Aden, gözlerini araladığında, içindeki karanlık ve belirsizlikle dolu dünyadan bir anlık kaçış yaşamış gibi hissediyordu. Yavaşça başını kaldırmaya çalıştı, ama bedeninin ağırlığı sanki onu yere yapıştırmış gibiydi. Etrafında tanıdık ama bir o kadar da yabancı bir ortam vardı. Kafasını kaldırdığında, odanın sıcak ışığında bir siluet belirdi; o tanıdık karizmatik adam. “Yavaş ol,” dedi adam, sesi sakin bir deniz gibi. “Senin burada ne işin var, ve ben kimin evindeyim.” Aden, kendini toparlamaya çalışarak, “Neden buradayım?” diye sordu, sesi hâlâ titrek ve tedirgindi. “Öncelikle tanışalım,” dedi adam, gözlerinde bir parıltıyla. “Benim adım Kaan.” Aden, ismini söylemekte tereddüt ederken, Kaan’ın gözleri derin bir merakla parladı. “Senin adını duymak istiyorum,” diye ekledi. “Aden,” dedi Aden, kendince bir cesaret bulmaya çalışarak. “Ama neden benim burada olduğumu henüz açıklamadınız.” Kaan, derin bir nefes alarak, “Senin peşindeler,” dedi, kelimeleri yavaşça ve titizlikle seçerek. Aden’in kalbi bir an için durdu. “Neden benim peşindeler?” diye sordu, sesi artık daha kararlıydı. “Vurduğun adamın kardeşi seni bulmaya geldi. O yüzden bir süre benim evimde misafir olacaksın,” diye yanıtladı Kaan, gözlerini Aden’in gözlerine sabitleyerek. Aden, içindeki savaşçı ruhunun bir an bile sönmesine izin vermeyeceğini biliyordu. “Kendi başımın çaresine bakabilirim,” dedi kararlılıkla. Kaan, başını iki yana sallayarak, “Bunu istemiyorum, Aden. Şimdi burada kalmalısın. Ben birazdan dönerim,” diyerek odadan çıktı. Kaan kapıyı kapattığında, Aden bir an için yalnız kaldı. Kendini toparlamaya çalışarak, odanın içini gezmeye başladı. Duvarlar, eski ama zarif bir tasarıma sahipti. Birkaç dakika içinde, saat akşam altıyı gösteriyordu. Aşağıdan gelen sesler dikkatini çekti. Merakla kapıyı açtı ve evin diğer tarafına doğru ilerlemeye başladı. Aşağıda, bir masa etrafında toplanmış beş ya da altı kişi yemek yiyordu. Kapıyı araladı ve sesini yükselterek, “Kusura bakmayın, sesi duyduğum için merak edip geldim. Siz yemeye devam edin,” dedi. Masanın etrafındaki adamlardan biri, Aden’in subay olduğunu fark etti ve yanına geldi. “Sen subaysın, öyle değil mi?” diye sordu, gözlerinde bir saygı ifadesiyle. Aden, ona hafif bir gülümseme ile karşılık verdi. Birkaç kelam ettikten sonra, odasına geri döndü. Fakat birkaç dakika sonra, Kaan tekrar odaya girdi. “Ne yapıyorsun?” diye sordu, kapıyı kapatmadan. Aden, “Sadece düşünüyordum,” dedi, ama Kaan’ın gözlerindeki yoğun bakış, ona daha derin bir şey düşündüğünü hissettiriyordu. Kaan adım adım ona yaklaştı, odadaki hava aniden değişti. Aden, kalbinin hızla attığını hissederek, Kaan’ın gözlerinden kaçmaya çalıştı. “Beni buradan çıkarmak istiyorsan, yapabilirsin,” dedi cesurca. Ama Kaan, “Seni korumak için buradayım. Ve bunun için seni bırakmam gerekecek,” diye yanıtladı. Aden’in içinde bir kıvılcım parladı; belki de bu adam, tam da kaybolduğu yolda ona ışık tutacak olandır. Ama aynı zamanda, bu karanlık dünyada her şeyin tehlikeli olabileceğini de biliyordu. Kaan’ın kararlılığı, onu daha çok düşündürüyordu; acaba gerçekten de ona güvenebilirmiydi?
Bölüm 2
Ben neredeyim?

