İçeriğe geç

VESTA 5

Bölüm 3 · 9 dk okuma

VESTA 5

Bölüm 3

2. BİLİNMEYEN BİR SIR

2. BİLİNMEYEN BİR SIR

❝Sırlar, pimi çekilmiş bir bomba gibidir. Patlaması an meselesidir.❞

❦

Normal olan nedir?

Hayatın kurallarına uyan insanlar normal midir?

Ben normal miydim?

Kesinlikle hayır.

Normal olmadığımın farkındaydım. Ancak benim gibi anormal bir insanla karşılaşmak benim için tarifsiz bir duyguydu.

Sırlarla dolu bir yaşamım olduğunun farkındaydım. Ancak benim gibi sırlarla dolu bir yaşama sahip olan bir adamla karşılaşmak benim için heyecan vericiydi.

Onu tanımıyordum ama gördüğüm kadarıyla iyi biriydi. Yani umarım...

Sabah okula geldiğimde beni görmüştü fakat konuşmaya çalışmamıştı. Kendi sırasına geçip kitap okumaya başlamış ve öğle arasına kadar da sırasından hiç kalkmamıştı. Tenefüslerde bile kitap okuyordu ve hiç konuşmuyordu.

En arka sırada oturuyordu. Ben de onun hemen sağındaki, pencere kenarındaki tekli sırada oturuyordum.

Tüm derslerde sessiz bir şekilde notlarını tutmuş ancak hiç konuşmamıştı.

Onu en son doğru dürüst konuştuğunu dün görmüştüm.

Neden konuşmuyor veya sosyal bir çocuk olmuyordu merak ediyordum açıkçası. Sınıfa geleli birkaç gün olmasına rağmen sınıf ortamını çok sevmiştim.

Herkes birbiriyle samimiydi ve kimse birbirine karşı nefret beslemiyordu. Benim eski sınıfımın aksine...

Ancak bu samimi ortama bile daha tam alışmış değildim. Bu yüzden son iki dersimiz boş olmasına rağmen tek başıma sınıfta oturmuş kitap okumaya çalışıyordum.

Herkes ya kütüphaneye çıkmış ya da çalışmak için evine gitmişti. Ben ise sınıfta oturmaya devam etmiştim.

Gözlerim kitaptaydı fakat aklım bambaşka yerlerdeydi.

Normalde kitap okumak beynimi uyuştururdu. Ancak şu an okuduğum kitap bile dün yaşadıklarımı unutturmuyordu.

O, hayvanlara hükmedebiliyordu.

Belki de bu yüzden sessizdi. Belki de bu yüzden kendisini tüm insanlardan soyutluyordu.

Onun hayatını merak ediyordum. Ancak onunla konuşmaya çekiniyordum. Sırrımı bilen tek kişi oydu. Eğer onunla aramız bozulursa sırrımı yayabilirdi. Gerçi sırrımı saklayacağını söylemişti.

Her konuşan insan doğruyu mu söylüyordu peki?

Herkesin yalancı olabileceği bu evrende kime güvenebilirdim ki?

Dil, kalp kadar dürüst değildi.

Kalbimizden yalan çıkmazdı. Ancak dilimizden her zaman yalan laf çıkabilirdi.

Sınıf kapısı sesli bir şekilde açıldığında gözlerimi kitaptan çekip gelen kişiye baktım.

Giray Ersungur.

Kaşlarımı çatarken onun benim yeni sınıfımda ne işi olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Ben onu görmemek için sınıfımı değiştirmiştim ama o şimdi de buraya gelmişti.

Belki başka birini görmeye gelmiştir diye düşünüyordum fakat sınıfta bir tek ben vardım.

Ama belki o, sınıfta bir tek senin olduğunu bilmiyor.

İç sesime hak verip pencereye doğru döndüm. O benimle konuşmazdı. Zaten artık ben de onunla konuşmak istiyordum.

Onu sonsuza kadar hafızamdan silmek istiyordum.

Birini hafızadan silmek kolaydı. Zor olan onu hatıralardan silmekti.

Peki onu hatıralarımdan nasıl silecektim?

Giray'ın adım seslerini duymamla birlikte gözlerimi pencereden alıp ona döndüm.

Benim sırama doğru yürüyordu.

"O sessiz çocukla ne işin vardı?" dediğinde kaşlarımı çatarak ona bakmaya başladım.

Giray benimle konuşmazdı ki.

Beni gördüğü yerde yolunu değiştiren adam, başka biriyle görüştüğüm vakit benimle konuşmaya çalışır olmuştu.

