Aklımda oluşan girdapla bütün günüm mahvolma yolunda. İçim içimi yiyor Ceren bir şeylerin farkında mı diye? Mert her haltı Ceren'e anlatıyor olamaz değil mi? Nasıl bir güven ya da nasıl bir arkadaşlık var ki bu ikili de.
Önümdeki yemekle oynarken mevlüde gelen kalabalık beni daha çok boğuyordu. Dua faslı bitince yemeklerini yiyip gitme zamanları gelmişti başımı kaldırıp ortama baktığımda herkes fısır fısır konuşuyordu.
"Ee Verda Hanım. Yok mu bir şeyler?" Dedi tanımadığım bir kadın.
Az önce ölüye dua etmedik mi?
"Ne gibi bir şeyler?" Dedim. Başka bir kadın tabağını bırakıp
"Yani yok mu bebek falan düşünmüyor musunuz?"
Gözlerimi devirip derin nefes aldım.
"Bizde yok. Siz düşünüyor musunuz?" Dedim yapmacık gülümsemeyle. Kınayan ifadelerle bana bakmaya başladılar.
Konu benden çıkınca başka dedikoduya yöneldiler. Daha fazla dayanamayıp dışarı çıktım. Etrafta kimsecikler yokken terasa gidip kendimle baş başa kalmak istedim. Fazla uzun sürmeyen sessizliği tanıdık sesler bozdu.
Bars ağzında sigarasıyla merdivenleri çıkarken Bilal ona hararetli şekilde bir şeyler anlatıyordu. İkiside beni görünce şaşırdılar. Bilal olduğu yerde dururken Bars yanıma geldi.
"Ne oldu, neden burdasın?" Dedi. Omuz silkip
"İçerde nefes alamadım." Dedim Bars başını salladı. Daha sonra Bilal'e gelmesi için başını eğdi.
"Merhaba yenge. Seninde başın sağolsun." Dedi.
"Şimdi ikinizde beni dikkatle dinleyin." Dedi Bars. Sigarasını küllüğe bastırıp
"Muğla'dan bir misafir getireceğim buraya. Ama bu şehrin içine Bars Aşratoğlu olarak sokamam. Herkes beni de tanır adamlarımı da. Bilal sana burada ihtiyacım olacak. Şehrin yakınlarına doğru misafirimi sen alacaksın."
Heyecanla Bars'ı dinleyip kafamda olayları canlandırıyordum. Merakla dinleyen Bilal ise başını salladı.
"Ağam emrin olur. Elbet bir şekilde hallederiz ama. Misafir kim?" Dedi. Bars'la göz göze geldik.
"Orası şimdilik bana kalsın kardeşim. Zaten gelince görürsün." Dedi.
Planla ilgili birkaç daha detay verildi. Bars ile Bilal son derece ciddi konuşuyorlardı ben ise ağzımı bile açmamıştım sadece en hafif hasarla bu badireyi atlatmak istiyorum.
"Tamam o zaman içeri geçelim. Sen gelecek misin Verda?" Dedi Bars. Başımı sağa sola sallayıp
"Birazdan inerim aşağı." Dedim. Bars ısrar etmedi sadece durumu görmek istercesine bakışlarını üstümde gezdirip gitti.
Bazen o kadar çok 'ya şöyle olsaydı' olgusuna takılıyorum ki şu an ki hayatımı yaşayamıyorum. Ya Bars tarafından baskı altına alınan Verda olarak kalsaydım nasıl olurdu. Kimsenin ölüm sebebi olmazdım ama ben yaşar mıydım?
Ya da en başa dönelim. Bars'a bir aptal gibi inanıp boşanmaktan vazgeçmeseydim ne olurdu? Bu ihtimal içimde bir yerlerde kanıyor sanki.
Telefonum çalınca düşüncelerimden ayrıldım. Ekranda tanıdık isim vardı. Mert. Etrafa iyice baktım merdivene gidip birileri var mı diye baktım. Tek başıma emin olduğumda telefonu açıp kısık sesle konuşmaya başladım.
"Özlettim mi kendimi?" Dedi Mert. Aslında sesi gayet iyi geliyor o depresyon günlerini atlattı galiba.
"Nerelerdeydin?"
"Gücümü topluyordum güzel Verda. Ve senden alacağım bir oyuncak var." Dedi konuya doğrudan atlaması yutkunmam sebep oldu.
Aran'ı ne kadar erteleyebilirsem o kadar iyi. Zihnimde Berangilin cenazesi geldi o tabutlar.. Gözlerimi kapatıp sıktım. Hızla açıp
"Hangi oyuncaktan bahsediyorsun bende iki tane var." Dedim. Mert önce duraksadı kendinden emin sesle
"Ne demek bu?"
