi ki? Eğer bahçesine vişne fidanı dikmek istiyorsa kendisi bu işlerin peşinden koşturacaktı.

- Bu işlerle niçin sen ilgileniyorsun, annen gelseydi ya.

Bu söz üzerine Feraye’nin yüzünün asıldığını, karanlıktan dolayı anlayamadı Hüseyin. Fakat konuyu daha da ayrıntılı bir biçimde öğrenmek istiyordu.

- Ben sana anlatırım ama unutursun kızım. Anneni çağır, ona tek tek izah edeyim.

- Annem… Ben yani biz… onunla konuşmuyoruz.

Hüseyin bu yanıta çok şaşırdı. Babası bu dünyadan göçmüş olan bir kız çocuğunun annesiyle konuşmaması çok tuhaftı. Bu işin arkasında başka bir şey olduğunu fark etti.

- Senin babanın adı neydi, belki tanıyorumdur.

- Rasim, bir deterjan fabrikası vardı.

Hüseyin, Rasim’in adını duyunca durumu anladı. Çok tanımasa da birkaç kez, ortak arkadaşları vesilesiyle görüşmüşlerdi. Zaten aynı mahallede yaşıyorlardı, görüşmemeleri imkansızdı. Rasim öldükten sonra Latife’nin içinde düştüğü durum, kulağına çalınmıştı; ortak arkadaşları bunu söylerken çok üzüntülüydü. Çocuklar da konuşulmuştu bu sohbette.

- Tamam, tanırım babanı. İyi bir insandı. Şimdi anladım. O zaman sana anlatayım her şeyi, hatta küçük bir kağıda not al ne yapacağını. Unutursun yoksa.

Hüseyin fidanların nasıl dikileceğini, toprağı havalandırmak için neler yapılacağını tek tek anlattı. Fakat merak ettiği bir konu vardı: Rasim’in evi bahçeli değildi, bir apartmanda yaşıyorlardı, bu fidanlar nereye dikilecekti. Bu, çok saçma geldi ona.

- Feraye, nereye dikeceksiniz bu fidanları? Sizin başka bir yerde bahçeniz mi var?

Feraye’nin nutku tutuldu. Bu soruya vereceği yanıt, her şeyi anlatmak zorunda kalmasına yol açabilirdi. Lafı nasıl değiştireceğini de bilemiyordu.

- Şey… ev… eve…

- Nasıl, fidanları eve mi dikeceksin? Allah Allah!.. Şaşırdım doğrusu. Neden, sorabilir miyim?

Feraye, durumu anlatmaktan başka bir çare kalmadığını görerek Hüseyin’e annesinden söz etti, onun yaptığı zulümleri anlattı, kendilerini korumak için annesine alerjik etki yapan vişneleri bir kurtuluş yolu olarak kullanacağını söyledi.

- Evet, evet… Artık senin bir Hüseyin amcan var, unutma ve istediğin zaman gel buraya. Nuri de abin. Seni ve kardeşini üzen bir durum olduğunda her zaman yardımcı olurum.

Feraye bu cümleleri duyunca daha da sevindi. Zaten en başta bu samimi tavrı gösteren Hüseyin, söyledikleri konusunda da içtendi. Akşam olmuştu, hemen az ilerideki pideciden yemek ısmarladı, karanlık olmadan akşam yemeklerini yediler. Feraye ve kardeşi dükkandan çıkarken yine onlara kol kanat gereceğini belirtti.

- Güzel kızım, sen hiç endişelenme. Güçlü bir insansın ve her zorluğun üstesinden gelirsin. Ne zaman istersen gel de dertleşelim.

Uzun zamandır ilk kez gülmüştü yüzü. Bu adam, onun hayatına güneş gibi açılmıştı. Hiç tanımadığı birinin bu kadar iyi davranması, ihtiyaç duydukları sevginin, ilginin ve desteğin kendilerine sunulması anlamına geliyordu. Kardeşinin elini sımsıkı tuttu, güneş batarken yolda iki kardeş, yalnız yürüyordu. Kaldırımda çok az insan vardı. Herkes evine gitme telaşı içerisindeydi. Çevresindeki insanlara bakan Feraye, bir aileye sahip olamamanın hüznünü yaşasa da yeni bir dost kazandığı için mutluydu. Artık zor günlerinde, en azından derdini anlatabileceği bir amcası vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.