İçeriğe geç

VERDA

Bölüm 16 · 6 dk okuma

VERDA

Bölüm 16

16. B Ö L Ü M

Kalbimin hızlı atışları sanki bütün sesleri yok etmişti. Panikle çevreme bakınırken ayırt ettiğim tek şey, bana korkuyla bakan Bars’tı. Telefonu kulağından çekmemişti ama bana da yaklaşmıyordu.

“Tamam. Tamam, en kısa zamanda gel.” dedi Bars telefondakine, sonra panikle

“Yarın! Yarın ben getireceğim, tamam.”

“Bars…” dedim korkarak.

Neler oluyor bilmiyorum ama sanki yine herhangi bir pazarlıkta yanan ben oluyorum. Korkudan midem bulanmaya başladı.

“Verda, eğil!” diye bağırdı Bars. Onun sesiyle irkilirken eğilmeye çalıştım. Kalbimi delen atış seslerini bile durduran bir ses geçti kulağımın dibinden.

Kurşun.

Hızla anlamadığım bir kurşun affallamama neden oldu. Yere çökerken Bars hemen yanıma koştu. Üstüme kapaklanarak siper oldu. Ellerimle kulaklarımı kapattım. Bars, yüzümü avuçlarının içine almıştı. Tir tir titriyordum.

“Bir yerine gelmedi, değil mi?” dedi. Korkudan cevap veremedim bile. Bars beni kucağına alırken yüzümü göğsüne gömdüm.

Konağa gelene kadar hiçbir şey demedim. Odaya çıktığımda banyoya koşarak midemi boşalttım.

Klozetin önünde dizlerim sızlayana kadar oturmaya devam ettim. Bitap halde duş aldım. Odaya geçtiğimde Bars yoktu. Uykusuzluk başımda ağrı yapmıştı, üstelik hava artık aydınlanmaya başlamıştı.

Halsizlikle yorganı başıma kadar çekip uyumaya çalıştım. Gözlerimi sıkı sıkıya kapatırken korkum ruhumu boğuyordu. Sürekli o kurşunun sesi çınlıyordu.

Ben içimde boğulurken avluda demirin yere düşme sesi yankılandı. Sinirle ayaklanıp pencereden baktım.

Bars, demir bir çubukla Aran’ı dövüyordu.

Şaşkınlıkla bakakaldım. Şu an gördüğüm şey rüya mı diye ayırt etmeye çalışırken, başta Beran abi ve Vildan Bars’ı tutmaya çalışıyordu.

Hızla ıslak saçlarımı toplayıp aşağı indim. Koşa koşa merdivenlerden inerken

“Demedim mi lan ben sana! Bir bok bilmeden hangi işlere soktun bizi, beyinsiz!” diye söyleniyordu Bars.

“Abi dur, kurbanın olayım dur! Öldüreceksin!” diye koluna yapışmıştı Vildan.

Öyle kenardan izlediğim için kendimi garip hissedip hemen Bars’a koştum. Demiri tutan elinden tutup

“Sakin ol, bırak şunu.” dedim. Bars beni duyunca durdu, bana baktı. Nefes nefese kalmıştı. Öfkeden gözleri kızarmış, boynundaki damarlar çıkmıştı.

“Yine hangi rezilliği yapıyorsunuz!” diye bağıran Ömer Ağa’nın sesi duyuldu. Iraz koşarak

“Aran’ım, kurban olduğum, ne oldu sana?” dedi. Aran’ı Vildan’la ayağa kaldırmaya çalıştı. Aran’ın üstü başı kan içindeydi ve yüzü tanınmayacak haldeydi.

“Doktora götürelim.” dedi Nazlı.

“Hayır! Projeler nerede, önce onu söylesin.” dedi Bars.

“Ne projesi, derdini anlat!” dedi Ömer Ağa. Bars çubuğu yere atıp

“Size o ihaleye girmeyin dedim! Dün gece ne oldu biliyor musunuz?! Biliyor musun Aran! Dün gece Verda’yı vuracaklardı. Aşratoğullarının gelinini vuracaklardı!” dedi.

Yani dün gece yaşadığım kabus yine bu ailenin saçma sapan kararları yüzünden mi oldu?

Bu konağı bütün aile içindeyken yakmam lazım!

“Kim Aşratoğullarına silah doğrultmuş!” dedi Dare Nene. Iraz kısaca beni süzüp

“Emin misin Verda’yı vurmak isteyenin onlar olduğuna?” dedi.

