İçeriğe geç

VESTA 5

Bölüm 4 · 7 dk okuma

VESTA 5

Bölüm 4

3.BEKLENMEYEN BİR HAMLE

3. BEKLENMEYEN BİR HAMLE

❝İşte o an kalbim beklenmedik bir hamle gerçekleştirdi ve onu unutmaya başladım. ❞

❦

Hayatta her daim beklenmedik anlar olurdu.

Ne kadar kaderimizi aklımızla belirlemeye çalışsak da kalp bir noktada dayanamaz ve aklımıza müdahale ederdi.

İşte o vakit, hayatta beklenmedik bazı anlar yaşardık.

Ve bu anlar, bizim tüm yaşamımızı değiştirirdi.

Şu an beklenmedik bir anın içerisindeydim.

Giray'ı umursamamaya başlıyordum.

O ne düşünür diye değil de ben ne isterim diye yaşamaya başlamıştım.

Ve sanırım onu unutmaya başlıyordum.

Kalbim onun için üzülmeyi bıraktığında onu yavaş yavaş unutmaya başladığımı anlamıştım.

Unutmak uzun süreli bir eylemdi. Ancak soğumak dediğimiz eylem ani gerçekleşen bir eylemdi.

Ben Giray'dan soğumuştum.

Elimde olmadan gülümsedim. Eskiden olsa yalnızca onu düşünür kendi hayatıma kıymet vermezdim. Ancak şu an kendi yaşamım için bir şeyler yapıyordum.

Tabii bunu yaparken tek başıma değildim. Yanımda o da vardı.

Yaklaşık yarım saattir Kavas ile Zifir Ormanı'nda yürüyorduk. Ancak hâlâ nereye gittiğimizi anlayamamıştım.

Gittiğimiz yollar tanıdık değildi. Geçen sefer onu takip ettiğim yönün tam tersine doğru yürüyorduk.

Orman her zamanki gibi karanlıktı. Sık ağaçlar, gün ışığının ormana girmesini engelliyordu. Bu da ormanda karanlık bir hava oluşmasına neden oluyordu. Bu ormanın isminin Zifir olması da bundan kaynaklanıyordu.

Kavas, çantası sırtında önümde yürümeye devam ederken kaşlarımı çattım.

Bu kadar zamandır nereye gidiyorduk biz?

Acaba beni eğlence bahanesiyle buraya getirip öldürecek miydi?

Yok artık daha neler. O beni neden öldürsün ki?

İstemeden de olsa arkasından bağırdım.

"Beni öldürmeyi düşünmüyorsun öyle değil mi?"

Yüksek bir sesle "Bu soruyu benim sormam gerekiyor. Neticede insanları öldürebilen sensin." dediğinde gözlerimi devirdim.

"Çok komik."

Adımlarımı hızlandırıp onun yanına geldim ve birlikte yürümeye başladık. Hızlı yürüyordu ve bu da benim onun arkasında kalmamı sağlıyordu.

"Sana saldırmayacağını bilsen hangi hangi hayvanla dost olmak isterdin?"

Aniden sorduğu bu soruya karşılık hemen cevap verdim:

"Yılan."

Oldum olası yılanlara karşı bir ilgim vardı. Ancak yılan görünce de yanından kaçıyordum. Çünkü çoğu zehirli yılanlar oluyordu.

Bu tuhaf ilgi alanımın beni öldürmesini istemezdim.

"Peki o zaman. İstersen seni bir yılanla tanıştırabilirim."

Gözlerim kocaman açıldığında "Yok istemem." diye fısıldadım.

Bazen bu çocuğun hayvanlara hükmedebildiğini unutuyordum.

Umarım gidip bana yılan falan getirmezdi. Yoksa kalpten giderdim.

Dudakları yukarı kıvrıldı ve "Korktun mu?" diye sordu.

"Biraz."

Genel olarak insanlara korktuğum şeylerden bahsetmezdim. Çünkü bu korkumu kullanıp benimle alay etmelerinden korkuyordum. Ancak daha yeni tanıştığım adama çekinmeden bunu söylemiştim.

Ne tuhaftı. İnsanlarla konuşmaya bile çekinen ben bu çocuğun yanında dünyanın en sosyal insanı oluyordum. Sanırım onunla iyi arkadaş olacaktık.

Kavas, "Peki o zaman nasıl istersen öyle olsun. Ancak sen yine de bu teklifimi düşün." dediğinde yalnızca kafamı sallamakla yetindim.

Taklifini düşünmeyecektim. Böyle delice bir işe kalkışmazdım. Yalnızca ona ayıp olmasın diye kafamı sallamıştım.

