İçeriğe geç

VİCTARYAN

Bölüm 2 · 10 dk okuma

VİCTARYAN

Bölüm 2

2. BÖLÜM

İKİNCİ BÖLÜM

MELODİ

“Şşt. Sessiz olun, galiba uyanıyor.”

Etrafımdan gelen sesler üzerine gözlerimi açacakken, hemen kapattım. Uyandığımı bilmelerini istemiyordum. Ne konuştuklarını duymam gerekiyordu. Ancak içimdeki panik yükseldikçe hareketsiz kalmak giderek zorlaşıyordu.

“Uyanmamış, sadece gözleri hareket ediyor. Rüya görüyor olmalı,” dedi biri.

Ardından bir kapının hızla açıldığını ve yere vura vura ilerleyen ayak seslerini duydum.

“Nerede o!” diye kükredi bir adam.

Benden bahsettiğini düşünmüştüm ki, cılız bir kadın sesiyle irkildim.

“Efendim… Kaan şuradaki lavaboda.”

“Hangi delikteysen çık dışarı, seni sersem!” diye bağırdı öfkeli adam.

Dikkatlerin üzerimden kaydığını fark edince, göz ucuyla çevreme bakmaya çalıştım. Nerede olduğumu fark ettiğimde çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Bir ameliyathanedeydim. Beni ameliyat masasının ortasına yatırmışlardı. Üzerimde bir işlem yapılmış olabilir miydi? Hatırladığım son anıyı düşündüğümde, o adamı takip etmekle büyük bir hata yaptığımı fark ettim. O kimdi ve beni nereye getirmişti?

Karşıdaki lavabodan biri çıktı. Onu görür görmez tanıdım; takip ettiğim gizemli adamdı. Yavaş ve çekingen adımlarla ilerleyerek, az önce ona avazı çıktığı kadar bağıran devasa adamın önünde durdu. Kaan uzun boylu sayılmazdı, ama adımlarında garip bir kararlılık vardı. Solgun teni, uykusuzluktan çökmüş göz altlarıyla iyice silikleşmişti. Alnına düşen griye çalan saç telleri, terden ya da telaştan hafifçe yapışmıştı. Üzerinde, aceleyle geçirilmiş gibi duran beyaz bir önlük vardı; göğüs hizasında lekeler... Kan mıydı, başka bir şey mi, emin olamadım. Bakışlarında tuhaf bir şey vardı. Ne tam korku ne suçluluk… Sanki ikisini de içinde taşıyan bir bakıştı bu.

“Efendim, açıklayabilirim.”

Kaan’ın karşısındaki adam Uzun boyluydu, güçlü bir yapısı vardı. Başında tek bir saç teli yoktu; tamamen keldi. Buz mavisi gözleriyle etrafa baktığında, içeride kimse nefes almaya cesaret edemedi. Ten rengi soluktu, dudaklarında neredeyse hiç renk yoktu. Üzerindeki koyu lacivert takım elbise kusursuzdu. Ne konuştu ne bir mimik yaptı ama varlığıyla herkesi susturdu.

“Bu kızı buraya getirdiğinde bizi nasıl bir riske soktuğunun farkında mısın? Üstelik herhangi birisi de değil, onu getirmişsin!”

Kaan kekelemeye başladı. “B- beni takip etmişti… fırtınanın içinde onu fark etmedim. Yanıma yaklaştığında benimle ışınlandı.”

Sonra diz çökerek adamın ayaklarına kapandı.

“Telafi edebiliriz. Daha önce yaptığımız gibi hafızasını sileriz. Buraya geldiğini, beni gördüğünü hatırlamaz. Uyandığında sadece bir rüya gördüğünü sanır. Söz veriyorum, bundan sonra çok daha dikkatli olacağım. Lütfen beni affedin.”

Duyduklarım karşısında ayağa fırlayıp bağırmamak için kendimi zor tuttum. Ben onları ilk kez görüyordum ama onların beni daha önce tanıdığı belliydi.

Üstelik herhangi biri değil, onu getirmişsin!

Daha önce yaptığımız gibi onun hafızasını sileriz.

Bu cümleler zihnimde yankılanıp duruyordu. Daha önce de hafızam silinmiş miydi? Bu yüzden mi onları tanımıyordum?

Kaan’ın acı içinde inlediğini duyunca yeniden göz ucuyla etrafa baktım. Öfkeli adam onu ayağının tersiyle itmişti.

