İçeriğe geç

Vişne Bahçem

Bölüm 15 · 6 dk okuma

Vişne Bahçem

Bölüm 15

Büyük Harbe

Kılıç Ali, defalarca özür diledi. Çiçekler, çikolatalar, türlü hediyelerle Feraye’nin karşısına çıktı. Onu, ilk günkü kadar çok sevdiğini, şüphelenilecek herhangi bir durum olmadığını defalarca anlattı. Feraye Nuh diyor, peygamber demiyordu. En sonunda dayanamadı, ilk günlerin hatırına özrünü kabul etti fakat bir daha böyle davranışlar sergilememesini tembihledi.

- Sana bir şans daha vereceğim. Bu da sana verdiğim değerden dolayı… Lütfen bu şansını iyi kullan.

Kılıç Ali, durumun gerçekten çok ciddi olduğunu anladı. Feraye, onurlu ve gururlu bir kızdı. Aksi bir davranış beklenemezdi ondan. Bir jonglörlenasıl savaşılabileceğini çok iyi biliyordu. Zira Latife’yle aynı evin içinde olmasına rağmen onu bir şekilde kendilerinden uzaklaştırabilmişti.

Balık ekmek yemek üzere Eminönü’ne indiler. Az ilerideki banklara oturdular. Feraye hiç konuşmuyordu, Kılıç Ali de ona sürekli olarak laf atıyordu. Daha önce kimseye yapmadığı şirinlikler yapıyordu. Burnuna dokunuyor, saçını asılıyor, tıpkı çocukları eğlendirmek için yapılan davranışları sergiliyordu.

- Ben çocuk değilim Ali.

- Olsun, şimdi çocuk sever gibi sevmek istiyorum seni. Yumuşatmak için.

Feraye, onun çocuk sevmeyi bilen biri olduğunu anladı. Artık her şeyden şüpheleniyordu. Bu davranışları, genellikle çocukları olan kişiler yapardı. Yani herkesin bildiği şeyler değildi. Fakat bunun bir kuruntu, yersiz bir şüphe olacağını düşünen Feraye, yelkenleri suya indirdi. Eskisi gibi olmasa da yumuşama emareleri gösterdi. Ancak ilk günkü ciddiyetini takınmanın en doğrusu olacağına inanıyordu.

Ali, Feraye’yi evine bıraktı. Eve girerken daha da hafiflediğini düşünen Feraye, hemen mutfağa geçip kardeşine en çok sevdiği elmalı tart yaptı. Kendisi de çok seviyordu bu pastayı. Yemeğin ardından afiyetle yediler. Eren’in derslerine yardım etti, onu yatırdı. Sonra da kendi dersleriyle ilgilenmeye başladı. Kılıç Ali’nin kendisini bir çocuk gibi sevmesi hala aklındaydı. Küçükken annesinden böyle bir şefkat görmeyen Feraye, o anları hatırlayarak mutlu oldu. O minik dokunuşlar, çocukça sesler, gıdıklamalar… Çok güzeldi gerçekten.Fakat çok da sahiciydi. Göstermelik davranışlar değildi. Çocukları sevmeyi bilen bir erkek yapabilirdi ancak bunu. “Belki yeğenini böyle seviyordur.” Bu olabilirdi. Bazı amcaların ve dayıların yeğenlerini, kendi çocukları gibi sevdiğini biliyordu. İçi rahatladı. Onunla konuşmak istedi, bugünkü görüşmelerinden sonra bu konuşma iyi olabilirdi. Aradı. Saat on buçuk olmasına rağmen telefonu açılmadı. Tekrar aradı, yine açılmadı. Belki döner diye bekledi. Yarım saat geçmesine rağmen Ali cevap vermedi. Feraye için bu, az önceki mutluluğunun küçücük bir taşla yerle bir olması anlamına geliyordu. Gönlü sırça bir köşktü, ihaneti kaldıracak durumda değildi. Önceki yaptıklarını da düşününce, canı çok sıkıldı. İlişkileri, istediği gibi ilerlemiyordu. Sevdiği adama, her aradığında ulaşamayacaksa ilişkinin iyi ve sağlıklı ilerlediğini söylemek imkansızdı.

