Gözlerini bir kez daha açtığında, yerinin değiştiril,
miş olduğunu kavradı; bulunduğu yer büyükçe bir ko.
ğuşa benziyordu. Hâlâ koluna takılı bir serum şişesi
vardı, ama başka her türlü tel ve iğne çıkarılmıştı.
Yatağının ayakucunda dikilmiş olan uzun boylu
hekimin sırtındaki geleneksel beyaz ceket, karga ka-
nadı karasına boyanmış saçları ve sakalıyla keskin bir
karşıtlık oluşturuyordu. Hemen yanında duran daha
genç bir doktor, elindeki dosyaya birtakım notlar al-
maktaydı.
“Ne kadar zamandır buradayım?” diye sordu Vero-
nika, zorlukla konuştuğunu, ağzından çıkan sözcükle-
rin birbirine karıştığını fark ederek.
“İki haftadır bu koğuştasınız, daha önce beş gün
de yoğun bakımda kaldınız ” diye karşılık verdi daha
yaşlı olan adam. “Hâlâ burada olduğunuza şükredin"
Daha genç olan adamın yüzünde bir şaşkınlık ifa-
desi belirdi, sanki son söylenen cümle gerçeklere uy-
muyormuş gibi. Veronika bu tepkiyi hemen fark etti,
içgüdüleri uyanmıştı: Yoksa burada daha uzun bir süre
mi kalmıştı? Hayatı hâlâ tehlikede miydi? îki adamın
yaptığı her harekete, her jeste dikkat etmeye başladı.
Soru sormanın anlamsız olduğunu biliyordu; ona ger-
çeği söylemezlerdi kesinlikle, ama kafasını kullanırsa
neler olup bittiğini öğreneceğine inanıyordu.
“Adınızı, adresinizi, evlilik durum unuzu ve doğum
tarihinizi söyleyin bana," dedi yaşlı adam.
Veronika, adını, evlilik durumunu ve doğum tarihini
bildi, ama belleğinde bazı delikler olduğunu anla-
dı: Adresini tam olarak hatırlayamadı. -
Doktor, gözlerine bir ışık tutarak her ikisini de
uzun uzun İnceledi sessizce. Genç adam da aynı şeyi
yaptı. Sonra bakıştılar, ama anlamsızca.
"Gece hemşiresine, ruhunuzu göremeyeceğini mi
söylediniz?** diye sordu genç adam.
tferonika hatırlayamadı. Kim olduğunu, orada ne-
den bulunduğunu toparlamakta güçlük çekiyordu.
"Bir süredir ilaçla yapay bir uyku durumunda tu-
tuluyordunuz, bu da belleğinizi etkilemiş olabilir, ama
tüm sorularımızı yanıtlamaya çalışın lütfen.**
Ve doktorlar anlamsız bir sorgulamaya giriştiler,
Lyubliyana’da yayımlanan belli başlı gazetelerin adla-
rım, büyük meydanda heykeli bulunan şairin adını
(bak işte, bunu unutması söz konusu olamazdı, Prese-
ren’in imgesi her Slovenyalmm ruhunda kazılıydı), an-
nesinin saçlarının rengini, işyerindeki meslektaşları-
nın adlarım, kütüphanedeki kitaplardan hangilerinin
en revaçta olduğunu öğrenmek istiyorlardı.
Başlangıçta Veronika yanıt vermemeyi düşündü
-kafası hâlâ çok karışıktı- ama sorular birbiri ardına
dizildikçe, unuttuklarım toparlamaya başladı. Bir ara-
lık akıl hastanesinde olduğunu ve delilerin uyumlu ko-
nuşmak zorunda olmadıklarını hatırladı; ama kendi
iyiliği için, hekimlerin ondan yana olmalarım sağla-
mak ve durumu hakkında doğru dürüst bir şeyler öğ-
renmek amacıyla kafasını zorladı. Adlan ve olguları
birbiri ardına sıralarken yalnızca belleğini değil, kişili-
ğini de, isteklerini, dünya görüşünü de yeniden kaza-
nıyordu. Daha o sabah katman katman yatıştıncı ilacın
altına gömülü olan intihar düşüncesi yeniden su yüzü-
ne çıktı.
Sorgulamanın sonunda yaşlı adam, “İyi!” dedi.
“Burada daha ne kadar kalmak zorundayım?”
Genç adam gözlerini kaçırdı. Her şeyin havada ası-
lı durduğunu fark etti Veronika, sanki bu sorunun ya-
nıtı verildiği anda yaşamının yeni bir bölümü yazılacak
ve hiç kimse onu değiştirmeyi başaramayacaktı.
Yaşlı adam, “Ona söyleyebilirsin,” dedi. “Öteki
hastaların birçoğu dedikoduyu duymuş, sonunda öğre-
necek nasıl olsa; burada sır saklamak olanaksız.”
Genç adam içini çekti, “Yazgınızı kendiniz karara
bağlamışsınız zaten,” dedi, her sözcüğü neredeyse he-
celeyerek. “Davranışlarınızın sonucunu öğrenmenizde
yarar var: Aldığınız haplar sonucu girdiğiniz koma sıra-
sında kalbiniz geri dönüşümsüz bir hasara uğramış...
Ventrikl nekrozu oluşmuş...”
Yaşlı adam, “Tıbbî terimleri bırak,” dedi. “Doğru-
dan söyle, anlayabileceği bir dille.”
“Kalbiniz geri dönüşümsüz bir hasara uğradığın-
dan yakında duracak.”
Veronika korkuyla sordu: “Ne demek bu?”
“Kalbin durması yalnızca bir anlama gelir: ölüm.
Dinsel inançlarınızın ne olduğunu bilmiyorum ama...”
Veronika onun sözünü kesti: “Kalbim ne zaman
duracak?” diye sordu.
“Beş gün içinde, en fazla bir hafta sonra.”
Veronika fark etti ki, genç adam bütün profesyonel
görünüş ve davranışına, üzgünmüş havasına karşın,
söylediklerinden derin bir zevk almaktaydı; sanki kız
bu cezayı hak etmişti ve başkaları onun örneğinden
ders alacaklardı.
Yaşamı boyunca pek çok kez fark etmişti Veronika,
tanıdığı bir sürü insan başkalarının başına gelen kor-
kunç olaylardan sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım
etmek istiyorlarmış gibi söz ederlerdi, ama işin gerçe-
ği, başkalarının acılarından zevk aldıklarıydı; çünkü
böylece kendilerinin mutlu ve şanslı olduklarına ina-
nabiliyorlardı. O tür insanlardan nefret ederdi, genç
doktorun şimdi içinde bulunduğu durumdan yararla-
narak kendi eksikliklerini maskelemesine izin verecek
değildi.
Gözlerini onunkilerden ayırmadan gülümsedi:
“Demek oluyor ki, başarmışım,” dedi.
Sert bir, “Evet,” yanıtı geldi. Ona bu trajik haberi
verirken duyulan keyif tümüyle yok olmuştu.