“Niye, sen mi vurmak isterdin?” dedim kısık sesle. Dediğimi bir tek Simay duymuştu, sadece gözlerini büyütüp dürttü.

“Kim bunlar? Buralılar mı?” dedi Ömer Ağa. Beran abi bir adım öne gelerek

“Buralı değillerdi. İstanbul’dan katıldılar ihaleye.” dedi.

“Tamam! Aran, o projeleri ver. İhaleleri onlara bırakacağız!” dedi Bars. Meraklı gözlerle Aran’a baktı. Aran ağzındaki kanı tükürüp

“Ben onları başkatibe verdim, biraz parayla. Direkt bizde olsun diye.” dedi.

“Lan gönderdiğin projelerde kimin kaşesi, ismi vardı?”

“Bars abimin.”

Bars sinirle gözlerini kapatıp

“Hay belanı siktiğimin beyinsizi!” deyip Aran’ın üstüne yürüdü. Herkes korkuyla Bars’la Aran’ın arasına girdi.

İlk önce ben de Bars’ı durdurmak istedim ama daha sonra buna ihtiyaç duymadım. Birbirlerini öldürmelerini yeğlerdim.

“Durun, durun!” dedi Ömer Ağa.

“Oğlum, tamam. En kısa zamanda o işi halledeceğiz—”

“Dört gün sonra ihale var!”

“Dört gün içinde halledeceğiz o zaman. Tamam, düzelecek her şey. Beran oğlum, konağın güvenlikçilerini artır. Sait oğlum, sen de bizim şirketleri, dükkânları kolla. Kısa süreliğine acil olmadığı sürece dışarı çıkmak yok! Hele tek başına asla dışarı çıkılmayacak! Sait oğlum, Aran abini hastaneye götürün.” dedi.

Bu konakta yeni hapisler, yeni kabuslar…

Kimse kahvaltıyı beklemedi, herkes odalarına çıktı. Bars sinirle merdivenlerden çıkarken onu takip ediyordum. Bars odaya geçer geçmez ceketini çıkarıp berjere fırlatırken ben ardımdan kapıyı kapattım.

Sinirle odada volta atan Bars’a çekinerek

“Ne olacak şimdi?” diye sordum. Durup bana baktı.

“Bilmiyorum…” deyip berjere oturdu. İçimde bu durumu fırsata çevirme hissi oluştu. Tam karşısına geçip

“Gidelim buradan. Ben yine aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Korkuyorum.” dedim. Yüzüme bakıyordu ama yine hiçbir duyguyu seçemiyorum. Üstelik ellerinde kanlar olan bu adamı gitmeye ikna etmeye çalışıyorum.

Ben merakla yüzüne baktıkça o, inat eder gibi susuyordu. Öne doğru eğilip dizlerinin üstünde olan elini tuttum. Bars ellerimize bakıp benim gibi öne eğildi.

Kokusunu hissederken ne kadar yan yana olsak bile kokusunu özlediğimi fark ettim.

“Kaçmamı mı bekliyorsun?” dedi.

O duygusuz ifadeleri öfkeye dönmüştü. Şaşkınlık ve hayal kırıklığıyla arkama doğru eğildim.

“O adamlar önümde inleye inleye ölecek. Kimse aileme silah doğrultamaz.” diye ekledi.

Karşımda ki kişinin Bars olduğuna inanamadım. Gözlerindeki öfke, sesindeki kin…

Bir şey diyemedim. Sanki her olayda farklı bir Bars’ı öğreniyorum. Kızgın Bars, âşık Bars, katil olmak isteyen Bars…

Bakışlarını benden çekip gardıroptaki kasayı açtı. Silahını beline takıp odadan çıktı.

Bütün gece yatağın içinde dönüp durdum. Ne yaptıysam uyuyamadım. Sürekli aklımda Bars’ın şu an ne yaptığını düşünüp duruyorum ve delirecek gibi oluyorum.

Sabah ezanını duyunca yataktan kalktım. Uzun süredir kahvaltıya yardım etmediğim için ve delirmek üzere olduğum için mutfağa inip yardım etmeye karar verdim.

Mutfak kalabalıktı. Konağın bütün kadınları bir işin ucundan tutmuşlardı. Hemen yardım için ocağın başına geçmiştim.

