İkindi vakti yaklaşmaya başladığında benim veliahtlığım çoktan duyurulmuştu ve tahminen şuan tüm kentin bunu konuştuğunu tahmin edebiliyordum. Açıkçası şu anda hiç odamdan çıkasım falan yoktu, Elena'yı da gün boyunca hiç görmemiştim zaten.
Hâlâ gireceğim 5 günlük eğitimin nasıl olacağını düşünüyordum ve bu iyice depresyona girmeme neden oluyordu. Giripte kaybedeceğim bir sınav için neden eğitim almak zorundaydım ki? Bu planı sadece benim bildiğimi bile bile bu düşünceyi savunuyordum.
Ah dur bir saniye... Beni her an eğitim için almaya gelebilirlerdi, sonuçta bu 5 günün içine duyurulan günde giriyordu, pekâlâ sanırım saklanmam gerek; dolaba mı girsem? Yok fazla klişe artık modası geçti, peki ya yorganın altı? İhtimal bile değil, kendimi lavaboya kitleyip orada mı saklansam? Hayır hayır hayır. Ne yapacağım peki?! Hızlı düşün Zambak. Bunları düşünürken aklıma odamda saklanabileceğim hiçbir yerin olmadığı, bu yüzden de odamdan çıkmam gerektiği düşüncesi geldi, iyi de kimseye görünmeden nasıl odamdan çıkacağım?
Buldum: Pencere, pencerem sarayın bahçesine açılıyordu ve bu bahçe de oturma yerleriyle birlikte saklanılabilecek bir sürü yer vardı. Ups, ama bir sorunumuz daha var: Odam zemin katının 2 kat üstünde, eğer atlarsam birkaç kırıkla bahçeye varmış olurum ve bu hiç hoş olmaz, ip sarkıtsam bilek kuvvetini geçtim onda bir sorun yok ama el derilerim ince olduğu için kesinlikle yırtılırlar ve ellerim minik minik kanamaya başlar, bu da güzel bir ihtimal değil. Yorgan gibi uzun bir kumaşı önce sert bir yere, sonra da kendi belime bağlayıp aşağı öyle atlasam peki? Sanırım bunu yapacağım.
Hızlı hareketlerle dolaplardaki tüm kuvvetli ve uzun kumaş veya yorganları çıkardım ve aralarından en uygun olanını seçtim, şimdi ben atladığımda benimle birlikten aşağa gelmicek sert bir cizim bulmam lazım, yoksa plan tam bir fiyasko olur. Etrafta amansızca dolaşan gözlerimle sert bir cizim ararken hemen camımın yanındaki lavabo kapısı gözüme ilişti, kumaşı arka taraftaki koluna sıkıca bağlayıp kapıyı kapatırsam hiçbir şeycik olmaz diye düşündüm ve düşündüğüm gibi yaptım. Kumaşı tam belime bağlayacakken kapım tıklanmaya başlandı, sesten belli oluyordu ki bu Elena veya bir başkası değildi, eğitimciydi.
"İçeriye 1 dakika girmeyin lütfen çıplağım!" diye bağırıp elimdeki kumaş ya da çarşafı her neyse daha hızlı bir şekilde belime bağlamaya başladım, sesin sahibi bir erkekten ziyade bir kadına aitti ve bu yüzden fazla bekleyeceğini sanmıyordum. Ah ne güzel. Bağlama işi bittiğinde koşarak yerden sürgülü camımı tam açılacak şekilde açtım ve beni karşılayan mavi gökyüzüne güvenerek aşağıya atladım. Çığlığımın duyulmaması için ağzımı kapattım ve içimden bir çığlık kopardım, derken düşme hissi durdu; altımda çalılıklar vardı ve yerle aramdaki mesafe 2 metre kadar olsa da biran önce kumaştan kurtulup saklanma işine geçmem gerekiyordu. Belimdeki düğümü çözüp çalılıkların üstüne düştüm, çok şükür ki kolumdaki birkaç çizik harici bedenime bir şey olmamıştı. Ve bir şey fark ettim, bu manzara da neydi böyle?! Hemen karşımdaki masada 4 kişi beni izleyerek doğruca bana bakıyordu, ve bunlardan biri de babamdı. Sanırım yapacağı farklı bir toplantı da buluşma yeri olarak burayı seçmişti. Oh ne güzel, bende nerde bu aksilik diyordum zaten.
Babam hariç masadaki diğer 3 kişiden birisi baş muhafız, diğer ikisi ise tanımadığım kişilerdi. Benim yaşıtım gibi duran bir erkek (ki gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyordu), ve yanında da ondan yaşça büyük sanki babası gibi duran bir adam vardı.
"Kusura bakmayın, kızım napıyorsun acaba?" diye söze giren ilk babam oldu. Yaşıtım gibi duran simsiyah saçlı çocuk bu sefer gülmemek için elini ağzına koyup suratını yana doğru çevirdi, sanki bu iş için ekstra çaba sarf ediyordu.