“Bu sana son uyarım! Bir daha hata yaparsan, bunun bedelini canınla ödersin. Şimdi yıkıl karşımdan!”

Kaan, topallayarak odadan çıkmaya çalıştı.

Onu azarlayan adamın tavırlarına bakılırsa, buranın lideri ya da üst rütbeli birisiydi. Henüz adını bilmesem de içimden ona “Patron” demeye karar verdim.

Kaan odadan çıkar çıkmaz Patron hızla bana doğru döndü. Gözlerimi kısarak bakmaya çalıştığım anda kapattım.

Geç kaldım. Uyanık olduğumu fark etti.

Patronun yanıma yaklaştığını hissettim. Üzerime eğildi. “Numara yapma, Melodi. Uyanık olduğunu biliyorum.”

Korkudan sıçradım. Artık rol yapmama gerek kalmamıştı. Gözlerimi hızla açtım ve çığlık atarak bağırmaya başladım.

“Siz de kimsiniz? Adımı nereden biliyorsunuz? Bana ne yaptınız?”

Patron, söylediklerime aldırmadan elini ağzıma bastırdı. “Kapat çeneni! Sana cevap vermeyeceğim. Zaten çok yakında bu gördüklerinin hiçbirini hatırlamayacaksın. Senin için yalnızca bir rüyadan ibaret olacak.”

Dışarıda bana yardım edecek birine sesimi duyurabilmek için bağırmaya çalıştım.

“İmdat! Yardım edin!”

Patron, eliyle ağzımı daha sert bastırdı. Dudaklarım uyuşmaya ve acımaya başladı. Yanında duran kadına başıyla işaret ettiğinde, kadın elindeki iğneyi koluma batırdı. Ameliyat masasının üstündeki ışıklar yandığında, bedenim yavaşça hissizleşti. Artık hareket edemiyordum.

Çığlık atarak uyandım. Gördüğüm en korkunç kabustu. Yanımda uyuyan Serkan, panikle doğruldu.

“Ne oldu?”

Derin bir nefes aldım, kalbim deli gibi çarpıyordu. Yatağın içinde doğrulup, gözlerimi ovuşturdum.

“Çok kötü bir kâbus gördüm.” Diye fısıldadım.

Serkan, komodinin üzerindeki sürahiden bir bardak su doldurup bana uzattı. Suyu içtiğimde biraz sakinleştim. Yanıma sokulup bana sarıldığında ağlamamak için kendimi zor tuttum.

“Geçti. Sadece bir rüyaydı.”

Başımı salladım. “Şimdi daha iyiyim,” dedim ama içimdeki huzursuzluk geçmemişti.

Gördüğüm kabustan sonra daha fazla uyuyamazdım. Pencereden baktığımda, güneş doğmak üzereydi. Yatağa ne zaman ve nasıl girdiğimi hatırlamıyordum. En son gece vakti çalışmadan önce kahve içmiştim… Sonra?

O adamı gerçekten takip etmiş olabilir miydim?

Hayır… hayır, bu sadece bir rüyaydı. Yatağa girmeden önce oldukça yorgun olduğum için, yatağa ne zaman girdiğimi hatırlamıyor olmalıydım.

Başucumda duran not defterini ve kalemi aldım. Rüyamı unutmadan önce, hatırlayabildiğim her ayrıntıyı yazdım. Serkan beni sessizce izliyordu.

“Uyumayacak mısın?” diye sordu esneyerek.

Başımı iki yana salladım. “Uykum kaçtı. Uyuyamam artık.” Sonra eğilip yanağından öptüm. “Sen uyu. Alarmına daha iki saat var.”

Onu odada bırakarak mutfağa geçtim. Kahvaltı yapacak hâlim yoktu ama bir fincan kahve iyi gelebilirdi.

Kahve makinesini çalıştırdığımda, gelen bildirimleri kontrol etmek için telefonuma baktım. Ekranı açar açmaz gözlerim fal taşı gibi açıldı.

En son bir ses kaydı yapmışım.

Titreyen ellerimle kaydı oynattığımda kendi sesimi duydum. O adamı sokakta takip ederken kitabım için not alıyordum!

Çığlık attım.

Bu… bir rüya değildi. Gerçekti!

Olduğum yere çöktüm. Sakince düşünmeye çalışıp, bütün bu olanlara bir anlam vermeye çalıştım. Deliriyor muydum?

Pijamamın kolunu sıyırıp koluma baktım. İğne izine benzeyen kırmızı bir nokta vardı.

İkinci bir kanıt daha.