"Elimde şirketi batıracak tapular var. Onları alırsan Aşratoğullarının ihale sistemi çöker." Dedim. Şu tapuları olabildiğince değerli bir hazine gibi anlatmaya başladım. Başarılıda oluyorum sanırım.
"Sana mesaj atacağım yere getir o halde onları."
"Ben oradan çıkartamam Mert herkes görür. Onları senin için orada sakladım."
"Şirkete mi gitmemi söylüyorsun?" Dedi Mert. İmkansız bir şeyden bahseder gibi.
"Evet. Ben her şeyi düşündüm. Senin için. Kaç kapı olduğunu, güvenlikçilerin nerelerde olduğu, çekmecenin anahtarına kadar. Her şeyi ben biliyorum. Tek yapman gereken almak." Dedim.
Mert sustu aklında bir şeyler düşünüyor olmalı. İçimden kabul etsin diye dualar etmeye başladım. Aslında bu da Bars için çok kötü ama beterin iyisini seçmeye çalışıyorum. Mert enerjik sesine dönüp
"Peki o halde. Yapalım. Yakında büyük macera var." Dedi. Omzumdan yük kalkmışcasına rahatladım.
"Tamam ben sana gerekli olan tüm bilgileri yazarım." Dedim. Tam telefonu kapatacakken Mert
"Verda. Aran'ı unutmadım. Bir dahaki görüşmede onu bana ver!" Deyip telefonu yüzüme kapattı.
O zamana kadar elbet bir şey bulurum. Benim kafada bin tane tilki zaten. Ben bile kendime şaşırıyorum. Bu konakta ki insanlar bendeki yetenekleri gün yüzüne çıkarttılar.
Ortalık sakinleşmiş bütün ev işleri bitmişti. Kendi odama girip volta atmaya başladım. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar yazmıştım ne yapacağını, nasıl yapacağını deli gibi merak ediyorum.
En son Mert'e güvenip iş birliği yaptığım da Iraz yerine Ömer ağayı öldürmüş zincirleme olayları bana yaşatmıştı. Aynanın önünde durup kendime baktım. Evet bu kadını tanımıyorum. Artık gözüme güçlü de gelmiyor. Hatalarının da farkındayım. Bu hatalardan kurtulmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.
Değil mi?
Derin nefes alarak buz tutmuş ellerimi enseme koydum. Telefonun sesiyle irkilip hızla telefonu açtım.
"Verda naber?" Dedi Mert. Kalbim şakaklarımda atıyordu.
"N-ne oldu? Ne yaptın?" Dedim. Mert telefonun diğer ucunda kahkaha attı.
"Neden bu kadar korkuyorsun?"
"En son seninle plan yaptığımda sen bambaşka bir şey yaptın!"
"Evet evet evet. Huyum böyle."
"Mert! Ne yaptın?"
"Tapuları aldım. Çok fena bu kocan şeytanın aklına gelmez. Ama bu sefer önceki gibi yapmayacağım."
Korkuyla gözlerimi yumdum. Yine haberim olmadan ne yapmış olabilir. Kendimi kontrol edemiyorum sesim titriyor.
"Söyle artık!" Dedim. Mert nefes verip ciddi bir şekilde
"Aklıma Bars'ın şirketimi yakması geldi. Hani kardeşim içindeyken. Benim de aklıma bir şeyler geldi işte." Dedi.
Omuzlarım düştü bacaklarımda derman kalmadı. Eğer tahmin ettiğim şey ise bu çok fazla olur artık.
"Ne düşünüyorsun?" Dedim sadece.
"Hiç. Yarın yoğun bir günmüş."
"Öyle mi? Kim söyledi?
"Ceren en yoğun günleri olduğunu söyledi."
Ceren! Yine Ceren!
Her şeyi bilen ve bir türlü ortadan kaldıramadığım Ceren.
"Tamam. Benim şimdi kapatmam lazım." Dedim. Mert'in konuşmasına fırsat vermeden telefonu kapatıp yatağa oturdum.
İçim hiç rahat değil benim bir şey yapmam lazım. Mesela bir daha Mert'e güvenmemem lazım! Eğer tahminlerimden yola çıkarsam Mert yarın ofisi yakacak. Bunu Bars'a nasıl söyleyeceğim.
Düşün Verda düşün.
Kapı çalınca aklımdaki düşünceler buhar oldu. İçeriye Simay girdi.
"Rahatsız etmiyorum değil mi?" Dedi. Sadece gülümsedim.
