İçeriğe geç

Veyra; İkinci Şafak

Bölüm 8 · 11 dk okuma

Veyra; İkinci Şafak

Bölüm 8

Bölüm 3 (part 3)

Ders, Elira'ya normalden çok daha uzun gelmişti.

Öğretmenin anlattıklarının çoğu kulağına giriyor, ama aklında kalmıyordu.

Defterinin kenarına farkında olmadan küçük çiçekler çizerken aklında tek bir soru dönüp duruyordu.

Kael ne bulmuştu?

Sonunda ders zili çaldı.

Daha öğretmen sınıftan çıkmadan Lyra ayağa fırladı.

"Tamam."

Elira çantasını omzuna aldı.

"Şimdi kaçamaz."

İkisi neredeyse aynı anda sınıftan çıktı.

Koridora adım attıkları anda Kael'i duvara yaslanmış, onları beklerken buldular.

Yüzündeki heyecan hâlâ kaybolmamıştı.

"Sonunda."

Lyra kollarını bağladı.

"Şimdi anlat."

Kael etrafına kısa bir göz attı.

"Burada olmaz."

Elira kaşlarını çattı.

"O zaman nerede?"

Kael hafifçe gülümsedi.

"Benimle gelin."

Lyra kaşlarını kaldırdı.

"Nereye?"

"Gelin."

"Yine anlatmayacaksın, değil mi?"

Kael sadece gülümsedi.

"Daha iki dakika önce 'beklediğinize değecek' dedin." diye söylendi Lyra.

"Değecek."

Elira ile Nera birbirlerine baktı.

"Bu bakışı hiç sevmedim." dedi Nera.

"Ben de."

Kael çoktan yürümeye başlamıştı.

"Çabuk olun."

Üçü de peşinden gitti.

Akademinin yan binasına geçtiler. Koridorun sonunda Kael bir kapının önünde durdu.

"Burası mı?" diye sordu Lyra.

"Evet."

Elira kapının camından içeri baktı.

"Kael... Burası dershane."

"Biliyorum."

"O zaman?"

"Bir bakın."

Üçü de kapıya biraz daha yaklaştı.

Kael o an arkada duran Lyra'yı hafifçe öne itti.

"Hey!"

Lyra istemeden kapının eşiğinden içeri adım attı. Elira da ona çarpınca dengesini kaybedip peşinden geçti.

Nera durmaya çalışsa da ikisine çarpmamak için o da içeri girdi.

Tak.

Kapı arkalarından kapandı.

Üçü aynı anda döndü.

Kael kapının dışından onlara bakıyordu.

Yüzündeki sırıtışı gizlemeye bile çalışmıyordu.

Dersi anlatan eğitmen konuşmasını yarıda kesti.

Sınıftaki herkes yeni gelenlere döndü.

"Madem geldiniz..." dedi eğitmen sakin bir sesle.

"Boş yerlere geçebilirsiniz."

Lyra derin bir nefes aldı.

"Kael..."

Kael sadece omuz silkti.

Sonra da arkasını dönüp koridorda yürümeye başladı.

Ve koşarak uzaklaştı.

***

Dershanenin kapısı açıldı.

Lyra daha dışarı adımını atar atmaz tek kelime söyledi.

"Kael."

Kael duvara yaslanmıştı.

Elinde birkaç yabani çiçek vardı.

Bir de mısır yiyordu.

"Efendim?"

"Kaç."

Kael'in gözleri hafifçe büyüdü.

"Dur, dur...

"Dinlemiyorum."

"Önce şunu al."

Elindeki birkaç çiçeği gösterdi.

"Barış hediyesi."

Lyra şüpheyle ona baktı.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Lyra bir adım attı.

Kael bir an durdu.

Sonra elindeki bütün çiçekleri bir anda Lyra'nın yüzüne doğru fırlattı.

"Yakalasana!"

Ve arkasını dönüp koşmaya başladı.

Lyra birkaç saniye olduğu yerde donup kaldı.

Yüzünden kayan çiçekleri eline aldı.

Derin bir nefes verdi.

"Kael!"

"Ben gidiyorum!"

"Kaç!"

"Kaçıyorum zaten!"

Lyra hiç düşünmeden peşinden koştu.

Koridor birkaç saniye içinde ikisinin sesleriyle doldu.

Nera kahkahasını tutamazken Elira sadece başını iki yana salladı.

"Bir gün Lyra'nın o dayağını yerse sevinirim."

"Ben sevinmekle kalmam, ohh, iyi oldu der giderim."

İkisi de gülmeye başladı.

Tam o sırada Lyra'nın sesi koridorun diğer ucundan duyuldu.

