İçeriğe geç

Vişne Bahçem

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Vişne Bahçem

Bölüm 2

Gerçeğin yalan perdesi

Her ilişki biraz kopuktur, biraz dağınık ve belki de biraz sorunlu…Zordur, ağırdır, etkisi yıllarca sürer. Ağlatır, inletir, üzer ve hayatın hep olumsuz yönlerinin algılanmasına neden olur. Her ilişkide vardır bu tür durumlar ancak anne ile babanın yaşadığı ilişkide kopukluk, dağınıklık ve sorunlar egemense çocuklar, bunlardan ister istemez etkilenir. Feriye’nin ve kardeşi Eren’in durumu, belki de kaderleri de anne ve babalarının kurdukları ilişkiye göre şekillenmişti. Onların trajik kaderleri, asıl babaları öldükten sonra hükmünü icra etmeye başladı ama babaları yaşarken de kimi belirtileri zaten görünüyordu. Başka bir şeydi onların hayatı, farklı çizgileri ve şekilleri olan. Biçimsiz, yarı saydam, ahenkten yoksun ve üzücü nitelikleri olan…

Feraye ve Eren, ailenin iki güzel evladıydı, babaları hayattayken bunu bir nebze de olsa hissediyorlardı. Deli gibi çalışan bir adamdı babaları. Dur durak bilmeden çabalardı. Bu da eşini ve çocuklarını ihmal etmesine neden olurdu. Baba Rasim her ne olursa olsun, çocukları için bir tutamak noktasıydı. Yani çocukları ailesine bağlayan temel unsur Rasim’di. Genellikle anne bağlayıcı unsur olur ailelerde ancak bu aile, öyle herkesin bildiği türden bir aile değildi. En azından Latife Hanım, Rasim’le kurduğu ilişkiyi, onunla yaptığı evliliği, sahip olduğu çocukları bir yerden sonra kendisi için yük olarak görmeye başlamıştı. Aile, onun için anlamını değiştirmiş, baştaki, Rasim’le görüştükleri dönemlerdeki anlamını kaybetmişti. İşte bu durum, sadece kendi hayatını değil, çocuklarının hayatını da derinden etkilemişti. Bir ailede, her ne kadar baba birleştirici unsur olsa da annedeki değişim, ne yazık ki tüm aileyi, en çok da çocukları etkiler. Latife için durum böyleydi. O, kendisi gibi olamadığını, rahat ve özgür yaşayamadığını, bir kadın olarak Rasim’in her isteğini karşılayamadığını düşünüyordu. Rasim’in kusurları olabilirdi belki ama eşine, onun benliğine saygı duyan bir adamdı ve elinden geldiği kadar onu ve çocuklarını mutlu etmeye çalışıyordu.

Onların evliliğinde görüşmek vardı, flört değil. Oysa Latife flört ederek evlenmek istiyordu. Diğer kızlar gibi evlenmeden önce pastanelerde buluşmak, toplumda yeni yeni görülmeye başlayan kafelere gitmek, sözleşmek, sevgilisiyle randevulaşmak ve dahası telefonlaşmak. Her genç kızın, en doğal isteğiydi bu. Evleneceği adamı önceden tanımak, onunla evlenmeden önce paylaşımlarda bulunmak, belki bir hediye almak, sevgiliden şiir dinlemek arzusundaydı. Bunların hiçbiri olmadı çünkü onlar flört edemedi, görüşerek evlendi.