Yolun sonuna yaklaştığımızda Kavas sola döndü ve ağaçların arasına girip yürümeye başladı. Onu takip etmeye başladığımda gittikçe ağaçların seyrekleştiğini fark ettim.

Açık alana geldiğimizde gözlerim şaşkınlıkla açıldı.

"Geldik."

Karşımda içerisinde salıncaklar, kaydıraklar ve daha birçok eğlence yerinin bulunduğu büyük bir park duruyordu.

Yüzümde küçük bir tebessüm oluşurken onun burayı nasıl keşfettiğini anlamaya çalışıyordum.

Şaşkınlıktan açılmış gözlerimi Kavas'a çevirip "Ormanda bir park olduğunu bilmiyordum." diye fısıldadım.

Yüzünde minik bir gülümseme peydah olurken "Aslında burayı benden başka kimse bilmiyor. Herkes buraya gelmekten korkuyor ve bu yüzden buradaki güzellikleri de keşfedemiyor." diye cevapladı.

Madem burada bu kadar güzellik vardı insanlar neden buraya girmeye korkuyordu?

Aklıma aniden gelen bu soruyu Kavas'a sordum.

"Sence neden insanlar Zifir Ormanı'na girmeye korkuyor?"

Dudaklarını bikmem anlamında büküp "Bence fazla masal dinlemişler. Buranın hiçbir korkunç yanı yok." dedi ve sırtındaki çantasını yere bırakıp salıncaklardan birinin arkasına geçti. "Hadi gel."

Ben de çantamı yere bırakıp onun yanına gidip salıncağa oturduğumda "İstersen seni sallayabilirim." dediğinde kafamı tamam anlamında salladım.

Salıncağın iplerine sıkıca sarılıp onun beni sallamasına izin verdim.

Salıncağın üzerinde geriye doğru çekilip bırakıldığımda gülmeden edemedim.

Bu mutluluk vericiydi.

İlk kez kendim için bir şeyler yapmış olmançmın bu kadar mutluluk verici olduğunu düşünmemiştim.

Koyu kahverengi saçlarım rüzgarın da etkisiyle dalgalanırken içimden iyi ki buraya gelmişim diyordum.

Eğer onun teklifini ir köşede oturup Giray'ı düşünmekten kafayı yiyecektim.

Gözlerime vuran bir ışıkla birlikte gözlerimi kıstım ve ışığın geldiği yöne baktım.

Karşımdaki çalılığın içinde bir ışık parlıyordu.

"Dur."

Bağırmamla birlikte Kavas beni sallamayı bıraktı. Salıncak durduğunda hemen kalktım. O sırada da Kavas "Ne oldu?" diye sordu.

Parmağımla ileriyi gösterip "Orada bir ışık var." dedim ve oraya doğru yürümeye başladım. "Hadi gel orada ne olduğuna bakalım."

Kavas hızla yanıma geldi ve önüme geçip çalılığa doğru yürüdü.

"Ben bakarım sen geride kal."

Kafamı aşağı yukarı salladım ve onun ışığın sebebini bulmasını görmek için kenara geçtim.

Çalılığın içerisini karıştırıp ışığın sahibini eline aldığında "Bu da ne?" diye fısıldadım.

Çalılıktan siyah kapaklı üzerinde kırmızı yazılarla ZİFİR yazan bir kitap çıkmıştı.

Kavas kitabı incelerken "Eski bir kitaba benziyor. Açalım, belki içinde güzel bir kurgu mevcuttur." dediğinde ben de onu onaylarcasına kafamı salladım.

O kitabın sayfalarını karıştırdığında kitabın çoğunun sayfalarının boş olduğunu fark ettim. Kavas da bunu fark etmiş olacak ki hemen kitabın birinci sayfasını açıp kontrol etmeye başladı.

Kitabın yalnızca ilk iki sayfasında yazılar mevcuttu.

Ne tuhaf bir kitaptı bu böyle?

Gözlerim kitaptayken "Yalnızca iki sayfası yazılmış." diye fısıldadım. "Birinci sayfasını okusana."

Kavas kafasını salladı ve boğazını temizleyip okumaya başladı.

"Beş yalandan oluşan bir hayat,

Yalanları kaplı bir yol,

Yılanlarla dolu bir ev,

Kanlı bir kapı,

Kırık bir anahtar

Yalancı bir adam,

Yabancı bir adam,

Kayıp bir kadın,

Yalanlarını sayan.

Kanlı bir oyun,

Alevler içinde yanan.

Beş notadan oluşan bir şarkı,

Kulaklarını çınlatan.

5 tane mezar kaz,

Birisini kendine ayır,

Diğerlerini boş bırak.