"KAEL!"

Elira ile Nera birbirlerine baktılar.

"Galiba yakaladı."

"Umarım."

Birkaç saniye sonra Kael köşeden hızla çıktı.

Elira ile Nera'yı görünce hemen onların yanına yöneldi.

"Yardım edin!"

Elira kaşlarını kaldırdı.

"Niye?"

"Lyra beni öldürecek."

"Kael!"

Lyra'nın sesi yeniden duyuldu.

Kael arkasına baktı.

"Tamam, sonra konuşuruz."

Tam kaçacakken Elira kolundan tuttu.

"Bir dakika."

Kael olduğu yerde kaldı.

"Ne?"

"Şimdi gerçekten nereye gidiyoruz?"

Kael'in yüzündeki gülümseme geri geldi.

"Size bir yer göstereceğim."

Lyra sonunda yanlarına yetişti.

"Önce beni kandırdığın için hesabını vereceksin."

Kael ellerini kaldırdı.

"Tamam, tamam. Özür dilerim."

Lyra şüpheyle ona baktı.

"Gerçekten mi?"

"Hayır."

Kael bir anda yeniden koşmaya başladı.

"KAEL!"

Elira ile Nera'nın kahkahaları koridorda yankılanırken üçü de yeniden onun peşinden koşmaya başladı.

Kael önden koşuyor, Lyra da arkasından bağırarak onu takip ediyordu.

"Kael! Dur!"

"Durursam yakalarsın!"

"Zaten yakalayacağım!"

Elira ile Nera da onların peşinden koşuyordu.

"Bu çocuk nereye gidiyor?" diye sordu Nera, nefes nefese.

"Hiçbir fikrim yok."

Kael akademinin ana kapısından çıktı.

Lyra bir anda durdu.

"Bir dakika."

Kael birkaç adım daha attıktan sonra arkasına döndü.

"Ne?"

"Akademiden çıkıyoruz."

"Evet."

"Sen bize akademinin içinde bir yer göstereceğini söylemiştin."

"Hayır, söylemedim."

Lyra gözlerini kıstı.

"Kael."

Kael sırıttı.

"Çabuk olun."

Ve yeniden koşmaya başladı.

"Kael!"

Elira ile Nera birbirlerine baktılar.

"Peşinden mi gidiyoruz gerçekten?" dedi Nera.

Elira omuz silkti.

"Artık çok geç."

Üçü de Kael'in peşinden koşmaya devam etti.

Akademinin çevresindeki taş yollar geride kaldıkça kalabalık da azaldı. Kael, ana yoldan ayrılıp uzun otların arasından geçen dar bir patikaya saptı.

Elira yavaşladı.

"Buraya daha önce hiç gelmedim."

"Ben de." dedi Nera.

Lyra arkadan seslendi.

"Kael! Eğer bizi bir yere götürüp sonra kaybolursan seni bulamam!"

"Ben de bulmanı istemiyorum zaten!"

"Ne?!"

"Hiçbir şey!"

Elira gülerek başını iki yana salladı.

Bir süre daha yürüdüler.

Sonunda Kael durdu.

Önlerinde, tepelerin arkasına gizlenmiş eski bir yapı vardı.

Bina uzaktan bakıldığında terk edilmiş bir gözlem istasyonuna benziyordu.

Duvarlarının bazı yerleri yosunlarla kaplanmıştı. Büyük cam pencerelerin çoğu kırılmış, geriye yalnızca metal çerçeveleri kalmıştı.

Nera'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Burada ne var?"

Kael bu kez cevap vermedi.

Yapıya doğru birkaç adım attı.

Elira olduğu yerde kaldı.

Bir şey...

Yanlış geliyordu.

Yapının kendisi değil.

Sanki daha önce burayı görmüştü.

Ama nerede?

Kael arkasına dönüp onlara baktı.

"İşte."

Lyra kaşlarını çattı.

"İşte ne?"

Kael eliyle eski binayı gösterdi.

"Size göstermek istediğim şey."

Elira gözlerini yapıdan ayırmadı.

İçinde garip bir his oluşmuştu.

Bu yer...

Dün gece gördüğü yer değildi.

Ama bir şekilde ona onu hatırlatıyordu.

Lyra birkaç saniye boyunca yapıya baktı.

"Buraya neden geldik?"

Kael ellerini cebine soktu.

"Size göstermek istedim."

"Onu anladık." dedi Lyra. "Ama neden burası?"

Kael omuz silkti.

"Çünkü burayı daha önce hiç görmedim."

Nera kaşlarını çattı.

