İçeriğe geç

VELİAHTALAR (Aydınlığın Yeni Veliahtı)

Bölüm 3 · 8 dk okuma

VELİAHTALAR (Aydınlığın Yeni Veliahtı)

Bölüm 3

Anlaşmazlık

Abimle akşam yemeğine sözleştiğim için Elena'yla birlikte yemek salonuna doğru ilerliyorduk, babamın ben çıkmadan önce söylediği şeyin hâlâ gerçek olup olmadığını sorguluyordum, zaten ben neyi sorgulamıyordum ki? Elena yemek salonuna doğru ilerlerken görüşmenin nasıl geçtiğini sordu fakat iyi demekle yetindim, şuanlık kimsenin bundan haberi olsun istemiyordum, hem veliahtlığı reddetme hakkına da sahiptim o yüzden boş söylentilerin çıkmasını da engelleyebilirdim. Ama şimdilik biraz aklımda kalsın, hemen reddetmek yerine biraz bekleyip reddetmek sanki babamı daha fazla ikna edermiş gibi geliyordu çünkü.

Salona vardığımızda abimin gözükür bir yerde yer tutmuş olduğunu gördüm ve elimi kaldırıp buradayım dermiş gibi salladım, o da aynısı yaptı.

"Buraya kadar bana eşlik ettiğin için sağ ol Elena, bundan sonra daha sık görüşelim olur mu?"

"Tabikii, benim için bir onurdur" diyip karşımda bir reverans yaptı ve yemek salonundan yavaş adımlarla uzaklaştı. Elena gittikten sonra abime doğru döndüm, ayağa kalkmıştı ve buyur der gibi eliyle sandalyeyi işaret ediyordu, başımla onu selamladığımda benim için ayrılan yere oturdum; abimin tam karşısındaydım. "Eee çilekli pastam hazır mı?" Gülerek bana doğru döndü ve alınmış gibi yüzüme baktı. "Sorgulaman bile çok büyük hata, benim bir şeyi söyleyip yapmadığım ne zaman görülmüş"

"Yaptığın görülmüş mü sanki?" Diyip kıkırdadım, hep bir şeyler söyleyip en sonunda söylediği şeyleri unutuyordu ve bu yüzden dediklerini yapmıyordu.

"Hatırlama problemleri işte takılma" dedi ve o da benimle birlikte kıkırdadı. Biz sohbet ederken masamıza sırasıyla yemekler getiriliyordu ve yemekleri gördükçe iştahım açılıyordu; tavuk kanatları, etler, balıklar, dolmalar... Burası kendi çapında başka bir diyardı sanki. Abim yemeklere nasıl baktığımı gördü sanırsam ve bana takılmaya başladı.

"Yemekleri tabaklarla yutmak yasak bu arada"

"Bu yasağı umursayacağımı sanmıyorum" dedim ve yemekleri teker teker mideye indirmeye başladım, bir prensese yakışır mıydı bilmiyordum ama kimseden korkmadığım için sorun etmiyordum. Korkusuzluk... Sanırım bir kötü ilkeye sahip olan kişi diğer bir iyi ilkeyi çiğniyordu. Hayır, çiğnemek zorunda kalıyordu; ben korkusuzluk duygumla bazen zariflik ilkesini çigniyordum, bazense sorgulayıcılık duygumla anlayışlılık ilkesini. Ben tüm bunları düşünürken ve aynı anda da yemekleri mideye indirirken abimin ses tonuyla dikkatim dağıldı ve ona doğru döndüm.

"Majestelerinin yanından geliyorsun sanırım, taht ile ilgili mi konuştunun?" Biraz düşünür gibi yapıp başımı salladım.

"Tahtla ilgili yeni bir gelişme var, majesteleri sırayla siz abilerime söylememi istedi hatta."

"Bu gelişme nedir peki?"

