İçeriğe geç

Vişne Bahçem

Bölüm 11 · 4 dk okuma

Vişne Bahçem

Bölüm 11

Kalbin Gerçek Yansıması

Kılıç Ali, Feraye’yle yakınlaştığı için çok mutluydu. Belki aralarında henüz bir ilişki gelişmemişti ama bu kadarı bile onun için yeterdi. En azından Feraye’yle kısa da olsa yakınlaşmış, onunla konuşmuş, bir miktar da olsa yakınlaşmıştı. Bu bile tek başına çok önemliydi onun için. Günlerdir hayalini kurduğu şey başına gelmişti. Bundan sonra, her fırsatta Feraye’ye yaklaşmaya çalışmalı, onunla konuşmak ve görüşmek için imkân yaratmaya çabalamalıydı. Belki, kim bilir aralarında bir ilişki başlayıp gelişebilirdi.

Kılıç Ali, mümkün oldukça gündüzleri de gelmeye başladı taksi durağına. Her geldiğinde Feraye’yigörmek için fırsatları kolladı. Hatta zaman ilerledikçe Ahmet’e taksi durağında gündüzleri de çalışabileceğini söyledi. Bu sayede Feraye’nin eve girip çıkma saatlerini kollayabilecek, onunla daha rahat iletişime geçebilecekti.

- Oğlum, senin diğer işlerin ne olacak? O zaman gece gelmezsin.

- Yok abi, çok geç kalmamak şartıyla geceleri de kalabilirim. En azından on ikiye kadar.

- Yahu sen ne yapmak istiyorsun, vallahi billahi anlamadım. Neyse, hiçbir şey demiyorum, nasıl istersen öyle yap.

Bu teminatı aldıktan sonra Kılıç Ali, taksi durağına gündüzleri de gelmeye başladı. İşe çıkıyordu ama gözü, Feraye’nin evindeydi. Onun eve girip çıktığı zamanları kolladı. Bütün bunlar, bardan sonra birlikte oldukları gecenin ertesinde oluyordu. Kılıç Ali, ilk gün Feraye’yi göremedi. Çünkü okul ara tatildeydi. Birkaç gün daha geçti, yine göremedi. Fakat sabırla bekledi. En sonunda genç kızı, kardeşiyle birlikte dışarı çıkarken gördü. Hemen taksi durağının dışına çıktı. Kendini göstermek istiyordu Feraye’ye. Varlığını hissettirmesi, onunla ilgilendiğini göstermesi adına oldukça önemliydi. Kılıç Ali, dışarı çıktığında Feraye ile Eren’in taksi durağına doğru yöneldiğini gördü. Çok mutlu oldu, göz göze gelebileceklerini düşündü. Bu, onun için mükemmel bir fırsattı.

- Merhaba.

Kılıç Ali, Feraye’nin selam vereceğini hiç ummuyordu. Öylece donakaldı, hiçbir şey söyleyemedi.

- Müsait misiniz? Kardeşimle Beyazıt tarafına gideceğiz.

- Elbette, elbette…

Kılıç Ali, bu sözü söylerken çok heyecanlandı, genç kızın selamına yanıt bile veremediğini sonradan fark etti.

- Pardon, merhaba demeyi unuttum galiba.

Feraye, onun bu heyecanını görünce küçük bir tebessümle karşılık verdi. Heyecanı daha da artan Kılıç Ali ne diyeceğini bilemedi.

- Nereye götüreyim?

Oysa az önce Beyazıt taraflarına gitmek istediklerini söylemişlerdi. Bunu hatırlayan Kılıç Ali, Feraye’nin yanıt vermesini beklemeden durumu düzeltti.

- Pardon ya. Demiştiniz değil mi?

Beyazıt’a geldiklerinde Kılıç Ali, Feraye’yle daha fazla birlikte olabilmek, belki de onu ve kardeşini tekrar eve getirebilmek için telefon numarasını istedi.

- Yani ben de buralarda sizi bekleyebilirim. Dönüşte götürürüm.

Feraye, artık böyle bir teklife soğuk bakamazdı, çünkü daha geçen gün bir süre birlikte vakit geçirmişlerdi. En azından, onu tanıyabilir, hakkında bilgi edinebilir, belki… Bunu düşününce durdu, kendine telkinlerde bulunmaya başladı yine. “Daha değil. Dün bir, bugün iki… Şu an… Olmaz.” Hep kendini böyle kontrol etmek zorunda kalması, onun için bir dezavantajdı. Hayat hep böyle geçmişti ve bundan sonra da otokontrol alışkanlığını bir günde silip atamazdı. Ama kendine bir hayat alanı açmalı, en azından nefes alabileceği kadar da olsa yaşayabilmeliydi. Bunları düşünerek telefon numarasını Kılıç Ali’ye verdi.

- Saat altı gibi döneriz herhalde.

Dünyalar Kılıç Ali’nin oldu. Bebekler gibi sevindi, havalar uçtu. Onları beklerken bir iki müşteri alabileceğini, ardından aracı bir yere park edip vakit geçirebileceğini düşündü. Öyle de yaptı. Vakit geldiğinde Feraye aradı. Onları bıraktığı yerden tekrar aldı, eve doğru gittiler. Kılıç Ali, araca biner binmez Eren’e küçük bir çikolata verdi. Hem Eren’i sevindirmek istiyordu hem de Feraye’yi… Kardeşine verdiği önemi gösterirse Feraye’yi de sevdiğini ortaya koymuş olacaktı.

- Çok teşekkür ederim.

Eren çikolatasını yerken Feraye’ylegünlerinin nasıl geçtiğini konuştular. Kılıç Ali, mümkün olduğu kadar samimi olmak istiyordu Feraye’yle. Onu daha iyi tanımak, onunla ilişkilerinin ilerlemesi için çok iyi olacaktı. Feraye’nin kendisiyle rahatça konuşmasını istiyordu, böylece yakınlık kurabileceklerdi. En azından Kılıç Ali’nin düşüncesi buydu.

Feraye’yle Eren’i eve bıraktı. Arkalarından uzun uzun baktı. Onunla aynı havayı teneffüs ettiği için çok memnundu. Böyle bir olayın tekrar etmesi için her fırsatı kollayacağına kendi kendine söz verdi.

Kılıç Ali, artık gündüzcü olmuştu. Özellikle Feraye’nin taksiye bindiği zamanlarda, onu görmenin çaresini arıyordu. Birkaç kez, ama bu sefer farklı saatlerde dışarı çıktı Feraye. Taksi durağını öylece terk edemeyeceğini bilen Kılıç Ali, uzaktan onu izledi. Feraye de izlendiğini fark ederek Kılıç Ali’ye gülümsedi. Kılıç Ali, bunu bir işaret olarak yorumladı. Güzel bir işaretti. Feraye artık onu yabancı olarak görmüyordu, onunla selamlaşmaya başlamıştı. Kılıç Ali için bu bile tek başına yeterliydi. Bir seferinde Feraye, pencereye çıkmıştı. Ali, genç kızı görür görmez yine taksi durağının hemen dışındaki çardağa geçip gizli gizli onu izlemişti. Feraye, izlendiğini bilmiyordu; belki de bu yüzden on dakika kadar pencerede kaldı. Kılıç Ali, bu arada müşteri gelmesine rağmen oradan ayrılmadı, sıradaki arkadaşlarına verdi işi. Hayatında gördüğü en güzel kızı, onun zihnini süsleyen, gecesine ay gibi doğan bu pırıltıyı hiçbir saniyesini sektirmeden izledi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.