İçeriğe geç

VELİAHTALAR (Aydınlığın Yeni Veliahtı)

Bölüm 11 · 5 dk okuma

VELİAHTALAR (Aydınlığın Yeni Veliahtı)

Bölüm 11

Son Hazırlık

*2 Gün Sonra*

Yarın sabah ava gidecektim, hissettiğim duygu ne kadar heyecan bile olsa bu beni o kadar strese sokuyordu ki karnıma yeni kramplar eklenip duruyordu. Bu 5 günlük eğitim süreci içinde bir çok yönden gelişmiştim fakat yönetimle ilgili hiçbir şey öğrenmemiş olmam beni korkutuyordu, ya da bazen bunların hiçbirini önemsemeyip 'zaten bilerek başarısız olucam' diyordum ve bu bana açıkçası daha iyi geliyordu.

Saat 22:37

Yatağımın üzerine konmuş kıyafetlere doğru baktım, oldukça kalın bir kumaştan yapılmış ve omuzlarına doğru çelikleşen uzun kollu bir tişört, ve onun bir parçası gibi dikilmiş dizlerimin biraz aşağısında biten kalın bir etek, eteğin altına giymem içinde siyah bir tayt. Hepsini giyince sanki bir mont giymişim gibi gözüküyordu, tabii ben belimi kaplayan sıkı bir kemer de takmıştım; işin olumsuzu ben bu kıyafetleri yatarken de giyecektim. Değişik bir kural daha.

Üstümü giyip kendimi aynada süzerken kapım hızlıca birkaç kere tıklanıp açıldı, arkama bakma gereyi duymadan kendimi incelemeye devam ettim, tuttuğunu koparan yaver bir kadına dönüşmüştüm. Bundan sonra daha sık mı böyle kıyafetler giyseydim acaba?

"Bakıyorum da çoktan hazırlanmışsınız," dedi arkamdaki ses, gelen babamdı.

Onu görmeyi beklemiyormuş gibi ona doğru döndüm ve şaşırdığımı gizlemeden babama doğru baktım. Tam önünde reverans yapacaktım ki elleriyle beni durdurdu.

"Şu an saygının sırası değil, demek ava gidiyorsun ha?" duygulanmış gibiydi. Kafamı sallayarak cevap verdim.

"Zaman ne kadar hızlı geçiyor değil mi?" diye sordum nefes vererek, bildiğin şu an nostalji yaşıyorduk.

"Ava gitmeden önce sana öğretmek istediğim bazı şeyler var," diye devam etti.

"Nasihat mı vereceksin yani?" derken sırıttım, babam gözünü devirerek nefes verdi ve tekrar bana baktı.

"Güç vereceğim sana,"

"Güç mü?" Ne demek istediğini anlamamıştım.

"Gel oturalım," diyip odamın köşesindeki masayı işaret etti, babam karşıma ben de onun karşısına oturdum.

Babam ellerini kocaman açtı ve iki avcunu birbirine doğru bakıttırdı. N'aptığını çözmeye çalışırken iki elinin arasında bir ışık hüzmesi, şimşek gibi cızırdayarak belirdi. Gözlerime inanamıyordum, 20 yıllık hayatım boyunca ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordum.

"Bu da ne?" diye sordum tereddütle.

"Büyü," diye yanıt verdi.

"O sadece masallarda olmaz mıydı?"

"Belki de zaten bir masalın içindeyizdir." Sorgulayıcı bakışlarımla babama doğru baktım, gülümsüyordu.

"Şimdilik bu kadar küçük olduğuna bakma, eğer bunu büyütürsem seni içine alabilir, hatta elektrik olarak seni çarpabilir."

"Bana bunu mu öğretmek istiyorsun?"

"Daha büyüğünü öğretmek istiyorum, bu hemen öğrenilecek bir şey değil fakat eğer bunu öğrenip geliştirirsen çok fazla güçlenirsin."

"Tamam hadi hemen başlayalım." dediğimde babam işaret ve orta parmaklarını birleştirip şakağıma bastırdı, ilk saniyelerde çok bir şey hissetmesem de daha sonra bir anda gelen beyin zonklamasıyla bedenim küçük çaplı bir felç geçiriyormuş gibi hissettim. Çığlık atmamak için kendimi zorlarken acı yavaş yavaş kayboldu.

"Dehşet acı veriyor," diye sitem ettim, babam beni normalmiş gibi başıyla onayladı.

"Çığlık atmanı bekliyordum fakat yapmadın, her neyse. Şu an ben de olan bir gücü sana da transfer ettim, bu gücü çalıştırmak için ilk olarak iki işaret parmağını birbirine baktır ve bedenindeki bütün ışığın parmaklarından dışarıya çıktığını düşün." dediği gibi yaptım.

Bedenimdeki bütün ışığın parmaklarımdan dışarıya çıkması...

