Güzel uykumdan kapımın tıklanmasıyla uyandım ve patır kütür kalkmaya çalışırken yere düştüm. Başladık yine gün içi aksiliklerine...
Yerden kalkarken saate baktım, daha alarmımın çalmasına bir saat vardı; bu saatte noluyor da kapım çalınıyordu acaba? Zaten girdiğim eğitimler sağolsun güneşten önce ben kalkıyordum, ve bide bunun üstüne beni 1 saat önceden mi uyandırıyorlardı?
"Gir!" İ sesini uzatarak söyledim, sesim düşündüğümden daha sinirli çıkmıştı. Kapı açıldı ve içeriye Elena girdi. Gözlerime inanamıyordum: Elena normalde giydiği zarif elbiselerinden arınmış, onun yerine sanki bir şövalye gibi resmi giyinmişti, üstelik yanında bir adet kılıcı da vardı.
"Bu saatte uyandırdığım için özür dilerim fakat bu gün eğitimden önce halk arasına çıkmanız gerekiyor, kurallar böyle." Sesli bir şekilde iç çektim ve daha sonra dudağımı 'vay canına' der gibi büzüp Elena'yı süzdüm. Bana karşı sırıtınca ben de aynısını yaptım, ve güncel konuya geri döndüm.
"Ne kuralı ya yine?"
"Krallıklar veliahtlarını duyurduktan 1 gün sonra veliahtlar halk içine çıkar ve bazı soruları cevaplar, kısaca halkla kaynaşma gibi düşünebilirsiniz" dedi.
"Yürüyecek miyiz peki?" Hayır de, hayır de, hayır de.
"Sanırım at arabas-"
"Oh şükürler olsun!" diye bağırdım, sonra Elena'ya doğru döndüğümde yine kızın lafını böldüğümü anladım.
"Öhm, kusura bakma anlık tepki verip sözünü kestim." Elena gülüyordu.
"Sıkıntı etmeyin!" diye o da bağırdı, tamam belki bu günüm diğerlerine nazaran daha güzel geçebilir.
~~~
Elena'yla geçirdiğim yarım saatlik hazırlanma merasimi sonrasında güneş doğmaya başladı, birazdan halkın içine çıkacaktım. Fazla insanın olmamasını umarak oturduğum yerden kalktım ve tekrar aynada kendime baktım. Elena saçımı şahane bir şekilde örmüş ve saçımın ortasına topuzlamıştı, üstümdeki elbise de bir hayliyle uzun ve orta derecede kabarıktı, yine el becerileri konuşuyor resmen diye iç geçirdim.
"Hadi yavaş yavaş çıkalım artık, yolculukta ben de size eşlik edeceğim"
dedi. Duyar duymaz ağzımı şaşırmış gibi açtım ve ellerini tuttum, yanımda biri olması beni inanılmaz derecede rahatlatıyordu, birde bu kişinin Elena olması...
"Gerçekten mi? Çok sevindim şu an, sadece ikimiz mi olacağız?"
"Bildiğim kadarıyla evet." Ellerimle hızlıca alkış yaptım ve birlikte odadan çıktık.
Merdivenleri birer birer inerken yukarı doğru çıkmakta olan abimi gördüm, o da beni görmüş olacak ki başıyla beni selamladı. Daha sonra da Elena'ya doğru baktı. Elena abimin karşısında küçük bir reverans yaptıktan sonra tekrar doğruldu.
"Sanırım hizmetlilerden birisi çoktan seni uyandırmış ha?"
"Evet, maalesef geç kaldınız" dedim ve kollarımı göğsümün altında birleştirdim.
"Hayırdır, sen neden beni uyandıracaktın ki?" Diye sordum.
"Veliaht olarak seçilmenin şerefine halk arasına çıkmanız gerektiğini söyleyecektim ben de, ama şu an gerek kalmadığını gördüm. Eğer sakıncası yoksa ben de size katılabilir miyim acaba?" dedi imalı imalı. Gözüm Elena'ya gittiğinde onu şüpheli bir şekilde bakarken buldum, ama bunu öyle bir yapıyordu ki gören sadece bakıyor sanardı.
"Tabii buyrun lordum" dedim, ve ben de onu başımla selamladım. Üçümüz birden sarayın önüne çıktık ve üstü açık beyaz tonlarında bir at arabasına bindik, ben en köşeye otururken abim de benim tam yanıma oturacaktı ki Elena yanıma oturdu. Açıkçası gülmemek için kendimi zor tuttum.
Güneş aydınlanmıştı, biz de arabada konumlanmıştık. Sarayın arazisinden çıkarak hızlı olmayan adımlarla şehir merkezine doğru ilerledik, bu süre zarfında Elena'nın kıyafeti hakkında konuşmadan duramadım.
"Bu günki tarzınıza vuruldum Elena Hanım, şu anki çekiciliğinizin farkında mısınız acaba?"
