İçeriğe geç

VELİAHTALAR (Aydınlığın Yeni Veliahtı)

Bölüm 2 · 6 dk okuma

VELİAHTALAR (Aydınlığın Yeni Veliahtı)

Bölüm 2

Veliahtın Belirlenişi

Uyandığımda çoktan akşam olmuştu, yatağımdan doğrulup kollarımla esnedikten sonra bir süre duvarla bakıştım ve daha sonra yavaş hareketlerle yatağımdan çıktım. Son bahar aylarına yaklaştığımız için o sıcacık yatağımdan çıkmak bana ölüm gibi gelse de dinç hissettirmişti. Işıkları açtım ve saate doğru baktım, saat akşam sekize doğru yaklaşıyordu; giyinmek için dolabımın oraya doğru ilerlerken yavaşça kapım açıldı.

"Ah leydim uyanmışsınız" dedi hizmetlilerden biri, içeriye girdikten sonra kapıyı yavaşça kapattı ve bana doğru endişeli bir şekilde bakmaya başladı.

"Ne oldu?"

"Majesteleri sizi odasına çağırıyor" dedi. Şaşırdığımı gizleme ihtiyacı duymadan ona doğru baktım, sorgulamamdan anlayacak ki onay verir gibi yavaşça başını salladı. Babam beni önemli konular harici direkt odasına çağırmazdı, ya da çağırtmazdı. Şuan bulunduğumuz durumdan yola çıkarak bunun taht ile ilgili olduğuna neredeyse emindim, fakat garip olan da buydu; bu dönemlerde krallıkların neredeyse bütün erkekleri meşgul olurdu, kimisi tahta nasıl geçeceğini düşünür, kimisi de tahta kimin geçmesi gerektiğini düşünürdü; tabii bazıları bunlarla uğraşmak istemediği için odalarına kapanırdı ki ben olsam ben de aynısını yapardım.

"Tamam, beni kapının önünde biraz bekler misin? 10 dakikaya hazır olup çıkarım"

"Emredersiniz leyd-"

"Bu bir emir değil, sadece rica" diye sözünü kestim, birilerine emir verecek kadar gelişmiş olduğumu sanmıyordum ki direkt emretmekte istemiyordum.

"Kusuruma bakmayın leydim, ricanız benim için çok kıymetlidir lütfen yanlış anlamayın"

diyip odadan çıktı. Ben de fazla aldırış etmeden hızlıca hazırlanmaya başladım. Üstüme beyaz tülleri olan ve eteklerine doğru hafif mavileşen zarif bir elbise giydim, eteğinin fazla kabarık olmaması daha gündelik bir kıyafet olduğunu bas bas bağırıyordu ve bende bu yüzden bunu giymiştim. Normalde üstüme bir yelek alacaktım fakat sarayın o kadar da soğuk olmadığı aklıma gelince vazgeçtim. Daha sonra ellerime beyaz tülden yapılmış eldivenlerimi de giydiğimde hazırlanma sürecim neredeyse bitmişti, son olarak saçlarımı da taradım ve bütün saçımı sol tarafıma doğru atıp odamdan çıktım.

"Çok zarif görünüyorsunuz leydim" dedi kapının önünde beklemesini söylediğim kadın hizmetçi, kendime en yakın hissettiğim hizmetçilerden biriydi; bir partiye hazırlanmam gerektiğinde yardıma hep o gönderilirdi, yeni haberlerden beni hep o haberdar ederdi ama ben nedense ona hiç adını sormamıştım. "Siz de çok zarifsiniz..." dedikten sonra biraz bekledim ve tekrar söze başladım "Adınız neydi acaba?"

"Benim gibi birinin adı ne işinize yarayacak ki leydim" dediğinde hayretler içinde ona doğru döndüm, bu sırada çoktan babamın odasına doğru yürümeye başlamıştık. "Bir kişinin adını işime yarasın diye mi soruyorum ben? Aşk olsun yani"

"Hayır öyle demek istemedim" dedi. Kıkırdadım. Bir yere giderken birileriyle sohbet etmek çok zevkli oluyordu.

