"Bay Magnos?"
Fısıltı halinde çıkan sesim havada kaybolup giderken uzattığı dosya gözlerimin hemen önünde duruyordu. Kywan hızlı bir hareketle dosyayı eline alarak başını onaylar şekilde salladı.
Hala şaşkınlık ruhumu ele geçirmiş, doğru düşünmemi engelliyordu. Bay Magnos tanınanın ve görünenin dışında çok farklı biriydi. Bunca zamandır nasıl bütün bunları gözden kaçırabildiğimi anlayamıyordum.
Başımı Kywan'ın gövdesinden geri çekerek arkasında durmaya devam ettim.
Camelia haklıydı, bay Magnos bir şeyler çeviriyordu ve bu işi de oldukça iyi yapıyordu. Böylesine beceriksiz bir adamın herkesten habersiz gizli işler yürütmesi kesinlikle beklenilir bir şey değildi.
Asıl dikkatimi çeken bay Magnos ile Kywan arasındaki ilişkiydi. Bu kadar zengin olmasına bakılırsa bir yerlerde müdür olduğu açıktı ama sahip olduğu şirketin bay Magnos'un çalıştığı XWork olduğunu tahmin etmiyordum.
Belki de sadece bir Varisti. Yüksek bir mevkide olduğu apaçık ortadaydı ancak anlayamıyordum bütün bunların Camelia'nın ölümü ile nasıl bir ilgisi olabilirdi?
"Pekala, şimdilik bunu babamdan gizli tut. Şirkette konuşuruz, izlenmedin değil mi?"
Bay Magnos hafifçe gülümseyerek güven veren gözlerle Kywan'a baktı.
"Hayır merak etmeyin hayalet gibiyim."
Tuhaf benzetmesi bir insan olsaydım tüylerimi diken diken edebilirdi.
İşinde gerçekten çok başarılı olduğu doğruydu, ondan hiçbir şekilde şüphelenmemiştim. Hala nasıl bunu yapabildiğini anlayamıyordum. Neyi kaçırmıştım?
Bir an önce Camelia ile buluşmam gerekiyordu. Bu durum git gide tuhaf bir hal alıyordu.
Bay Magnos arkasını dönmüş karanlıkta gözden kaybolurken Kywan kapıyı kapatarak mutfağa ilerledi.
Bay Magnos'u mu takip etmeliydim yoksa Kywan ile kalarak onu gözlemlemeli miydim? Kywan, Camelia ile yürütmeye çalıştığımız başarısız araştırmamızın yeni ve baş şüphelisi olabilir miydi?
İçimde bir yerlerde bay Magnos'un da bu işte yalnızca maşa olarak kullanıldığını düşünüyordum. Kywan bu şirkette yüksek bir mevkiye sahipti ve olan biten her şeyi o yönetiyor olmalıydı.
Bu da Camelia'nın ölümü ile ilgili her şeyi bildiğini gösterirdi.
Şimdilik bay Magnos'u bir kenara bırakarak Kywan'ın peşinden gittim ardından sinirle mutfak kapısında dikilerek ona baktım.
"Kimsin sen? Bay Magnos'la ne karıştırıyorsunuz?"
Sorularım cevapsız kalırken Kywan elinde ki beyaz dosyayı Amerikan tarzı mutfak masasının üzerine bırakmış, buzdolabından çıkarttığı yiyeceklerle ilgileniyordu.
"Camelia ile bir ilgin var mı?"
Bu adam birkaç saat içinde aklımda binlerce sorunun oluşmasına neden olmuş ve hepsini yanıtsız bırakmıştı.
Hızlıca masaya bıraktığı dosyanın yanına süzüldüm ve büyük bir dikkatle incelemeye başladım. Dokunmak gibi bir kabiliyetim olmadığı için sadece kapağına bakabiliyordum, eğer şanslıysam Kywan dosyayı inceleme gereği duyardı. Dosyanın üzerinde yalnızca kırmızı belirgin bir uyarı vardı.
XWork Çalışan Bilgileri [ Gizli ]
Anlaşılan şirket kendi çalışanlarına dahi güvenmiyordu.
