İçeriğe geç

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 2 · 10 dk okuma

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 2

''..bazı vedalar hiç edilmedi...''

Yaşayan bir insan beni görmüştü.

Çatılan kaşları sinirle gözlerimin içine baktı ardından yanımdan geçerek yürümeye devam etti.

Her şey çok hızlı ve saniyeler içinde gerçekleşiyordu. Vakit kaybetmeden aklımı toplamam ve neler olup bittiğini anlamam gerekiyordu.

Hızla etrafımı kontrol ettim ama burada ben ve ondan başkası yoktu. Yakınımızda onun önüne geçecek ya da yürümesini engelleyecek ne bir insan ne de bir hayvan vardı.

Neden yanımdan geçmişti? Beni görüyor olmasının imkanı yoktu, olamazdı. Yalnızca içimden süzülüp gitmesi gerekiyordu.

Yaşadığım şokun etkisini ruhumdan atamıyor olduğum yerden kıpırdayamıyordum.

Alkollü gibi gözüküyordu aklı başında olmayabilirdi belki de hayal görüyordu, esen sert rüzgarla birlikte aldığım kokusu ruhuma işlemişti.

Yavaşça tekrar arkama doğru dönerek ona baktım, yalpalayarak yürüyor yavaş adımlarla uzaklaşıyordu.

Hiç kimse yoktu, çevrede bulunan insanların büyük çoğunluğu az önce yaşanan araba kazasının etrafında toplanmış, yolun ortasında büyük bir kaosa sebep oluyorlardı. Bunun anlamı gerçekten bu insanın beni görebiliyor olduğu muydu? Oyalanmadan arkasından koşmaya başladım, onu kaybedemezdim.

"Hey! Dur lütfen. Bana bak!"

Hiçbir tepki vermiyordu koşar adımlarla önüne geçtim ve kollarımı iki yana açarak geçişini engelledim. Gözlerimi gözlerinin içine kilitlemiştim. Eğer beni gerçekten görüyorsa içimden geçip gidebileceğini bilmeyecekti. Durmak zorundaydı.

Adımları hala savsak olsa da gittikçe yaklaşıyordu.

Tekrar burun buruna geldiğimizde uzun sürmedi.

Hissettiğim dalgalanma bir an nefesimi kesse de içimden geçip giderken hızlı atan kalbini ruhumda hissetmiştim.

Tarif edemediğim hisler ruhumu allak bullak ediyor ne tepki vermem gerektiğini şaşırıyordum.

Hayal kırıklığı mıydı bu hissettiğim yoksa heyecan mı?

Atan bir kalbi hissetmeyeli çok uzun bir zaman olmuştu.

"Beni göremiyorsun. " Üzüntüyle dökülmüştü kelimeler ağzımdan.

Arkasından ne kadar bağırırsam bağırayım hiçbir tepki vermeyecekti. Az önce yaşananların kafamda kurguladığım birer hayal olduğunu düşünmek istemiyordum ama başka da bir anlamı yoktu.

Bir an beni görebiliyor bir an göremiyor muydu?

Sokaklar ve caddeler birbirine girdi ne zamandır yanında yürüyordum hesap etmesi zordu, zamanın gece yarısını geçtiğini biliyordum ama nereye gittiğimiz konusunda ya da nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Gerçi önemi de yoktu, beni merak edecek insanlara ya da bir hayata sahip değildim.

Onu takip etmeye devam ettim, bazen durup soluklanıyor bazen yolda gördüğü taşlara tekme atıyordu.

Yaralandığını düşünmüyordum çünkü fiziksel olarak görünen hiçbir şeyi yoktu. Sarhoş olup olmadığını anlamak ise daha zordu.

Bir o kadar canlı kendinden emin bakışlara sahip olsa da bazen dengesini kurmakta zorlanıyor, yalpalıyordu.

Yanında yürürken ona bakıyor, bazen tekrar tekrar seslenerek şansımı deniyordum ancak saçma bir umuda tutunmuştum.

Giydiği beyaz gömleği buruşmasına rağmen geniş vücut hatlarını belli edecek kadar gergindi.