"Elena"

"Hımn?"

"Adım Elena"

"Heh şöyle işte, memnun oldum Elena, birde şu resmiyetten biraz uzaklaşırsan tam olacak" dedim. Biraz çekingen bir kızdı ve neredeyse aynı yaşta gibi gözüküyorduk, aslında yaşını sorabilirdim ama kızı sorulara boğmak istemiyordum. Merdivenleri çıkmaya başladığımızda gerginlik seviyem tavan yapmıştı, birazdan babamın odasına girecek ve onunla özel bir şey konuşacaktım. Elena ve muhafızlara çaktırmadan nefes egzersizleri yapmaya çalışıyordum ki biraz sakinleşebileyim.

"Geldik leydim, iyi şanslar..."

"Teşekkür ederim..." dedikten sonra tereddütle biraz bakıştık ama en sonunda cesaretimi toplayıp kapıyı tıklatarak muhafızlar eşliğinde içeri girdim. Bu odaya kaç kez gelirsem geleyim her seferinde ne kadar büyük olduğunu görünce şaşırıyordum, sarayın 4'te 1'ini kaplıyor resmen bu oda desem yalan olmazdı. Ben içeri girdikten sonra muhafızlar ardımdan odadan çıktı ve kapıyı kapattılar, nihayet baş başa kaldığımızda küçük bir reverans yaptım ve babamın oturduğu koltuğa doğru yürümeye başladım. "Beni çağırmışsınız Kralım" dedim sorgulayıcı bir şekilde, ne kadar babam da olsa çoğunlukla ona 'majesteleri' veya 'kralım' diye seslenmem gerekiyordu. Arasıra da 'lordum' diyordum tabi ama bu terim gennelikle daha genç kişiler için kullanılıyordu.

"Eminim ne hakkında konuşacağımızı az çok tahmin etmişsindir diye düşünüyorum Zambak"

"Taht değil mi?" dedim. Burnundan nefes vererek sakince güldü. "Evet, her zaman ki gibi yine cevabı bulmuşsun" dedi. Lafına karşılık olarak hafifçe sırıttım ve ona doğru baktım. "Bir şeyleri istemeden de olsa otomatikmen sorgulamaya ve cevabını bulmaya çalışıyorum, bazen bu huyumdan nefret ettiğim bile oluyor"

"Ama ben bu huyunu çok seviyorum biliyorsun değil mi? Ayaklarımızın bastığı bu toprakların 4 iyi ve 4 kötü ilkesinin neredeyse hepsi sende bulunuyor canım kızım" diye devam etti. 4-4 toplam 8 ilke... Hepsi bende mi bulunuyor? Tereddütlü bir şekilde başımı onaylarcasına salladım ve babamın hemen önündeki koltuğa oturdum, ve söze devam etmesini bekledim.

"Seni buraya çağırma sebebimden önce, bu 8 ilkeyi hatırlıyor musun onu soracağım"

"Hatırlıyorum"

"Peki bunlar neydi?"

"Aydınlık Krallığı'nın en iyi 4 ilkesi: İyi niyet, masumiyet, anlayışlılık ve zariflik; en kötü 4 ilkesi: kör edenlik, bilinmezlik, sorgulayıcılık ve korkusuzluk. Eğer yanlışım varsa düzeltin lütfen"

"Hepsi doğru, peki krallığımızın en önemli 2 ilkesi nedir?"

"İyi Niyet ve Sorgulayıcılık" dedim. Gurur duyarmış gibi bakıp kısa bir iç çekti.

