4. GÜÇ SAHİPLERİ
❝Saklanmak için çok çaba verilen sırlar, en beklenmedik anlarda ortaya çıkar.❞
❦
"Sence kitapta yazan diğer üç kişi kim?"
Kavas'ın sözleriyle birlikte kafamı kitaptan kaldırdım ve "Bilmiyorum. Ben fazla sosyal biri değilim. Birkaç kişi haricinde kimseyi doğru dürüst tanımıyorum." diye fısıldadım.
Teneffüs olunca kantine gelmiş ve belki başka bir şey buluruz diye kitabı kurcalamaya başlamıştık. Ancak kitaptaki yazılar hâlâ aynıydı ve diğer sayfaların hepsi hâlâ boştu.
Şimdi ise oturmuş bu güç sahiplerinin kim olduğunu düşünüyorduk.
"Şüphelendiğin birileri var mı peki?"
Maalesef yoktu. Okuldaki herkes gayet normal duruyordu.
Kafama iki yana sallarken "Hayır." diye fısıldadım.
Ardından kitabı kapattım ve gözlerimi Kavas'ın gözleriyle buluşturdum. "Bence kitapta bahsi geçen kişileri sırayla bulalım. Hem böyle daha kolay olur." dedim. "Mesela işe telekinezi gücüne sahip kişiyi bulmakla başlayabiliriz."
"Eşyaları hareketlendiren kişi kim olabilir ki?" diye sorduğunda bilmiyorum anlamında dudağımı büzdüm.
Okulda bu tarz bir güce sahip birilerini tanımıyordum. Zaten ben okuldaki çoğu kişiyi tanımıyordum. Aslında sosyal olan ve bize bu güç sahiplerini bulmamızda yardımcı olacak biri olsaydı işimiz çok kolaylaşırdı.
Zil sesi okulda yankılanmaya başladığında ikimiz de ayağa kalktık.
"Zil çaldı. Hadi sınıfa gidelim."
Kafamı tamam anlamında salladığımda Kavas da kitabı eline aldı. Ardından birlikte sınıfa doğru yürümeye başladık.
⚡🖤
Sınıfa geldiğimizde o kitabı çantasına koymuş dersi dinlemeye başlamıştı. Ben de defterime anlamsız çizimler yapmıştım.
İkimiz de sayısalcıydık. Ancak ben matematik dersinden nefret ederken o matematik dersine aşıktı.
İkimiz birbirimizden çok farklıydık.
Sınıf kapısı çaldığında kafamı kaldırma gereği duymadım ve çizim yapmaya devam ettim.
"Merhaba hocam, biz bu sınıfa nakil aldırmıştık da."
Tanıdık gelen bu sesle birlikte kafamı defterden kaldırdım.
Gördüğüm üç yüz karşısında ağzım şaşkınlıkla açıldı.
Giray Ersungur, Bulut Doğa ve Erhan tahtanın önünde durmuş sınıfı inceliyordu.
Giray, her zamanki gibi sarı saçlarını özenle arkaya doğru taramıştı. Üzerinde mavi bir tişört ve siyah bir kot pantolon vardı.
Bulut, yeşil ve siyah rengindeki saçlarını dağınık bırakmıştı. Üzerinde de koyu yeşil renginde bir tişört ve siyah bir eşofman varı.
Erhan, koyu kahverengi saçlarının hepsini kesmişti. Üzerinde siyah bir sweet ve siyah bir kot pantolon vardı.
Giray yüzündeki gülümsemesiyle sınıfı izlerken Erhan ve Bulut yüzleri asık bir şekilde sınıfı izliyorlardı. Sanırım burada olmaktan pek mutlu değillerdi.
Matematik hocamız Sevda Hoca, Erhan'a döndü ve "Biliyorum oğlum, müdürümüz söylemişti. Yeni sınıfınız hayırlı olsun. Boş olan yerlere oturabilirsiniz." diyip tekrardan ders anlatmaya devam etti.