Ayrıca o benim Kavas ile görüştüğümü nereden biliyordu?

Acaba o da mı bizi takip etmişti?

Şaşkın bakışlarımı fark etmiş olacakki hemen açıkladı.

"Dün seni onun peşinden giderken gördüm."

Rahat bir nefes verdim. Neyse ki bizi takip etmemişti. Zaten takip etse hissederdim.

Gözlerimi tekrardan kitabıma çevirdiğimde "Onunla ne yaptığım seni ilgilendirmez." diye fısıldadım.

Yüksek bir ses tonuyla "İlgilendirir. Ben senin-" dediğinde hızla ona döndüm ve "Sen benim hiçbir şeyim değilsin." diye bağırdım.

Yalan söyledim. O benim her şeyimdi.

Yüzünde alaylı bir ifade oluşurken "Öyle mi olduk şimdi?" dedi. "Lisenin başından beri peşimden koşarken öyle demiyordun ama."

Kalbim göğüs kafesimin içinde atmayı bıraktı.

O, benim duygularımdan sadece nefret etmiyordu. O, benim duygularımla alay ediyordu.

Yutkundum ve "Eskiden senin peşinden koşan o kız yok artık. Hadi git eğlenecek başka bir şeyler bul." diye fısıldadım.

Onun gitmesi gerekiyordu. Çünkü her sözü kalbimi acıtıyordu.

Kollarını göğsünün üzerinde birleştirip yanıma doğru birkaç adım atıp sıramın önünde durdu ve "Yoksa beni unutmaya mı çalışıyorsun?" diye sorduğunda alaycı bir tavırla güldüm.

Gülüşlerimin ardında acılar saklıydı.

"Seni çoktan unuttum. Kendini bu kadar kıymetli zannetme."

Birini sevmem, kendimi ona ezdireceğim anlamına gelmiyordu.

Gerçi artık onu sevip sevmediğimi bile anlamıyordum. Ne o eskisi gibi iyi kalpliydi ne ben o kadar saf kalpliydim.

"Artık kıymetli değil miyim senin için?" diye sorduğunda bu soruyu bekler gibi cevapladım:

"Benim gözümde hiçbir zaman kıymetli olmadın."

Kollarını çözdü ve bana bakacak şekilde önümdeki sıraya oturdu.

Cevap vermedi. Kızmadı. Bağırmadı. Yalnızca kafasını yere eğip aynı pozisyonda durmaya devam etti.

Sanırım canı yanmıştı. En büyük acıları çeken insanlar, başkalarının en küçük acılarını bile hissedermiş.

Annem öyle diyordu.

Gitmeden önce.

Giray'ın acılarını hissedebiliyordum.

Onun aksine.

Kitabımı alıp ayağa kalktım ve kapıya doğru yürümeye başladım.

Buradan gitmem gerekiyordu. Çünkü kendime söz vermiştim: Mutsuz olduğum yerde kalmayacaktım.

Ne olursa olsun.

Kim olursa olsun.

Arkamda bir enkaz bıraktığımın farkındaydım. Anacak umursamadım. Benim evim günlerce sarsıntısız bir şekilde başıma yıkılmıştı ve ben enkaz altında kalmıştım. Kimse gelip elimden tutup beni kaldırmamıştı. Ben hep kendi başıma enkazdan kurtulmuştum.

İçimde buruk bir sevinç ve dinmemiş bir öfke vardı.

Sınıftan çıktıktan sonra hızlıca merdivenlere doğru yöneldim. Kütüphaneye gidecek ve orada biraz oturacaktım. Kalabalık ama sessiz bir ortam kafamı dağıtmama yardımcı olabilirdi.

Kütüphaneye girdiğimde gözlerimle boş bir masa aradım ve bulduğum ilk yere doğru ilerlemeye başladım. Masalar beş altı kişilikti ve benim gittiğim yerde de sadece bir boş sıra vardı.

Hemen o sıraya oturdum ve kitabımı açtım.

"Hoşgeldin."

Duyduğum sesle birlikte kafamı sağa çevirdiğimde yanımda oturan kişiyi görmemle gözlerim sonuna kadar açıldı.

Kavas Kazgan Koralev yanımda oturuyordu.

İçeri girerken burada kimin oturduğuna bakmamıştım. Zaten fark edilecek gibi de değildi. Çünkü giydiği siyah kapüşonu yüzünden kim olduğu belli olmuyordu.

"Hoşbulduk." diye fısıldayıp onu izlemeye başladım.

Türev testi çözüyordu. Gözleri kitabındaydı.

Onu izlemeyi bırakıp önümdeki kitaba döndüm. Ders çalışıyordu ve onu rahatsız etmek istemiyordum.

