İçeriğe geç

Vişne Bahçem

Bölüm 12 · 9 dk okuma

Vişne Bahçem

Bölüm 12

Kalbin Karanlığındaki Yüzleşme: Ölüm

Okul başlamıştı. Feraye yeni dönemle birlikte artık daha fazla dışarıda görünmeye başladı. Sabahları okula gidiyor, öğleden sonraya yakın saatlerde geri dönüyordu. Kılıç Ali, genç kızı her defasında görmek için çabalıyordu. Kimi zaman işe çıkmış oluyordu ama işte olmadığı zamanlar, en azından yolu taksi durağının önünden geçtiğinde laf atarak halini hatırını soruyordu. Feraye’nin kendisine daha da ısındığını fark etti. Etrafından, taksi durağındakilerden çekinmeden Kılıç Ali’yle konuşabiliyordu. Feraye için durum, şu an için en azından arkadaşlıktı. O, sınırı aşmamayı, belki de şimdilik kaydıyla hayatına birini sokmayı düşünmüyordu. Hayatında farklı bir ilişkiye yer olmadığına inanıyordu fakat önündeki günlerin ne getireceğinden de habersizdi.

Latife iyice şirazeden çıkmıştı, İlhan’la münasebetli münasebetsiz eve geliyor, sabaha doğru evden çıkıp başka yerlere gidiyor, hiç utanmadan komşularını rahatsız etmeyi sürdürüyordu. Feraye’nin onunla bir ilişkisi yoktu, bu yüzden umurunda bile değildi Latife. Hayatında bir kere bile “anne” diye hitap etmediği bir kadının ölüsüyle ve dirisiyle ilgilenmeyeceğini söylüyordu kendi kendine.

İkinci sınıfın ikinci dönemi yeni başlamıştı ki Latife kapıyı çarparak eve girdi. Kapı kapalıydı, bir süre sonra İlhan da içeri girdi. O da aynı sertlikle kapattı kapıyı. İlk kapı sesine Feraye uyandı, ikincisine de Eren. Feraye, Latife’nin bu tür şeyler yaptığını düşünerek aldırmadı. Sıradan bir olaydı bu, onlar için. Fakat İlhan’ın da aynı sertlikle ve küfrederek içeri girmesinden hiç hoşlanmadı. Bu olağan bir durum değildi. En azından, İlhan bu kadar fazla küfür etmiyordu.

- Lanet olsun senin paran. Paranı al da…

- Ne diyorsun be sülük. Kanımı emdin be! Yeter artık.

- Rezil kadın…

Konuşmalar böylece sürüp gitti. Daha önce ufak tefek kavgaları olmuştu ancak bu kadarına hiç rastlamamıştı. Bu yüzden tedirgin oldu, kapıya doğru ilerledi, onları daha net dinlemek istedi. Bu arada Eren de çok korkmuştu, yatağının bir köşesine büzüşüp kalmıştı. Tam o anda bir şeyler yere düştü, kırıldı. Cam gibi bir şeydi düşen. Feraye bunun vitrin camı olabileceğini düşündü. Acaba Latife’ye bir şey mi olmuştu, yaralanmış mıydı?

- Dur be hadsiz adam, dur.

Bu sözün üzerine ikinci bir ses daha geldi. Vitrinin diğer camı da yere düşmüştü. İçindekilerin de dışarıya doğru atıldığını duyan Feraye, durumun öncekilerden çok farklı olduğunu anladı. Hiç hoş olmayan şeyler gerçekleşiyordu salonda.

- Ne sanıyorsun kendini, iki kuruş param var diye insan mı oldun?

- Ya… Ya… Şimdi böyle oldu dimi? Düne kadar iyiydim, her istediğini alıyordun. Vermeyince kudurdun. Çalış be çalış! Sülük.

“Sülük” kelimesinden sonra durum daha da karmaşıklaştı. Adam, sehpayı alıp yere çarptı. Feraye, polisi arayıp aramama konusunda tereddütlüydü. İlhan’ın az sonra gidebileceğini düşünüyordu. Ancak adam, hiç durmadan, avazı çıktığı kadar bağırıp çağırmayı devam ettiriyordu. Eren koşup geldi Feraye’nin yanı başına.

- Abla, çok korkuyorum.

