Kapının yumruklanmasıyla yattığım yerden sıçradım.
“Kalk! Bi de hizmet mi edecez bu utanmaza!” diye bağıran Iraz’ın sesiyle sıçradığım yerden kapıya boş boş baktım. İntikamını böyle alsan yeterdi aslında.
O kadar yorgun ve bitkindim ki zar zor ayaklanmıştım. Evet, Verda bitap halde olabilirsin ama mücadele etmek gerekiyor. Üstümü giyip aşağı indim. Mutfakta yardım ederken herkesin benden uzak durmaya çalışması konağa ilk geldiğim günleri hatırlatmıştı.
O zamanlar ne kadar umursamasam da tek başına olmak beni üzerdi. Koca konakta tek başıma… Bunu düşünürken aklıma Şermin geldi. Kime soracağımı bilemediğim için tepsiyi kahvaltı masasına bırakıp Şermin’in odasına girdim.
Beni görünce sevinçle gülümseyip tekerlekli sandalyesini sürdü, karşıma gelip dizlerime sarıldı. Hemen karşılık verince ister istemez gözlerim doldu. Ne duygusal bir insan oldum. Ağladığımı gören Şermin panikle geri çekildi. Yanına oturup
“Seni çok özlemişim, ondan ağladım.” dedim. Şermin’e baktığımda ise zayıflamıştı. Herkes kendi derdine düşerken Iraz bu kızı iyice ıssız bırakmıştı. Sinirle ayağa kalkıp Şermin’i aşağı indirdim.
Hazırlanmış masaya Şermin’i bırakırken beni gören Nazlı yanıma gelip sessizce
“Yapma, Verda! Sabah sabah başına iş açacaksın. Götür kızcağızı odasına.” dedi. Asıl garip kısmı Nazlı da değişmişti. Eskisi gibi samimi yaklaşmıyordu. Herkes nasıl da değişiyor bir anda ama! Aynı şekilde Nazlı’ya adım atıp
“Burada oturacak! Burada herkesle birlikte kahvaltı yapacak!” dedim. Nazlı gözlerini devirip
“Allah akıl fikir versin!” diyerek gitti. Şermin’le birlikte oturup herkesin gelmesini bekliyorduk. Olabildiğince sohbet edip biraz daha Şermin’i açmak istiyordum. Ne ara geldiğini anlamadığım Dare nene, baştaki sandalyeyi oturmak için sürüyerek kendine çekti.
Bana dik dik bakıyor, Şermin’le gülüşünce tiksinerek bakıyordu.
“Sen nasıl bu hale geldin?!” dedi. Kısa süreli sessizliği bile yeteri kadar şaşırtmıştı.
“Saf salağın tekiydin. Hâlâ da öylesin. Torunumu parmağında mı çevireceğini sandın?” diye devam etti. Ona doğru eğilip önce alaycı, sonra ciddi bir şekilde
“Çok mu üzüldün bu gerçeğe? İnan bu saf kız daha senin ailene neler yapacak, neler…” dedim. Karşımda beti benzi atan Dare keyifimi yerine getirmişti.
“Ne yapacaksın?! Bu konakta abinin bile ölüsü çıktı, bir bok yiyemedin. Ne yapacaksın sen? Anca senin de ölün çıkar buradan.” Gülümsedim.
“Benim bir parmağım, senin iki kolunu kıracağım. İzle.”
Dare nene ile birbirimizi yerken yavaş yavaş herkes masaya gelmeye başladı. Tabii ki de Şermin’i gören Iraz uzun bir süre olay çıkartmaya çalışmıştı ama Dare nene Iraz’ı susturmayı başarmıştı.
Dare nene bu hareketiyle ya dediklerimden korktu ya da bana bir oyun oynuyor. Konağın içinde paranoyak oldum.
Kimse tek kelime bile etmedi kahvaltı boyunca. Arada bir Ömer ağa işle ilgili çocuklarına bir şey söylüyordu.
Kahvaltılar yapıldı, kahveler içildi. Herkes işine gitmeye hazırken mutfakta Simay’dan bir çığlık koptu. Başta Sait olmak üzere panikle yanına gidenler Simay’ın doğum yapacağını söyleyince avlunun ortalığı iyice panikle, oradan oraya koşuşturanlarla doldu.
Sonuç olarak herkes hastaneye gitti. Bars bile. Arkasından buruk bir şekilde bakmadan edemedim. Derin nefes alıp Şermin’i odasına götürmek için ayaklanırken karşımda diken üstünde duran Heja’yı gördüm.