Sokaklarda başıboş gezen alkolik bir işsiz gibi görünmüyordu. İçimde ona karşı bir merak uyanmasına engel olamıyordum.

Dar bir sokağa daha girdiğimizde diğerlerinden daha ıssız olduğunu anlamam uzun sürmemişti, yapılı ve giydiği kıyafetlere bakılırsa maddi durumu iyi gözüküyordu ama böyle bir sokakta ne işi olduğunu anlayamıyordum. Artık etrafımızda hiçbir insan ya da canlılık belirtisi kalmamıştı.

Sırlarla dolu bu adamı çözmem gerekiyordu.

Yanıp sönerek titreyen bir sokak lambasının altına gelince durdu tek eliyle eski sokak lambasının direğine tutunarak bana doğru baktı.

Eğer bir kalbim olsaydı şuan duracağından emindim.

"Neden yakamdan düşmüyorsun?"

Gözlerim istemsizce kocaman açılarak büyük bir şaşkınlıkla ona baktım. Biraz uzağında duruyordum ama hareket dahi edemiyordum. Ruhum olduğum yere kilitlenmiş ayaklarım yerden biraz yüksekte bedenimle beraber hafifçe süzülüyordu.

"B-ben mi?"

Hızlıca arkama bakmıştım ama sokak bomboştu. Gerçekten beni görebiliyor olabilir miydi? Başka konuşabileceği hiç kimse yoktu, etraf yıkık dökük tek katlı ışığı bile yanmayan gecekondulardan ibaretti.

İçimden geçip gittiğinde ölen umutlarım tekrar dirilirken ne yapacağımı, ne tepki vereceğimi şaşırmış bir halde karşısında duruyordum. Bu adam beni allak bullak etmişti.

"Neden yakamdan düşmüyorsun dedim sana?!"

Şaşkınlıkla gözlerine bakmaya devam ettim.

Sinirli gözüküyordu sesi bütün sokakta yankı bulmuştu. Kesinlikle sarhoş olmalıydı ama hangi sarhoş, göremediği varlıklarla konuşurdu ki? Benimle konuşuyordu işte.

Öfkesini sesinden bile rahatça hissedebilmiştim, kızgınlığı neredeyse elle tutulur haldeydi.

"Beni görebiliyor musun?"

Tereddütle çıkan sözlerim ona ulaşıyor muydu bilmiyorum, nasıl bir durum içinde bulunduğumu bile idrak edemiyordum.

Mesleği medyumluk ya da falcılık olabilir miydi? Beni görebilmesinin bir açıklaması olmalıydı. Yoksa o da benim gibi bir ruh muydu? Çoktan ölmüş biriyle mi konuşuyordum.

"Çok güzelsin."

Eğer yaşıyor olsaydım şuan ölebilirdim. Yerimden bir an kıpırdayamasam da tekrar hareketlenerek yanına gittim artık aramızda sadece birkaç adımlık mesafe vardı.

"Beni görüyor musun?"

Tutunduğu direği bırakarak doğruldu ve bir adım atarak yaklaştı, nasıl biriydi ve ne yapmaya çalışıyordu bilmiyorum hala beni görüp göremediğinden bile emin değildim.

"Seni özledim, buraya gelemez misin? Lütfen.."

Arkamdan gelen kapı gıcırdama sesiyle o tarafa doğru döndüm.

Konuştuğu kişi ben değildim. Başından beri benimle konuşmuyor, beni göremiyordu.

Diz kapaklarına kadar gelen beyaz bir etek ve eteğin içine sokulmuş açık mavi bir tişört giymiş genç kısa saçlı bir kız kapı arasından ona bakıyordu.

"Evine git." Dedi, sesi ince ve üzgün çıkıyordu.

Hissettiğim şey hayal kırıklığı mıydı yoksa sönüp giden umutlarımın yası mı bilmiyorum yine de bir şey yapmadan sessizce aralarından çıkarak kenarda beklemeye başladım.

Atmayan bir kalp bile kırılabiliyordu demek.

"Seni özledim, sürekli seni görüyorum sürekli seni düşünüyorum. Bıktım usandım artık."

