İçeriğe geç

VERDA

Bölüm 15 · 5 dk okuma

VERDA

Bölüm 15

15. B Ö L Ü M

Sabahın beşinde çalan kapıyı sinirle açtım.

“Ne var?”

“Hadi kalk, kahvaltı hazırlanacak.” dedi Vildan.

“30 tane adamsınız, hazırlayın işte. Ben uyuyacağım!” deyip kapıyı suratına kapattım.

Sabahlığımı çıkartıp yatağa girecekken koltukta uyuyan Bars’a baktım. Ona baktıkça içimde acıyan bu şeyden nefret ediyorum. O evde kalmalıydık. Bu konağa hiç gelmemeliydik.

Yatağa uzandığımda nedenini bilmediğim şekilde ağlamaya başladım. Günün doğuşunu ıslak gözlerimle izledim. Sonunda Bars’ın alarmıyla gözlerimi yumdum.

Bars’ın hazırlandığını anlayabildim. Israrla gözlerimi açmadım. Onu görmek istemiyorum, çünkü asıl öfkem ona kapılmış olmam. Oysa evlendiğimizde sevgilisi vardı bu adamın. Aptal Verda, nasıl kandın iki söze, bir dokunuşa?

“Uyumadığının farkındayım.” dedi Bars. Duymamazlıktan geldim. Yorganı üstümden çekti.

“Hadi kahvaltıya. Bu sefer de saçma sapan bir şey yapma diye seni bekleyeceğim. Hadi.”

Sinirle kalkıp üstümü giyindim. Saçlarımı toplarken,

“Bugün babamın yanına gideceğim.” dedim.

“Hep sorun çıkartıyorsun, gitme.”

“İzin almadım. Haber verdim.” deyip ona döndüm.

“Böyle mi çıkartacaksın Baran’ın ölümünü? Tersleyerek, sorun çıkartarak? Sen böyle biri miydin bu konağa geldiğinde?” dedi.

“Ben bu konağa geldiğimde bir abim vardı, annem vardı. Bu konak benim aile mezarlığıma döndü, sen bunu görmüyor musun?” dedim ağlamaklı sesle. Bars’ın diyecek bir şeyi yoktu. Bunu,

“Kahvaltı için bizi bekliyorlar.” diyerek belli etmişti.

Masadaki kimsenin sesi çıkmıyordu. Kimse bana bakmıyordu. İlk başlarda ne kadar belli etmesem de bu zoruma giderdi. Beni umursamamaları, ciddiye almamaları… Ama şimdi huzur veriyor.

“Akşama doğru Verda’yı babasına götüreceğim.” dedi Bars. Ömer Ağa sadece başını aşağı yukarı sallarken kimse bir şey demedi.

Gözüme Heja battı. Hissetmiş gibi bana baktı. Heja mahcup bakarken ben zihnimde onu öldürdüğümü hayal ediyordum.

Herkes işinin başına dönmüştü. Bu sefer mutfak bendeydi. Bulaşıkları makineye dizerken bir anlığına Heja geldi. Elinde birkaç bulaşığı tezgâha bıraktı. Hiç yokmuş gibi davranırken Heja,

“Verda… konuşalım mı?” dedi. Duymamazlıktan geldim.

“Yemin ederim hiçbiri doğru değildi. Ben sevdim de Baran’la kaçtım. Baran beni yanlış anladı.” dedi. Baran’ın ismini duymamla sert bir şekilde bardağı tezgâha fırlattım. Kırılan bardağın tiz sesiyle Heja’ya döndüm. Ürkerek bakıyordu bana.

“Hiç ölmeden önce yapılacaklar listen var mıydı?” dedim.

“Anlamadım?”

“Eğer öyle hayallerin varsa kısa zamanda gerçekleştir. Uzun ömürlü olmayacağına yemin edebilirim.” dedim.

Ürkerek bana bakıyordu, aklınca beni de kandıracak! Başını öne eğip mutfaktan çıktı.

Diğer işlerimi de bitirdikten sonra mutfaktan çıkarken Simay’la Vildan’ın konuştuklarını duydum.

“Eve geldiğinden beri huzurumuz gitti. Kırmadık şey bırakmayacak.” dedi Vildan.

“Sus abla, duydun Bars abiyi. Aklı yerinde değil, idare edin dedi işte.”

“Ne güzel vallahi. Adını deliye çıkartsın, istediğini de yapsın!”

Bunu duyunca gülesim geldi. Geberene kadar kahkaha atmak istedim. Asıl ruh hastası olan Bars, bana ‘aklı yerinde değil’ mi demiş yani? O yüzden kahvaltıda kimse bir şey demedi demek.

İçimdeki öfke ve sıkıntıyla odamdaki bütün dolabı indirip en baştan yerlerine yerleştirdim.

Odada hiçbir şey yapmadan durmak istemedim. Sürekli aklıma Bars’la yaşadığımız özel anlar ve sabahına abimin ölümüne göz yumması geliyordu. Kalbim ağırlaşıyordu, aldığım nefes ciğerime batıyordu.

Odayı süpürürken kapının açıldığını duydum.

“Kolay gelsin.” diyen Bars’la saate baktım. Beşe geliyordu.

“İyice kaptırmışsın kendini.” deyip ceketini çıkarttı. Süpürgeyi yerine koyarken,

“Babama gidecektim.” dedim. Yüzüme boş boş baktı.

“Son kararın mı?”

Başımı aşağı yukarı salladım.