Erhan ve Bulut duvar kenarına geçip oturduğunda Giray da benim oturduğum yöne doğru yürümeye başladı.
Umarım düşündüğüm şeyi yapmazdı.
Önümdeki sıra boştu ve Giray şu an tam da oraya doğru yürüyordu.
Tahmin ettiğim gibi tam önüme oturmuştu.
Sıkıntılı bir nefes vermeden edemedim. O, buraya ait değildi ve burada olmamalıydı.
Çantasını açıp içinden defter ve kitap çıkarmaya başladığında kaşlarımı çattım. Giray ders dinlemez, not falan tutmazdı. Hatta çoğu kez okula çantasını almadan gelirdi. Şimdi ne olmuştu da ders çalışma isteği tutmuştu?
Birden arkasını döndüğünde "Vesta, kalemin var mı?" diye sordu.
Kafamı iki yana sallayıp "Yok." dedim.
Aslında vardı. Kalemliğimde her zaman fazladan iki üç kalem taşırdım. Ancak ona kalemimi vermeyecektim. Çünkü onu artık sevmiyordum ve sevmediğim insanlara herhangi bir eşyamı vermezdim.
Zaten o da beni sevmiyordu.
Cevabımdan sonra bir şey demeyip tekrardan önüne döndü.
Sıkıntılı bir nefes verdiğimde onun neden bu sınıfta olduğunu anlamlandırmaya çalışıyordum.
Ben onu görmemek için sınıf değiştirmiştim. Fakat o yine benim sınıfıma gelmişti.
Gerçekten bu çocuğu anlamıyordum. Benden ne istiyordu? Önce bana soğuk davranıp lisedeki tüm yıllarımı bok gibi geçirmeme neden olmuş, ardından onu unutmaya başladığım zamanlarda benim peşimden gelmeye başlamıştı.
Sözel sınıfından sayısala geçmişti adam ya.
Gerçi ben de sözel sınıfından sayıla geçmiştim. Ancak en azından ben ondan kaçmak için gelmiştim. Sözel sınıfındayken onu izlemekten derslerime odaklanamıyordum. Tabii burada da dersleri anlamakta zorluk çekiyordum.
Acaba tekrardan sözel sınıfına mı geçsem diye düşünürken müdürümüzün sözleri aklıma geldi.
"Sınav gününe çok yaklaştık Vesta. Eğer bölümünü değiştirirsen bir daha tekrardan eski sınıfına nakil alamayacaksın."
Sıkıntılı bir nefes verip sağıma döndüğümde Kavas'ı görmemle ağzımın şaşkınlıkla açılması bir oldu.
Kavas, not tutmayı bırakmış gözlerini Giray'a dikmişti. Kaşları çatıktı ve öfkesi yüzünden bile belli oluyordu.
Giray'a baktığımda onun da gözlerini telefonuna diktiğini Kavas'la hiç ilgilenmediğini fark ettim.
Tekrardan Kavas'a döndüğümde bu sefer gözlerinin benim üzerimde olduğunu fark ettim. Ancak bana Giray'a baktığı gibi bakmıyordu. Üzgün gibiydi.
Sanki... Hayal kırıklığına uğramış gibiydi.
Ne oldu dercesine ona baktığımda hiçbir şey demeden önüne döndü ve tahtada yazan soruları defterine geçirmeye başladı.
Cebimden telefonu çıkardım ve sınıf grubuna girip numarasını bulmaya çalıştım. Onunla konuşuyorduk ancak numarasını almamıştım.
Sınıftaki çoğu kişinin profil fotoğrafı ve ismi vardı. Tek bir numarada siyah ekran vardı ve o kişi de Kavas'ın numarasıydı.
Numarayı kaydedip mesaj yazmaya başladım.
Vesta: Ne oldu? Neden öyle bakıyordun?