"Bu, buraya gelmek için pek iyi bir sebep değil."

"Ben de öyle düşündüm."

"Sonra?"

"Sonra merak ettim."

Lyra iç çekti.

"Senin merakın yüzünden bir gün başımıza bir şey gelecek."

Kael gülümsedi.

"Bugün değil."

Elira hâlâ yapıya bakıyordu.

Burası gerçekten garipti.

Akademiden çok uzak değildi ama sanki yıllardır kimse buraya uğramamıştı. Yapının çevresindeki otlar dizlerine kadar uzanıyor, taşların arasından ince dallar çıkıyordu.

Kael birkaç adım daha attı.

"Sabah buradan geçerken gördüm."

Lyra hemen arkasından seslendi.

"Sabah mı?"

"Evet."

"Ve bize hiçbir şey söylemedin?"

"Söyleseydim buraya kadar gelmezdiniz."

Lyra durdu.

"Bir dakika."

Kael ona baktı.

"Ne?"

"Sen bizi buraya getirmek için bütün o dershane şakasını mı yaptın?"

Kael birkaç saniye düşündü.

"Hayır."

"Kael."

"Tamam, biraz."

Nera gülmeye başladı.

Elira da istemeden gülümsedi.

Kael yapının girişine doğru ilerledi.

"Geliyor musunuz?"

Lyra ellerini beline koydu.

"Ben hâlâ sana kızgınım."

"İstersen dışarıda bekle."

"Hayatta olmaz."

Kael sırıttı.

"Biliyordum."

Elira de diğerlerinin ardından yürümeye başladı.

Binaya yaklaştıkça etrafındaki sessizlik daha belirgin hâle geliyordu. Akademiden yalnızca birkaç dakika uzaklaşmışlardı ama burası sanki çok daha uzaktaymış gibi hissettiriyordu.

Ayaklarının altında kuru dallar kırılıyor, rüzgâr uzun otların arasından geçerken hafif bir hışırtı çıkarıyordu.

Lyra bir süre etrafına baktı.

"Gerçekten buraya daha önce hiç gelmediniz mi?"

Elira başını salladı.

"Ben gelmedim."

Nera da aynı şekilde cevap verdi.

"Ben de."

Lyra Kael'e baktı.

"Sen?"

Kael binaya bakmaya devam ediyordu.

"Ben de."

Lyra'nın yüzündeki ifade değişti.

"Bir dakika."

Kael ona döndü.

"Ne?"

"Sen de daha önce gelmediysen bizi neden buraya getirdin?"

Kael birkaç saniye sustu.

"Merak ettim."

Lyra gözlerini devirdi.

"Tabii ki."

"Ne var?"

"Hiçbir şey."

Kael yeniden önüne döndü.

"Zaten sadece dışarıdan gördüm. İçeride ne olduğunu bilmiyorum."

Elira binaya biraz daha yaklaştı.

Dışarıdan bakıldığında bile ne kadar eski olduğu belli oluyordu. Duvarların bazı yerleri dökülmüş, pencerelerin çoğu kırılmıştı. Girişin önündeki taşların arasından uzun otlar çıkıyordu.

Elira'nın gözleri binanın üzerinde dolaştı.

Bir an durdu.

Bir şey dikkatini çekmişti.

"Kael."

Kael birkaç adım ileride durdu.

"Ne?"

Elira binanın üst tarafını gösterdi.

"Şurada bir şey var."

Herkes onun gösterdiği yere baktı.

Binanın girişinin üzerinde paslanmış bir metal levha asılıydı.

Üzerindeki yazının büyük bir kısmı zamanla silinmişti. Geriye yalnızca birkaç harf kalmıştı.

Kael başını kaldırdı.

"Gerçekten de varmış."

"Ne yazıyor?" diye sordu Nera.

Kael biraz daha yaklaştı.

"Bekle."

Lyra da onun yanına geçti.

"Okuyabiliyor musun?"

"Bir kısmını."

"Ne?"

Kael gözlerini kısarak levhaya baktı.

"Sanırım..."

Bir süre sustu.

"Burada bir isim yazıyor."

Nera merakla yaklaştı.

"Hangi isim?"

Kael başını iki yana salladı.

"Tamamını göremiyorum."

Elira levhaya bakmayı sürdürdü.

Geriye kalan harfler...

Bir şeyleri çağrıştırıyordu.

Tam olarak ne olduğunu çıkaramıyordu.

Sanki bir kelimeyi hatırlamaya çalışıyor ama zihninin ucundaki o şey bir türlü yerine oturmuyordu.

"Elira?"

Kael'in sesiyle irkildi.

"Ne?"