“İyi, hadi. Arabada bekliyorum.” deyip bıkkınlıkla ceketini geri giydi.

Hızla üstüme bir şeyler geçirip arabaya bindim. Bu soğukta bile avuçlarım terliyordu. Babamla ne konuşacağımı bile bilmiyorum. Belki direkt konuya girer, bir tanecik oğlunun öldürüldüğünü söylerim. Sonra ağlayarak bana akıl vermesini isterim. Üstelik aklı babamdan isteyeceğim, ne gülünç.

Araba durunca ne kadar şikâyetçi olsam da şimdilerde en çok özlediğim evime gelmiştik.

“Ben arabayı şuraya park edip seni bekleyeceğim. Çabuk gel.” dedi Bars.

Arabadan inip titrek ellerimle kapıyı çaldım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki nefes bile alamadığımı hissettim. Babam kapıyı açınca önce bomboş baktıktan sonra kapıyı açık bırakıp içeri gitti.

Boynuma sarılmasını, “hoş geldin kızım” demesini beklemedim tabii. İçeri girip kapıyı kapattım.

Divanda oturmuş televizyona bakıyordu. Eski televizyonun cızırtılı sesinden başka bir şey yoktu. Belki komik ve saçma gelebilir ama çocukluğumun olduğu evin ruhu ölmüştü. Kulaklarımı sağır eden sessizliğe dayanamadım.

“Nasılsın baba?” dedim. Susmamız beni daha çok zorluyordu. Yüzüme bakmadı. Sadece güldüğünü gördüm.

“Nasıl olduğumu soruyorsun? Gerizekâlı!” dedi.

Ne konuşsam hep böyle susturacağını fark ettim. Bu yüzden hiçbir hakaret beni yıldırmadan konuşmama devam etmek istedim.

“Sana bir şey demeye geldim baba. Yüzüme bak.”

“Baba diyor bir de! Ulan babanım da ne hayrını gördüm senin? Yine sen Baran’ıma kurban ol, seni böyle varlıklı aileye vesile etti. Yine de senden bir bok olmaz. Herkesin içinde saldıran birinden ne beklenir!”

“Baba—”

“Kes sesini!”

“Baba, beni niye hiç sevmedin?” dedim. Sıcak gözyaşlarım gözlerimi yakıyordu. Ne kadar ağlak bir insana dönüştüm ben.

Babam sorduğum soruyu duymamazlıktan geldi.

“Ah Baran’ım bir dönsün. Oğlum çıkarır yine beni bu girdaptan. El âleme rezil ettin beni. Oğlum kurtarır beni, kurtarırsa—”

“Baba, Baran öldü! Öldü!” diye bağırdım.

Babamı ilk defa böyle gördüm. Şaşırdığını, korktuğunu… Ömer Ağa abimi öldüreceğini söylediği zaman bile bu halde değildi.

“Ne dedin sen?” deyip tamamen bana döndü.

“Abimi öldürdüler. Kim öldürdü biliyor musun? Varlıklı aile dediğin caniler! Beni arabada bekleyen kocam!” dedim hıçkırıklarımın arasında. Babam susmuştu ve beni dinliyordu. Hayatım boyunca beni dinlemeyen adam pür dikkat beni dinliyordu.

“Kim kazandı şimdi baba? Benim dışımda kim her şeyini tamamen kaybetti?!”

“Yalan söylüyorsun—”

“Gözlerimin önünde öldürdüler—”

“Yalancı! Bir de yalanın mı başladı?”

Babamla karşılıklı bağırarak birbirimizin sözünü kesiyorduk. Babam ayağa kalktı. Gözleri kıpkırmızı olmuştu, rengi bile solmuştu. Tam karşıma geçti, dolu gözleriyle yaşlar akan gözlerime baktı.

“Doğruyu söyle Verda! Baran nerede?” dedi. Titrek nefesimle,

“Aşratoğulları öldürdü baba. Hiçbir suçu yokken.” dedim.

Babam ellerini kafasına koyup ağıt yakmaya başladı. Karşımda ağlamayan, acımasız, korkusuz adam bağıra çağıra ağlıyordu. Dizlerinin üstüne oturup göğsüne vuruyordu. Babam Baran’ı gerçekten bir başka seviyordu. Annemin sözde ölümünü bile umursamamıştı.

Onun umrunda olan tek kişi şimdi ölmüştü.

Karşımda kendini parçalayarak ağlayan adamı arkamda bırakarak kapıya yöneldim. Gözyaşlarımı silip kendimi toparlamaya çalıştım. Kapıyı açar açmaz soğuk hava iliklerime kadar işledi.

Kollarımı birbirine dolayıp Bars’ın arabayı park ettiği yere doğru yürümeye başladım. Çocukluğumun geçtiği bu güzel evimi konağa değiştirmem. Annem yanımdaydı, her ne kadar mutsuz da olsam huzur vardı bu evde. İçeride ağlayan babama rağmen.

Akşamın karanlığında birden gözüme göğsümdeki lazer dikkatimi çekti. Tam kalbimin hizasında lazerin ne işi var?

Panikleyip etrafıma baktım. Karşımda telefon kulağında Bars vardı. Korku dolu gözlerle bana bakıyordu.

“D-dur, tamam! Neredesin orospu çocuğu, dur!” dedi.

Kırmızı lazerin aslında bir keskin nişancının hedefi olduğumu anlamam kısa zamanımı aldı.

Bölüm sonu

20 yorum