"Abilerine bu ilkeleri sorduğumda Everest hariç diğerleri hep başka başka şeyler söyledi, özellikle de Zayn. Fakat seni takdir ederim, senden daha azını beklemezdim Zambak"

"Burada abilerimin dedikodusunu yapacak değilim, saadete gelebilir miyiz artık majesteleri?" dedim ve babamın kıkırdamasını izledim, anlaşılan beni sınıyordu ki bu epey anlaşılırdı.

"Biliyorsun, tahttan inme zamanım yaklaşıyor ve benim dördünüzün arasından birinizi veliaht olarak seçmem gerekiyor." Dördümüz mü? Yani aralarında ben de mi vardım?

İşte bu hiç beklenmedikti, bildiğim kadarıyla 5 krallık arasından neredeyse hepsi veliahtlarını erkek çocuklarından seçmişti, İhtişam Krallığı hariç; Kral ve Kraliçenin 3 adet kız çocuğu vardı ve Kral'ın asıl amacı şöhret olduğu için başka çocuk yapmayla uğraşmamıştı. Of her şey çok karışık, bunlarla nasıl başa çıkacağım ben? "Aklınızda ne var babacığım?" dedim, biraz daha samimiyete giriş yapmak istemiştim ve babam da bundan rahatsız olmamıştı. "Bana fikirlerini ve kimin tahtta daha iyi iş yapabileceğini söylemeni istiyorum." Bunun için miydi yani? Biraz boşuna stres olmuşum gibi geldi ama kolay bir soru da değildi. Biraz düşündükten sonra söze başladım:

"Bence bunun her türlü sizin düşünceleriniz yönünde belirlenmesi gerekiyor, fakat isteğiniz üzere sırayla abilerimi yorumlamaya geçiyorum: Everest, en küçük abim bana kalırsa aralarından en bilgili ve bilinçli olanı, ama güç konusunda o kadar da iyi değil, eğer zeka yönünden birini istiyorsanız Everesti veliaht olarak seçebilirsiniz. Louis, ortanca abim aralarından en kurnaz olanıdır ve insanlara fark ettirmeden bir sürü iş çevirebilir ki bu huyunu hiç sevmiyorum." İyi Niyet... Ortanca abim bu ilkeyi resmen üzerinde takla atarak çiğniyor, ve bunun sonucu olarak Masumiyet ilkesi de arada kaynıyor, eğer Louis abim veliaht olarak seçilip başa gelirse krallığımızın özü bile yok olabilir.

"Zayn, en büyük abim ise güç kuvvet bakımından en yapılı olanıdır, genellikle kafası savaş ve dövüşe çalışır o yüzden işlerini de böyle çözmeyi sever, eğer yengaver gibi birini istiyorsanız da onu seçebilirsiniz" dedim ve derin bir nefes aldım.

"Ağzına sağlık Zambak" dedi babam kinayeyle. Ne kadar soğukkanlı gözüksemde içimden konuşmanın iyi yerlere gitmesi için dualar edip duruyordum. Babam kısa süreli düşüncelere dalmış gibi gözüküyordu ama en nihayetinde başını bana doğru kaldırıp gözümün içine doğru bakmaya başladı.

"Peki sen?"

"Efendim?"

"Peki ya sen veliahtlık için nasıl birisin Zambak?" Ben mi? Yok babacığım kalsın. "Ben kendimi hiç tavsiye etmem açıkçası, kılıçta kötüyüm, yönetimde kötüyüm, okçuluk... Eh işte, ve daha neler neler varda boş verin"

"Ya" dedi a harfini uzatarak.

"Kısaca böyle, eğer konuşmamız bittiyse ben kalkiğim, sizi boş yere meşgul etmek istemem babacığım" dedim ve yavaşça yerimden kalktım, gitmeden önce önünde tekrar bir reverans yapıp kapıya doğru ilerledim.

"Zambak"

"Efendim?"

"Abilerine söyle olur mu?"

"Neyi?"

"Seni veliaht olarak seçtiğimi"

Bölüm sonu

11 yorum