"Veliaht olarak seçildim" dedim. Abim birden yemek yemeyi bıraktı ve ciddileşti. "Şaka yapıyorsun herhalde"

"Hayır yapmıyorum"

"Zambak komik değil"

"Espri anlayışım o kadar rezil değil abi merak etme" dedim ve bende yemek yemeyi bıraktım. Birden ciddileşen bu hava da neydi böyle?

"Senden bunu beklemezdim, hayal kırıklığına uğradım Zambak"

"Kusura bakma ama tam olarak neden hayal kırıklığına uğradığını anlamadım. Bu kararı majesteleri verdi ben değil, ve-"

"Sen daha veliahtlık sürecini bile bilmiyorsun Zambak" diyerek sözümü böldü. Bu iş iyice sinir bozucu olmaya başlıyordu, sinirleniyordum. Ben kendimi sakinleştirmeye çalışırken o da sözüne devam etti:

"Bana verdiğin sözden sonra yaptığın iyilik bu mu yani? Hem bu kararın öyle birden verilmesi imkansız, illa ki kendini övmüşsündür."

Hayır Zambak. Sadece sus. Sadece umursama. Ve sadece çekip git.

Evet Zambak. Konuş. Hakkını savun. Ve onun çekip gitmesini izle.

"Zambak gerçekten-" masaya sertçe vurdum ve ayağa kalktım.

"Bölüyorum ama, acaba ne zaman o boş konuşan çeneni kapatıp beni dinleyeceksin? Sana bu kararı benim vermediğimi söylüyorum ve sen bunun üstüne birde bana iftira atıyorsun! Zayn'in taht için girdiği hengabeden şikayetçi olup bana sığınan abime bak, peki sen şu an ne yapıyorsun da Zayn'den farklı oluyorsun?" diye çıkıştım. İnanamaz gibi nefes verdi ve iç çekti, ortamda oluşan kısa sessizlikten sonra doğruldum ve gitmek için arkamı döndüm.

"Vazgeçecek misin?" diye sordu birden.

Neden bu kadar otoriter olmaya başlamıştı ki? Tamam tahtı istediğini biliyordum fakat en azından yalan da olsa şaşırmış gibi yapabilirdi, nasıl hissettiğimi falan sorabilirdi; şuan sanki beni sorguya çekiyormuş gibi davranıyordu.

"Vazgeçmezsem bu senin için bir sorun mu olur?" diye tekrar ona doğru döndüm. Tabiki de evet, cevabını bildiğim bir soruydu bu ama bende onu biraz sorguya çekiyormuşum gibi gözükmek istiyordum.

"Bunu bile bile sorman beni çok şaşırttı Zambak, ama cevabı istiyorsan söyleyeyim: Evet sorun olur"

Etrafımızdakilerden anlaşılıyordu ki abimle aramdaki gerilim diğerleri tarafından da hissedilmişti, çoğu kişi bizim masamıza doğru bakıyor, araya girip girmemek konusunda tereddüt ediyordu. En son bu konuşmaya son vermek için sorduğu soruyu kesin ve net bir şekilde cevapladım.

"Vazgeçmeyeceğim"