Bir karar aldı, çok güvendiği Kılıç Ali’yi takip edecekti. Onun neler yaptığını, nerelere gittiğini, kimlerle birlikte olduğunu öğrenmesi lazımdı.

Daha önce Ali’nin evine hiç gitmemişti, bunun doğru olmadığını düşünüyordu. İşe evinin yerini öğrenmekle başlamanın en doğru yol olduğunu düşündü. Bu arada ona karşı kötü davranmamalıydı ki kendisinden şüphelendiğini ve takip ettiğini anlamasın. Birkaç gün boyunca dükkânı uzaktan izledi. Kılıç Ali her zaman uğramıyordu dükkâna. Zaman zaman gidiyordu. Özellikle akşamları, saat yedi buçuk, sekiz gibi uğruyordu. Ardından aracına binip uzaklaşıyordu. En azından bunu öğrenmiş olan Feraye, bir taksiyle takip edip evinin nerede olduğunu öğrenebileceğini düşündü.

Aradan neredeyse bir hafta geçmişti. Tüm hazırlıklarını tamamlayan Feraye, derslerin geç vakitte biteceği bir gün okulun çevresindeki bir taksi durağına gitti. Soluğu Ali’nin dükkanını görebilecek bir yerde aldı. Saat sekiz olmuştu, az sonra Ali’nin dükkândan çıkması gerekiyordu. Sabırla bekledi. Sevdiği adam, dükkândan çıkmıştı.

- Öndeki gri aracı takip edin lütfen.

Taksici denileni yaptı, Ali’nin aracını takip etmeye başladı. Feraye çok heyecanlıydı. Yıllar sonra Ali’nin evini görebilecekti. Nerede ve nasıl yaşadığına dair bir izlenim edinebilecekti.

Ali, sarıyer taraflarında lüks bir villaya yöneldi. Görkemli bir yapıydı, ekonomik durumu kötü olan birine ait olamazdı burası. Oysa Kılıç Ali’yi sadece konfeksiyon işi yapan bir esnaf sanıyordu. Mora çalan lila renkli yapı, üç katlıydı. Dışı çok yüksek bir duvarla kaplıydı. Kapısı çok görkemliydi, kocaman demir bir kapıydı. Ali’nin böyle bir villaya sahip olabileceğini hiç düşünmemişti. Bekar olduğu için daha mütevazı bir evde yaşadığını düşünmüştü hep. Ama annesi de vardı yanında, o zaman biraz daha büyük bir ev olabilirdi, bu kadar lüks ve üç katlı bir villaya yönelmesionu çok şaşırttı. Enteresandı. “Muhtemelen babasından falan kalmıştır.” diye geçirdi aklından. Çünkü bir konfeksiyon mağazasıyla böyle bir mülke sahip olmak imkansızdı.

Ali, villaya yaklaştığında kapı açılıverdi. Feraye, kapıyı açanın kim olduğunu görmedi ilkin. Daha dikkatle bakmak istedi. Taksiciden biraz daha ilerlemesini istedi. Adam ilerledi. Kapıdan dışarıya iki küçük çocuk çıktı. Biri on, on iki yaşlarındaydı; öteki de daha küçüktü. Genç kız, pencereyi açtı. Onları duyabileceği bir mesafeye kadar gittiler. Ali, arkasındaki taksiden Feraye’nin kendisini takip ettiğini bilmiyordu. Çocuklar Ali’nin boynuna atlayıverdi. Öyle bir sarıldılar ki… “Acaba yeğenleri mi?” diye düşünen Feraye, şu sesleri duyunca çocukların Ali’nin yeğeni olmadığını anladı.