Latife, geleceğe dair umutları olan, yaşama sevinciyle dolu bir genç kızdı. Liseyi yeni bitirmişti. O dönemlerde ülkede sıkı yönetim rejimi yavaş yavaş gevşemeye başlamıştı. 1985’li yıllarda, görece bir özgürlük ortamı oluşuyordu. Gençler, hayata artık daha farklı bir pencereden bakmaya başlıyordu. 80 öncesindeki ideolojik ayrımlar yerine, hayata dair beklentileriyle yaşıyorlardı. Latife de lise yıllarında birkaç küçük arkadaşlık ilişkisi yaşamıştı, erkek arkadaşları olmuştu ama hiçbiriyle ciddi bir ilişki düşünmemişti. Çünkü beklentilerini karşılamıyordu bu gençler. Bu yüzden acele etmedi, evleneyim de bir an önce dünya evine gireyim diye düşünmedi. Böyle kaygıları yoktu, hayata arkadaşları gibi bakmıyordu. Onun kadın-erkek ilişkilerinden beklentisi farklıydı. O, kadınla erkeğin eşit olmasını, birbirine değer vermesini, sevgi ve aşkı öncelemesini istiyordu. Bunun için de hoşlandığı erkeği tanımak, onunla paylaşım yapıp yapamayacağına dair bir öngörüye sahip olmayı arzuluyordu ki bunun için evleneceği erkekle tanışması, daha doğrusu onu tanıması gerekiyordu. Bir genç kız için oldukça masum isteklerdi bunlar. Fakat kader, tıpkı Latife’nin kızı Feraye gibi ağlarını istediğimiz gibi örmüyor, bazen dibi görünmeyen bir kuyu gibi bizi derinlerine gömüyor, bazen de asla tahmin edemeyeceğimiz bir yolculuğa çıkarıyor. Seçim şansı tanımıyor kısacası.

Okulunu bitiren Latife, üniversite sınavı için herhangi bir çaba göstermedi. Mezun olduğu okulun kazandırdığı mesleği usta öğretici olarak icra edeceğini düşünüyordu. Kız meslek lisesini bitiren genç kız, bir anaokulunda ya da kreşte yardımcı öğretmen olarak çalışmayı planlıyordu. Okulunu da dereceyle bitirmişti, kendine bu yüzden güveniyordu. Meslek hayatında başarılı olacağına inanıyordu. Okul bittikten birkaç ay sonra hiç beklemediği şeyler oldu. Aslında beklemesi gerekirdi çünkü içinde yaşadığı toplumda liseyi bitiren bir kıza görücüler çıkması, oldukça normal bir durumdu. Bir, iki, üç derken seçenekler çoğaldı. Annesi, bu işi planlayan, görücü gelenlerin anneleriyle görüşen, onları tanıyan kişiydi. Kısacası annesi, bu işe çok sevinmişti ve kızının uygun bir taliple evlenmesini istiyordu. Fakat parayı çok sevdiğinden mi bilinmez bu idealini gerçekleştiremedi. Latife’yi Rasim isminde, daha önce evlenmiş ayrılmış birine “layık gördü.”

Rasim, başarısız evlilik yapmış, eşi onlar daha yedi aylık evliyken kaçıp gitmiş biriydi. Latife’nin annesi, bu durumu hiç önemsemedi. Bir kadının evinden, kocasından kaçıp gitmesinin normal ya da anormal bir durum olup olmadığına dair fikir yürütmedi. Sadece Rasim’in ve ailesinin zenginliğine dikkat etti, kızının “bir eli yağda, bir eli balda” yaşaması için bu tür şeylere çok fazla takılmaması gerektiğine inanıyordu. Ancak bunu, dünyayı kendisi gibi görmeyen ve algılamayan kızı Latife’ye nasıl anlatacaktı? Genç kız, böyle bir durumu kabul etmeyebilirdi. Latife’nin iyi şartlarda yaşamını sürdürmesi için en iyisini annesi bilirdi ne de olsa. Görmüş geçirmiş bir kadındı, kızı daha on sekizine yeni basmış, aklı havada olmasa da hayatı bilmeyen, tanımayan biriydi. Ona söz düşer miydi? Düşse bile, onun söylediğine itibar edilir miydi? Kızına, Rasim’in daha önce evlilik yaptığını, karısının yedi aylık bir evlilikten sonra kaçıp gittiğini söylemeden “paralı pullu, varlıklı, kendisini güzel yaşatacak” bir ailenin talip olduğunu söyledi kızına. Latife, kulak ardı etti, önceki üç talibi reddettiği gibi. Annesi öncekileri beğenmediği için kızının onları reddetmesine laf etmemişti ama bu talip, öyle geçiştirilecek cinsten değildi. Çok ısrarcı olmadan, alıştıra alıştıra, kızını ikna etmek istercesine, tatlı tatlı yaklaşmaya çalıştı ona. Hedefine ulaşacaktı, bunun için elinden ne geliyorsa yapacaktı fakat işler yolunda gitsin diye baskı yapmadan, zora sokmadan Rasim’i kabul ettirmeye çalışıyordu. Latife, annesinin ikinci, üçünü, dördüncü, onuncu… kere Rasim’in ne kadar iyi bir kısmet olduğunu anlatsa da durum oluruna varmıyordu. Bir şeyler düşünmeliydi. En kolay çözümün babasına söylemek olduğunu, onun kızını daha kolay ve hızlıca ikna edeceğini düşünüyordu. Latife, babasına, biraz da korktuğu için sonsuz saygı duyuyordu ve onun bir dediğini iki etmiyordu. Latife’nin babasına duyduğu saygıyı kullanmak, onu “böyle iyi bir kısmetle” evlendirmek için kullanılabilecek en etkili yoldu.

