"İlk olarak korku aşamasından başlayacağız, bana en çok korktuğunuz şeyi söyler misiniz lütfen?" Bu soru karşısında biraz düşünmem gerekti, benim korktuğum bir şey ha? Bakalım bakalım... Ölüm? Hayır, yükseklik? Olsaydı camdan atlamazdım, örümcek? Belki ama o kadar da değil. Ee başka ne kaldı?
"Aklınıza benim için bir korku huyu geliyor mu acaba? Çünkü bulamıyorum."
"Açlık olabilir mi leydim? Yemek yemeyi çok seversiniz diye duydum." Aslında kulağa korkunç geliyor fakat bunun bir korku olduğunu sanmıyorum.
"Dehşet verici bir şey fakat bu benim bir korkum olamaz, az buz alışkınım."
"Yalnızlık olabilir mi?"
"Yani bilmiyorum ama korktuğumu da söyleyemem." dedikten sonra eğitimci düşünmeye başladı.
"Peki ya... Karanlık?"
"Karanlık mı? Daha önce hiç maruz kalmadım, bilmiyorum." Gerçekten şu ana kadar odamın ışıklarını kapattığımda bile odamın içi ay ve yıldız ışıklarıyla dolardı, asla tam anlamıyla karanlığa maruz kalmamışımdır.
"Denemeye ne dersiniz?"
"Olur, reddedecek halim yok sonuçta." Biraz heyecanlanmıştım açıkçası. Eğitim odasının bir bölümüne doğru gitmeye başladık, odanın içine girdiğimde odada hiçbir şey olmadığını fark ettim. Eh, sonuçta yanılmıyorsam burası korkular için ayarlanmıştı.
"Ben sizin göremeyeceğiniz bir yerde sizi izliyor olacağım, merak etmeyin eğer durumunuz ciddileşirse kontrolü sağlayacağım."
"Endişelenmenize gerek yok teşekkür ederim, ne kadar süre burada kalmam gerekiyor?"
"Aslında seviyenize göre değişir fakat korkunuz var mı yok mu anlamak için ilk bi 5 dakika odada kalmanız gerekiyor."
"Tamamdır, şuan hazırım." Başını sallayıp odada beni yalnız bıraktı, yumuşak duvarları olan odanın kenarına yaslandım, derin derin nefes alırken aynı zamanda içimden bir melodi mırıldanıyordum. Rahattım. Çok rahattım. Derken yavaşça odanın içindeki ışıklar kararmaya başladı, normaldi. Sanırım çok da bi olayı yoktu.
Daha sonra bütün her şey bir bilinmezliğin içine karıştı. Göremiyordum, sanki kör edilmiştim. Kıpırdayamıyordum, siyah renk beni hapsetmişti. Bir anda fenalaşmaya başladım, sanki bu ortamda nefes bile alamıyordum, karanlık... İçine her şeyi hapsediyordu. Alnımdan dökülen terleri hissetmeye başladım, şu ana kadar hiçbir şeyden korkmamama rağmen karanlıktan mı korkuyordum?
"Durdurun şunu!" diye bağırmaya başladım, iyi değildim. Hayır, berbat haldeydim. Hayatımda bu kadar dehşet verici bir şeyle daha karşılaşmamıştım ben. 1 dakika geçmiş midir? Peki ya 5? İmkansız, ben burda 5 dakika duramam!
"Kapatın artık!" dediğimde yavaşça ışıklar açılmaya başlandı, cennetteyim.
"Leydim iyi misiniz?"
"Dünyayı bile fethederim."
"Efendim?"
"Halimi görmüyor musunuz? Berbat haldeyim, o da neydi öyle?"
"Bu korkunuzu yenmeniz gerek." Bu kadın benimle yüz mü buluyor yoksa ben mi iyice kafayı sıyırdım? O karanlığa bir daha maruz kaldığımı hayal bile edemiyorum. Korkunç bir şey, hatta daha da ötesi.
"Şimdilik farklı bir eğitime geçsek? Buna katlanamıyorum." dedim nefes nefese, umarım anlayışla karşılar.
"Pekâlâ, o zaman sıradaki eğitim çıplak elle dövüş. Deneyiminiz var mıdır acaba?" Sırıttım.
"Elbette!" O da sırıttı.
"Size temel taktikleri öğreteceğim, lütfen dikkatlice dinleyin." diyip üzerindeki gömleği çıkardı ve bir kenara koydu, bana doğru bakınca başımı 'tamam' der gibi salladım.
~~~
Kan ter içinde kaldım resmen, bu eğitimciyi amazon ormanlarından falan mı getirtmişler?
"Tamam, şimdi en baştan bana tekrar saldırın." Tökezleye tökezleye yanına tekrar gittiğimde derince nefes alıp kendimi toparladım ve sağ kroşeyle birlikte dövüşü başlattım. Kim bilir saat kaç olmuştu? Yatağıma gidip doğruca temiz bir uyku çekmeyi düşündüm, ve bunun gazıyla iyice saldırmaya başladım. Tabii ben ne kadar vurursam vurayım eğitimci sadece vuruşlarımı karşılıyordu, saldırsa kim bilir...