Hemen çalışma odama koştum. Pencereye yöneldim ama dışarıda olağandışı hiçbir şey yoktu. Yine de her şeyin başladığı o yeri gözetlemeye kararlıydım. Kaan bu gece yeniden gelir miydi?

Bunu öğrenmenin tek yolu vardı: gözümü kırpmadan izlemek.

Tüm bunları Serkan’a anlatmayı düşündüm. Ama ya bana inanmazsa? Ya bunu sadece bir kâbus zannederse?

Hayır… bunu kendi başıma çözmeliydim.

Tripodu pencerenin önüne yerleştirip kamerayı açtım. Lens, tam olarak Kaan’ı ilk gördüğüm yeri gösteriyordu. Onu bulmadan aklımı yitirebilirdim. Gerçeği öğrenmeden içim rahat etmeyecekti.

Bilgisayarımın başına oturdum. Ellerimle başımı kavradım.

Neler oluyordu böyle?

Telefonu tekrar elime aldım, o geceye dair başka bir ipucu var mı diye göz gezdirdim. Sadece o kısa ses kaydı… başka hiçbir şey yoktu. Ama içimdeki his, o gece yaşananların hayatımı değiştireceğini söylüyordu.

Ve bu olay… bir şekilde benimle bağlantılıydı.

O bağlantıyı bulmadan hiçbir şeyin normal olmayacağını hissediyordum.

Paltomu giyip sokağa çıktım. Artık hava aydınlanmış, insanlar güne başlamıştı.

O ağacın az ilerisindeki markete girdim.

Market sahibi beni görünce gülümsedi. “Hoş geldin. Bugün erkencisin.”

“Hoş buldum. Alışverişe gelmedim, senden bir şey rica edeceğim.”

Marketçi, yüzü ciddileşerek beni süzdü.

“Tabii. Ne istiyorsun bakalım?”

Marketin dışındaki güvenlik kamerasına baktım. Tam da o ağacın bulunduğu yeri gösteriyordu. “Güvenlik kayıtlarına bakmam gerekiyor,” dedim. “Dün gece bir taksiye bindim ve içinde değerli bir eşyamı unuttum. Aracın plakasını bulmam lazım.”

Market sahibi gözlerini kısarak bana baktı. Bir süre düşündükten sonra, “Tamamdır. Beni takip et,” dedi.

Onun peşinden marketin arka kısmındaki küçük odaya girdik. İçeride bir masa ve üzerinde bir bilgisayar vardı.

Başıyla bilgisayarı işaret etti. “Kayıtlar burada tutuluyor,” dedi. Sonra bilgisayarın başına geçti ve bir program açtı.

“İşte tüm kayıtlar burada.”

O sırada içeriden bir müşteri seslendi. İçimden o müşteriye dua ettim.

“Ben müşteriye bakayım. Sen kaydı bulabilir misin?”

Hevesle başımı salladım. “Evet, hallederim. Teşekkür ederim.”

Adam odadan çıkar çıkmaz bilgisayarın başına geçtim. Tarih ve saati girerek, ağacın yanına gittiğim zamandaki görüntüleri arattım.

Boş bir sayfa çıktığında hüsrana uğradım. Hata yaptığımı düşünerek tekrar denedim ama sonuç aynıydı.

O anda gerçeği fark ettim. Kaan, iz bırakmamak için kaydı silmişti. Bu bile başlı başına bir kanıttı. Sakladıkları bir şeyler vardı.

Bilgisayarı kapatıp market sahibine teşekkür ettim ve dışarı çıktım. Bu geceye kadar beklemekten başka seçeneğim yoktu. Onlar sokaktaki görüntüleri silebilirdi, ama benim kameramın görüntülerini silemezlerdi.

Neye bulaştığımı hâlâ anlayamıyordum ve bir an önce her şeyi öğrenmek istiyordum.

Saatime baktım. Serkan birazdan uyanırdı. Koşarak eve gittim, kahvaltı hazırladım. Kaan’a karşı bir şey belli etmemeliydim.

Serkan yatak odasından çıkınca yanağıma öpücük kondurdu. “Günaydın.”

Gözleri kahvaltı masasına takıldı. “Neler hazırlamışsın böyle? Ellerine sağlık hayatım.”

Gülümseyerek omuz silktim. “Erken kalkınca boş durmak istemedim.” Göz kırptım. “Ayrıca bugün senin için önemli bir gün. Küçük bir jest yapmak istedim. Karnını iyice doyur aşkım.”