Zaten daha önce eşine çıtlatmıştı, ona Latife’yi isteyenler olduğunu söylemişti. Bu sonuncusunu, allayıp pullayarak anlattı kocasına. Fakat hem kocasından hem de kızından bir şey sakladı. Bu da Rasim’in yedi aylık bir başarısız evlilik yaptığı, karısının evden kaçıp gittiğiydi. Bu sırrı ne Latife biliyordu ne de babası. Rasim’in ailesine de tembihlemişti bunu açıklamamaları için. Yoksa tüm planları boşa gidebilirdi.

- Bey, çok zenginler, evleri mülkleri var. Yazlıkları bile var. Biricik kızımız çok rahat eder. Ben ikna edemiyorum onu. Sen bir el atıver.

Kocasını başka güzel sözlerle ikna etmek için elinden geleni yaptı. En sonunda, başarılı oldu. Adam, kızını karşısına alıp, karısından duyduklarını bir bir anlattı. Bu zamanda ekonominin en önemli şey olduğunu, aşk ve sevgi gibi duyguların evlendikten sonra kendi kendine gelebileceğini, paranın mutluluk getirdiğini, mutluluğun evlilik için her şey olduğunu… anlattı. Oysa o da Rasim’le görüşmemişti henüz, karısının söyledikleriyle iktifa etmişti. Küçük bir araştırma yapsa her şeyi öğrenir, Rasim’in daha önce başarısız bir evlilik yaptığını duyardı. Karısı, onun böyle bir araştırma yapmasını bu güzel sözlerle engelledi. Adam, her zamanki gibi karısına güvendi, Rasim’le ilgili, kız babasının yapması gereken araştırmaları yapmadı, Rasim’in ailesini komşularından, akrabalarından, iş yaptıkları çevreden araştırmadı. Ve bu da kızının kaderini belirledi. Mutsuz bir evlilik, mutsuz bir ailenin doğmasına yol açtı. Kızı, belki de başka bir şeyle telafi edemeyeceği, sarsıcı deneyimlerde bulunmasına neden olan, sevgisiz ve amansız bir ilişkinin içine düştü. Fakat babası, bunun farkında değildi henüz ve artık iş işten geçmişti.

Rasim ile Latife, flört ederek değil, görüşerek evlendiler. Bu görüşme de öyle rahat ve geniş geniş yapılan bir görüşme olmadı. Daha çok evin, kapısı açık olduğu için herkesin görebildiği bir odasında ya da yanlarında bir akraba çocuğu veya kardeşi olmak şartıyla bir pastanede gerçekleşti. Dolayısıyla serbest bir ortamda, diledikleri gibi konuşma hakkına sahip olamadıkları mekanlarda görüştükleri için birbirlerini tanıyamadılar. Zaten onlar, evlenmek için görüşüyorlardı. Yani bu ilişkinin gidebileceği başka bir nokta yoktu. Bir erkekle kadın flört etmeye başladıkları zaman, genel olarak ya devam ederler ilişkilerine ya da sonlandırırlar. Onların ilişkiyi sonlandırma gibi bir lüksleri yoktu. En azından Latife için böyle bir durum söz konusu değildi. Babasının katı, annesinin bu evlilik için hevesli olması genç kızın alternatifsiz, seçeneksiz bir görüşme süreci yaşamasına yol açtı ki bu da onun huzursuzluğunun, rahatsızlığının, hüzünlü olmasının temel nedeniydi.