~~~
"Şimdi buradaki tahta parçalarını kılıcınızla 3 saniyede kesmeye çalışın leydim."
Kılıç eğitimi... Çok zorlanıyorum ya çok. Fakat yapacak bir şey yok mecburum buna.
~~~
"Bakın, karşınıza av zamanında değişik yaratıklar çıkabilir. Bunları bazıları zehirli bile olabilir, bu yaratıkların genel olarak zayıf bölgesi ensedir. Ve kalpleri de genellikle sırtlarında olur. Şimdi tam hedef gösterdiğim yeri tam isabet vurmaya çalışın." Elimdeki okun yayını kendime doğru çektim ve bıraktım, Asena ablayla birlikte yaptığım çalışmalar sonucu artık kabzayı fazla sıkmıyordum ve çok çok daha iyiydim.
"Tam orta olmasa da hemen yanını vurdunuz, yani bir nevi kritik hasar verdiniz. Şimdi bu ok atmayı daha hızlı hale getireceğiz."
"Umarım yatağıma sapasağlam gidebilirim..."
~~~
Yatağımın üzerinde ölü beden gibi uzanıyordum, parmağımı kıpırdatacak halim yoktu. Ne kadar da haklıymışım kaçmaktan ama, birde buna 5 gün boyunca katlanacağım. Hele o karanlık korkusu... Ben kendi içimden söylenirken kapı gıcırdayıp açıldı, isteksizce kafamı kaldırıp kimin odaya girdiğine baktım.
"Elena! Seni gördüğüme çok sevindim." dedim neşeyle, gerçekten günümü güzelleştiren en iyi şey olmuştu şu an kendisi. Fakat ona doğru bakarken endişeli suratını fark ettim.
"Ah ne oldu?" Kapıyı arkasından kapattı, odaya vuran ay ışığı tüm odayı aydınlatıyordu. Bana doğru yürümeye başladığında söze başladı:
"Senin iyiliğini düşündüğüm için buradayım, o yüzden lütfen yanlış anlama." Vay canına, senli benli konuşmaya geçtik cidden ha. Çok güzel!
"Gel otur şuraya da söyle, merak etme yanlış falan anlamam. Ne oldu birden? Eğer birileri seni üzdüyse söyle, onları tek lokmada mideme indiririm." Hafifçe kıkırdadı, ben de onunla birlikte kıkırdadım.
"Zambak, abin çok garip davranıyor."
"Hangi abim? Everest mi?"
"Evet, bilmiyorum belki bana öyle geliyordur ama şu sıralar abiniz çok gergin ve titiz davranıyor gibi geliyor bana. Bu gün sarayın yemek yapımına yardım etmem gerekiyordu ve ben de bu yüzden mutfağa gittim. Benimle birlikte hepi topu 5-6 kişi vardı, biz yemekleri hazırlarken abiniz mutfağa girdi..." bana doğru baktı ve ben de ona devam et dermişçesine başımı salladım. Nefes verdi.
"Sanki bir şey arıyormuş gibiydi... Ama ne olduğunu tam kestiremedim, yemek saati yaklaştığı için çok acelem vardı. Daha sonra sarayın ön bahçesindeki gazete ilanlarının asıldığı yere sizin veliaht seçilmenizle ilgili haber gazetesini koydum ve konuklara duyurdum, bu sırada gözüme tekrar en küçük abiniz everest çarptı; sanki yeni haberi öğrenmiş konuklara acıyan gözlerle bakıyordu, sanki bir süre sonra çok üzüleceklermişte o da bu yüzden onlara acıyor gibiydi." Elena'nın anlattıklarını duyunca ben de biraz kuşkulanmaya başladım, abimi tanıyordum çünkü küçüklüğümden beri benimle en fazla vakit geçiren kişi oydu.
Abim insanlara kibarca yaklaşan, fazla zahmete girmeyen ve gennelikle kendi odasında veya resmi yerlerde takılan biriydi. Abimin ön bahçe gibi bir alanda tek başına durup insanları seyretmesi açıkçası direkt olarak garip bir şeydi; fakat şu anda kendime gizem çıkaracak değilim, aşırı derecede uykum var ve bu düşünceleri yarına bırakmak istiyorum.
"Açıkçası bu durumu garipsemedim değil fakat şimdilik güzel bir uyku çekmem lazım, yarın bu dediklerini tek tek düşüneceğim. Teşekkürler Elena."
"Ne demek rica ederim, sizden isteğim:
Lütfen şu sıralar abinize karşı dikkatli olun."
"Olacağım" dedikten sonra Elena odadan çıktı, Elena'ya kızdığımdan değil fakat şu sıralar herkesin başımda felaket tellahı gibi dolaşmasından gına geldi artık. Yatağımın içine girip hemen yanımdaki saate alarm kurdum, eğitim süreci yüzünden erken kalkmam gerekiyordu sonuçta. Kraliyet işleri çok zor...