"Bende öyle Zambak" dedi abim ve o da beklemediğim bir şekilde ayağa kalktı. Aramızın kötü olması isteyeceğim en son şey bile değildi ama bana bu denli tehditkâr yaklaşması beni kendi çapımda haklı çıkarıyordu. Aynı anda arkamızı dönüp farklı yerlere doğru ilerlemeye başladık, o an tek üzüldüğüm şey yiyemediğim çilekli pastam olmuştu. Tam merdivenleri çıkacakken aklıma tabağımdaki yemediğim yemekler geldi ve tekrar yemek salonuna döndüm, tabağımda duran bütün yemekleri tabağıyla birlikte elime aldım ve kucağımda bir ton yemekle odama doğru çıkmaya başladım. Benim uğraşmamam için tabakları taşımama yardım etmek isteyen hizmetçiler oldu ama hepsini geri çevirdim.

~~~

Merdivenlerden çıkarken aklıma tonlarca düşünce hücum ediyordu. Bilinmezlik... Abimin kötü ilkesi buydu, kendisini çözmek bir boşluğa atlamak gibiydi; ama onun da henüz kendisini çözememesi daha ikonikti. Abim de bilinmezlik huyuyla Masumiyeti çiğniyordu, sonuçta bir kişi bilinmezliklerle doluysa onun masumluğunu nasıl teyit edebilirdiniz ki? Gerçekten hepsi birbirine bağlı gibiydi. Odamın bulunduğu kata doğru çıkarken çıkacağım son merdivenin başında Elena'yı gördüm, onunla konuşmam gerektiğini hissedip ona "Benimle gel" dedim ve hafifçe göz kırptım, kolumdaki onlarca yemek tabaklarını görünce biraz garipsesede pek aldırış etmedi.

Odaya vardığımızda kapıyı ardımızdan kapattım ve ışıkları açtım, elimdeki tabakları komidinin üstüne bıraktıktan sonra yatağımın baş köşesine oturup onun da tam karşıma oturması için elimi otur der gibi yaptım. "Saygısızlığım için kusura bakma, birden seni odama sürükledim"

"Dert etmeyin, ben de sizi bekliyordum zaten, ne oldu leydim?" Uzun uzun iç çekerek cevap verdim, birkaç dakikada neler olmamıştı ki.

"Elena Veliaht oluyorum" dedim, ne harika ama; daha demin belli etmemek için onu geçiştiriyorken şuan karşıma almış bülbül gibi şakırdıyordum. Açıkçası çok şaşırmasını bekliyordum fakat tam tersine rahatlamış gibi gözüküyordu. "Tebrik ederim, bence sana yakışır" dedi nazikçe. İşte abimden de beklediğim tepki hepi topu bunun gibi bir şeydi, ama ona bunu söylediğim andan itibaren bana birden düşman gözüyle bakmaya başlamış ve bana tehditkâr yaklaşmıştı. Ah Elena ah, senin şu tatlı dilliliğin beni bitiriyor ama ben de öyle düşünsem keşke. Bana yakışacağını.

"Ama ben yönetimle ilgili hiçbir şey bilmiyorum, ne yapacağım?" diye sızlanıp oflamaya başladım. "Ne diye inat ettim ki sanki, vazgeçicem deseydim her şey farklı olacaktı. Ama haklıydım." Saçımı başımı yolmak istiyordum ama Elena'nın yanında öyle bir varoşluk yapmayacaktım. "Sakin olun lütfen, her şey zamanla iyiliğe ulaşacaktır"

"Ne kadar da pozitifsin..." En iyi 4 temel ilke gibi: İyi niyetli, masum, anlayışlı ve zarif... Neredeyse hiç kötü ilke bulundurmuyor.

"Ben abim gibi söylediğim sözleri unutup bilinmezliğe karışacak türden birisi değilim, söylediğim şeylerin arkasında durmam ve onları savunmam gerek"

"Ki savunmanın en alâsını yapıyorsunuz zaten."

"Umarım yapabiliyorumdur" dedim ve iç çekişlerime devam ettim. "Elena, veliahtlık dönemi hakkında bilgili misin?" diye sordum, lütfen evet de.

"Yani kararsızım aslında." Lütfen evet de.

"O kararsızlığın bile yeterli, lütfen bana bildiğin her şeyi anlat" dedim ve arkama yaslandım, o da yatağımın ayak ucundaki bariyere yaslandı ve söze başladı:

"Veliaht olarak seçilen adaylar bildiğim kadarıyla kraldan sonra tahta geçmeye uygun olup olmadıklarını anlamak için ava gönderilirler"

"Av mı? Nasıl yani bildiğimiz av mı?

"Pek sanmıyorum, birkaç aşamadan oluşan ve her aşamanın tamamlanmasıyla alınan puanlar sayesinde geçilen bir sınav gibi düşünebilirsiniz." Biraz anlamış gibiydim ama bu av ne zaman yapılacaktı? Puan dağılımları nasıl belirleniyordu? Bir krallığın veliahtı başarısız olursa ne oluyordu? Aklımda bir sürü soru ve düşünce vardı, ama hepsini teker teker sormaya razıydım.

"Daha sonra avı başarıyla tamamlayan kişiler için bir şenlik düzenleniyor, ve bu şenliğe krallıkların kralı ve kraliçesi gibi önemli kişilerde katılabiliyor."

"Peki bu av denen şey tam olarak ne zaman yapılıyor?"

"Bütün krallıklar veliahtlarını seçip resmi bir şekilde duyurduktan 5 gün sonra ava gidilir diye biliyorum"

"Peki ya başarısız olursak?"

"O zaman krallığa başarısız olundu raporu yazılır ve veliaht olarak seçilecek ikinci aday sınava girer"

"Ama tek başına sınava girerse eşitsizlik olmaz mı?"

"Orasını bilmiyorum leydim" dedi, ona doğru kaşlarımı çatınca biraz irkilsede bu tavrımın 'leydim' kelimesinden dolayı olduğunu anladı. Aslında resmiyeti seviyorum fakat Elena'nın yakın arkadaşım gibi olmasını istediğim için daha samimi olmayı tercih ederim. "Size nasıl seslenmemi istersiniz?"

"Zambak yeterli." Başını onaylarcasına salladı ve odadan çıkmak için ayağa kalktı, önümde reverans yaptıktan sonra kapıyı nazikçe açıp dışarıya çıkacakken bir şey hatırlamış gibi yapıp bana döndü. "Ne oldu?" diye sormakla yetindim.

"Veliahtlığınızı kabul veya reddetmek için 2 gün süreniz var, bu süre zarfında karar vermezseniz veliahtlığınız çekilir ley-" aniden sözünü kesti ve boğazını temizleyip devam etti: "Yani Zambak"

Bu tepkisi karşısında hafifçe kıkırdadım ve yavaşça başımı salladım, kapıyı kapattığı zaman bütün dehşet üzerime düştü ve deli dana gibi ortalıkta dolanmaya başladım, ben gerçekten bir krallığı yönetecek kapasitede değildim, ama o aptal inadım yüzünden abime meydan okumuştum ve 'vazgeçmeyeceğim' demiştim. Bir o yana bir bu yana dolaşırken aynı zamanda ne yapacağıma karar vermeye de çalışıyordum; of zambak of, çeneni tutmazsan olacağı buydu zaten. Ama çenemi tutsaydım bu sefer de bir şey söylemediğim için etimi bitimi yiyecektim.

Ah doğru! Benim yemem gereken daha bir sürü yemek var. Tamam belki şu anda biraz rahatlayıp sadece yemeğime odaklanabilirim.

Yemeklerin oraya varınca aklıma bir fikir geldi, afferin kız sana Zambak diye iç geçirdim. Veliaht olmayı kabul edecek ve ava gidecektim, ama avda bilerek başarız olacak ve tıpış tıpış krallığıma geri dönecektim. Belki biraz gururumu zedeleyebilirdi ama yine de bu plan iş görürdü. Daha deminkinin aksine bu sefer odanın içinde mutluluk turları atmaya başladım. İnsan ruhu her saniye duygu değiştirebiliyordu demek ki.

Her neyse yemeklerime odaklanacağım, ama acaba tüm krallıklar veliahtlarını seçmiş midir? Eğer son krallık bizsek önümüzdeki 5 günden sonra ava mı gideceğim? Ama en önemlisi önce şu veliahtlık olayını geriye kalan iki abime söylemek, ondan sonra veliahtlığı kabul ettiğimi babama bildiririm.

Pekâlâ bu sefer gerçekten yemeğime dönüyorum ve tüm bu işleri ertesi güne erteliyorum.

Bölüm sonu

5 yorum