"İyi misin?"

"Evet."

Kael ona birkaç saniye baktı.

Elira bakışlarını levhadan çekti.

"Ne yazdığını merak ettim sadece."

"Ben de."

Kael kapıya doğru yürüdü.

"İçeri girelim mi?"

Lyra hemen cevap verdi.

"Sen aç."

Kael arkasını döndü.

"Niye?"

"Çünkü buraya bizi sen getirdin."

Kael bir an düşündü.

"Adil."

Lyra kollarını bağladı.

"Sonunda mantıklı bir şey söyledin."

Kael kapının önüne geçti.

Elini paslanmış kapı koluna uzattı.

Kapı ilk denemesinde açılmadı.

Kael biraz daha sert çekti.

Yine olmadı.

"Harika." dedi Lyra.

"Ne?"

"Şimdi burada mahsur kaldık."

"Henüz içeri bile girmedik."

"Seninle her şey mümkün."

Nera gülerek kapıya yaklaştı.

"Durun, birlikte deneyelim."

Elira da yanlarına geldi ve binanın dışına tekrar göz gezdirdi. Hiç mor çiçek ya da renkli bir şey göremedi. Bina tamamen yeşilliğin içindeydi. Duvarları yosunlarla, çevresi ise uzun otlarla kaplanmıştı. Dışarıdan bakıldığında bile binanın ağır bir havası olduğu belli oluyordu.

İçeri girmeye çalıştıklarında kapı ilk denemede açılmadı. Kael tekrar denedi, sonra Lyra, ardından Nera ve Elira de kapıya asıldı. Bu kez kapı uzun ve rahatsız edici bir gıcırtıyla açıldı.

Karşılarına iki tarafa ayrılan uzun bir merdiven çıktı. Birbirlerine baktılar, sonra iki tarafa da göz gezdirdiler. Diğer tarafta ise yeşilliklerle kaplı uzun bir koridor uzanıyordu. Koridorun sonunda tek bir merdiven yukarı çıkıyordu.

Binanın tavanının bazı kısımları dağılmıştı ve yosunlar yukarıdan sarkıyordu. Yukarı çıktıklarında Elira bir şeyi fark etti. Koridorun ilerleyen kısmında ışık yanıyordu.

Elira durdu. "Bir dakika."

Herkes ona baktı.

Elira koridorun sonuna baktı. "Burada ışık mı yanıyor?"

Kael de durdu. Gerçekten de yanıyordu. Eski ve uzun zamandır terk edilmiş olduğu belli olan bu binada ışığın yanıyor olması hiç mantıklı değildi.

"Nasıl?" dedi Nera.

Kimse cevap vermedi. Birbirlerine baktılar ve sonra koridorda ilerlemeye devam ettiler.

Uzun koridor yeşil otlar ve yapraklarla kaplanmıştı. Birkaç kırık pencereden içeri süzülen ışık, yerdeki bitkilerin üzerine düşüyordu. Bir süre sonra birkaç kapının bulunduğu kata ulaştılar.

Hepsi farklı bir kapının önünde durdu. Kael bir şey söylemeden kapıyı açtı.

Elira içeri adım attığında ilk gördüğü şey diğerleri oldu.

Kael.

Lyra.

Nera.

Cyra.

Üçü de birbirlerine bakıyordu.

Elira kaşlarını çattı. Bir an kimse konuşmadı. Sonra hepsi aynı anda odanın diğer tarafına baktı.

Farklı kapılardan girmişlerdi.

Ama hepsi aynı yere çıkmıştı.

Aynı salona.

Odanın ortasında dağılmış kitaplar vardı. Çoğunun üzeri küflenmiş, bazıları ise zamanla neredeyse parçalanacak hâle gelmişti. Duvarların kenarlarında eski masa ve sandalyeler duruyordu.

Bir kütüphaneye benziyordu.

Ama tam olarak da kütüphane değildi.

Çünkü kitapların arasında ne işe yaradığını anlayamadıkları bazı eski aletler de vardı.

Elira yavaşça etrafına baktı.

"Burada ne olmuş?"

Kimse cevap vermedi.

Kael yerdeki kitaplardan birini ayağıyla çevirdi.

"Birileri burada yaşamış gibi."

Lyra etrafına bakındı.

"Yaşamış mı? Burası bildiğin harabe."

"Ben onu diyorum."

Nera masalardan birine yaklaştı. Parmağını üzerinde gezdirdiğinde kalın bir toz tabakası parmağına bulaştı.

"Uzun zamandır kimse buraya gelmemiş."

Cyra odanın diğer tarafındaki aletlerden birine baktı.