Güldü. “Ah evet, şu toplantı. Eğer sunum başarılı geçerse terfi alabileceğim.”

Yemyeşil gözleri masaya takıldı, parmakları gür siyah saçlarında gezindi. Gergin olduğunda hep böyle yapardı. “Bu proje için çok çalıştım. Umarım başarabilirim.”

Elini tutup sıktım. “Hazırladığın reklam projesi harika. O reklamı bayılarak izlerler, eminim. Eğer hoşuma gitmeseydi, sana bunu açıkça söylerdim. Biliyorsun.”

Gülümsedi. “Biliyorum. Zaten bu yüzden, her projemi önce sana gösteriyorum. Senin yazdığın kitapları önce bana okuttuğun gibi.”

Sonra duraksadı. “Dün gece bir fikir geldiğini ve çalışacağını söylemiştin. Yazabildin mi bari?”

Yaşadıklarım o kadar ağır basmıştı ki kitap neredeyse aklımdan çıkmıştı.

Dalgınca başımla onayladım. “Birkaç sayfa yazdım.”

Yüzü aydınlandı. “Tebrik ederim aşkım.”

Kahvaltıyı bitirdikten sonra Serkan tıraş olmak için kalktı. Ben de bulaşıkları yıkarken, arkamdan gelen sesi duyunca irkildim.

Başını yana eğmiş bana bakıyordu. “Çalışma masandaki kamerayla ne kaydediyorsun hayatım?”

Sakin görünmeye çalışarak omuz silktim. “Şey… Sosyal medyada paylaşmak için bir video çekiyorum. Kar yağarken güzel bir görüntü yakaladım. Hızlandırılmış video yapacağım.”

Kaşlarını çattı. Yüzümde bir cevap arıyor gibiydi. “Dünden beri tuhaf davranıyorsun. Suratın asık. Bir sorun mu var?”

“Yok canım, iyiyim. Gerçekten bir sorun yok.”

Beni bir süre süzdükten sonra hazırlanmak için odasına döndü. İlk defa bana şüpheyle baktığında kalbim sıkıştı. Onu kandırmak zorunda kalmak içimi acıtıyordu.

Serkan evden çıkınca yazmaya geri döndüm. Sabah kalkar kalkmaz yazdığım rüyayı defalarca okudum. Yeni kitabıma bu olayı aktardım. Artık düşündükçe, bunun sadece bir rüya olmadığını hissediyordum. O anları gerçekten yaşamış gibiydim.

Telefonum çaldı. Arayan editörümdü. İç çektim. Yine kitabın ne aşamada olduğunu soracaktı. Okuyucular ve yayınevi dört gözle yeni kitabımı bekliyordu. Onları ilk kez bu kadar uzun süre bekletiyordum.

Editörüme mesaj yazdım. Yeni kitabıma yoğunlaştığımı, nihayet sağlam bir fikirle ilerlediğimi belirttim. Gözüm yatağımın başucundaki deftere kaydı. Eğer gördüğüm tüm rüyaları oraya not etmeseydim, şu an bu kitabı yazmak için bir çıkış yolu bulamayacağımı fark ettim.

Dün gece yaşadıklarımı deftere aktardıktan sonra biraz soluklanmak için balkona çıktım. Gözlerim yine o sokak lambasına ve yanındaki ağaca takıldı. Kaan ortalıkta görünmüyordu, ama içimdeki bir his, akşam saatlerinde ortaya çıkacağını söylüyordu.

Uzun zamandır yazmadığım için hakkımda birçok dedikodu dolaşıyordu. Hatta bazıları yazarlığı bıraktığımı bile düşünmüştü. Bu söylentiler en çok da okurlarımı üzmüştü. Bana hâlâ yazmam gerektiğini, hikâyelerimi özlediklerini belirten birçok mesaj alıyordum.

Çalışma odamdaki kamerayla çektiğim görüntüleri hızlandırarak izledim. Tahmin ettiğim gibi, hiçbir şey görünmüyordu. Kaan’ın görüntüsü kayıt altına alınmamıştı. Derin bir iç geçirdim. Demek ki bu geceyi beklemem gerekiyordu.

Akşam boyunca kitap okuyarak oyalanmaya çalıştım. Serkan eve döndüğünde birlikte yemek yedik. Mutluluğu yüzünden okunuyordu; projesi kabul edilmişti.

“Günün nasıl geçti? Sen ne yaptın bugün hayatım?” diye sordu. Ardından kaşlarını çatarak tabağıma baktı. “Yemeğinle oynamak yerine, biraz yesen daha iyi olur. İştahın mı yok?”