Kız oldukça genç görünüyordu ama bir o kadar da olgun ve yaşlı, kapının arkasından çıkarak bir adım attı ve birkaç basamak inerek ona yaklaştı.

Aralık bıraktığı kapı rüzgarın etkisiyle hafifçe sallanarak gıcırdıyordu.

"Biliyorum, artık eve gitmelisin."

Genç adam sinirlenmiş gibi birkaç sert adım daha atarak kızın yanına gitti. Kaşlarını çatmış koyu gözleriyle ona bakıyordu.

"Seni özlüyorum. Yaşadığım her lanet gün seni düşünüyorum. Her şeyin daha farklı olmasını..."

"Alex.."

"Bana o isimle seslenme."

Dişlerinin arasından öfkeyle konuşmasına rağmen genç kız adamın ellerini tuttu ve güven verircesine sıktı. Hafifçe gülümseyerek ellerine bakan bakışlarını adamın gözlerine çevirdi.

"Kywan. Artık burda olmamalısın, buraya gelmekten vazgeçmen gerekiyor. Geçmişi atlat artık."

"Sen beni seviyordun. Biz birlikte olmalıydık..hepsi onun yüzünden. Emrick."

Bir tür imkansız aşk ya da aşk üçgeni miydi bilmiyorum ama neler döndüğünü kavramaya çalışıyordum.

Eski filmleri anımsatan bir görüntüleri vardı.

"Kimse yüzünden değil. Emrick öldü ve ben evliyim biliyorsun. Böyle davranmaktan vazgeç, sıkılmaya başladım. Bir an önce kabullensen iyi olu- "

Kızın kendinden emin çıkan sesi adamın ani öpücüğüyle yarıda kalmış kelimeleri boğazına tıkanmıştı.

Yaşadığı şaşkınlığı geçince onu itmeye çalıştı ama çocuk kızı kollarıyla sarmış kaçmasını engelliyordu.

Bıraktığında yüzüne inen tokatla sinirli ve hayal kırıklığına uğramış gibi bakıyordu.

Kywan denen adam hızlı adımlarla sokağı terk ederken bende peşinden ilerlemeye başladım. Genç kızın yanından geçerken yüzüne bakmayı ihmal etmemiştim.

Küçük bir yüzü ve kulaklarını altında biten kahverengi saçları vardı. Yüzünde ise donuk bir ifade.

Hiçbir şey hissetmiyor gibi bakan soğuk hissiz gözler. Belki de biraz suçluluk?

Koşar adımlarla sarhoş adama yetiştiğimde adımları hızlıydı yine de ayak uydurmayı başarmıştım.

"Demek aşıksın."

Yavaşlamadan yürürken peşinden gitmeye devam ettim. Bir süre beni gördüğünü düşünmek bile uzun zamandır hissetmediğim bir heyecanı doldurmuştu bütün ruhuma. Hala tam olarak bu adamı çözebilmiş değildim bu yüzden hemen gitmesine izin vermek istemiyordum.

"Kızı öpmen biraz aşırı kaçtı, yani evliymiş değil mi? Ayrıca, artık seni sevmiyor imkansız aşkların peşine düşmemelisin."

Birkaç sokak daha geçtikten sonra bir caddenin yanında durdu ve kaldırıma oturarak derin bir nefes aldı.

Onunda aynı benim gibi aklından binlerce düşüncenin geçtiğine emindim. Nasıl bir hayatı olduğunu geçen her saniye daha da merak ediyordum.

"Emin olmak için soruyorum, beni göremiyorsun değil mi?"

Boş bakışları yıldızlı gökyüzünden ayrılmamış, hiçbir tepki vermemişti. Beni göremiyordu bense yalnızca kendi kendime konuşmaya devam ediyordum.

"Biliyordum. Bir ölü olsam da duygularımla oynamamalısın."

Bakışlarımı yüz hatlarında gezdirdim. Bugün neden bu kadar sarhoş ve keder dolu olduğunu anlayamıyordum. Öyle hissiz bakıyordu ki onun da ruhunda bir yerlerde derin bir yara olduğunu anlamak zor değildi. Gözlerinde ki acı dolu duygusuzluktan her şey belli oluyordu.