Kafama bıçak saplanıyormuş gibi olan bir sancıyla gözümü açtım ve iki elimide kafama götürdüm, beynim zonkluyordu. Daha da kötüsü kulaklarım da çınlamaya başlamıştı.

"Sakin ol Zambak, ilk denemelerde bunları hissetmen normal, daha sonra alışacaksın."

"Böyle sivri bir acıya alışmak gibi bir şey düşünemiyorum."

~~~

Alarmımın çalmasıyla uyandım, üstümdeki kalın kıyafetlerle gece boyu yatmak hiçte kolay olmamıştı. Cebelleşerek yataktan kalktım ve elimi yüzümü yıkadıktan sonra saçlarımı tarayıp sıkı bir at kuyruğu yaptım. Saat 05:35 di. Yaklaşık 5 dakika sonra da güneş doğacaktı.

Dün akşam babam odama gelip bana 2 farklı büyü göstermiş ve nasıl yapılacağını öğretmişti, 1. Büyü ne kadar kafamı zonklatsa da 2. Büyü de herhangi bir sıkıntı yaşamamıştım. Peki 2. Büyü ne desem beğenirsiniz? Uçma büyüsü... Tam benlik, hatta gece kendimi yatağıma bırakırken bu büyüyü denedim ve yaklaşık 15 saniye boyunca havada durdum. İnanılmaz bir şey!

Dün gece hazırladığım orta boyut bir sırt çantasını hemencecik sırtıma geçirip odamdan çıktım, saray çok sessizdi ve hiçbir ses duyulmuyordu. Yavaş adımlarla merdivenlerden inip sarayın ana giriş kısmına gelince sarayın önüne bir düzine insanın toplanmış olduğunu gördüm, beni görür görmez alkışlamaya başladılar.

Hemen köşede duran babam yavaşça yanıma geldi ve beni şakağımdan öptü, daha sonra beni kendine doğru çevirip sarıldı. Birçok kişinin önünde babamla bu denli sarılmayalı epey olmuştu, ben de ona sımsıkı sarılıp başımı omzuna yasladım.

"Orada kendine koca bulmayı unutma olur mu?" ciddiye alamadan güldüm, bu da neydi şimdi?

"Baş üstüne kralım." Bulsam fena da olmazdı aslında, tam olarak hedefimi bulmuş olurdum.

"İyi şanslar Zambak'ım." dediğinde yüreğim bir buruk olmuştu, bilerek avı kazanamayacağım düşüncesi sürekli aklıma gelip beni yokluyordu. Babama teşekkür ettikten sonra küçük abim Everest geldi yanıma. O da bana sarıldı.

"Hâlâ tahta geçme şansım var haberin olsun," sesi değişik çıkmıştı, abimin hâlâ bu konuda hırslı olduğuna inanamıyordum.

"Hâlâ hayal kurma şansın varken hayal kurmaya devam et bence," yalandı. Zaten kaybedecektim, boşuna egoistlik yapıyordum. Ama abim egoistliğin zirvesini yaşıyordu.

"Umarım avdaki zamanların, geçirdiğin en güzel anıların olur."

"O da ne demek şimdi? Ailem ve halkım olsun onlar benim için en güzel anılarım zaten." Sözümü bitirmeden yanımdan ayrılmıştı, sabah sabah uyuzluğu yine üstündeydi fakat bu halini seviyordum.

Daha sonra benim için hazırlanan at arabasına doğru yürüdüm, araba terimi pek doğru olmazdı aslında çünkü bu direkt bir attı. Neden çavuş kıyafetleri giydiğimi ilk olarak burada anladım.

Atın üstüne çıktığımda hemen yanımda başka birisinin de atın üzerine bindiğini gördüm, başımı çevirir çevirmez bu kişinin Elena olduğunu görünce nasıl tepki vereceğimi şaşırmıştım. Tepkimi fark etti olacak ki bana doğru dönüp gülümsedi.

"Yolculuğuna ben de katılıyorum, alınmadın umarım."

"Ne alınması ya! Çok sevindim çok." dediğimde elini barış işareti yaptı ve ikimiz de önümüze döndük.

Önümde bir tane daha at vardı ve atın üstünde de bir adet kadın. Sanırım bize yolu o gösterecek diye düşündüm. Dört bir tarafımdan ıslıklar ve gülüşmeler duyuyordum, saray halkı beni uğurlamak için sabahın bu vaktinde kalkmışlardı. Onlara doğru gülümseyip el salladım ve megafonlardan gelen kalın sesi duyarak önüme döndüm.

Sarayın önündeki zırhlı askerler ellerindeki büyük kırmızı bayrağı kapının önünden çektiler ve daha sonra da kapı açılmaya başladı.

Önümüzdeki kadın atını dürtmeye başlayınca biz de aynısını yaparak atları harekete geçirdik ve en sonunda da koşturmaya başladık. An itibariyle av başlıyordu.

Bölüm sonu

3 yorum