“Gelin. Geçmiş olsun, kızım.” dedi Dare Nene. Ona doğru dönerek başımı salladım. Iraz, Dare Nene’nin yanına oturup

“Nasıl oldu bu olay?” dedi. O sırada hemen hemen herkesin gözlerini üstümde hissettim.

“Tam anlamadım ben de zaten. Arabaya doğru binerken Bars seslendi—”

O anı anlatmak tekrardan midemi bulandırdı.

“Anladık. Olan oldu. Kısa süreliğine herkes dikkat etsin kendine.” dedi Dare Nene.

El birliğiyle kahvaltı hazırlanıp avluya sofra kuruldu. Konağın beyleri masanın başına gelirken Bars’ı deli gibi merak ediyordum. Acaba evde olmadığından Ömer Ağa’nın haberi var mıydı?

Herkes gelince çayları getirmek için ayağa kalktım. Kapıdan Bars’ın geldiğini gördüm. İçimde korku ve sıkıntıyla tuttuğum nefesi bir çırpıda verdim. Koşup boynuna sarılmak istedim.

“Neredeydin sen?!” dedi Ömer Ağa.

“Geceden beri uyku tutmadı, öyle evin çevresinde dolanıyordum. Buralardaydım, sıkıntı yok. Verda, çayı getirsene.” dedi.

Mutfağa giderken hâlâ arkama Bars’a bakıyordum.

Bu adamı hâlâ anlamış değilim. Şimdi de umursamaz davranıyor, sanki akşam öldürme yeminleri eden o değil gibi.

Belki de konaktaki en sessiz kahvaltı bu olmuştu. Kimse konuşmuyor, herkes önündekiyle ilgileniyordu. Bars’ı işe gönderirken yine aynı sıkıntı içimde yerini bulmuştu.

Simay’la masayı toplamaya başladık. Bardaklarla dolu tepsiyi mutfağa taşırken başımın dönmesiyle dengemi kaybettiğimi hissettim. Elimden kayan tepsi ve kırılan bardak sesleri konağı inletti.

Dengesizliğim için tutunacak yer ararken ayağım merdivenin boşluğuna gelip kırılan bardakların üstüne düştüm. Koşarak gelen Simay bağırarak diğerlerini de çağırdı.

“Nasıl oldu böyle?” dedi Vildan.

Avuçlarımdan sıcak kanlar akarken Nazlı kollarımdan beni kaldırmaya çalıştı.

“Dengesini tutturamadı, düştü.” dedi Simay. Nazlı iki bileğimi de tutarak

“Anne, Verda’nın hastaneye gitmesi lazım. Baksana, cam tam bileğindeki damara saplanmış.” dedi.

Nazlı’nın demesiyle avuçlarıma baktım. Çocuk gibi düşüp bir yerlerimi yaralamıştım.

“Nasıl olacak öyle? Ağayı duydunuz, kimse çıkmayacak.” dedi Iraz.

“Durum kötü mü, Nazlı?” dedi Dare Nene.

“He nene, baksana. Şimdi bir şey olursa…”

“Kapıdaki adamlarla Verda’yı hastaneye götürsünler. Ondan önce Bars’a haber verin.”

Toparlanmaya çalışarak ve kanın akmaması için elime verdikleri bezle Iraz’ın Volkan dediği korumanın arabasına bindim.

Volkan hızla hastaneye sürerken arkamdan anladığım kadarıyla bize bir araç daha eşlik ediyordu. Korkuyla arkaya bakarken Volkan,

“Yenge, korkma. O araçta bizden.” dedi. Başımı aşağı yukarı sallayıp arkama yaslanarak yolu izledim.

Hastaneye varınca hemen müdahale odasına gidip yardım istedim. Genç kadın elimdeki camları dikkatle çıkarıp yaraları sarıyordu.

“Şanslısınız. Şu cam az sola doğru saplansaymış, atardamarınıza denk gelirmiş.” dedi. Hiçbir şey söylemedim.

Aslında gözüm kapıdaydı. Bars’ın gelmesini bekledim. O yüzden kadın ne dese başımı sallamaktan başka cevap veremiyordum.

“Siz bekleyin. Şuralara pamuk getireyim.” diyerek ayağa kalktı genç kadın. Onu beklerken yorgunluktan öleceğimi hissettim.

Omuzlarımı düşürüp gözlerimi kapattım.

“Merhaba, Verda.” sesiyle gözlerimi açtım.

Gördüğüm kişiyle kaşlarımı çatıp

“Merhaba, Ceren.” dedim.

Bölüm sonu

39 yorum