Rasim’in ailesinin en önemli motivasyonu, oğullarının bekar kalmamasıydı. Toplumda bekar kalan erkeklerin başını bağlamak diye bir gelenek vardı ve yaşı gelen her erkek muhakkak dünya evine, istese de istemese de sokulurdu. Kısacası toplum, Rasim’in kaderini belirlemek için birtakım yasalar icat etmişti. İlk evlilik de bu yasaların sonucu olarak gerçekleşti. Aslında kötü bir insan olmayan Rasim, kadınlarla nasıl iletişim ve ilişki kuracağını bilmiyordu. Karısına bir kadın gibi değil, daha çok bir kahve arkadaşı gibi davranıyordu. Onu, dışarıda çekirdek yiyerek dolaştığı, birlikte sigara içtiği ya da çalıştığı bir erkek gibi görüyordu. Daha önce herhangi bir kadın deneyimi olmadığı için ancak kendisine yedi ay sabredebilen karısına hassas, ince ve nezaketli bir şekilde yaklaşmıyordu. Hoş, ailesinin de kabahati vardı ilk karısının evi terk etmesinde. Genç kadına, kayınvalidesi sürekli olarak çocuk yapma baskısında bulunuyordu. Neredeyse yatak odalarına girip onları, ne yapacakları konusunda yönlendirecek, müdahaleci bir kadındı kayınvalidesi. Rasim de annesine prim verdiği için olsa gerek, genç kadın bu cendereye daha fazla dayanamadı ve bir sabah, arkasında herhangi bir mektup ya da iz bırakmadan, öylece çekip gitti. Bunun üzerine Rasim’in annesi “Giden gider; bir daha geri gelemez.” diye oğluna yeni bir kız, kendisine de soylarının devam etmesini sağlayacak bir gelin aramaya başladı. Yani evlenmek durumunda ve zorunda olan bir erkekti Rasim, neredeyse başka herhangi bir şansı yoktu. İşte Latife, konu komşunun tavsiyeleriyle tam da bu dönemde kulaklarına çıtlatıldı. Güzel, hoş, endamlı, esmer, becerikli, çocuk gelişimi mezunu olduğu için çocuklarına iyi terbiye verip onları yetiştirebilecek, babasının sözünü dinlediği için erkeğine saygısızlık yapmayacak bir kız olarak anlatıldı. Rasim’in annesi de Latife’nin annesiyle görüşerek, daha doğrusu ne kadar zengin olduklarını, Latife’yi çok iyi şartlarda yaşatabileceklerini belirterek ikna etti. Gözleri, fal taşı gibi açılan Latife’nin annesi, Rasim’in daha önce evlilik yapıp yapmamasını dikkate almadı. “Zaten çocukları da olmamış. Rasim evladımız evlenmiş sayılmaz ki.” deyip, bu durumu bir daha konuşulmamak ve Latife’ye çıtlatılmamak üzere, kalın bir örtüyle kapattı. Ama bir gün açılacaktı konu. O gün, iş işten geçmiş olacak.

