İçeriğe geç

VECD (Mafya ile zorla evlilik)

Bölüm 7 · 3 dk okuma

VECD (Mafya ile zorla evlilik)

Bölüm 7

Bölüm 7 - Kan ve Gül Yaprakları

Yaklaşık on dakika süren o cehennem, yerini derin ve kasvetli bir sessizliğe bıraktı. Kulaklarımdaki çınlama yavaş yavaş azalırken, sanayi bölgesinin o eski fabrika binalarının arasında yankılanan son silah sesleri de yerini Ankara’nın o uğultulu rüzgârına bıraktı. Barut kokusu arabanın içine kadar sızmış, genzimi yakıyordu. Kalbimin vuruşlarını boğazımda hissediyordum; o kadar yoğundu ki, her nefeste canım acıyordu.

Arabanın kapısı aniden büyük bir hızla açıldığında korkuyla irkilip koltuğun köşesine sindim. Ancak içeriye sızan o soğuk havayla birlikte tanıdık, odunsu ve tütün karışımı koku odayı kapladı. Gelen Devrim’dir.

Üzerindeki siyah kazağın sol omzunda, merminin kumaşı parçalayıp geçtiği derin bir yırtık vardı. Beyaz, pürüzsüz tenine sızan ince ama yoğun bir kan şeridi, kazağın siyah dokusunu ıslatarak aşağıya doğru akıyordu. Yüzünde barut lekeleri, alnında ise saçlarına karışan ter damlaları vardı; ancak gözleri... O kapkara gözleri hâlâ aynı mutlak otoriteyle, zerre sarsılmamış bir güçle parlıyordu.

Arkasında, her zamanki gibi bir gölge gibi beliren Baras duruyordu. Elindeki telsizi ceketinin iç cebine koyarken, yüzündeki o buz gibi profesyonel ifadeyi bir an bile bozmadan konuştu: "Savaş’ın adamları, Devrim Bey. Üçü etkisiz hâle getirildi, ikisini canlı ele geçirdik. Çocuklar aşağıda ilgileniyor, sabaha kalmaz konuşacaklar."

"Güzel," dedi Devrim. Sesi, dışarıda az önce bir ölüm kalım savaşı veren adamın yorgunluğunu taşısa da, hâlâ namludan çıkmaya hazır bir mermi kadar net ve sertti. Arabanın içine binip kapıyı hızla kapattığında, dışarıdaki o soğuk hava dalgası kesildi. Bakışları anında beni buldu. Saniyeler içinde tepeden tırnağa beni süzdü; ellerime, yüzüme, üzerimdeki siyah elbiseye baktı. Herhangi bir zarar görüp görmediğimi anlamak ister gibi gözlerinde loş ışıkta bile fark edilen bir panik dalgası dolandı. "İyi misin? Bir yerin acıyor mu? Efsun, cevap ver."

"Ben... ben iyiyim," diyebildim, sesim bir fısıltıdan farksız çıkmıştı. Dudaklarım titriyordu. Bakışlarım onun sol omzundaki o kan gölüne kaydı. "Ama sen... sen kanıyorsun. Vuruldun."

"Bu küçük bir sıyrık, Efsun. Benim canımı bu dünyada sadece senin korkun yakar," dedi. Sesi ilk defa bu kadar derinden, ilk defa bu kadar romantik ve içten geliyordu. Elini uzatıp titreyen çenemi parmaklarının arasına aldı. Dokunuşu o kadar sıcaktı, o kadar sahipleniciydi ki, içimdeki o korku duvarının un ufak olduğunu hissettim.

"Savaş..." dedim, gözlerimde biriken yaşlara engel olamayarak. "Savaş bizi asla rahat bırakmayacak, değil mi? Benim yüzümden, ailemin yüzünden sürekli bu tehlikenin içinde mi olacaksın?"

Devrim’in gözlerindeki o sert ifade, ben ağlamaya başladığım an tamamen yok oldu. Elini çenemden kaydırıp yanağıma yerleştirdi, başparmağıyla gözyaşlarımı yavaşça sildi. Ardından benim elimi yakaladı; büyük, sıcak avcuyla parmaklarımı kavrayıp doğrudan kendi göğsünün üzerine, o deli gibi çarpan kalbinin tam üstüne bastırdı.

"Savaş bu dünyadaki son hamlesini yaptı, Efsun," dedi, gözlerini gözlerime dikerek. O kapkara okyanusta bu kez sadece öfke değil, bana ait olan her şeyi korumaya yemin etmiş bir adamın sarsılmaz iradesi vardı. "Kimse benim olan bir şeye, benim soyadımı taşıyan bir kadına elini uzatamaz. Sen Karahanlı malikânesine girdiğin an, benim nefesim oldun. Şimdi eve dönüyoruz. Babanın ziyareti bir süre ertelenecek. Önce bu yarayı temizlememiz lazım."

"Ben temizlerim," dedim aniden. Kelimeler dudaklarımdan benden izinsiz, kalbimin en derinindeki o garip dürtüyle dökülmüştü. Onu o halde başkalarının ellerine bırakmak istemiyordum. Bu adam benim için kurşunların önüne atlamıştı.

Devrim’in dudaklarının kenarında o büyüleyici, içimi ısıtan sıcacık gülümseme belirdi. Beni hafifçe kendine doğru çekti ve başımı omzunun sağlam olan sağ tarafına yasladı. Diğer eliyle saçlarımı okşarken, konvoyumuz büyük bir gürültüyle geri dönüş yoluna geçti. Ankara’nın gri, dumanlı sokakları pencerenin arkasından akıp giderken, ben hayatımın en güvenli sığınağını o karanlık adamın göğsünde bulmuştum. Bu, ölümün kıyısında filizlenen, ruhumu tamamen esir alan o büyük kendinden geçişin, yani Vecd’in en derin anıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.