"Herkes öldü. " Dedi kapalı gözlerinden süzülen bir damla yaşı hızlıca silerek.

"Kim öldü?" Beni duymadığını biliyordum. Sarhoş ve yas tutan bir adam yalnızca kaldırım kenarında kendi kendine konuşuyordu yanında onu dinleyen bir ruhun varlığından habersiz.

"O bugün kendisiyle beraber beni de öldürdü. "

Emrick'ten mi bahsediyordu? Onu suçluyor gibiydi geçmişte yaşananlar yüzünden ancak aynı zamanda ölümü onu üzüyor muydu?

Bu hissettiği aşk acısı mıydı yoksa tuttuğu bir yas mı bilmiyorum. Bu adamı hiç tanımıyor olsam da sanki hissettiği acıyı ruhuma yansıtıyordu.

Birkaç dakika sonunda kaldırıma yanaşan bir taksinin durmasıyla o da yalpalayarak ayağa kalktı.

Gözlerini sıkıca kapatarak yeniden açtı. Kendine gelmeye, düşüncelerini toplamaya çalıştığını anlayabiliyordum.

Beni göremediğini bilsem de bu adamı bırakmak istemiyordum. Onu hala çözememiştim, deli gibi bir merak bütün ruhumu sarmıştı.

Kapısını araladığı taksiye binerken bende onun gibi vakit kaybetmeden yanına geçmiştim. Yol boyunca ev adresini vermekten başka hiçbir konuşma gerçekleşmemişti. Başını geriye yaslayarak sakin nefesler alıp vermeye devam etti.

"Kimsin sen Kywan? Nasıl bir hayatın var ve geçmişinde ne oldu? "

Çok uzun sürmeyen dakikalar içinde fütüristik tarzında ahşap tonlarının kullanıldığı, geniş balkonların ve terasın olduğu bir eve geldik.

Böyle bir adam nasıl sokak arasında yaşayan bir kıza aşık olmuştu bilmiyordum.

"Burası gerçekten senin evin mi? Sen ne iş yapıyorsun böyle?"

Eve girerken bende peşinden süzülerek onu takip etmiş, uzun bir süre kilitli kapısını açabilmek için verdiği savaşı izlemiştim. Aslında onu beklemeden duvarın içinde geçerek rahatça içeri girebilirdim ancak para kokan evdense bu garip adamı daha çok merak ediyordum. İçimde ona karşı daha fazla şey öğrenme isteği ruhumu istila ediyordu.

Gizemli bir karanlığı vardı ve bu ruhumu o karanlığa doğru çekiyordu.

Kywan kapıyı açmayı başarabildiğinde onunla beraber içeri girerek etrafı incelemeye başlamıştım. Işıklar otomatik olarak açılmış evin birden bire her köşesi aydınlanmıştı.

Girişte devasa bir salon vardı, burada büyük bir parti bile verilebilirdi.

Adının Kywan olduğunu öğrendiğim sarhoş aşık adam üst kata çıkarken ben hala aşağı odaları inceliyor duvarların içinden geçerek evi geziyordum.

Girip çıktığım odaların sayısını bile unutmuştum.

Sonunda üst kata çıkmaya başladığımda Kywan'ın ne iş yaptığını gerçek anlamda merak ettim. Koca evde tek başına yaşıyordu ve anlaşıldığı üzere evli de değildi. Ailesi ölmüş müydü? Bunların hepsi ona kalmış bir mirastı belki de.

Odaların kapısından geçip şaşkınca etrafa bakarken hiç fotoğraf olmadığını fark ettim. Gerçekten de yalnız yaşıyor olmalıydı. Ev genel olarak klasik ve az eşyalı ama oldukça teknolojik bir dekorasyona sahipti. Bu evde çalışan her şeyin elektronik olduğundan emindim.

Mat renkli bir odanın kapısından içeri kafamı uzattığımda çıplak bir göğüs ile burun buruna gelmiştim.

Kapı açıldı ve Kywan ruhumun içinden geçerek aşağı inmeye başladı.

