Ev dediğimiz şey yaşadığımız yer miydi yoksa doğduğumuz, büyüdüğümüz yer mi? Belki de girdiğimiz binaların hepsinden ibarettir yada bir kalpten... şuan evimdeyim diyemiyorum. Nedenini de bilmiyorum. Her şeyi değişik, garip görüyorum; arkadaşlarım, hayatım, bastığım taşlar, topraklar ve daha fazla şey. Kendimi değişmiş görüyorum. Sanki tüm filmi arkadan izleyip görünmeyen bir yönetmen gibi... oysa bir zamanlar o film de bende oynuyordum. Sonum ne oldu da yönetmenliğe düştüm? Ölüm yada yanlış seçim mi? Belki de uzaklaşmak... ama sonum ne olursa olsun filmin dışında olacağımı biliyorum. Hayatımı başkasının gözlerinden izliyorum. Onların benim rolümü yapmasını dikkatle inceliyorum. Tek yapabileceğim bu kadarken daha fazla ne yapabilirim ki?
"Vanessa? İyi misin?" Bruce'nin elini gözlerimin önünde salladığını fark edip hızla yerimden sıçradım. Korku dolu gözlerle bana bakarken açıklama yaptım,
"Dalmışım. Bir şey yok."
-Çok açıklayıcı oldu yalnız(!)
içimde ki sesi duymazdan gelerek tebessüm yerleştirdim yüzüme.
"Gitsek mi? Hava kararıyor." Başıyla beni onayladı ve ayağa kalktı. Aklım hala Chloe de ama. Ne olmuştu acaba? Bruce de öyle düşünmüş olacak ki aklımdan geçen soruyu sordu,
"Chloe nerede?" Bilmiyorum dercesine omuz silktim. O an gözlerimi bir şey kapattı. Hızla kolumu arkamda gözümü kapatan kişini başı olduğunu düşündüğüm yere geçirdim. Bir inleme sesi duyduğumda hızla arkama döndüm.
Chloe!
"Vanessa!" Chloe eliyle bir gözünü tutarken tanımlayamadığım bir bakışla bana bakıyordu.
"K-kusura bakma." O an Bruce kahkaha attı.
"İti an çomağı hazırla demişler." Chloeye bakarken birden o da güldü. Ne oluyor burada? Bir anda her yerin kararması ve ışıkların sönmesi ile herkesin gitmiş olduğunu fark ettim. Birden arkamda bir kol hissettim ve hızla arkama döndüm.
Bruce elinde pasta ile -ne zaman pasta alıp arkama geçtiğini bilmesem de- karşımda duruyordu. Chloe ellerini çırpıp, "İyi ki doğdun Vanessa!" diye bağırırken bu günün doğum günüm olma imkanını sorguluyordum.
Şuan Martta değil miyiz?
"Üflesene." Dedi Bruce. Tüm düşünceleri bir kenara bırakıp içimden bir dilek diledim ve mumları üfledim.
*umarım x' i sonsuza kadar yok edip sevdiklerimle beraber huzurlu bir yaşam geçiririm*
"Dilek diledin değil mi!" Dedi Chloe mutlulukla. Demek o yüzden o şekilde bana kaçamak bakışlar atıyordu. Saatime baktığımda bu günün 18 Haziran(!) olduğunu fark ettim.
Zaman ne hızlı geçiyor!
"Diledim, merak etme." Yüzümde oluşan tebessümün gerçekliğini tamamen hissediyordum. Benim için değerini bilmedikleri doğum günü bana en son annemle kutladığım o mutlu günü anımsattı. Sonraki gün ise ölümünü...
Annemin ölümü hatırlayınca yüzümde ki tebessümün gerçekliği kayboldu fakat sahteliği devam etti. Tıpkı ay gibi... oysa eskiden ayın kendi ışığını yansıttığına hep inanır, dileklerimi dilerdim ay' a. O ise beni duymazdı.
Tek duyan gerçekliği haykıran yıldızlardı ve şuan gökten bir yıldız kaymıştı...