O, abisinin peşine takılmamıştı ve tam tersi bana utanarak bakıyordu.
“Şey, bir şey diyecektim.” dedi. O kadar tahammülüm yok ki sesini duymam bile sinirden titrememe yetiyor.
“Şermin’i odasına götürmem gerek.”
“Ben beklerim.” dedi.
Sabırlar çeke çeke Şermin’i götürürken bir yandan da şaşırmıştım. Heja bana ne diyecek ki? Bugüne bugün düzgün iki kelimemiz bile yok. Bu şaşkınlık ve biraz da merak, hızla Şermin’i bırakıp Heja’nın yanına dönmemle bitti.
Heja’nın karşısına geçip kollarımı göğsüme doladım, hiçbir şey demeden öyle baktım yüzüne. Heja parmaklarıyla oynayıp
“Şey… Ben bugün bir arkadaşımla buluşacaktım. Abilerim bugün gelmezler bile. Ben senin haberin olduğunu söylesem?” dedi.
Başta ne diyeceğimi bilememiştim ama bir an aklıma gelenlerle kendimi tabiri caizse rolüme hazırladım. Dare nenenin bir kolunu kesme zamanı…
“Tabii. Ama önce ben de sana bir şey söylemek isterim.” dedim utana sıkıla. Heja merakla bakarken
“Bak, Heja, ben çok kötü günler atlattım. Ben bebeğimi kaybettim. Ona sahip çıkamadım.” dedim. Gözlerimin dolması rol olmasa da yutkunup
“Böyle felaketler yaşayınca insan bambaşka oluyor işte. İnan benim kavgaya gürültüye hiç hâlim yok. Ben seni de affettim. Her şeyi affettim, emin ol.” dedim. Heja’nın gözleri parladı.
“Yani… Baran için artık bana kızgın değil misin?” dedi. Abimin adını anınca öldürmek istesem de başımı sallayıp
“Kızgın değilim. Artık kızgınlık, öfke devam ettireceğim duygular değil.” dedim. Heja mahcubiyetle gülümseyip ayağa kalktı ve yanıma gelip sarıldı. O anki sarılmayla kusacağımı hissettim. Hatta hemen banyoya girip cildim kanayana kadar liflenmek istedim.
“İyi olmamıza çok sevindim, Verda.” deyip bu sefer de yanıma oturdu. Sahte gülümsememi takınıp
“Her neyse, bugün seni idare ederim. Ee bu arada kiminle buluşacaksın? Özel değilse tabii…” dedim. Heja gülerek
“Erkek arkadaşımla.” dedi.
Bir de bunu rahat bir şekilde yüzüme söyleyebiliyor; bu nasıl bir insan!
Midem bulanmaya başladı. Yutkunup konuşmak, kendime hâkim olmak istedim ama yüzümü, mimiklerimi kontrol edemedim. Heja gözlerini kırpıştırarak
“Bak, yanlış anlama lütfen. B-ben yani—”
“Sorun yok.” dedim. Sessizlik olunca hemen
“Eee… Adı ne?” dedim. Heja biraz kararsız kalsa da gülümsememe kanıp anlatmaya başladı. En başından beri bu kızın aptal olduğunu biliyordum. Önce Mert’in fotoğrafını gösterip sonra
“Can. Bir ay önce tanıştık. Kardeşini ve ailesini kaybetmiş kısa süre önce ama o kadar zeki ve çalışkan ki… Hâlâ dimdik ayakta. Verda, Can’ı görmen lazım. O beyefendiliği, o zekice hareketleri, o kibarlığı…” Mert kendini başka isimle tanıtmıştı. Heja mest olmuş şekilde Mert’i anlatırken onunla ilk tanışmamız aklıma gelmişti.
Acaba ben de Mert’i hiç bilmeseydim, sıradan biri olarak tanısaydım Heja gibi kendimden geçer miydim? O kibar ve değer verdiğini düşündüren her hareketi, her sözü… Asla benim canımı yakacağını düşünmezdim. Ama o da tamamen deliydi. Kusursuz deli.
“Diyor ama bizimkiler paranoyak gibi, oraya gitme buraya gitme. Görüşemedik bile hiç.” Heja hâlâ anlatmaya devam ediyordu. İçimin şiştiğini hissettim.
“Heja, tamam. Hadi sen hazırlan, rahat rahat görüşün. Ben buraları hallederim.” dedim. Heja sevinçle ayağa kalkıp odasına koştu.
