İçeriğe geç

Vişne Bahçem

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Vişne Bahçem

Bölüm 1

Toprağın İçindekiler

Gökyüzü, masmavi bir örtü gibiydi; tane tane beyaz bulutlar huzur içinde süzülüyordu. Gökyüzünün bu kadar açık olması, verdiği keyif insanı adeta sarhoş edecek kadar güzel bir tablonun oluşmasını sağlıyordu. Güneş, tüm ihtişamıyla yeryüzünü aydınlatırken, baharın nazlı rüzgarları da hafif hafif esiyordu. Çevreden gelen kuş cıvıltıları, buralarda daha önce duyulmamış melodilerin yankılanmasını sağlıyordu. Vişneler, güzel kokularını etrafa yayarak, rüzgârda bir sağa bir sola sallanıyorlardı.

Bahçenin girişinde, eski taş bir kemer göze çarpıyordu, hemen ardında, görkemli vişne bahçesi sanki sonsuzluğa doğru uzanıyordu. Vişne ağaçlarının dalları, süslenmiş bir şekilde kendilerine doğru gelecek olan insanları bekliyorlardı. Kimileri altında oturacaktı, kimileri meyvelerinden yiyecekti. Belki de hayatını yeniden kurmak isteyen bir kız, gelip bu ağaçlara şükranlarını sunacaktı. Ağaçlara ve güzelim meyvelerine, kendisini kötülüklerden koruduğu için teşekkür edecekti.

İşte o kız, vişnelerin kokusunu hissederek, içine çekerek, onların varlığıyla içinin huzur dolduğunu davranışlarıyla, yüzünün gülmesiyle göstererek ağaçların arasında özgürce, hiç korkmadan, kimseye hesap verme kaygısı taşımadan dolaşacaktı. Nefes aldığı, yaşadığı ve zorlukların üstesinden geldiği için dua edecekti, sonsuzca açtığı avuçlarını gökyüzüne kaldırarak. Vişneler bahar demekti onun için; huzur, mutluluk ve sükûnet…

Vişne bahçesinin tam ortasında bir gölet vardı. Üzerinde su zambakları… Suyun üzerinde nazlı nazlı yüzen su zambakları, sevgiyi, aşkı, hayatın kutsallığını ve inceliklerin önemini sezdirecekti genç kıza. Kardeşiyle birlikte olacaktı vişne bahçesinde, başka kimsecikler bulunmayacaktı. Orası, adeta genç kız ile kardeşinin kötülüklerden korunduğu, hayatın kapkara zulümlerinden uzak kaldıkları, sorunları bir süre de olsa öteledikleri bir yer olacaktı. Gülümseyeceklerdi hep, mutlu olacaklardı birbirlerine ve ağaçlara baktıklarında. Olgunlaşmış, kıpkırmızı, ekşi olduğu her halinden belli olan bir vişneyi alıp afiyetle yiyebileceklerdi. Sepetlerine daha fazlasını toplayıp, bu mucizevi meyvenin hayatlarında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu birbirlerine anlatacaklardı. O anda her şey hafifleyecekti, adeta bir tüy gibi bilmedikleri bir aleme yolculuk yapacaklardı. Yeryüzüne bakarken eski günlerini hatırlayıp “Kurtulduk, artık mutluyuz ve hep mutlu olacağız.” diyeceklerdi. Sonra tekrar, sonsuza kadar uzayan, yürüdükçe sonu gelmeyen vişne bahçesine inecekler, kardeşiyle birlikte huzur içinde patikalarda, güneşin ışığıyla parlayan derelerin kenarlarında, sincapların ve sığırcıkların yuvalarına yakın yerlerde dolaşacaklardı.

Adeta bir masal ülkesindeymiş gibi hissedeceklerdi kendilerini. Hayatın verdiği yorgunluğu atacaklardı bu ülkede. Vişne bahçelerinin arasındaki bu ülke onların insanlıklarını hissettikleri bir yeryüzü cenneti olacaktı. Daha önce yaşadıkları hiçbir şey hakkında konuşmayacaklardı, unutacaklardı masal aleminde kötü olan her şeyi. Az ötedeki banka oturup, vişne ağacının sağladığı gölgenin altında güzelliklerden, mutluluktan, yaşamanın insanı cezbeden taraflarından söz edeceklerdi. Biri ötekine,

- Mutluyuz, mutluyuz, hep mutlu olalım.