O hâlâ notları yazmaya devam ederken birden durdu ve kalemi sıraya bırakıp cebinden telefonu çıkardı.
Telefonuma mesajlar düşmeye başladığında ne yazdığını okudum.
K.K. Koralev: Onu hâlâ seviyorsun.
K.K. Koralev: O seni üzüyor ama sen hâlâ onu seviyorsun.
K.K. Koralev: Neden hâlâ onu seviyorsun?
Vesta: Onu hâlâ sevdiğimi nereden çıkardın?
K.K. Koralev: Sevmiyor musun?
Vesta: Sevmiyorum.
Vesta: Artık onu sevmiyorum.
Vesta: Zaten eskiden de sevmiyormuşum. Benimki yalnızca takıntıydı.
Yıllarca bu gerçeği göz ardı etmiştim. Ancak artık onu sevmediğimi kabullenmiştim. Benim ona karşı olan duygularım yalnızca takıntıydı.
Ben aslında onu hiç sevmemiştim.
K.K. Koralev: Güzel:)
Yüzümde nedensizce bir gülümseme oluşurken ona döndüm. Kafasını telefona gömmüş sırıtıyordu.
Hemen telefona döndüm ve mesaj yazmaya başladım.
Vesta: Güzel olan ne?
K.K. Koralev: Artık üzülmeyeceksin ya. O yüzden öyle dedim.
İstemeden de olsa sırıtmaya devam ettim.
Vesta: Peki:)
K.K Koralev: Şimdi izninle ders dinleyeceğim. İntegral önemli bir konu.
Gözlerimi devirirken tamam yazıp uygulamadan çıktım.
Telefonu tekrardan cebime koydum ve çizim yapmaya devam ettim.
⚡🖤
Bugün her zamankinden daha da sıkıcı geçmişti.
Sabahki konuşma haricinde Giray, benimle konuşmaya çalışmamıştı. Açıkçası bu işime gelmişti. Onunla konuşmak bile artık sinirimi bozuyordu.
Son dersimiz boştu. Sınıfın çoğunluğu eve gitmiş veya bahçeye çıkmıştı. Şimdi ise sınıfta yalnızca ben ve Kavas kalmıştık.
O test çözüyordu. Ben ise sıkıntıdan savaş oyunu oynuyordum.
Kavas "Vesta." dediğinde gözümü telefondan ayırmadan "Efendim." diye cevap verdim.
"Sınava çok az bir süre kaldı. Ders çalışman gerekiyor."
Açık olan oyunu kapattım ve telefonumu cebime koydum. Ayağa kalkıp onun önünde sıraya ona dönük olacak bir şekilde oturdum.
"Akademilere girme gibi bir hayalim olmadı. Ayrıca bu bölümün dersleri çok zor. Sınava da az bir süre kaldı. Şimdi çalışmaya başlasam bile muhtemelen sınavı kazanamayacağım."
"Akademiye giremezsen ne yapacaksın?" diye sorduğunda "Bilmiyorum. Babamın küçük bir kütüphanesi var. Belki oranın başına geçerim." diye cevapladım.
"Bence ne olursa olsun derslerine çalışmalısın."
Haklıydı. Babam beni severdi. Eminim bana iş bulma konusunda yardımcı olurdu. Ancak ben ailemin yanında kalmak istemiyordum. Çünkü iyi bir aileye sahip değildim. Üvey annemle hiçbir zaman anlaşamazdık. Bazen durduk yere benimle kavgalar eder, bazen de babama benim hakkımda yalan yanlış şeyler anlatırdı.
Onu sevmiyordum. Bu yüzden akademiye girmeli ve bir meslek edinip onların yanından ayrılmalıydım. Ancak ders notlarım yerlerde sürünüyordu.
Umutsuz bir şekilde "Ama ben sayısal dersleri hiç anlamıyorum." diye fısıldadım.
