İçeriğe geç

Vampirin Gelini

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Vampirin Gelini

Bölüm 5

Kan ve Söz

Parşömen cebimde, bir bıçak gibi keskin. Lord Cassian'ın sözleri kulaklarımda yankılanırken koridorun sonuna geldim. "Senden daha uzun yaşatacağım." Ne demek istemişti? Babamı mı? Yoksa... beni mi?

Kütüphanenin kapısını açtığımda loşluk beni kucakladı. Mumların çoğu sönmüştü, yalnızca masanın üzerindeki tek bir şamdan titrek bir ışık saçıyordu. Parşömeni çıkarıp masaya serdim. Babamın el yazısı, o tanıdık eğik harfler... "Kan güvencesi, sözleşmenin feshi hâlinde borçlunun soyundan gelenlerin ilk doğanının kanıyla ödenir."

İlk doğan. Ben.

Parmaklarım titreyerek kağıdı katladım. Demek babam beni daha doğmadan bu borcun içine yazmıştı. Ama Cassian neden benden kan istemiyor? Neden bana dokunmuyor, yüzüme bakmıyor?

Arkamda bir ses duydum. Kapı gıcırtıyla aralandı.

"Kayboldunuz sanmıştım."

Marta'nın sesiydi. İçeri girdi, elinde gümüş bir tepsiyle. "Akşam yemeğiniz hazır, ama önce... Lord Cassian bunu göndermenizi istedi."

Tepside duran şey bir kitaptı. Eski, deri kaplı, kilitli. Marta kitabı masaya bırakıp çekildi. Kapı kapandığında kitaba uzandım. Kilidi yoktu ama bir tutam saçla bağlanmıştı. Açtığımda içinden bir mektup düştü.

Cassian'ın el yazısı:

"Babanızın borcunun gerçek doğasını öğrenmek istiyorsanız, bu gece yarısı doğu kulesine gelin. Yalnız gelin. Kapıyı arkanızdan kilitleyin."

Saç tutamını parmağıma doladım. İpeksi, koyu renkli. Ona aitti.

Saatler geçti. Şatonun koridorlarında ayak seslerim yankılandı, taşlar soğuk ve nemliydi. Doğu kulesinin merdivenleri sonsuzmuş gibi yükseliyordu. Her adımda kalbim daha hızlı atıyor, her nefeste o adamın kokusu daha keskin geliyordu.

Kapı aralıktı. İçeriden sızan ışık, bir mumun turuncu titreyişiydi.

İtimle açtım.

Lord Cassian pencerenin önünde duruyordu, sırtı bana dönük. Ay ışığı siyah saçlarında gümüşi bir çizgi çiziyordu. Arkasında, masada açık duran eski bir defter vardı.

"Kapıyı kilitlediniz mi?" dedi, dönmeden.

"Evet."

"Gelin."

Sesi bir fısıltı gibiydi, davetkâr ve tehlikeli. Yaklaştıkça odanın soğuğu tenimi diken diken etti. Masaya ulaştığımda defterin sayfalarındaki çizimleri gördüm. Bir kadın. Elinde kırmızı bir gülle, gözleri kapalı.

"Bu kim?" diye sordum.

Cassian sonunda döndü. Gözleri karanlıkta parlıyordu, o altın lekeler birer ateş böceği gibi yanıp sönüyordu. "Annem."

"Annenizden bahsetmemiştiniz. Tablodaki kadın..."

"Tablodaki kadın annem değil." Sesi kesildi, boğazında bir şey düğümlenmiş gibi. "Tablodaki kadın, sizin büyükannenizdi."

Sözleri havada asılı kaldı. Şimşek çakmış gibi hissettim, ama gökyüzü sakindi. "Bu imkânsız. Benim ailem..."

"Vane Şatosu'na adım attığınız andan itibaren hiçbir şey imkânsız değil, Elara." Bana doğru bir adım attı. Şimdi aramızda bir kol boyu vardı, tenindeki o soğukluk ve sıcaklık karışımı bir rüzgâr gibi üzerime çarpıyordu. "Babanız size hiç tam olarak kim olduğunuzu söylemedi, değil mi? Kimin kanından geldiğinizi."

"Babam bir antika tüccarıydı."

"Babamz bir antika tüccarıydı," diye tekrarladı Cassian, sesi alaycı ama acıydı. "Aynı zamanda, benim ailemin en kadim düşmanıyla kan bağı olan bir ailenin son temsilcisiydi. Ve siz..."