Gerçekten o hiçbir şey hissetmiyor muydu? İçim hala gıdıklanırken bende peşinden aşağı inmeye başladım.

Anlaşılan kısa bir duş almıştı üzerine sadece bir eşofman geçirmiş ana salonun bir köşesinde Amerikan tarzı mutfağa doğru gidiyordu. Soğuk duş işe yaramış olmalıydı, hala zihnini toparlamakta zorlandığını görebiliyordum ancak en azından şimdi daha düzgün adımlar atıyordu.

Çift kapaklı buz dolabının bir kapağını açtığında hemen arkasında bitmiştim.

İçi ağzına kadar doluydu, iri cüssesi yüzünden her şeyi görmesem de omzunun üzerinden yemekleri inceliyordum.

Bir eline aldığı cam su şişesinin kapağını açtı ardından tek hamlede dikerek hepsini içmişti.

Bakışlarımı sert görünen yüz hatlarından çevirerek yeniden buzdolabına çevirdim.

Tavuk yemeyeli ne kadar olmuştu? Her şeyin tadını unutmuştum.

Evin sessizliğini kısa bir melodinin doldurmasıyla buz dolabını açık bırakarak mutfaktan çıktı. Kapının zil sesi olduğunu anlamak zor değildi ancak saatin oldukça geç olduğunu biliyordum. Bu saatte kapının çalması onu şaşırtmış gibi durmuyordu.

Birileri gelmiş olmalıydı ama dikkatimi çeken daha önemli şeyler vardı. İçimde ki merak ve yiyeceklere duyduğum özlem arasında büyük bir ikilem yaşıyordum.

Çikolata ve karamelli olduğunu tahmin ettiğim pastaya kafamı gömerken tadını alamasamda kokusunu bütün ruhuma çekiyordum. Üstünde duran küçük bir not kağıdı ve el yazısı vardı. ' En genç ve başarılı yönetici '

Anlaşılan önemli bir işe ve pozisyona sahipti gecesi ve gündüzü olmayan bu gizemli adam.

Pasta taze görünse de hiç ellenmemişti. Buz dolabının içi de karbonhidrat ve protein ile dolu olduğunu görmek şaşırtıcı değildi. Zengin insanlar yediklerine bile dikkat ediyordu.

Birden tanıdık bir mırıltı kulaklarımı doldurdu. Pastanın kokusunu bırakmak istemesem de bu tanıdık mırıltıya merakla kulak kabarttım.

Mutfaktan çıkarak geniş salonda dış kapıyı ararken Kywan'ın çıplak iri cüssesi açık demir kapıda dikiliyordu.

Eve girdiği haliyle şuan ki hali arasında dağlar kadar fark vardı. Yarım saat önce kapının kilidini açmak için büyük bir uğraş veren bu adam şimdi hiç alkol almamış gibi dimdik ve zinde duruyordu.

Gelenin kim olduğunu göremiyordum, Kywan'ın bedeni görüş açımı oldukça kısıtlıyordu. Vücudu, buzdolabını dolduran o kadar yeşillik ve sağlıklı yiyeceklerin hakkını veriyordu.

Kapıya doğru yaklaştım. Sessizlik hakimdi, düşünüyor gibiydi ancak tanıdık mırıltıyı yeniden duymak istiyordum. Ruhumda ki merak ben ona yaklaştıkça daha da artmıştı.

Başımı Kywan'ın sırtının içinden geçirerek gelen kişiyi görmeye çalışıyordum.

Ruhum yeniden gıdıklanır gibi tuhaf olmuştu ama buna alışıyor hatta sevmeye başlıyordum.

Boyum yüzünden ancak kalp hizasına gelebilmiştim. Sakince atan kalbini kulaklarımda çok net duyabiliyordum.

"Fotoğraflar istediğiniz gibi tamam."

Ses kulaklarımı yeniden doldurduğunda gözlerim o tanıdık yüzde şaşkınca geziniyordu. Kywan memnun olmuş ifadesiyle hafifçe gülümsedi.

"Teşekkürler bay Magnos."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.