Serkan konuşana dek dalgınlığımın farkına varmamıştım. Gerçekten de canım hiçbir şey istemiyordu. Yaşananlar ruhumu sarsmıştı.

Gülümsemeye çalışarak cevap verdim. “Dalmışım, farkında değilim. Kitap yazdım, biraz da kitap okudum. Senin toplantın nasıl geçti?”

Sohbetin konusu değiştiği için rahatladım. Serkan, anlatmaya başlayınca gözleri parladı. Onun anlattıklarını dinlerken kendimi yemek yemeye zorladım.

“Toplantıda olsaydın kocanla gurur duyardın,” dedi kendinden emin bir gülümsemeyle. “Hazırladığım projeyle herkesi büyüledim. Sunum bitince beni ayakta alkışladılar. Patronum bizzat yanıma geldi ve artık resmi olarak marka yöneticisi olduğumu söyledi. Önümüzdeki ay maaşım da zamlanacak.”

Onun sevincini gölgelemek istemediğim için dikkatle dinliyormuş gibi davrandım, ama zihnim başka yerdeydi. Bu halim Serkan’ın gözünden kaçmadı. Hiçbir şey onun gözünden kaçmazdı zaten.

Çatal ve bıçağını sertçe tabağına bıraktı. “Pekâlâ. Ne oluyor? Anlat bakalım.”

Bu ani çıkışı beni afallattı. “Bir şey olduğu yok canım. Neden böyle düşündün ki?”

Sözlerim onu daha da sinirlendirmişti. “Üç yıldır senin kocanım, seni avucumun içi gibi tanıyorum. Surat ifaden her şeyi anlatıyor. Bir derdin var, belli. Neden bana anlatmıyorsun? Ne zamandır birbirimizden bir şey saklar olduk?”

Son cümlesi yumuşaktı, ama içinde kırgınlık taşıyordu. Gözlerim dolmak üzereydi. İçimdeki ağırlığı bastırmak için kendimi zor tuttum.

“Bir şeyim olsaydı, söylerdim. Biliyorsun...” dedim sessizce.

Bunun üzerine bana, sanki bir yabancıya bakar gibi baktı. Ardından tek kelime etmeden kalktı ve televizyonun karşısına geçti. O an, Serkan’a her şeyi anlatmama kararımı bir kez daha sorguladım. Acaba yanlış mı yapıyordum? Belki anlatsam yardımcı olurdu. Ama Serkan gerçekçidir, kolay kolay inanmaz. Anlattıklarımı rüya sanırdı, belki de aklımı kaybettiğimi düşünürdü.

Mutfaktaki işleri toparladıktan sonra çalışma odama geçtim. Gece nihayet gelmişti. Kaan’dan bir iz bulma umuduyla dışarıyı izlemeye başladım. Etraf, yoğun kar fırtınası yüzünden ıssızdı. Bu, onun ortaya çıkması için uygun bir andı.

Ve sonra… Sokak lambası yine titredi.

Kalbim hızla atmaya başladı. Işık söndüğünde Kaan belirdi. Her zamanki gibi parıltılarla ortaya çıkmıştı. Ama bu kez yalnız değildi. Yanında başka biri daha vardı.

İkisini dikkatle izledim. Parıltıları kısa sürede sönünce karanlık onları yuttu. Koşarak dışarı çıktım, Serkan’ın arkamdan bağırdığını ancak sonra fark ettim.

Bölüm sonu

10 yorum

  • Sen söylemesen bile Serkan yine senin hareketlerinden dolayı delirdiğini düşünecek ki melodi cim😂

  • Kitabı arada kontrol ediyorum da yb ne zaman?

    1Yanıt
  • Ayy çok merak ettim bunlar kim ne yapıyorlar Melodi ile ne alakaları var mutlaka bu kitabı takip edeceğim en yakın zamanda yb bekliyor🙏🏻🤍

  • Ayyy çok merak ettim bunlar kim ne yapıyorlar ve Melodi ile ne alakaları va mutlaka takip edeceğim bu kitabı en yakın zamanda yb atarsın umarım🙏🏻

    1Yanıt
  • Öff be Melodi umarım deli damgası yemessin kocan yüzünden

  • Agagaggaggaaa rüyaa değildi evett gerçektiii sonunda kitabın işe yaradı be melodi ayy ben Kaan a üzüldüm ya kız kitap yazacam diye çocuğu canından edecektii