Kitaba kaldığım yerden okumaya devam etmek istiyordum. Ancak bu kitaptan hiçbir şey anlamıyordum. 2.Dünya Savaşı'na hakimdim fakat bu kitap bana çok ağır gelmişti.

Okuduğum kitap Hitler'in Kavgam isimli eseriydi. İlk on sayfasından sonrası benim için anlaşılmaz bir hale gelmişti. Sanırım başka bir kitap okumalıydım. Bu kitabı daha sonra da okuyabilirdim.

Kavas'ın bana doğru yanaştığını görmemle kaşlarımı çattım ve ona döndüm.

Kulağıma doğru eğildiğinde "Kitaba da kendine de eziyet ediyorsun." diye fısıldadı. "Ayrıca neden acımasız bir diktatörün yazdığı kitabı okuyorsun?"

"Çünkü tarih kitapları ilgimi çekiyor."

Sesimin kısık çıkmasına özellikle dikkat ediyordum. Ders çalışan insanları rahatsız etmek istemiyordum.

"Ancak o kitaptan hiçbir şey anlamamışsın."

Doğruydu. Sabahtan beri aynı sayfayı neredeyse on defa okumuştum. Ancak yine de okuduğum çoğu şeyi anlamamıştım.

Fakat o bunu nasıl anlamıştı? Acaba dışarıdan bakınca çok mu dalgın gözüküyordum?

"Evet de sen bunu nereden biliyorsun?"

Omuz silkip geriye çekildi ve gözlerini benden alıp masanın üzerine bıraktığı çantasını kurcalamaya başladı.

Bana cevap vermemesi sinirimi bozmuştu. Ancak bir şey de demedim.

Çantasından bir kitap çıkarıp bana doğru uzattığında kitabı elinden aldım.

Uzattığı kitabın ismini yavaşça fısıldadım: "Bir Yaz Gecesi Rüyası."

William Shakespeare'in eserlerinden biriydi bu. Romeo ve Juliet hariç başka bir kitabını okumamıştım.

"O elindeki kitabı sevmezsin muhtemelen. Bu kitap daha çok ilgini çekecektir."

Gülümsedim ve "Sağ ol." diye fısıldadım.

Birilerinin beni düşünmesi hoşuma gitmişti. En azından 18 yıllık hayatımda birilerinin benim için uğraşması mutluluk vericiydi.

Kavas'ın verdiği kitabı diğer kitabın üzerine koydum ve sırtımı sıraya yasladım.

Bugün Giray yüzünden moralim bozuktu. Hem benim sevgimle alay edip hem de başka biriyle olan en küçük arkadaşlığımı sabote etmeye çalışıyordu.

"Canını sıkan nedir? Yine neye sinirlendin bu kadar?"

O kadar dalmıştım ki Kavas'ın yanıma yaklaştığını bile fark etmemiştim.

"Sinirlenmedim. Gayet sakinim." dediğimde "Peki." dedi ve önüne döndü.

O kafasını kitabına gömdüğünde ben de cebimdeki telefonu çıkarıp sosyal medyada takılmaya başladım. Kitabı evde okuyacaktım. Şimdilik biraz eğlenmek istiyordum.

Yaklaşık on dakika sosyal medyada takıldıktan sonra sıkıldım ve telefonu kapatıp cebime yerleştirdim.

Kavas hâlâ türev çözüyordu. Benim en sevmediğim konulardan biri de türevdi. Bu adam nasıl sıkılmadan dakikalarca bu konuya çalışabiliyordu?

Ben sessiz bir şekilde onu izlemeye devam ederken o da testi kapattı ve eşyalarını çantasına yerleştirmeye başladı. Tamamen toparlandıktan sonra bana döndü.

Çekingen bir ses tonuyla "Birlikte eve gidelim mi?" diye sorduğunda kaşlarımı çattım. Bunu fark etmiş olacak ki hemen kendini toparladı. "Evlerimiz aynı yolda ya ondan sordum."

Evlerimiz aynı yolda mıydı?

Açıkçası hiç fark etmemiştim.

Çünkü yolda yürürken bile bir tek ona bakıyordum.

Kavas'ın teklifini kabul edip etmemek arasında gelirken yeni arkadaşlar edinmenin ve sosyal biri olmanın kötü bir tarafı olmadığına kanaat getirdim.

"Olur. Ama çantamı sınıfta bıraktım. Onu alıp geleyim. Sen de ben gelene kadar okulun önüne in istersen."

Ben masadan kalktığımda o da kafasını salladı.