"İstersen seni çalıştırabilirim." dediğinde gözlerimi kocaman açtım ve "Gerçekten mi?" diye bağırdım.
Gülümsedi ve "Evet, akademiye girecek kadar bir puan alsan yeterli olur." dedi.
"Peki nerede çalışacağız? Benim evde asla çalışamayız. Annemin kızı çok ses çıkarıyor."
Üvey annemin kızı Sena gerçekten çok yaramazdı. Evde kaldığım vakitlerde onun sesi yüzünden evde hep kulaklıkla dolaşırdım.
Tabii bu yüzden her türlü azarı işitirdim. Ancak umursamamayı çok küçük yaşlarda öğrenmiştim.
Artık hakaretler canımı yakmıyordu.
Umursamıyordum.
Hayır, kendimi kandırıyordum.
Ben yalnızca kötülüğe alışmıştım.
"Benim evimde çalışabiliriz. Eğer ailen sorun etmeyecekse tabi..."
Burukça gülümsedim.
Ailem beni umursamıyor bile diye bağırmak istedim. Ancak yapamadım.
Bazen sesimiz kısılana kadar bağırmak isterdik. Ancak fısıldayabilecek cesareti bile kendimizde bulamazdık.
"Etmezler de biz hem ders çalışıp hem de kitabın sırrını nasıl çözeceğiz? İkisine vakit ayırırken zorlanmaz mıyız?" dediğimde "Merak etme, hallederiz." dedi.
Aklıma kitabın düşmesiyle birlikte "Her neyse, kitabı çıkarsana." dedim. "Belki kitapta başka bir yazı belirmiştir."
Kafasını sallayıp çantasını sıranın üzerine bıraktı ve içini kurcalamaya başladı. Bir süre çantasını karıştırdı ancak kitabı çıkarmadı.
"Ne oldu?"
Sesim tedirgin bir şekilde çıkmıştı.
"Kitap yok." dediğinde hızla ayağa kalktım. "Kitabı buraya koyduğuma eminim."
O hâlâ çantasını karıştırırken korkulu bir sesle "Bir yerde unutmuş olmayasın?" diye sordum.
Çantayı yerine bıraktı ve bana döndü.
"Hayır. En son kantinde kitabı inceledikten sonra sınıfa çıktık ve kitabı çantama koydum. Ondan sonra da kitabı hiç çıkarmadım."
Elimi alnıma vurduğumda kitabın nerede olduğunu düşünmeye başladım.
Kavas'ın dışarı çıktığını bile görmemiştim. Kitabı bir yerde de unutmamıştı.
O hâlde neredeydi bu kitap?
"İyi de sınıftan çıktığını da görmedim. Biri almış olsa görürdün kesin."
Elini saçlarının arasına koydu ve "Aslında bir ara kantine inmiştim. Sen de o sırada teneffüse çıkmıştın." diye fısıldadı.
"O zaman kesinlikle biri almış."
Aklıma başka bir fikir gelmiyordu. Ancak kim neden kitabı alırdı ki?
"İyi de kim niye benim çantamı karıştırsın ki?"
Kavas'ın sorduğu soruyla birlikte aklımda tek bir isim belirdi:
Giray Ersungur.
Dişlerimi sıkarken "Tabii ki de Giray ve çetesi," diye cevapladım. "Zaten sınıfa ilk geldiklerinde bir planları olduğunu anlamıştım."
Kavas anlamayarak "Onlar kitabı ne yapacak ki?" diye sorduğunda "Bilmiyorum. Ama gidip kitabı onlardan almalıyız." dedim.
Yüzünde küçük bir gülümseme oluşurken "Hadi gidelim." dedi.
"Niye sırıtıyorsun?"
"Onlara insanların eşyalarını karıştırmamaları gerektiğini kendi dilimle öğreteceğim."
Anlamayarak ona bakmaya devam ettiğimde hiçbir şey demeden önüme düştü ve yürürken "Nerede olduklarını biliyor musun?" diye bağırdı.