"Sonra açıklasam? Şu an çok acelem var da, kusuruma bakmayın lütfen" diyerek diğerlerinin karşısında bir reverans yaptım ve hızla oradan uzaklaşmaya başladım. Ah Zambak ah! Bula bula bu zamanı mı buldun cidden. Ya da onlar düşünüp taşınıp benim birden camdan atlayasımın geleceği zamanı mı bulmuşlardı? İçimden kendime saydırırken saklanacak bir yer buldum ve oraya sindim. Umarım beni bulmazlar diye dua ederken aynı zamanda da ellerimi yalvarır gibi birbirine kenetlemiştim, sadece bu günlük eğitime girmesem olmaz mıydı? Diğer günler girmeye razıydım ama daha nefes almadan eğitime sokulmak biraz garip geliyordu açıkçası. Ben gözümü kapatmış bir şekilde durup dua ederken aniden birinin gölgesi üstüme düştü. Hayır babam gelmiş olmasın, yoksa eğitimci mi geldi? O kadar camdan atladım bir zahmet bulamasın yani, iki saniyede dibimde bitmeseydi iyi olurdu. En sonunda gözlerimi açtım.
"Üzerinizdeki bu gümbürtü de ne böyle Aydınlığın Veliahtı?" diye konuştu bir ses. Ona doğru kafamı kaldırdığımda bu kişinin az önce gülmemek için etini bitini yediği çocuk olduğunu gördüm, peşimden mi gelmişti? Hadi onu boşver o kadar mı kötü saklanmıştım?
"Çok mu belli oluyorum burada?"
"Gözüm 6 derece miyop olsaydı bile sizi çok rahat bulurdum açıkçası." Tepkisine karşı somurttum, böyle açık sözlü olmaya ne gerek vardı?
"Her neyse bir şey olmaz, önümden çekilir misin? Beni iyi olmayan saklanma yerimde iyice belli ediyorsun" dedim ve elimle çık işareti yaptım. O da çıktı. Ama saklandığım yerin tam çaprazına oturup beklmeye başladı.
"Ne yapıyorsun?"
"Havanın tadını çıkarıyorum"
"Benimle dalga mı geçiyorsun?" diye burnumdan soludum, onun yüzünden eğitimciye yakalanacak halim yoktu.
"Birinin seninle dalga geçmesini istiyorsan okyanus krallığına gidebilirsin."
"Ay ne kadar komik, espritüellik akıyor resmen." Ayağa kalktım ve farklı bir yöne doğru gitmeye başladım, keşke başlamasaydım. Yönümü başka bir tarafa çevirdiğim anda eğitimciyle karşılaştım ve yolun tam tersine doğru koşmaya başladım. Daha deminki saklanma yerime varınca siyah saçlı şahısın çoktan ayağa kalkmış olduğunu gördüm, beni görünce anlamamış gibi baktı. "Ne old-"
"Kazan doğurdu! Kapa çeneni!" diye sertçe bağırdım ve koşmaya devam ettim. Arkamdan gelen eğitimciyi görmüş olacak ki kıkırdadı ve arkamdan "Bunun için miydi tüm çaban?" diye bağırdı. Duymazdan geldim ve maratonuma devam ettim. Babamların oraya geldiğimde babamla yine göz göze geldik ve bana doğru gözlerini açtı, sanki 'bu günkü aptallığın halis mi?' diye soruyordu. Ben de başımla 'evet halis' der gibi başımı salladım. Tam sandalyesinin yanında geçicektim ki kolumdan tutup beni durdurdu. "Ne bu kargaşa anlat bakalım"
Uzunca iç çektikten sonra hemen arkamdan eğitimcinin ve siyahlının geldiğini gördüm, eğitimci nefes nefese kalmış halde soluklanmaya çalışıyordu.
"Kralım" diyerek babamın önünde bir reverans yaptı.
"Ne oluyor acaba burada?"
"Kralım bağışlayın, leydimizi eğitiminin başlaması için çağırmaya gelmiştim fakat odasına girdiğimde kendisinin camdan atladığını gördüm. Camdan aşağıya bakıncaysa bahçenin sağına doğru koştuğunu gördüm ve buraya geldim, sonrası ise az çok tahmin edilebiliyor." Sırıtarak ona doğru baktım, beni bir yumrukta savuracakmış gibi duran kadın eğitimci hafifçe kaslarını çattı.
"Çok yorgundum..."
"Ne kadar yorgun olursan ol kızım, yaptığın çok tehlikeliydi ve ben bunun bir daha olmasını istemiyorum, o yüzden bundan sonra odanın pencerelerine kilit vurulacak." Tüm dünyam başıma yıkılmış gibi bir hâl takındım, gerçekten de öyleydi. Tamam yaptığımın tehlikeli olduğunu biliyorum, ama sırf yaptım diye camlarıma kilit vurmak mı? İçerde nefessizlikten gebermem mi isteniyor acaba?
"Peki odam nasıl hava alacak?"
"Havalandırma sistemi koyarız sen hiç merak etme canım kızım." dedi alayla, ben de onaylarcasına başımı salladım. Ne yapabilirdim ki başka zate
n?
"Şimdi eğitime mi gideceğim?"
"Bir zahmet."