O hazırlanıp gidene kadar Ömer Ağa’nın bu durumu öğrense neler olacağını düşünmeden edemedim. Ama planımın sağlam olduğunu bildiğim için asla ispiyonculuk yoktu aklımda.
Saatler geçmiş, hava kararmıştı. Sonunda Simaygiller gelmişti. Bütün aile neşeyle kundaktaki bebeğe seviniyorlardı. Simay halsiz olduğu için direkt odaya çıkarılmış, bebek avluda Dare nenenin ritüellerinden sonra annesinin yanına gönderilmişti.
Bars beni yanında oturmam için zorlamıştı. Bu mutlu aileyle mutluymuşum gibi davranmak zorundayım. Bars etrafa bakınıp
“Verda, Heja nerede?” dedi. Bars’a bakarken aklıma ilk zamanlar Nazlı’nın dediği geldi. Bars, Heja’ya daha düşkün olduğunu söylemişti. Gerçekten kıskanılacak bir abi kardeş ilişkisi.
“Bir kız arkadaşıyla yol boyu yapmaya gittiler. Haberim var.” dedim. Bars anlamsız gözlerle bakıp kaşlarını çattı.
“Senin? Heja seninle mi konuştu?” Başımı aşağı yukarı sallayınca da
“Nasıl?” dedi. Gülümsedim.
“Artık bir sorunumuz yok. İnan kimseyle sorunum yok. Hâlim yok.” dedim.
“Konuşup anlaştınız yani, öyle mi?”
Açık açık sevdiğim adama yalan söylüyorum ve bu adam çok zekice yalan söylediğimi anlıyor. Yine de çizdiğim imajı bozmadım. Bars da inanmak istedi.
“Evet, Bars. Sorun yok. Yemin ederim.” dedim.
Avluda neşeli neşeli oturan Aşratoğulları ailesi çekilmediği için odama gitmek istedim. Odama geçmek için Simay’ın kapısının önünden geçmem gerekiyordu. Kapı açıktı ve Simay’la anlık göz göze geldik.
“Verda!” Ben ilerlerken Simay’ın sesi durdu. Çekinerek tekrardan kapısının önünde durdum.
“Gelsene.” dedi. Utana sıkıla yanına gittim. Simay yatıyor, bebek ise mışıl mışıl uyuyordu.
“Hayırlı olsun. Allah analı babalı büyütsün.” dedim Simay’a. Simay gülümsedi ama ben ona karşılık veremeden sürekli bebeğe bakıyordum.
“Alsana kucağına.” dedi. Tedirgin olsam da Simay bakışlarıyla güç veriyordu. Korkarak ve usulca beşikten bebeği aldım. Dikkatlice kucağıma alıp Simay’ın yanına oturdum.
Küçücük elleri bir parmağıma sarılmıştı. Ben bu masum bebekle kendimden geçerken Simay’ın koluma dokunuşu ve teselli bakışlarıyla ağladığımı fark ettim. Bu konakta olduğum sürece bu acıyı hep daha fazla hatırlayacağım.
“Allah sana da nasip eder inşallah tekrardan.” dedi. Başımı sallarken yine aynı olumsuz ve sıkıcı gerçekler zihnimde beni suçlamaya başladı. Kucağımda benim bebeğim de olabilirdi.
“Ben seni ilk geldiğin günden beri severim, Verda. Hep bu kız iyi dayanıyor diye diye hayran kaldım sana. Senin kaderin bu. Başarıların, sevinçlerin hep mücadeleyle seni bulacak.” dedi.
“Kusura bakma, ben gideyim artık.” deyip bebeği beşiğine koyup Simay’la vedalaştım. Hava almak, herkesten uzaklaşmak istedim. Bars’ın sigaralarından alırken terasın dolu olduğunu gördüm. Kapının önüne çıkma fikriyle ayaklarımı sürüyerek konağın büyük kapısından dışarıya adım attım.
Çok geçmeden tanıdık bir araç durdu. İçinden sevinçle Heja indi. Beni görünce gülümsedi, ev ahaliyle ilgili birkaç soru sorup içeri girdi. Heja’dan sonra hâlâ arabanın içinde duran Mert’le göz göze geldik.
Burada olduğuma şaşırmıyor gibiydi. Bakışlarında herhangi bir duygu yoktu. Bir süre sonra aracını çalıştırıp ileriye doğru ilerledi ve tekrar durdu. Selektör yapıp beklemeye başladı. Beni çağırdığını, beklediğini anladım. Kollarımı dolayıp bir arabaya, bir konağa baktım.