Kywan masadaki dosyayı eline aldığında heyecanla ona baktım ama çekmecelerden birini açarak içine atmış ve sertçe geri kapatmıştı.
"Bakmayacak mısın? Önemli olabilir! Aç ve incele şu lanet şeyi."
Gözlerimi devirerek oturduğum sandalyeden kalktım yavaşça ön cama yanaştım belki de bay Magnos'u takip etmeliydim.
Çoktan çıkmış olsa da acele edersem yetişebilirdim saat de gecenin bir yarısı olduğundan sokaklar boştu, bulmak o kadar da zor olamazdı.
Ayrıca evini de biliyordum gecenin bu saatinde gidebileceği fazla yere sahip değildi.
Hızla süzülerek çıkış kapısına ilerledim içinden geçmek için atlamamla geri sekmem bir oldu.
Yerde uzanır vaziyette yatarken şaşkınlık tüm ruhuma işlemişti. Nasıl olur da kapıdan geçemezdim?
Ayağa kalktım ve yavaşça elimi kapıdan dışarı uzattım. İlk defa dokunmaya benzer bu hissin şaşkınlığını yaşarken diğer yandan unuttuğum yeni duyguların seline kapılmıştım.
Panik.
Panik ruhumu ele geçirirken pencereye doğru süzülmeye başladım, tekrar içinden geçmek için zıpladığımda kendimi yeniden zeminde buldum.
"Bu-bu da ne?! Neden çıkamıyorum?"
Yerde oturduğum zeminden doğrularak şaşkınlık dolu bakışlarımı ona çevirdim.
Kywan elinde bir tabak ve içecekle salona girerken oturduğum yerden ona bakıyordum.
Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım, hayaletlerin ya da ruhların bir yere hapis olabileceğini biliyordum ama nasıl olur da bu tuhaf adamın evi olurdu?
Onunla karşılaştığımdan beri hiçbir şey yolunda gitmiyordu.
Evin bütün odalarından süzülerek dışarı çıkmak için kendimi duvarlara vursam bile parmağımın ucu dahi dışarı çıkamamıştı.
Evin içinde istediğim duvardan geçebiliyorken dışarı açılan hiçbir yerden geçemiyordum.
Panik sefil ruhumda zehir gibi yayılıyordu.
Bir yandan aklımda neler yapabileceğime dair binbir tane düşünce geçiriyor, bir taraftan sakinleşmeye çalışıyordum.
Camelia'yı bulmam gerekiyordu ve bunu bir an önce yapmalıydım. Camelia'nın beni bulması imkansızdı, burada olduğumu nereden bilecekti ki? Hem beni bulsa bile o da bir ruhtu beni burdan çıkarabilir miydi?
Belki de Kywan yüzünden oluyordu, eve onunla girmiştim acaba onunla çıkabilir miydim?
Camelia ile üç günde bir köprüde buluşur, küçük toplantılar ve plan hakkında bilgi paylaşımı yapardık.
Şuandan itibaren burdan çıkmak için üç günüm vardı.
Bu evde nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum ama sabah Kywan evden çıkarken onunla birlikte çıkacaktım. Şimdilik en iyi planım buydu.
Orta masanın üzerine bıraktığı telefonu çalarken Kywan'dan önce davranarak masaya zıpladım ve arayana baktım.
Açma yazıyordu.
"Gerçekten kimsin sen?"
Bu adamda karanlık bir şeyler vardı, yaptığı her şey zihnimde merak uyandırıyordu. Aklımda oluşan binlerce sorunun cevabını istiyordum. Kywan'ın kim olduğunu ve Camelia ile olan bağlantısını açığa çıkarmalıydım.
Kaşlarım aklımdaki soru işaretleri ile çatılırken Kywan telefonu almış kapatarak geri yerine koymuştu.
Salondan çıkarken ışığı ardından kapatmış ve ayak sesleri git gide uzaklaşmaya başlamıştı.
