BİRİNCİ BÖLÜM
MELODİ
Bilgisayar ekranımdaki boş sayfaya öylece bakıyordum. Son zamanlarda tek bir kelime bile yazamıyordum. Ne zaman bir şeyler yazsam, kısa süre sonra silip her şeye en baştan başlıyordum. Sonuç hep aynıydı: boş bir sayfa.
Yazarlık yeteneğimi kaybetmiş olabilir miydim? Bir daha asla kitap yazamayacak olmaktan korkuyordum. Kendimi bildim bileli en iyi yaptığım şey yazmaktı. Şimdiyse, tüm yeteneklerimi yitirmiş, işe yaramaz biri gibi hissediyordum.
Yanımda duran kitaplığa bakarak bu düşünceyi kafamdan atmaya çalıştım. Sadece tıkanmıştım, hepsi bu. Her yazarın başına gelebilirdi. On sekiz adet basılmış kitabım, kitaplığımın ilk sırasında diziliydi. İkinci sıraya da bir yenisini eklemeyi her şeyden çok istiyordum.
Biraz rahatlamak, temiz hava almak istedim. Odamın camını açtım ve dışarıyı seyretmeye başladım. Kar havasını içime çekmek beni biraz olsun rahatlattı. Akşam olmuştu ve bilgisayarın karşısında oturmaktan havanın karardığının farkında değildim. Soğuk iyice bastırmıştı; dışarısı neredeyse boştu. Sadece aşağıdaki bahçede kar topu oynayan birkaç çocuk vardı. Lapa lapa yağan kar, her yeri beyaz bir örtüyle kaplamıştı
Dışarıyı seyretmeye devam ederken aniden bir şey dikkatimi çekti. Önümdeki sokak lambası titreşerek solmaya başladı. Issız sokağın içinde bu görüntü oldukça tuhaftı. Lambanın bozulduğunu düşünerek gözümü başka yöne çevirecekken, bir şey beni oraya bakmaya devam etmeye zorladı.
Sokak lambasının ışığı iyice solduktan sonra, hemen yanındaki ağaç garip bir şekilde parıldamaya başladı. Ağacın gövdesinden yayılan bu ilginç ışığın kaynağını merak ederken, ağacın arkasından bir insan silueti belirdi. Parıltı ondan geliyordu. Adamın etrafındaki ışık giderek soldu ve ışık tamamen solduğunda o da ortadan kayboldu.
Ağzım açık vaziyette ağacın bulunduğu bölgeye bakarak gözlerimi kırpıştırdım. Az önceki gördüğüm şey de neydi öyle? Gözümün önünde bir adam ışınlanarak ortalıktan kaybolmuştu. Kafamı iki yana sallayarak sakinleşmeye çalıştım. Göz yanılsaması olmalıydı, bunun başka bir açıklaması olamazdı. Ama içimde bir heyecan uyanmıştı. Gördüklerimi önümdeki deftere hızla not etmeye başladım. Bu yaşadıklarım harika bir kitap fikrine dönüşebilirdi! Nihayet, uzun süredir ilk kez yeniden yazma isteği duydum ve hızla bilgisayarın başına geçtim.
Tam o sırada, odamın kapısının tıklatılmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Arkama döndüğümde güler yüzlü eşim Serkan’ı gördüm. Elinde meyve tabağı tutuyordu.
Tabakla birlikte masama geldi, dikkatle yüzüme baktı.
“İyi misin hayatım? Solgun görünüyorsun.”
Onu endişelendirmek istemediğim için onaylarcasına başımı salladım. Az önce yaşadıklarımı ona anlatmamaya karar verdim. Bana deli gözüyle bakabilirdi.
“İyiyim aşkım. Sadece biraz yorgunum o kadar,” dedim. Masamdaki meyve tabağına göz gezdirdim. “Teşekkür ederim.”
Bana bakarak gülümsedi, bakışları bilgisayar ekranıma kaydı. “Nasıl gidiyor? bir şeyler yazabildin mi?”
Umutsuzca başımı iki yana salladım. “Tek bir kelime bile yazamadım.”
Moral vermek istercesine kolumu sıvazladı. Parmaklarının sıcaklığı hâlâ tanıdıktı. Sık sık usturaya değmiş gibi duran çenesi, düzgün kesilmiş siyah saçları ve her zamanki gibi üzerindeki gri hırka ile tanıdığım, alıştığım Serkan’dı. Ela gözlerinin kenarında son zamanlarda belirginleşen çizgiler yorgunluğunu ele veriyordu ama hâlâ aynı güveni taşıyordu.