Diyecekti. Diğeri mutluluğun geçici bir şey olduğunu, ama burada yaşadıklarının kendisinde sonsuzluk vehmi oluşturduğunu anlatacaktı.

- Şu anki gibi olsun hayatımız. Hep mutlu olalım, keder uzak dursun bizden.

Sonra sarılacaktı iki kardeş, kardeş olmanın tüm zorluklara göğüs germek olduğunun farkına varacaklardı. El ele tutuşup gökyüzüne, maviliğin türküsüne, özgürlüğü temsil eden tüm kuşlara el sallayacaklardı. Sevginin gücüyle her şeyin üstesinden geldiklerini bildikleri için birbirlerine, son nefeslerine dek destek olacaklarına söz vereceklerdi.

- Kardeşim, her zaman seninleyim. Önceki gibi hep koruyacağım seni. Kötülükler bizden ırak olsun.

Çocuk, ablasının bu sözünü işittiğinde ışıl ışıl gözlerle bakacak, sevgisini söze dökemeyen bir minik kedi gibi ablasına sokulacaktı. Başını ablasının göğsüne yaslayıp, onu bir anne gibi gördüğünü, aslında anne şefkatini sadece ondan gördüğünü ortaya koyacaktı. Sonra ablasının dizlerine uzanıp, başını ona doğru çevirip uzun uzun ablasının büyük, yeşil gözlerine bakacaktı. Gözlerinin içinde, kaybolacaktı. Bilmediği uzaklara gidecek ve uyuyacaktı.

​Vişne bahçesi… Kırmızı meyveleri, yeşil yaprakları, harikulade, şaşırtıcı, serinletici vişne bahçesi… Altında gezenleri, kendisini sevenleri destekleyen, yarı yolda bırakmayan, daima serinlettiği için rahatlatan efsanelerde sözü edilen yaşam köşesi... Varlığıyla etrafı güzelleştiren, yazı müjdeleyen, insanlara müjdeler veren… Vişne bahçesi…

Vişne bahçesi… Kötülükleri kovan, bir anne gibi, baba gibi, dost gibi sarıp sarmalayan… Kendisine güveninin güvenini boşa çıkarmayan, itimat edene “Seninleyim, seni her türlü kötülüklerden korurum. Yeter ki korkma, bana güven.” diyen… Gözyaşlarını silen, yaşama umudu katan, insanlık adına kaybedilen tüm umutları yeniden yeşerten, aşkı, şiiri, müziği ilham eden… Sınır çizen, sınırlarının içine kimseyi almayan, kötülükleri ve kötü insanları uzak tutan… Vişne bahçesi…

Genç kız ve kardeşi, vişne bahçesinin onlara verdiği mutlulukla daha bir umutluydular. Çocuk uyandı, ablasına sarıldı yeniden ve gördüğü rüyayı kırık cümlelerle anlattı.

- İkimiz, sadece ikimiz… Ne annem ne de babam… Başka kimse yok abla. Burası gibi bir yerdi. Vişne ağaçlarıyla konuşuyordun, onlara bizi korudukları için teşekkür ediyordun. Çok mutluydun abla, çok…

Şimdiki gibi çok mutlu olduklarını anlattı çocuk. Genç kız, sıkıca sarıldı kardeşine, onu çok sevdiğini fısıldadı kulağına. Yanağına her zamanki şefkatli öpücüklerinden birini kondurdu. Her zaman ama her zaman yanında olacağını söyledi. Hem annesi hem de babasıydı ve daima öyle kalacaktı.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Tüm bölümleri soluksuz okudum. Başlar biraz ağır gidiyor ama açılıyor. Sürükleyici olması hoşuma gitti. Latife için üzüldüm oda bir anne…