Ölmeyi beklemeden mezara gir.

Çünkü sen ölen veya öldüren değilsin.

Sen ölümün ta kendisisin."

Ne tuhaf bir yazıydı bu. Dürüst olmak gerekirse yazılanlardan hiçbir şey anlamamıştım.

"Bu ne demek şimdi? Kurgu veya şiir falan da değil bu."

Kavas "Bilmiyorum." derken bir sonraki sayfayı okumaya başladı.

"Beş tane güç sahibi var Zifir Okulunda.

Biri yaşayanları öldürüp, ölenleri diriltir.

Biri hayvanlara hükmeder.

Biri kendi bedenine hükmeder.

Diğeri eşyaları hareketlendirir.

Bir diğeri ise elektriği kontrol eder.

Bu beş kişi yan yana geldiğinde,

Ve kitabı açtığında,

İşte o zaman açılacak diğer sayfa.

Fakat diğer sayfa açılmadığında,

İşte o zaman ömrünüzden koparılacak beş sayfa."

Ağzım şaşkınlıkla açıldığında Kavas da kitabın kapattı.

Gözlerimi ona çevirip "Bu bizim okulumuz ve bahsettiği kişilerden biri benim diğeri de sensin." dediğimde kafasını salladı.

"Ama diğer üçü kim?"

Sorduğum soruya "Bilmiyorum ama sanırım o üç kişiyi bulmamız gerekiyor. Çünkü burada sayfa açılmazsa ömrümüzden beş sayfa koparılacağıyla ilgili bir şeyler yazıyor." diye cevap verdi.

"Bu ne demek?"

Sorduğum soruyla birlikte kalbimin atış hızı artmıştı. Umarım düşündüğüm şeyi kastetmiyordu.

"Ömrümüzden beş yıl alınacak diye anladım ben."

Düşündüğüm şeyi kast ediyordu.

Sıkıntılı bir nefes verip "Peki o üç kişiyi bulursak ne olacak?" diye sordum bu sefer de.

"Diğer sayfa açılacak diyor."

Çantamı bıraktığım yerden aldım ve "Bence kitabı burada bırakıp gidelim. Yazılanlar sadece bir tesadüftür." diye bir fikir yürüttüm.

Buradan gitmek istiyordum. Çünkü bu kitap ve bu orman beni korkutmaya başlamıştı.

"Bunun bir tesadüf olduğunu zannetmiyorum."

Elindeki kitabı elime aldım ve salıncağın yanına doğru fırlattım. Ardından onun da çantasını yerden alıp eline sıkıştırdım ve "Kitabı burada bırakıp evimize gidiyoruz." dedim.

Kavas'ın elini tuttum ve onu peşimden yürütmeye başladım. Karşı çıkmadan beni takip etmeye başladığında az önce geldiğimiz yöne doğru ilerlemeye başladım.

Buradan hemen gitmemiz gerekiyordu. Aksi takdirde hiç iyi şeyler olacak gibi gözükmüyordu.

Kavas "Vesta, bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum." diye fısıldadığında "Fikrini sormadım zaten." diye bağırdım.

Ofladığını duyduğumda umursamadım.

Asfalt yola çıktığımızda adımlarımı biraz daha hızlandırdım.

Sanki hemen bu ormandan çıkmazsak başımıza başka bir tuhaflık geleceğini hissediyordum.

Ve maalesef hislerim yanılmazdı.

Kavas adımlarını yavaşlatıp "Vesta." diye fısıldadığında yürümeyi bıraktım ve onun baktığı yöne doğru baktım.

Kitap yolun sağındaki ağaçların birinin üzerinde durmuştu.

Ben şaşkın bir şekilde kitaba bakarken Kavas kolunu elimden kurtardı ve kitaba doğru yürüyüp kitabı ağacın üzerinden aldı. Boyu uzun olduğu için rahatlıkla kitaba ulaşmıştı.

O kitabı oraya biri koymuş olamazdı. Çünkü ormandaki tek kişiler ikimizdik. Tek başına da oraya gelmiş olamazdı. Neticede bu sadece bir kitaptı öyle değil mi?

Şaşkınlıktan açılmış ağzımı kapattım ve Kavas'a dönüp fısıldadım:

"Peki şimdi ne yapıyoruz?"

Kitabı havaya kaldırdı ve "Diğer üç kişiyi buluyoruz ve bu kitabı tamamlıyoruz." dedi.

İşte o an yeni bir yaşamın kapısı açıldı ve biz kendimizi çıkışı olmayan bir maceranın içerisine hapsettik.

Bölüm sonu

1 yorum