Düğünün o gürültülü, sahte kalabalığı arkamızda kalmıştı. Gecenin yarısını çoktan geçmişken, Devrim’in o meşhur siyah arabası devasa demir kapılardan geçip ormanlık bir arazinin ortasındaki malikâneye giriş yaptı. Yol boyunca ikimiz de tek bir kelime dahi etmemiştik ama arabadaki o yoğun sessizlik, en gürültülü kavgadan bile daha çok yormuştu beni.
Araba durduğunda Devrim benden önce davranıp kapımı açtı. Gelinliğimin eteklerini toparlamama yardım etmek ister gibi elini uzattı. Duraksadım. O sert, acımasız mafya liderinin elini bana böyle kibarca uzatması o kadar tezat bir görüntüydü ki... Parmaklarımı yavaşça onun sıcak avcuna bıraktım. Tenime dokunduğu an, kalbimin göğüs kafesime vuran ritmi yine değişti.
Bizi kapıda karşılayan Baras, başıyla hafif bir selam verdi. "Güvenlik hatları temiz, Devrim Bey. Odadaki her şey hazır," dedi. Sesi her zamanki gibi resmîydi ama bakışlarında ilk defa bana karşı bir yumuşama görür gibi oldum.
"Sağ ol Baras. Sabah sekize kadar kimse beni rahatsız etmesin," dedi Devrim. Sesi yorgun ama bir o kadar da sahipleniciydi.
Malikânenin üst katındaki devasa odaya girdiğimizde, kapı arkamızdan kapandı. İçerideki loş şömine ateşi, odayı hem ısıtıyor hem de duvarlara romantik, altın sarısı gölgeler düşürüyordu. Yatağın üzerine serpiştirilmiş beyaz gül yaprakları ve odanın köşesindeki masada duran iki kadeh şarap, buranın bir hapishaneden ziyade, gerçek bir balayı odası gibi görünmesi için hazırlanmıştı.
Gelinliğin ağırlığı ve günün stresiyle şöminenin karşısındaki koltuğa çöktüm. Gözlerimizi ateşe dikmiş, akıp giden hayatımı düşünürken Devrim’in ceketini çıkarıp bir kenara fırlattığını, ardından gömleğinin ilk birkaç düğmesini gevşettiğini gördüm. O sert adam gitmiş, yerine büyüleyici bir yorgunluk taşıyan bir adam gelmişti.
Yavaşça arkama geçti. Nefesi saçlarımın arasına sızarken omuzlarımın gerildiğini hissettim. Ama kaçmadım.
"Çok ağır olmalı," diye fısıldadı.
"Gelinlik mi?" dedim, sesim neredeyse çıkmayacak kadar kısık bir tonda.
"Hayır," dedi, parmakları yavaşça sırtımdaki derin dekoltenin kenarlarına dokunurken. Dokunuşu tenimi yakıp kavuruyordu. "Bu gece omuzlarına yüklediğim bu soyadı... Karahanlı olmak ağır bir yüktür, Efsun."
Yavaşça arkasındaki ipleri gevşetmeye başladı. Gelinliğin sırtımdaki baskısı azaldıkça, nefes alabildiğimi hissettim. Devrim acele etmiyordu; sanki her bir saniyeyi, tenimin onun dokunuşuyla nasıl ürperdiğini ezberlemek ister gibi yavaş hareket ediyordu. İpleri tamamen çözdüğünde, ellerini omuzlarına koydu ve beni yavaşça ayağa kaldırıp kendine doğru çevirdi.
Gelinliği göğsümün üzerinde tutarak gözlerimi onun kapkara gözlerine diktim. Aramızda hiçbir şey yoktu; ne yeraltı dünyası, ne borçlar, ne de düşmanlar. Sadece şöminenin çıtırtısı ve ikimizin hızlanan solukları vardı.
"Benden gerçekten nefret ediyor musun?" diye sordu Devrim. Sesi ilk defa bu kadar çaresiz, ilk defa bu kadar insani geliyordu. Elini yüzüme doğru uzattı, başparmağıyla dudağımın kenarını yavaşça okşadı. "Bana bakarken gözlerinde gördüğüm şey sadece öfke mi, Efsun?"
"Bilmiyorum," diye fısıldadımdan dürüstçe. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki, sesim dudaklarımdan dökülürken titriyordu. "Sana kızgınım, Devrim. Beni buraya ait olmadığım bir dünyaya kapattığın için kızgınım. Ama..."
"Ama?" dedi, yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırarak. Dudaklarımız arasındaki mesafe yok denecek kadar azdı. Kokusu başımı döndürüyordu.
"Ama senin yanındayken... kendimi hiç olmadığım kadar güvende hissediyorum. Bu beni korkutuyor."
Devrim’in gözlerinde, o karanlık okyanusta bir fırtına koptu sanki. Dudaklarının kenarında belli belirsiz, sıcacık bir gülümseme belirdi. Eğildi ve dudaklarını alnıma bastırdı. Uzun, sessiz ve kutsal bir öpücüktü bu. Bir mafyanın bir kadına sunabileceği en saf sadakat yeminiydi.
"Korkma," diye fısıldadı dudakları alnımdayken. "Bu dünyadaki herkes canını yakmak istese bile, karşında önce beni bulacak. Sen artık benim zayıflığım değilsin Efsun, sen benim gücümsün."
Beni yavaşça yatağa doğru yönlendirdi, üzerimdeki o ağır gelinliği incitmeden taşımama yardım etti. O gece, zorla başlayan bir evliliğin, ruhlarımızı eriten o büyük tutkuya —yani Vecd’e— dönüşümünün ilk gecesiydi. Karanlığın içinde, birbirimizin kalbinde kaybolmuştuk.
🕯️