Aslında Feraye de korkuyordu olan bitenden. Bir para mevzusu vardı, bu konuşmalarından anlaşılıyordu. Herhalde Latife, artık onun istediği parayı vermemeye başlamıştı. “Gerçekten de sülükmüş.” dedi içinden Feraye. “Ama suç kimin? Latife’nin. Babamın çalışıp didinerek elde ettiği serveti, bu adamla çatır çatır yemiş.” İlhan duvarları yumruklamaya başladı. Arada tekme attığı da belli oluyordu. Feraye, bu tekme ve yumruklardan Latife’nin de nasibini almasından çekindi. Ne de olsa annesiydi. Sevmese de anne olarak görmese de…

- Kaltak, ahlaksız…

Kötü sözler böylece devam ederken Latife’nin çığlığını işitti Feraye. Kadın, can havliyle bağırmıştı. Bu bağırma, öyle normal bir tekmenin ya da yumruğun sonunda çıkabilecek bir ses değildi. Çığlık durdu bir anda. Ses kesildi. Herhalde kavgadan vazgeçtiler diye düşünmeye başlamıştı ki Feraye, Latife’nin ne dediği belli olmayan konuşmalarını işitti.

- Duğğ… Iıııh… Yağma…

Boğulma sesine benzer seslerdi bunlar. Genizden geliyordu ve anlaşılmıyordu. Feraye çok endişelendi, durumun hiç de iyiye gitmediğini anladı. Bir şeyler yapmalıydı fakat ne yapacağını da çok iyi bilmiyordu. En güzeli ne olduğuna bakmak derken “çat” diye bir ses duydu. Artık odada durmanın hiçbir anlamı yoktu, dışarı çıkmalı ve salonda neler olup bittiğini bizzat görmeliydi. Çıkmadan önce odalarının penceresinden dışarı bakınca İlhan’ın koşarak kaçtığını gördü.

- Eren, lütfen buradan ayrılma. Hatta yatağın altına gir. Ben gelene kadar çıkma.

Olan bitene anlam veremeyen Eren, sadece başını salladı. Feraye kapıyı açtı, toprakların ve vişne fidanlarının üzerinden zorlukla atladı. Sonra kapıyı kilitledi. Yatakodasına gittiğinde gördüğü manzara felaketti. Latife, iki eli yana açılmış, öylece yatıyordu. Yüzünde morluklar vardı, gömleği yırtılmıştı ama bir damla kan yoktu yüzünde ya da başka bir yerinde. Feraye, dokunamadı Latife’ye, bir adım uzaklaştı geriye doğru. Pencerecinin açık olduğunu görüp tekrar dışarıya baktı. Saat gece yarısı olmasına rağmen sesi işitip balkona ve pencereye çıkan insanlar vardı.Latife’nin yanına gitti. Ona baktı, yüzünü görmeyeli çok olmuştu. Hüzün vardı yüzünde, güzel bir kadındı ama yaşadığı bu sefil hayattan dolayı yüzünde güzelliğinden eser kalmamıştı. Latife’nin yaşayıp yaşamadığını kontrol etmesinin en mantıklı şey olacağını düşündü. Boynunda parmak izleri vardı zaten. Elini korka korka boynuna götürdü, şahdamarının atışını hissedemedi. Telaştan sesi alamadığını düşünen Feraye, bu sefer bileğini dinledi. Oradan da ses gelmiyordu. Latife’yi sarstı, belki uyandırırım diye düşünerek yanaklarına küçük bir iki tokat attı. Olmadı. Latife uyanmıyordu. Ölmüş olabileceğini düşündü. Annesinin hayat boyu ölmeyeceğini düşünen genç kız, buna ihtimal vermedi. Tekrar denedi annesini uyandırmayı, daha sıkı sarstı. Uyanmıyordu Latife. O an aklı, öldüğüne kesti. Uzun bir süredir söylemediği o sözü, en içten bir şekilde, özlemle söyledi.

- Anneeeeeeee!

Anne sözü o kadar gür çıkmıştı ki komşular birer ikişer eve gelmeye başladı. İçeriye girenler şaşırmıştılar hemen Feraye’yi tutmak istediler, cenazenin başından uzaklaştırmaya çalıştılar. Olmadı; genç kız, kendini paralayarak ağlıyordu.