Ne işler çeviriyor olduğunu bilmiyordum ancak yüz ifadesi her şeyi bildiğini ve kontrolü altında tuttuğunu gösteriyor gibiydi.
Karanlıkta otururken içimi endişe ve korku sarmalıyordu, burada sıkışıp kalırsam ne olacaktı? Oturduğum koltuğa iyice sinerek derin nefesler aldım, sakinleşmeliydim. Bu noktada panik yapmak doğru düşünmemi engellerdi.
İçimi huzursuzluk kaplarken karanlıkta kalmak istemediğimi fark ettim.
Neden bu evden çıkamadığımı bile bilmiyordum ayrıca Kywan'ın bay Magnos ile gizlice yürüttüğü bu iş de ne oluyordu? Bir gece de kendimi nasıl bir bilinmezliğin içine sokmuştum.
Tek isteğim bir an önce bu lanet evden çıkmak ve Camelia'yı bulmaktı. Bu evde kalmaya devam edersem daha kötü şeyler olacakmış gibi hissediyordum. O adamla ilgili içimi büyük bir rahatsızlık dolduruyor, görünenden daha fazlası olduğunu düşünmeme sebep oluyordu.
Koltuktan kalkarak Kywan'ın peşinden üst kata çıkmaya başladım, koridorlar tavanla duvarın birleştiği yerden küçük ışıklandırmalarla yol boyunca aydınlatılmıştı.
İçimde ki huzursuzluk git gide artıyordu.
Odası olduğunu tahmin ettiğim son kapıya doğru süzüldüm ve içeri girdim. İki kişilik oldukça büyük bir yatakta sırtüstü uzanmış yatıyordu.
Yatağın iki tarafında da küçük birer masa lambası vardı ve yattığı tarafta ki kapalıydı.
Yatağın boş tarafına geçtim, gözlerim istemsizce bedenini süzüyordu.
Gizemli ve sırlarla dolu karanlık bir adam görüyordum karşımda ama yattığı yerden yumuşak uyumaya yakın yüz ifadesi düşündüğüm kadar kötü görünmüyordu.
Hissedebiliyor olmanın nasıl olduğunu merak ettim. Bir ruh olarak çok uzun bir süredir bu haldeydim ve artık hissizliğe alışmıştım.
İnce örtünün üstüne ve Kywan'ın hemen yanına uzanırken ona sırtımı dönerek lambanın yaydığı ışığı ve sıcaklığını hissetmeyi hayal ettim.
Hemen arkamda yatağın, onun tarafında ki ağırlığı yüzünden eğilen yüzeyini hissedebiliyordum.
Nefes seslerini dinledim bir süre, garip bir şekilde sakinleşmemi sağlıyordu.
Çünkü korkuyordum, tanımadığım bir yerde kapana kısılmıştım. Yardım isteyebileceğim ne bir kimse vardı ne de beni duyabilecek biri. Ben ölüydüm, artık yaşayanların dünyasında hiçbir geçerliliği olmayan yalnızlığa sıkışıp kalmış zavallı bir ruh sadece.
"Burada olmalıydım." Dedim gecenin sessiz karanlığına karışan bir fısıltıyla.
"Her şey olması gerektiği gibi."
Kywan'ın mırıltıyla karışık sesiyle yattığım yerden hızla doğrularak ona baktım. Kendi kendine mi konuşmuştu yoksa gerçekten beni görebiliyor muydu?
Delirmek üzereydim belki de çoktan delirmiştim.
"Beni duyabiliyor musun?"
Bir umutla söylediğim sözler yanıtsız kalmış, Kywan gözlerini açmadan yavaşça kendini uykuya teslim etmeye başlamıştı.
"Hiçbir şey olması gerektiği gibi değil. Nasıl bir karanlığın içindesin bilmiyorum ama açığa çıkaracağım."
Sözlerim tekrar cevapsız kalınca doğrulduğum yatağa yeniden uzandım. Benim buradan tek başıma çıkmam gerekiyordu başka çarem yoktu.