Elini kaldırdı. Parmak uçları yanağıma değmek üzere havada asılı kaldı, birkaç santimetre uzakta. O kadar yakındı ki nefesinin sıcaklığını hissettim. "Siz, o kanın en saf hâlisiniz."

"Yani beni öldürmek için mi buradasınız?" Sesim titredi. "Babamın borcu bir bahane miydi?"

Cassian'ın eli sonunda yanağıma dokundu. Dokunuşu serin ama yakıcıydı, tenim onun altında yanıyor gibiydi. "Sizi korumak için buradasınız," dedi, sesi fısıltıya düştü. "Dışarıdakiler sizin ne olduğunuzu öğrendi. Konsey, sizin kanınızı içmek için sırada bekliyor. Babanız, sizi bana emanet ettiği için canını verdi."

"Babam..." Nefesim kesildi. "Babam öldü mü?"

Cassian'ın eli yanağımdan boynuma kaydı. Başparmağı nabzımın attığı yeri okşadı, öylesine nazik bir dokunuştu ki gözlerim doldu. "Babanız, sizi kurtarmak için kendini feda etti. Ve ben de onun ölümünü, bu sözleşmeyle sizden sakladım."

Gözlerindeki altın lekeler şimdi daha parlak yanıyordu, birer alev gibi. Yüzü bana o kadar yakındı ki dudaklarının arasından çıkan her kelimeyi tenimde hissettim. "Size yalan söyledim, Elara. Her şeye rağmen, size dürüst davranamadım. Çünkü size gerçeği söylersem, beni asla affetmeyeceğinizi biliyordum."

"Ne gerçeği?" diye fısıldadım.

Elini boynumdan çekti, ama çektiği yerde bir boşluk kaldı. Arkasını döndü, pencereye yürüdü. Ay ışığında profili, bir heykel gibi hareketsizdi.

"Gerçek şu ki," dedi, sesi bir mezardan gelir gibi derin, "babanız borcunu ödemedi. Borç asla ödenmedi, çünkü borç benim için hiç var olmadı. Yaptığım tek şey, sizi bu şatoda saklamaktı. Ve şimdi..."

Durdu. Elini pencere camına dayadı.

"...ve şimdi konsey, sizin burada olduğunuzu öğrendi. Sabaha kadar süreniz var."

"Ne demek sabaha kadar?"

"Dışarıda olduklarını hissettim. Çam ormanının içindeler." Başını çevirdi, gözleri beni buldu. "Bu gece ya bu şatoda benimle savaşacağız, ya da sizi onlara teslim edeceğim."

Asla teslim edemezsin.

Sözler ağzımdan dökülmeden önce düşünmedim. Adımlarım beni ona taşıdı, elim uzandı, parmaklarım onun kolunu kavradı. Teni soğuktu, ama altındaki kaslar gerilmişti.

"Teslim edemez misin?" diye fısıldadı, gözleri karanlıkta parlıyordu.

"Beni korumak için bu kadar çok şey yaptıysan," dedim, sesim çatallanarak, "o zaman savaşmalıyız. Birlikte."

Elini cebime götürdüm. Parşömeni çıkarıp ona uzattım. "Bu ne?" dedi.

"Babamın kanını mühürleyen söz. Ölümü bile bile imzalamış." Boğazımda bir yumru büyüdü. "Ama benim de bir şartım var."

"Elara..."

"Beni öp." Kelimeler ağzımdan dökülmeden, gururumun ve korkumun ötesinde bir yerden geldiler. "Ölmeden önce, kim olduğunu bilerek beni öp."

Cassian'ın nefesi kesildi. Gözlerinde bir şey kırıldı, asırlık bir duvarın ilk çatlağı gibi. Elini kaldırdı, parmak uçları dudaklarıma dokundu. Dokunuşu serin, ama dudaklarımın altında ateş gibiydi.

Ve sonra eğildi.

Dudakları dudaklarıma değdiğinde, gökyüzünün şimşeklerle yarıldığını hissettim. Ama o an, odada yalnızca ikimiz vardık — ve dışarıda, çam ormanının derinliklerinde, bir kurt uluması yükseldi.

Cassian dudaklarımı ayırdı.

"Doğu kulesinin kapısı zaten açıktı."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.