“Yine eskisi gibi harikalar yaratacaksın, eminim,” dedi gülümseyerek.
İç çekerek başımı salladım. “Umarım öyle olur.”
Serkan camdan dışarı baktı. “Kar çok güzel yağıyor. Benimle dışarıya çıkmak ister misin? Yürüyüş yaparız, belki kafan dağılır.”
“Bunu başka bir zamana bıraksak olur mu? Az önce aklıma bir fikir geldi, yazmaya çalışacağım.”
Anlayışla başını salladı. “Peki, nasıl istersen.” Yanağıma bir öpücük kondurdu. “Kolay gelsin.”
Gülümseyerek karşılık verdim. “Teşekkür ederim.”
Serkan odadan çıktıktan sonra bilgisayarın karşısına geçip yazmaya başladım. Yaklaşık iki saat sonra, yazdıklarıma göz gezdirdiğimde memnuniyetle gülümsedim. Ellerim ve zihnim yeniden işlemeye başlamıştı.”
Kendime kahve hazırlamak ve kısa bir mola vermek için mutfağa yöneldim. Serkan’ı ortalıkta göremeyince yatak odamıza baktım; uyuyordu. Onu uyandırmamak için kapıyı sessizce kapattım. Günlerdir peşinden koştuğum ilhamı bulmuştum, sabaha kadar yazmaya kararlıydım.
Kahvemi hazırlayıp elimde kupayla çalışma odama geri döndüm. İlk yudumu alırken gözüm yeniden pencereye takıldı. Gece çökmüştü, kar fırtınası iyice bastırmıştı. Etrafta kimse yoktu. Sokak lambasına ve yanındaki ağaca bakarken, zihnimde hikâyemin devamını kurgulamaya çalıştım.
Tam o sırada ağacın yanında bir ışık huzmesi belirince nerdeyse ağzımdaki kahveyi püskürtecektim. Etrafında güçlü bir parlaklık yayan adamı yeniden gördüm. Gözlerimi ovuşturduktan sonra yeniden baktım, bu bir hayal değildi hâlâ orada duruyordu.
Hemen paltomu giyindim ve sokağa çıktım. Işıklar saçan o adamın peşinden gitmeye kararlıydım. Onu takip edersem, yeni hikayemin detayları da zenginleşirdi.
Telefonumu çıkarıp ses kaydını başlattım. Konuşmaya başladım:
“Merakına yenik düşerek gizemli adamın peşinden gidiyordu. Onun bir sırrı olduğunu hissediyordu ve o sırrı keşfetmekte kararlıydı. İçindeki bir dürtü, o adamı takip etmesi gerektiğini söylüyordu. Bu dürtü o kadar kuvvetliydi ki, içindeki sesi dinlemekten başka çaresi kalmamıştı…”
Soğuktan kızaran ellerimi birbirine sürtüp avuçlarıma üfledim. Bu kış oldukça sert geçiyordu. Ayak bileklerime kadar yükselen karda güçlükle yürümeye başladım. Sokak lambasına gözlerimi kısıp baktığımda, parıltının hâlâ orada olduğunu gördüm. Serkan bunu görseydi, oraya gitmeme asla izin vermezdi. Montumun yakasını çeneme kadar kaldırdım. Belki yaptığım şey bir delilikti ama güzel bir eser ortaya çıkarmak için her şeye değerdi.
Parıldayan ağaca yaklaştıkça, çevreden gelen tuhaf sesler duymaya başladım. Sesleri daha net duyabilmek için adımlarımı hızlandırdım. O adamı kaybetmemeliydim. Parıldayan ağacın arkasına vardığımda kalp atışlarımın hızlandığını hissettim. Tam geri dönmek üzereydim ki, birinin konuştuğunu duydum. Ses tonu telaşlıydı.
“Buraya gelmemeliydim… fark edildim,” diyordu.
Arkamı döndüğümde onunla burun buruna geldim. Ağzımı açamadan, etrafımı saran parlak ışıklar arasında kör oldum. Göz alabildiğine ışıkla kaplıydı her şey. Sonra bir anda, tüm dünyam karardı.