"Burada ne yaptıklarını da anlamıyorum."

Elira yavaşça etrafına bakındı. Kitaplar, masalar, eski aletler... Her şey birbirine karışmış gibiydi.

"Belki burası bir okuldu."

Lyra ona baktı.

"Okul mu?"

"Ya da bir araştırma yeri."

Kael yerdeki kitaplardan birini kaldırdı.

"Burada ne arandığını bulursak öğreniriz."

Lyra hemen ona döndü.

"Sen kitap okuyacak mısın?"

Kael kitabı elinde çevirdi.

"Hayır."

"İyi."

"Çünkü okuyamıyorum."

Nera güldü.

Cyra başını iki yana salladı.

"Senin buraya bizi neden getirdiğini hâlâ anlamadım."

Kael kitabı yerine bıraktı.

"Ben de."

Elira Kael'e baktı.

"Ne demek sen de?"

Kael omuz silkti.

"Ben burayı sadece dışarıdan gördüm."

Lyra kaşlarını kaldırdı.

"Yani içeride ne olduğunu gerçekten bilmiyor muydun?"

Kael başını salladı.

"Hayır."

Bir an sessizlik oldu.

Lyra etrafına baktı. "Bizi buraya getirmek için bütün o gizemli konuşmaları yapmana gerçekten değdi mi?"

Kael omuzlarını kaldırdı. "Bence değdi."

"Nesi değdi?"

Kael salonu gösterdi. "Burası."

Lyra kaşlarını çattı. "Burası mı?"

"Evet."

"Kael, burası eski bir bina."

"Biliyorum."

"Terk edilmiş bir bina."

"Onu da biliyorum."

"O zaman neden buradayız?"

Kael birkaç saniye düşündü.

"Merak ettim."

Lyra ona baktı.

"Senin merakın yüzünden buraya kadar geldik."

"Ama kabul et, biraz ilginç."

"Biraz."

"Gördün mü?"

"Ama çok da değil."

Nera ikisinin konuşmasını dinlerken salondaki eski kitaplardan birine uzandı. Kitabı kaldırdığında kapağından bir parça toz döküldü.

"Şunlara bakın."

Cyra hemen yanına gitti.

"Ne?"

"Kitaplar."

Cyra kitabın kapağını açtı.

Sayfaların çoğu birbirine yapışmıştı.

"Hiçbir şey okunmuyor."

Lyra derin bir nefes verdi.

"Harika."

Kael ise odanın diğer tarafındaki eski aletlerin yanına gitmişti.

"Burada bir sürü şey var."

"Ne işe yarıyorlar?" diye sordu Nera.

Kael elindeki metal parçayı çevirdi.

"Bilmiyorum."

Lyra başını iki yana salladı.

"Gerçekten çok faydalısın."

Elira diğerlerinden biraz uzakta, duvarın kenarındaki eski eşyaları inceliyordu.

Bir süre sonra eğildi.

"Bir dakika."

Kimse onu duymadı.

Elira yerdeki bir şeyin yanına çömeldi.

Elini uzatıp tozların arasından küçük, metal bir parça çıkardı.

Üzerindeki tozu eliyle temizledi.

Bir an baktı.

Sonra gözleri büyüdü.

"Bir şey buldum!"

Bu kez herkes ona döndü.

Kael elindeki şeyi bıraktı.

"Ne buldun?"

Elira elindeki metal parçayı kaldırdı.

"Şuna bakın."

Beşi de Elira'nın etrafında toplandı.

Lyra eğilip parçaya baktı.

"Bu ne?"

"Bilmiyorum."

Kael hemen atıldı.

"Az önce bize bir şey bulduğunu söyleyip ne olduğunu bilmediğini mi söyledin?"

Elira ona baktı.

"Sen de bütün binayı bulup ne olduğunu bilmiyorsun."

Nera gülerek araya girdi.

"İkiniz de aynı durumdasınız."

Cyra parçayı Elira'nın elinden aldı.

"Bir aletin parçası olabilir."

Kael tekrar baktı.

"Belki."

Elira parçayı yeniden eline aldı.

Üzerinde küçük, garip bir işaret vardı.

Elira parmağıyla işaretin üzerindeki tozu temizledi.

Bir süre sessizce baktı.

"Bu ne?" diye sordu Lyra.

Elira başını kaldırdı.

"Bilmiyorum."

Kael omuz silkti.

"Yine de güzelmiş."

Elira parçayı bir kez daha çevirdi.

Sonra onu eski eşyaların arasındaki yerine bıraktı.

"Boş verin."

Ve ayağa kalktı.

Bölüm sonu

52 yorum