Görüşme dönemleri çok uzun sürmedi. Birkaç ay içinde Rasim’in kanı kaynayıverdi boyu posu yerinde olan bu güzel kıza. Zaten çok fazla da görüşemezlerdi, görücü usulü evlilik buna müsaade etmezdi. Annesine, istemeye gidebileceklerini söyledi. Artık tamamdı onun için durum. İstenip bitmeli, başkasıyla yarım kalan evlilik oyununu Latife ile oynamaya devam etmeliydi. Birkaç ay arayla söz ve nişan yapıldı, elleri öpüldü, gitmeler gelmeler oldu, 1986 yılının temmuz ayında, Rasim’in ailesine yakışır bir düğün yapıldı. Bu düğün, düşman çatlatma düğünüydü. Çünkü komşular, akrabalar, eş-dost yedi aylık karısı kaçtıktan sonra Rasim’in bir daha hiçbir kızla evlenemeyeceğini söylüyorlar, bu dedikodular da annesine bir şekilde geliyordu. Ellisine yeni girmiş olan kadın, kocasına “Öyle bir düğün yapalım ki el alem görsün bizim kim olduğumuzu, oğlumuzun nasıl da kısmetli bir insan olduğunu.” dedi. Cimrilik yapmayan, oğlunun saadetini düşünen babası, güzel bir düğün salonunda, yemekli bir tören yaptı. Artık evlenmişti Latife ile Rasim.

Babasının deterjan ve sabun fabrikasında müdür olarak çalışan, babası fabrikaya uğramadığı zaman işleri bizzat yürüten Rasim’e güzel bir ev alındı, dayandı döşendi, Latife’nin istediği her şey temin edildi. Genç kadın, içine sinen bir evlilik yapmamış olsa da en azından böyle bir eve sahip olduğu için halinden memnundu. Annesi gibi paranın çok önemli ve hayatın merkezindeki unsur olduğunu falan düşünmüyordu, hiçbir zaman da böyle düşünmeyecekti. Fakat badana boya kokusuyla yeni mobilya kokusunun birbirine karıştığı bu ev, insanın bir nebze de mutlu olmasını sağlıyordu.

Bu evde, iki yabancı gibi yaşamaya başladılar; birbirlerini evlilikleri müddetince tanımak durumundaydılar. Zira görücü usulü evlilik daha fazlasına izin vermemişti. Evlendikten sonra Latife, eşinin daha önce bir evlilik yaptığını öğrendi. Eşi Rasim, bunu kendi annesine söylediklerini ifade etti. Bu haberi alan Latife şok oldu, ne yapacağını bilemedi. Fakat artık evlenmişti, iş işten geçmişti, bu saatten sonra geri dönmesi imkân dışıydı. Belki ide bu yüzden, genç kadın, eşine karşı soğuktu, ona yakın davranamıyordu, onunla bir karı kocanın kuracağı yakınlığı kuramıyordu. İşin doğrusu, bunun için herhangi bir çaba da göstermiyordu. Onunkisi bir zorunluluktu, girmişti bir kere onunla zorlu bir yola, artık her ne olursa olsun bu yolda onunla yürümeye devam edecekti. İşin esası, Rasim de herhangi bir çaba içerisinde değildi. Karısını yemeğe ya da tatile götürmeyen bu adam, onu iyi şartlarda ve imkanlarla yaşatmanın tek başına yeterli olacağına inanıyordu. Üst baş alınınca, eskiyen eşyalar yenileriyle değiştirilince, her evde bulunan teknolojik aygıtlar alınınca evlilik ilişkisinin çok iyi bir şekilde yürüyeceğine inanıyordu. Babasından böyle görmüştü, babası da sahip olduğu imkanları ailesi için harcamıştı. Ancak karısına, ona kadın olduğunuhissettirmemiş, onun bazı duygusal ihtiyaçlarının bulunduğunu anlayamamıştı. Rasim de ne gördüyse onu yaptı. Babası gibi davrandı. Latife çalışmak istedi, ekonomik durumlarının iyi olduğunu söyleyerek bunu reddetti. Genç kadın, kocasıyla sinemaya gitmek istedi, Rasim renkli televizyonlarının bulunduğunu söyledi. Tatil yapalım, bir yerlere kaçalım diyen Latife’yi köye kente gidip akraba ziyaretleri yaptıklarını söyleyerek geri çevirdi. Bütün bunları kötü niyetli olduğu için değil, bilmediği ve görmediği için yapıyordu.