- Baba… baba…

Dondu kaldı. Araçtan dışarı çıkmak istedi, beceremedi. Sanki vücudu felç olmuştu. Ne kolunu oynatabiliyordu ne de ayaklarını. Pencereyi sonuna kadar açtı. Karşısındaki sahne, bir saadet resmi gibiydi: İki minik çocuk ve onları çok seven bir baba. Kılıç Ali’nin kendisini çocuk gibi sevdiğini hatırladı. Çocukları sevmeyi bilen bir adamın davranışlarıydı bunlar. “Demek, çocukları varmış. Demek evliymiş.” Neden böyle yapmıştı, niçin evli olduğu halde aklını çelmişti? Evli bir adamla ilişki yaşamaya mecbur etmişti Feraye’yi. Genç kız, çok üzüldü durumuna. Evli bir insanla ilişki yaşamı olmayı gururuna yediremedi. Bugüne kadar, safça davranıp Ali’nin evli olduğunu öğrenememesi onun zafiyetiydi. Güvenmişti ona. Davranışlarından son zamanlarda şüphelenmiş olsa da konduramamıştı. Bu kadar iyi ve güvenilir bir insanın kendisini kandırmış olması çok şaşırtıcıydı. Bir kere daha yıkıldı. Annesi, onu kim bilir kaç defa yıkmıştı, derbeder etmişti, hayatını alt üst etmişti. Annesinden sonra, yaşadığı bu ilişkiyle huzur ve mutluluğu yakalayacağını düşünmüştü, güzel bir hayata kavuşacaktı. Şimdi güvendiği dağın, kendisini bir kartal gibi koruyup kollayan adamın evli olduğunu öğrenmesi artık kimseye güvenemeyeceğini gösteriyordu. Hep bu temiz düşüncelerinden dolayı kaybetmişti bu hayatta.

En güvendiği insandı Kılıç Ali. İnandığı, inanarak bağlandığı, saygı duyduğu erkekti. Latife’nin İlhan’la ilişkisini gördükten sonra erkeklerden nefret etmeye başlamıştı ama Ali’yi tanıdıktan sonra bu kanısının yersiz olduğunu düşünmüştü. “İyileri de var demek ki.” demişti. Hiçbir erkek iyi değilmiş, bunu şimdi, net bir şekilde anlatı. Hayatına ısrarcı davranışlarla giren, hiç aklında yokken aklını çelen, kalbini fetheden bu adamın evli olduğunu öğrendikten sonra bir daha hiçbir erkeğe güvenip bağlanamazdı.

Karşısında iki çocuğun sevinci vardı, babasını karşılayan iki çocuk… Onlar çok mutluydu. Onların mutluluğunu bozma ihtimali olan bir insandı Feraye de. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Kandırılmıştı sevdiği adam tarafından. İnanmanın ve güvenmenin bedelini çok fena ödemişti. Hayatıyla ödemişti adeta. Bugün hayatının en çileli günlerinden biriydi. Ötede mutluluktan havaya uçan, babasını öpmeye doyamayan çocuklar ve kapının ardında yer alan bir kadın vardı. Ali iki çocuğunu da kucağına alıp içeriye girecekti ki bir kadın kapıdan başını uzattı.

- Tamam canım, geliyorum.

Taksiciye dönüp, buradan ayrılmak istediğin söyledi. Taksici, durumu anlamamış gibi yaptı ve hemen aksi istikamete döndü. Eve gitmeden dışarıda bir yerlerde vakit geçirmeyi tercih etti Feraye. Eve gidemezdi, kafasını dağıtmalıydı. Florya sahilin önünden geçerken indi taksiden. Kılıç Ali’yle ilk kez birbirlerine yakınlaştıkları o sahilde tek başına yürümeye başladı. Kokuyu hatırladı. Kendisini çeken, güven verici, aşk dolu kokuyu… Az sonra salep içmek için girdikleri kafeyi gördü. Oturdukları masaya baktı. Bomboştu, kendi yüreği gibi boştu. Ayaklarının altında büyük harbe Darbe üstüne darbe yediğini hissediyordu, bu hayat neden bu kadar acımasız ve üzücüydü? Niçin herkese eşit davranmıyordu? Bunu, yaşı henüz yirmi iki bile değilken anlayamamıştı. Hayatının baharında yediği bu darbeler, bundan sonraki hayatı için belki daha dikkatli olmasını sağlayacaktı ama duygu dünyasındaki kırılmaları nasıl tamir edebilecekti. Çok geçti, her şey için çok geçti. İyi geçinmeyen bir anne ve babayla yaşamıştı, babası yaşamını yitirdikten sonra annesi onlarla hiç ilgilenmemişti, kardeşi ebeveyn şefkati ve ilgisi olmadan büyüyüp gitmişti ve şimdi… şimdi… Tüm bu darbelerin ardından en ağırı az önce vurulmuştu. Öyle bir şeydi ki kendini bir daha ayağa kalkamayacak gibi hissetti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.