İlk başta sessiz odanın içinde yanımdaki adamın düzensiz nefes alışlarından başka bir şey yoktu. Bir süre sonra nefesleri yavaşlamış ve düzene girmişti. Bende onun gibi, şimdilik korkumu bir kenara bırakarak zihnimde ki fırtınayı sadece bir süreliğine dindirdim ve uykuya teslim oldum.
Sabah gün ışığı odaya dolarken gecenin bir yarısı düşüncelerle kapattığım gözlerimi açtım, kolumu diğer tarafa uzattığımda bir karıncalanma hissedememiştim.
Kywan çoktan gitmiş miydi? Ruhumu aniden telaş kaplarken, odanın içinde giyinme odası olduğunu tahmin ettiğim kapı açıldığında Kywan elinde bir kravat ile yatak odasına girmiş kendi tarafında duvarda boydan uzanan aynanın karşısına geçmişti. Rahatlayarak yatağa geri uzandım.
Henüz gitmemişti, bu durum hala onunla evden çıkma şansım olduğunu gösteriyordu. Bu saçma planın işe yaramasını umuyordum çünkü aklıma gelen başka hiçbir planım yoktu. Eğer burada sıkışıp kalırsam beni bir daha hiç kimse bulamazdı.
Kywan gömleğinin yakalarını kaldırarak elinde ki kravatla uğraşırken aynadan ona bakıyordum.
Keskin ve oldukça belirgin yüz hatları vardı. Bu görünüşü ona kötü bir hava katıyordu, bir şirket yöneticisi olarak ona tam uyan doğuştan gelen bir ciddiyete sahipti.
Nasıl bir aile yapısına sahip olduğunu ve bu noktaya kadar nasıl geldiğini merak ediyordum. Özellikle o şirketin eski bir çalışanı olan Camelia ile nasıl bir bağlantıya sahip olduğunu ve ölümüne dair neler bildiğini.
Kywan'ın gözleri aynanın yansımasından beni bulunca bir an donakaldım. Bakışları bir saniye bile ayna yansımasındaki gözlerimden ayrılmıyordu. Uzandığım yatakta doğrularak dikkatlice ona baktım. Bu adam beni görebiliyor muydu yoksa göremiyor muydu?!
Elindeki kravatı hızlı bir şekilde bağladıktan sonra arkasını döndü. Şimdi gerçekten göz gözeydik ve anlamsız bir şekilde yatağın benim yaptığım tarafına bakıyordu.
"B-beni görebiliyor musun?"
Kywan yavaşça tek dizini yatağa koyarak usulca üstüne çıktı. Şimdi neden birden bire böyle davrandığına dair mantıklı açıklamalar bulmak istiyordum ancak beni görebiliyor olma ihtimali bile ruhumun olduğu yerde şok geçirmesine neden oluyordu.
Artık neredeyse üzerime çıkmış, bedeni ruhuma değiyordu. Ruhuma değen her kısmı içimde karıncalanmaya sebep oluyor, bir yandan zihnim uyarılar veriyordu.
Gözlerim gözlerine kilitlendi ve istemsizce dudaklarını buldu.
Bu adamdan belki de ürkmem gerekiyordu ancak gelmiş dudaklarını inceliyordum. Anlayamadığım bu tehlikeli çekime kapılmaya niyetim yoktu.
Yalnızca dün o kızı öpmüştü, Katherin. nasıl bir his olduğunu düşündüm.
Başımı hafifçe kaldırıp gözlerine baktım ardından daha da yaklaştım. Artık dudaklarımız arasında santimler vardı nefesini hissedebiliyordum ve içimin gıdıklanmasına engel olamadım. Her ne kadar ruhumun bedenini bir rüzgar gibi hissedilmeden geçip gideceğini bilsem de o karıncalanmayı bile istiyordum. Dengesizdim, buradan kaçıp gitmeye çalışmam gerekirken bu adamı öpmenin nasıl hissetireceğini düşünüyordum.
Nefesi dudaklarımda geziniyordu, gözlerimi kapatarak biraz daha yaklaşmak için hamle yaptığımda suratıma inen örtüyle kapanan gözlerim sinirle açıldı.
