Gözlerimi açtığımda odanın içindeki şömine çoktan sönmüş, geriye sadece gri küller ve odanın devasa pencerelerinden içeri sızan buz gibi bir Ankara sabahı kalmıştı. Yatağın diğer tarafına elimi uzattığımda hissettiğim tek şey soğuk çarşaflardı. Devrim gitmişti.
Gelinliğin ağırlığından kurtulup gardıropta benim için hazırlandığı belli olan siyah, sade bir elbise giydim. Aynadaki yansımam hala yabancıydı ama gözlerimde dün geceki o çaresiz korkunun yerini, ne olduğunu çözemediğim bir kabulleniş, belki de Devrim’in alnıma bıraktığı o öpücüğün tuhaf sıcaklığı almıştı.
Odadan çıkıp malikânenin labirenti andıran uzun koridorlarında yürümeye başladım. Ev o kadar büyüktü ki, kendi ayak seslerim bile yankılanıyordu. Aşağı kattan gelen kısık sesleri duyduğumda adımlarımı yavaşlattım. Merdivenlerin başından baktığımda, büyük salonda Devrim ve Baras’ı gördüm.
Devrim, dün geceki damatlığından sıyrılmış, siyah bir kazak ve koyu renk bir kumaş pantolon giymişti. Elindeki kahve bardağını sıkıca tutarken çenesi kasılmış, Baras’ın elindeki tablete bakıyordu.
"Savaş sınırı zorluyor," dedi Baras, sesi her zamanki gibi bir robot kadar pürüzsüz ve ciddiydi. "Dün gece düğünde yaptığı çıkış yetmemiş gibi, şimdi de güney sevkiyatının rotasını öğrenmeye çalışıyor. Efsun Hanım’ın ailesini de takibe almışlar."
Devrim kahvesinden bir yudum aldı, gözlerindeki o kapkara fırtına sabahın loş ışığında bile kendini belli ediyordu. "Savaş benim sabrımı kendi eceliyle karıştırıyor," dedi, sesi buz kesti. "Soykan ailesinin etrafındaki korumayı iki katına çıkar, Baras. Efsun’un saçının teline zarar gelirse, Savaş’ın haritadan sileceğim bir bölgesi kalmaz."
Duyduklarımla arkama doğru bir adım atarken, ayağımın altındaki ahşap parke hafifçe gıcırdadı. İki baş da anında yukarı, bana doğru döndü. Baras saygıyla başını eğerken, Devrim’in yüzündeki o sert, acımasız ifade saniyeler içinde yerini çözülmesi imkansız bir yumuşamaya bıraktı.
"Günaydın," dedi Devrim, gözlerini benden ayırmadan. Kahvesini masaya bıraktı ve merdivenlere doğru yürümeye başladı.
"Günaydın," diyebildim sadece. Konuşmalarını duyduğumu anlamış olmalıydı ama bunu sorun ediyor gibi görünmüyordu.
"Uyanmanı bekliyordum," dedi, merdivenlerin ortasında durup elini bana doğru uzatarak. "Kahvaltı hazır. Ama önce... bilmen gereken bazı kurallar var."
🕯️