Latife, böyle böyle yaşamayı sürdürdü ama içinde hep bir sıkıntı vardı. Eşine karşı soğuktu, onu tam olarak sahiplenmiyordu, onunla baş başa oturup sohbet etmedikleri için olsa gerek bazı mahrem durumlarını paylaşmıyordu. Rasim’in duygusal anlamda tek bildiği şey, eşiyle aynı yatakta, sarılarak uyumaktı. Artık Latife, sadece bir yatak arkadaşı olarak görülmekten bıkmıştı. Sırayla Feraye ve Eren dünyaya geldi. Eşine soğuk olduğu kadar çocuklarına da soğuk davrandı. Özellikle Eren’in doğmasını istemedi. Çünkü Eren, onun için bir ayak bağı olacaktı. Zaten bir acemilikle Feraye’yi dünyaya getirmişti, Feraye ilkokula daha yeni başlamışken Eren’e hamile kalmanın ne anlamı vardı? Kader, önleyememişti bunu. Aldırması gibi bir durum da söz konusu değildi, zaten kendisi de buna yeltenemezdi. Mecburen doğurdu çocuğunu fakat hiç ilgilenmedi onunla. Feraye kardeşi Eren’in annesi oldu, ona yemek yaptı, onunla oynadı, ona ders çalıştırdı. Dolayısıyla Latife de üzerinden yükü atmış oldu.

Rasim ile Latife arasında ufak sürtüşmeler başlamıştı, çocuklar, özellikle de Eren dünyaya geldikten sonra bu sürtüşmelerin sayısı ve yoğunluğu daha da artmıştı. Latife, o babasının munis ve söz dinleyen kızı değildi artık. Sinirli, olur olmaz bağıran, gençliğini yaşamadığını söyleyen, her fırsatta eşini bağnazlıkla, geri kafalılıkla, görgüsüzlükle, para harcamayı ve yaşamayı bilmemekle itham etmeye başladı. Rasim, bu tür sözler karşısında mümkün olduğu kadar sakin olmaya çalışıyordu. Bazen sesini yükseltse de olumsuz herhangi bir davranış sergilemiyor, pişman olacağı bir harekette bulunmuyordu.Kendini geri çekip, daha çok işiyle ilgilenmeyi tercih ediyor, bazen eve geç saatte gelip Latife’nin bu ithamlarıyla karşılaşmak istemiyordu.

Feraye, ortaokula yeni başlamıştı ki Rasim, yaşamını yitirdi. Rasim’in annesine ve babasına göre bu, şüpheli bir kazaydı. Oğullarının kalp hastalığı yoktu, tam da araç kullanırken nasıl olup da kalp krizi geçirmişti. Çok şaşırdılar, türlü komplo teorileri ürettiler. Ama ölen ölmüştü, Rasim, henüz kırklarına yeni merdiven dayamışken arkasında iki çocuk bırakarak bu dünyadan göçmüştü.

İşlerini büyüten, Türkiye’nin farklı illerine mal sevkiyatı yapan, şubeler açan Rasim, o gece bir eve trikloroasetik asit getirmişti. İşlerini büyüteceklerini söyleyen Rasim, bu maddenin kullanıldığı birtakım kremler üreteceklerini anlatmıştı. Bu maddenin yaşlanmayı geciktirdiğini, kırışıklıkları azalttığını, sivilce ve akne düşmanı olduğunu el kol hareketleriyle anlatan, ne kadar sevindiğini bu şekilde ortaya koyan Rasim çok mutluydu. Babasından devraldığı fabrikayı büyütecekti, yeni bir marka ve ortakla ticaret hayatına devam edecekti. Yıllar sonra Feraye, babasının öldüğü günle ilgili bu detayları hatırladı. Biyoloji bölümüne gidiyordu, kimya dersinde trikloroasetik asidin domatesle etkileşime girmesinin ölümcül sonuçlarının olabileceğini öğrenmişti. Bu asit, kalp krizini tetikliyordu ve geride herhangi bir iz kalmadan, yani otopside kimin öldürdüğü belli olmadan ölüme neden oluyordu. Feraye, babasının bir önceki akşam eve getirdiği asidi, ertesi sabah, her zamanki kahvaltıdan sonra yanında götürdüğünü hatırladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.