- Anneee, annemm…

Bu sırada Eren’in nerede olduğunu merak eden Türken Hanım, toprakların ve fidanların çevrelediği odaya yöneldi, çocuğu yatağın altından çıkarıp salona getirdi. Eren, ne olduğunu anlayamadı. Annesinin ölüp ölmediği konusunda ona hiçbir şey söylenmedi. Olumsuz etkilenmesin diye Türkan Hanım, Eren’i hemen kendi evine götürdü. Ev adeta ana baba günü olmuştu. Daha önce kapılarını çalmayan komşuların hepsi de oradaydı, hatta daha önce görmediği insanlar bile vardı evde. Feraye bir anda ayağa kalktı. Doğruldu. Etrafındaki insanlar, onun ne yaptığını anlamadı. Genç kız, aklını kaybetmiş gibi bakıyordu herkese. Komşu kadınlar, onu sakinleştirmeye çalıştı. Fakat gözlerinden ateş fışkırıyordu adeta. Sakinleşemiyordu. Bir anda herkese bağırmaya başladı.

- Çıkın gidin. Hiçbirinizi istemiyorum. Gidin, ne işiniz var burada.

Hiç kimse anlam veremedi onun bu davranışına ama çaresiz çıktılar. Çıkarken de geriye dönüp dönüpbaktılar. Çıkmak istemeyen inatçı komşuları da kollarından tutup çıkardı. Artık koca odada annesiyle kendisi kalmıştı. Tek başınalardı. Bir tarafta ölü bir vücut vardı, bir tarafta yıllar önce annesini zihninde öldüren evlat… Annesinin vücuduna bakarken gözleri, annesinin açık olan gözlerine sabitlendi. Yaşayamadığını söyleyen Latife’nin gözleri sanki boşluğa bakıyordu. “Erken ölüyorum, eksik bir şeyler kaldı, hayatı istediğim gibi yaşayamadım.” der gibiydi bu gözler. O gözlerin söyledikleri karısında Feraye, çılgına döndü; hayatı yaşayamamasının tek nedeni yine kendisiydi ama Latife, hiçbir zaman bunu anlayamadı. O, her zaman bir eksiklik olduğunu düşündü ve bunu tamamlamak için sadece kendisine değil, etrafındaki insanlara da zarar verdi. Bunları hatırladı Feraye, daha da sinirlendi. Sonra tekrar baktı o gözlere, bu sefer merhametliydi, acıyordu ona, üzülüyordu hiçbir zaman yüzüne doya doya “anne” diyemediğine. İşte eksik olan şey buydu, asıl eksikliği Latife ve kardeşi yaşıyordu. Acıdı annesine, çok acıdı. Onun böyle bedbaht yaşamasına, bedbaht yaşatmasına acıdı. Sonra o gözlerde çocukluğunu gördü, daha da dikkatli baktı bu gözlere. Donuk, beyazlaşmış, mat ve hissizdi. Titreyen elleriyle annesinin gözlerini kapattı kalbindeki acıyla kendi odasına gitti her yerde vişne fidanları vardı. Kendini annesinden bu fidanlarla korumuştu şimdi ise bu fidanlara öfke ile bakıyordu. Aynaya başını çevirirdi. Aynadaki kendisi ona doğru daha farklı baktı.

-Niye ağlıyorsun Feraye anneni sevdiğin için mi? Yoksa anneni sevmemeye kendini zorladığın için mi?

-Sen, sen kimsin?

-Kim olmamı istiyorsan o kişiyim. Vicdanın, kalbin hatta ruhun. birönemi yok zaten. Kim olduğumun, Önemli olan sen kimdin?

-Ben, ben sadece çocuk olmak istiyordum. Annesinin dizlerinde uyumak isteyen, saçlarımı taramasını isteyen bir çocuk. Bunları istemiyordum. Böyle olmasını istemiyordum. Diyerek vişnelere baktı.

-İstemediğin için mi kalbiniannenden sakladın. Vişneleri her yere yaydın. Kimsin sen zavallı acınası bir kız mı? Yoksa vicdansız, düşüncesiz evlat mı? Hiç anneni düşündü mü? Sevmeye çalıştın mı? Severken, yanmayı göze almadın mı?

-Annem kendi yaşadığı hayatı yakarken. İçinde de evlatlarını unuttu. Herkes her şeyi istediği gibi yaşayamaz elbette ama evlatlarını da silmemeliydi. Bizi kendi içinde yakıp kül etmişti. Kül olan evlat kadar evlat oldum ona yandım. Kül, oldum. Acılar içinde ben yandım. Ben kül oldum.diyerek aynayı yumruklamaya başladı. Feraye nefes alış verişi hızlanmıştı.