"Tamamdır seni bahçede bekliyor olacağım."

Hızlı adımlarla kütüphaneden ayrıldığımda o da peşimden geldi. Ben alt kattaki sınıfıma giderken o, bahçeye inmek için merdivenlere yöneldi.

Alt kattaki sınıfıma girip çantamı alıp kitaplarımı içine yerleştirdim ve çantamı sırtıma takıp hızlıca sınıftan ayrıldım. Onu bekletmek istemiyordum. Bu yüzden olabildiğince hızlı olmaya çalışıyordum.

Koridorda yürürken eski sınıfım 12/B'nin kapısına doğru birkaç adım attım. Orada Ece adında bir arkadaşım vardı. Eğer sınıftaysa bir selam verip öyle çıkmak isterdim.

Son sınıflarda genel olarak ders işlenmediği için kapı açıktı ve bazı öğrenciler sınıfta takılıyordu.

Kapının önüne geldiğimde gördüğüm yüzler ile birlikte ve onların beni görmemesi için hemen kenara çekildim.

Giray ve arkadaşı Bulut içeride durmuş konuşuyorlardı.

Hayır Vesta, onları dinleme. Bu hiç etik değil.

İçimden kendime nasihat veriyordum. Ancak bu nasihatleri uygulamayacağımı da biliyordum. Bu yüzden kapının kenarında durup onları dinlemeye başladım.

"Vesta'ya zarar verdiğinin farkındasın öyle değil mi? Hem kızı sevmediğini söylüyorsun hem de başkası ile olan en küçük konuşmasında deliriyorsun. Bu yaptığın haksızlık."

Bu ses Giray'ın en yakın arkadaşı Bulut Doğa'ya aitti.

"O ile ben asla olamayız. Nedenini biliyorsun. Yalancı olduğumu fark ederse benden nefret eder. Doğruları anlatırsam da bana inanmaz."

Kaşlarımı çatarken onların neyden bahsettiğini anlamaya çalışıyordum.

Giray neyin yalanından bahsediyordu? Bana anlatamadığı doğrular nelerdi?

Bulut yüksek bir sesle "O zaman başkasıyla konuşmasına da karışmayacaksın. Sana hayatın acı bir gerçeğinden bahsedeyim: Korkak olan kaybeder." diyerek çıkıştı.

"Ben kaybettim mi?"

Giray'ın sesi güçsüz ve kısık çıkmıştı.

Onu ilk kez bu kadar çaresiz bir şekilde konuşurken duymuştum ve açıkçası bu duruma şaşırmıştım.

"Sanırım evet."

Konuşmalarının bittiğini anladığım anda hemen oradan ayrıldım ve çıkışa doğru yürümeye başladım.

Giray bana neyin yalanını söylüyordu bilmiyordum. Ancak kesinlikle öğrenmem gerekiyordu. Yoksa asla içim rahat etmezdi.

Okulun çıkışına geldiğimde Kavas'ın ileride durmuş beni beklediğini görmemle onun yanına doğru yürüdüm.

Sessiz bir şekilde birlikte yürümeye başladığımızda kafamı yere eğip Giray'ın bana ne yalanı söylediğini düşünmeye çalıştım.

Yalancı olduğumu fark ederse benden nefret eder demişti.

Ondan nefret etmiyordum, etmezdim de. Ancak eski sevgimin kalmadığı kesindi. Fakat yine de onun benden sakladıklarını merak ediyordum.

Kavas, "Vesta," dediğinde gözlerimi yerden kaldırıp ona döndüm. "Yüzün bembeyaz olmuş. İyi misin?"

"İyiyim," dedim. "Ben biraz kafamı dağıtmak için dolaşacağım. Sen istersen bugün tek başına git."

Aslında onunla yürümek istiyordum. Ama tuhaf tuhaf davranıp onun da moralini bozmaktan korkuyordum.

"Kafanı dağıtmak için seni bir yerlere götürmemi ister misin? Eminim çok mutlu olacaksın."

Aslında bu benim için iyi olabilirdi. Bir kenarda oturup düşünmekten kafayı yemektense eğlenmek ve mutlu olmak isterdim.

Ve o an, yeni hayatım için büyük bir adım attım.

"İsterim. Hadi gidelim."

Hayatımın baştan aşağı değişeceğini bilmeden attığım bu adım, beni felaketlere sürükleyecekti.

Ve belki de...

Mucizelere...

*Hesaplarım:

Wattpad, Youtube, Spotify, Tiktok, Pinterest: cetinhusna

Twitter, Instagram: cetinhusnaa

Bölüm sonu

7 yorum