"Bodrum katındaki boş sınıflarda takılıyorlar her zaman. Muhtemelen şu an oradalar."
"O halde hadi gidelim."
Hızla onun peşine düştüm ve birlikte bodrum katına inmeye başladık. Bodrumda birkaç sınıf vardı ve Giraylar genelde oraya gider uyurdu. Arada ben de onları takip edip oraya giderdim. Tabii benimle hiçbir zaman muhatap olmuyorlardı. Ancak onların takıldığı mekan ilk kez işime yaramıştı.
Bodrum kata geldiğimizde Kavas'ın önüne düştüm ve her zaman gittikleri sınıfa doğru yürümeye başladık.
Sınıfın önüne geldiğimizde Kavas kapıyı açtı ve benden önce içeri girdi. Ardından ben de içeri geçtiğimde beni şaşırtmayan bir sahneyle karşılaştım.
Tahmin ettiğim gibi Giray ve Bulut kitabı almıştı. Bulut elindeki kitapla ilgilenirken Giray da ellerini siyah kot pantolonunun içerisine koymuş Bulut'u izliyordu.
İçeri girdiğimizi fark ettiklerinde ikisi de gözlerini bize çevirdi.
"Nasılsınız kitap hırsızları?"
Kavas'ın gür sesiyle birlikte bağırdığında ikisi de şaşkınlıkla ona baktı.
Giray, "Oha, Koralev konuşmayı biliyormuş lan." dediğinde Kavas onu umursamadı ve Bulut'u izlemeye devam etti.
"O kitabı bana ver Bulut."
Bulut kitabı elinde tutmaya devam ederken alaylı bir sesle "Neden, arkadaşlarınla kitaplarını paylaşmaz mısın Koralev?" dedi.
"O kitabı bana ver dedim. Yoksa senin için hiç iyi şeyler olmaz."
Kavas'ın öfkelendiği sesinden bile belli oluyordu. Fakat Bulut hâlâ sükûnetle konuşmaya devam ediyordu.
"Ne var bu kitapta? Neden bu kadar çok istiyorsun bunu?"
"Bulut, ver şu kitabı."
Kavas bu sefer bağırmıştı. Ben şaşkın bir şekilde onları izlerken Giray duruşunu düzeltip ellerini ceplerinden çıkardı.
"Soruma cevap verirseniz kitabı size veririm."
Gözlerim Bulut'un arkasındaki bahçeye açılan pencereye kaydığında ağzım şaşkınlıkla açıldı. Bulut'un arkasında siyah büyük bir yılan vardı ve Bulut tam olarak pencerenin önünde duruyordu.
"Bulut, arkanda yılan var."
Bulut büyük bir çığlık attığında hızla elindeki kitabı yılana doğru fırlattı. Kavas, kitaba doğru koşmaya başlamıştı ki Bulut ellerini havaya kaldırdı ve kitabı kendine doğru çekmeye başladı.
Hepimiz şaşkınlıkla onu izlerken Giray bağırdı.
"Ne yapıyorsun lan sen."
Yılan pencereden uzaklaştığında kitap Bulut'un önüne düştü. Bulut hiçbir şey demeden döndü ve şaşkınca bize bakmaya başladı.
O an aklımda kitapta yazılanlar canlandı.
Beş tane güç sahibi var Zifir Okulunda.
Biri yaşayanları öldürüp, ölenleri diriltir.
Biri hayvanlara hükmeder.
Biri kendi bedenine hükmeder.
Diğeri eşyaları hareketlendirir.
Bir diğeri ise elektriği kontrol eder.
Farkında olmadan üçüncü güç sahibini bulmuştuk.
Telekinezi gücüne sahip olan kişi Bulut'tu.
Yüzümde küçük bir gülümseme peydah olurken Kavas'a döndüm ve fısıldadım:
"Üçüncü kişiyi bulduk."