"Gelsene mutfağa büyükler uyuyor bizde mutfakta toplandık." Dedi.
Belki yarın işi gücü kalmayacak insanlarla karşılıklı kahve içmek beni daha iyi harap eder.
"Tamam. Bars aşağıda mı?" Dedim
"Evet. Sabahtan beri Sait'le bir sunum hazırlıyorlar yarın Sait'in sunumu varmış epey yoğunlar." Dedi başımı sallayıp geleceğimi söyledikten sonra Simay odadan çıktı. Yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalıştım.
Düşün Verda düşün.
Yarın demek ki gerçekten önemli bir gün Sait hazırlıklar yaptığına göre. Tahmininden daha büyük bir şey de olabilir. Ben genel anlamda bir felaketin geleceğini anlatmam lazım. Bu Mert her şeye hazırlıklı olmam lazım.
Odadan çıkıp mutfağa giderken Simaygilin kapısı açıktı. İçeriye göz attığımda boş odada bilgisayar ve kağıtlar vardı. İçeriye girmeden önce etrafa baktım. İçeride bir sürü evrak vardı yarın her ne varsa epey titiz çalışıyorlar galiba. Tam odadan çıkarken Sait'in bilgisayarda gmaili açıktı.
Odadan çıkıp mutfak kapısına geldiğimde aklıma gelen fikirle doğruldum.
Gmail!
Tabi ya! Bir mail açıp Sait'e yarın olacakları söyleyebilirim. Vakit kaybetmeden telefonumu çıkarttım. Bars benim telefonumdaki birçok uygulamaya şifre koymuştu. Sanırım maili boş bulup uğraşmamıştı bile.
Titreyen ellerimle kutucukları doldururken hala kapının önündeydim. Random isimle bir hesap açarken önümdeki kapı açıldı.
"Yenge ne yapıyorsun kapının önünde?" Dedi Aran. Gözlerimi kırpıştırıp yutkundum.
Sen ölme diye getirdiğim başka felaketi temizlemeye çalışıyorum.
"Hiç." Deyip telefonu cebime attıktan sonra mutfağa girdim.
Iraz ile Dare nene uyumuşlardı. Simay kahve yapmış herkes son derece eğlenceli sohbetler ediyordu. Ben ise Aşratoğullarını incelemeye başladım. Simay son derece samimi, Sait ailesine tapan, Aran çoluk çocuğa karışmasına rağmen asi ergen, Vildan herkesten nefret eden, Bars ise en baştaki insan...
Bu aile öyle ya da böyle ortak bir payda bulup yine konuşup eğleniyorlardı. Canımı buradaki herkes yaktı bende yeterince intikamımı aldım. Daha fazlasını yapamam gücüm yetmez. Onlara da yazık. Hem ben de Verda Aşratoğuluyum. Başka felaket istemiyorum.
Derin nefes alıp kollarıma dokundum.
"Ben kendime hırka getireceğim." Deyip mutfaktan çıktım.
Tekrar mail işine döndüm. Sait'in gmail hesabını görmek için tekrar hızla odalarına girip alıcı kısmına hesabı yazdım. Mesaja da sadece
'Mert yarın bir felaketle gelecek. Tıpkı zamanında Bars'ın yaptığı gibi. İşin şakası yok' yazdım.
Tekrar odama geldiğimde elimi göğsüme koydum.
Lütfen ciddiye alsınlar lütfen. Bir daha asla bu işlere girişmeyeceğim eski huzursuz hayatıma geri döneceğim lütfen.
"Verda?"
Bars merakla bana bakıyordu. Pencerenin önünde gözlerim kapalı elim göğsümdeydi. Ona tamamen döndüğümde yaklaşıp
"İyi misin?" Dedi. Başımı aşağı yukarı sallayıp gülümsedim.
"İlaçlarını alıyor musun?" Dedi.
"Evet." Dedim sadece bu konu çok canımı sıkıyor. Bars iyice yaklaşıp saçımın bir tutamını kulağımın arkasına itti. Baş parmağıyla yanağımı okşayıp
"Bak biliyo-"
"Abi!" Diye kapıyı yumruklayarak açtı Sait. Nefes nefese kalmış alnında boncuk boncuk yerler oluşmuştu. Bars irkildi hemen elini çekti.
"Bu nasıl giriş lan!" Diye kükredi Sait'e. Sait abisine korkuyla bakarak
"Abi Mert. Mert yine bir bela ile geliyor abi. Senin daha önce yaptığın gibi?" Dedi.
Bars ne kadar bana yan dursa da çenesini sıktığını fark etmiştim. Amacıma ulaşıyorum sanırım.