"Leydimi korumam lazım sonuçta değil mi? Senin yanında paspas gibi kalsamda teşekkür ederim."
"Eğer sen paspassan ben de perde tülüyüm o zaman, baksana şu halime." İkimizde gülmeye başladık; abim o sırada ne yapıyor, ne düşünüyor hiç umrunda değildi açıkçası.
Şehir meydanına geldiğimizde mideme taş oturdu, neredeyse tüm halk sıralar halinde merkezde bizi bekliyordu.
"Bu kadar insan nasıl oluyorda sabahın köründe uyanabiliyor?" Diye sordum Elena'ya.
"Eh, sonuçta kaç yıllık yöneticileri değişecek ve bu yeni yönetici de bir kadın" dedi ve göz kırptı, kolumla onu hafifçe dürttüm ve olabildiğince iyimser gözükmeye çalıştım.
Bizi gören halk alkışlar ve ıslıklar eşliğinde bizi karşıladı, önlerinde duran şövalye ve askerler halkın tehlikeli bir şey yapmasını engelliyordu.
"Veliaht olmaya nasıl karar verdiniz?!"
"Krallığımızı yönetebileceğinizi düşünüyor musunuz?!"
"Ah ne kadar da büyümüş, en son gördüğümde küçücük bir şeydi."
"Bir kadına krallık verilir mi yahu?" Son duyduğum bu cümleye karşı sinirlendim ve ben de bağırarak cevap verdim; herkes bir ağızdan konuşuyor, bana sorular sormaya çalışıyorlardı.
"Hadi canım! Verilmiyormuşta haberimiz mi yokmuş? Bal gibide verildi kardeşim iyi günler!" Halkın bir kesimi cıkcıklarken bir kesimi de alkışladı, sanırım burayı sevmiştim.
"Avcılıkta iyi şanslar!" diye bağırdı bir adam. Hatırlatmayın ya, zaten öylesine gireceğim.
"Teşekkürler bayım!" Diye cevap verdim.
~~~
Yirmi dakikalık halk görüşmesinden sonra resmi bir restoranta girdik, bizi şık giyimli bir garson karşıladı ve bize masamızı gösterdi. Buradan tüm şehir merkezi gözüküyordu, yerime oturduktan sonra hemen bir kahvaltı ve soğuk bir içecek siparişi verdim ve sandalyeme yaslandım; uyandım uyanalı ağzıma tek bir lokma bile girmemişti. Elena hemen yanımdaki sandalyeye, abim ise karşıdaki sandalyeye oturdu. Acaba ortam bir tek bana mı gergin geliyor? Ya da ben uyduruyorum.
"Ee abi? Noldu da sinirin geçti birden?"
Gözlerini devirdi.
"İkimizde bir kraliyet üyesi olduğumuz için çocuklar gibi küs kalmamızı beklemiyordun herhalde" dedi ve o da arkasına yaslandı.
"Bilmem" diye karşılık verdim. "Ne düşündüğün tahmin edilemez sonuçta."
"Bak sen..."
"Sohbetinizi bölüyorum ama farkındaysanız garson siparişimizi bekliyor." Elena lafa girmişti, ben siparişimi verdiğim için ben rahattım o yüzden pek bir tepki vermedim fakat abim hatırlamışçasına titredi ve siparişini verdi. Elena bir şey almayacağını söyleyince dona kaldım, umarım sabah bir şeyler yemiştir.
Çok geç kalmadan siparişlerimiz geldi ve önümüze kondu, yemek için sabırsızlanıyorum!
"Teşekkürler..." dedim ve ilk olarak içecekle başladım, soğuk soğuk çok iyi gelmişti. Derken abim ayağa kalktı ve lavaboya gideceğini söyleyerek masadan ayrıldı, o yokken siparişini verdiği az buz yemekten tırtıklamayı düşündüm.
"Beni burda bekleyin lütfen" diyerek Elena da masadan kalktı, gözlerimle onu takip ettim ve daha sonra yemeğimi yemeye başladım.
Yedim, yedim, yedim.
Abiminkini de yedim. Normalde abimin damak tadı güzeldi, fakat ilk defa onun tabağından yediğim bir şeyin tadı kötü ve garip gelmişti. O değilde ikiside nerede kalmıştı böyle?
Beş dakika sonra midem bulanmaya başladı, çok fazla yemiştim anlaşılan. Derken nefes alışlarım düzensizleşmeye başladı, başım dönüyordu ve ben kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Uzaktan Elena'nın geldiğini gördüm, hızlı adımlarla yanıma geldi.
"Zambak abin restoranttan çıktı, lavaboya falan gitmemiş." Dediklerini zar zor anlıyordum.
"Elena ben..." dedim ve bir anda yere yığıldım, gözlerim kar
arıyordu. Elena'nın boğuklaşmış sesleri kulaklarıma dolarken toparlanmaya çalışıyordum. Ama ne fayda...