Göz yaşlarını yanaklarını yakar gibi hızla akıyordu. Yere doğru iyice çöktüdudaklarının titrekliğinde sadece

-Ben kül oldum. Diyerek mırıldanmaya başladı. Ayağa kalktı.

Göğsünü tuttu, içindeki yangını bir kez daha hissetti,

sadece göğsü değil, tüm vücudu acıyordu. Titredi, gözlerindeki yangın aşama aşama etrafa yayıldı. Her yer yanıyordu, her yeri yakmalıydı. Hemen salona gitti. Sinirli gözlerle çevresine bakındı. Kolonya şişesi gözüne ilişti. Her yere dökmeye başladı kolonyaları. Ne yaptığını bilmeden koltuklara, yerde kırılmış sehpa parçalarına, camların üzerine… her yere… Mutfağa doğru koştu. Çakmağı bulup geldi. Kolonya bir anda alev aldı. Ateşler koltuğa, ardından sehpa parçalarına sıçradı. Salon yanmaya başlamıştı. Alevler dışarıdan görünüyordu.

Tam bu sırada müşterisini götürüp durağa gelen Kılıç Ali, Feraye’nin evinden alevlerin çıktığını gördü. Bir an, ne olduğunu anlayamadı. Gözlerini ovuşturdu. Sonra koşup eve girdi. Genç kızı, alevlerin ortasında tek başına gördü. Yanmak üzereydi. Salonun içeriye doğru genişleyen koridorundaki toprakları ve ağaçları gören Kılıç Ali, durumu anlamlandıramadı. Hemen Feraye’nin yanına gitti, ona sarıldı. Feraye sakin gözlerle Kılıç Aliye baktı. Kül olmaya mı geldin dedi. Kılıç Ali Feraye’nin şoka girdiğini anlamıştı. Feraye’nin gözlerine bakarak ben seni gördüğümde kül olmayı kabul ettim dedi. Feraye bu cümlenin ardındanKılıç Ali’ye sarıldı. Alevlerin şiddeti daha da artmıştı. Uzaktan itfaiye aracının sesini işitti. Genç kızı, kucağına aldığı gibi çıkan Kılıç Ali, apartmanın kapısına gelmişti ki itfaiyecilerin tertibat aldığını fark etti. Tam zamanında gelmişlerdi. Taksi durağına götürdüğü Feraye’yisakinleştirmeye çalışan Kılıç Ali, Eren’i hatırladı. Acaba neredeydi. Oradakilerden Feraye’ye göz kulak olmalarını istedi ve koşarak eve doğru yöneldi. Türkan Hanım’ın Eren’i aldığını öğrenince içi rahatladı. Ya Latife, Feraye’nin annesi?..

- Ölmüş evladım, boğmuş sevgilisi.

Kılıç Ali’nin elleri iki yanına düştü. Feraye’nin yanına giderken polislerin de geldiğini fark etti. Polis etrafta tertibat aldı. Çevreyi kuşattı. Katilin kim olduğunu öğrendi. Zaten İlhan da Latife’ye ne olduğunu öğrenmek için oralara gelmişti. Yangını görünce afallayan İlhan hareketsiz dona kalmıştı. Onu görenler polise gösterdiler. İlhan’ı yakalayan polis, karakolda suçunu itiraf ettirdiler. Bu arada Eren’e de Türkan Hanım bakmaya devam etti. Polis Feraye’yide karakola götürmek istedi. Ama önce muayene olması için hastaneye gitmeliydi. Kılıç Ali, genç kıza refakat etti, onunla birlikte önce hastaneye, ardından da karakola gitti. Feraye, annesinin İlhan’la ilişkisini, o gece yaşananları, kendi durumunu polislerin soruları karşısında anlattı.

Artık annesi ölmüştü. Yıllarca “anne” diye seslenemediği, kendisine ve kardeşine annelik yapamayan Latife öteki dünyaya gitmişti. Genç kız, o gün aslında annesini sevdiğini anladı. Her şeye rağmen… Fakat onun kendisini ve kardeşini sevdiğinden şüpheliydi. Bir şeyler gerçekten yanıp kül olmuştu. Belki sevgi belki de yaşantılar..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.