"Yatağını topluyorsan, yatağımı topluyorum de!"
Yataktan kalktığımda Kywan örtüyü biraz da düzeltme çabasıyla attıktan sonra doğruldu ve takım elbisesini de düzelterek odadan çıktı. Peşinden giderken gözüm duvarda asılı bir fotoğrafa takıldı.
İki adam birbirlerinin omuzlarına kollarını atarak samimi bir poz vermişti. Biri Kywan'dı yani daha genç hali ama diğerini hiç görmemiştim ondan yaşça büyük gibi gözüküyordu.
Evde ki tek fotoğraf bu olmalıydı. Bu adamı gittikçe daha fazla merak ediyordum.
Ayrıntılara takılmayarak aşağı indim, Kywan elinde tuttuğu telefonuna bakarken kapının zil sesi odayı doldurdu.
Kafasını telefonundan kaldırmadan kapıya doğru giderken kendimi koltuklardan birine bırakmış merakla izliyordum.
Kapının açılmasıyla ince bir çığlık koptu. Dikkatle doğrularak kapıya baktığımda yabancı bir kızın Kywan'ın kollarına atıldığını ve askılık gibi boynuna asıldığını gördüm.
Kywan bu durumdan mutluymuş gibi görünmüyordu ancak herhangi bir tepki de vermemişti.
"Aşkım!"
Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalkarken olan biteni izliyordum. Kywan kızın ince kollarını yakalarından çekti ve sert sayılabilecek şekilde kendinden uzaklaştırdı.
"Şunu sevmediğimi biliyorsun."
"Özür dilerim ama seni özledim, birkaç gündür şirkete de uğramıyorsun."
Kywan umursamazca arkasını dönerek elinde tuttuğu telefona bakmaya devam etti.
"İşlerim vardı, sen neden burdasın?"
Genç kız elinde ki çantayı koltuğa doğru fırlatınca hemen yanıma düşmüştü, topuklularının üzerinde yürüyerek hemen yanımda ki koltuğa kuruldu.
Ne rahat bir kızdı böyle kendi evi bile değilken bir kız olarak nasıl böyle içeri girebiliyordu?
Aynı şeyi benim de yaptığım aklıma gelince bir an durdum ama sonuçta ben bir ruhtum. Ben sayılmazdım.
Kywan da kaç kızı oynatıyordu? Dün yediği tokat yüzünden bir an içim acımıştı ama görüldüğü üzere hak ediyordu. Zengin ve zampara bir erkek kesinlikle onun karakterine uyuyordu.
"Ee, içecek bir şeyler ikram etmeyecek misin?"
Kywan gözlerini devirerek mutfağa gittiğinde bu işten bir an önce kurtulmak ister gibi bir yüz ifadesi vardı.
Kız bu ifadeyi göremiyor muydu? Yoksa her şeyin farkında ama bilmiyormuş gibi mi yapıyordu?
Yanımda oturan kıza sinirle bakarken gözlerini dikkatlice etrafta gezdirdi.
Ne yapmaya çalıştığını anlayamamıştım, gözlerimi kısmış dikkatle onu izlerlerken birden ayağa kalktı ve salonda gezinmeye başladı.
Etrafı, saklanmış birini arar gibi süzüyor, dolaşırken eşyalara dokunuyordu.
Kywan elinde bir kupayla içeri girdiğinde ne yapmaya çalıştığını o da benim gibi anlayamamıştı ancak bu ilk kez karşılaştığı tuhaf bir davranış değil gibiydi.
"Ne yapıyorsun? "
Kız cevap vermedi, salonda birkaç adım atarak biraz daha gezindikten sonra tam ortasında, benim karşımda durdu. Gözleri gözlerimde değildi ancak oturduğum yere bakıyordu. Ruhum, sanki beni görebilecekmiş gibi oturduğum yere kilitlenmişti.
"Hayatım, korkma ama..."
Kywan salonun girişinde elinde tuttuğu kupayla kızı izliyordu, başını hafifçe eğerek ona bakmaya devam etti.
"..Evde sana musallat olan bir şey var."
