Parmaklarım yasaklı rafa ulaşmadan bir santim önce durdu. Deri kaplı kitabın sırtındaki Vane arması, mum ışığında sanki canlanıyor, hanedanın kurdu bana bakıyor gibiydi.
Lord Cassian'ın sesi hâlâ kulaklarımdaki yankılanıyordu. "O rafa dokunma." Ama babamın borcunun sadece zaman olmadığını söyleyişi de öyle. Cümlelerinin arasında bıraktığı boşluklar, cevaplamadığı sorular... Her biri bu rafa işaret ediyordu.
Elim titredi. Kütüphanenin soğuk havası tenime işlemişti. Şatonun duvarlarını döven dalgaların sesi, altta bir yerlerde açlıkla homurdanan bir yaratığın nefesi gibiydi.
"Sadece bir bakış," diye fısıldadım kendi kendime. "Kimsenin bilmesine gerek yok."
Kitabı çektim. Ağır deri kapağın altından, yılların tozu değil, tuhaf bir sıcaklık yayıldı. Sayfaları çevirdim; el yazısı notlar, soy ağaçları, birbirine karışmış isimler... Sonra sayfalardan birinin arasına sıkıştırılmış, kenarları yanmış bir zarf çıktı karşıma.
Zarfın üzerinde babamın imzası vardı.
Ellerim buz kesti. Zarfla birlikte sayfayı iki kez okudum. *"Kızımın kanı, sözleşmenin güvencesidir."* Cümleyi anlamakta güçlük çektim. Babam ne yapmıştı bana?
"Elara."
Ses arkamdan geldi. O kadar alçak, o kadar yakındı ki nefesimin kesildiğini hissettim. Döndüğümde Lord Cassian kapıda duruyordu. Ama şehre inmemiş miydi? İçeri girmemişti; eşikte, gölgelerin arasında öylece duruyordu. Gözlerindeki altın sarısı lekeler bu kez daha belirgindi. Yakıcı.
"Ben..." Zarf elimde. İnkâr edemem. Kitap hâlâ açık duruyor. "Şehre ineceğini söylemiştin."
"Öyle mi dedim?" Sesi tehlikeli bir fısıltı gibi. Adımlarını duymadım; bir anda karşımdaydı. Bana o kadar yakın duruyordu ki göğsünün sıcaklığını hissedecek kadar. "Yoksa gitmemi mi istedin?"
Zarfa uzandı, parmakları benimkilere değdi. Anlık, kazara. Ama o temas, kütüphanenin tozlu havasında bir kıvılcım gibi çaktı. Elini geri çekmedi. Zarfı elimden alırken parmak uçları avucumu sıyırdı.
"Bunu okumamalıydın."
"Babam borcumu ödemedi, değil mi?" Sesim titriyordu, ama geri adım atmadım. "Ben bir güvence miyim? Bir rehin mi?"
Lord Cassian'ın çenesi kasıldı. Zarfı ceketinin iç cebine koydu. Gözleri benimkileri arıyor, kaçınılmaz bir şeyden kaçınır gibiydi. "Bu sözleşmenin ne olduğunu anlamıyorsun."
"Öyleyse anlat."
"Anlatamam."
"Neden?"
"Çünkü..." Bir adım geri çekildi. İlk kez onu bu kadar huzursuz görüyordum. Donuk ve mesafeli Lord Cassian değildi bu. Bu, sözlerini tartan, her kelimesinin bedelini bilen biriydi. "Çünkü öğrendiğin an, geri dönemezsin."
Aramızdaki mesafe yeniden açıldı. Ama o bakış, gözlerinin içindeki o altın sarısı kıvılcım... hâlâ üzerimdeydi.
"Kapıyı kilitle," dedi sonunda, kapıya yönelirken. "Bu gece kimse içeri girmesin."
"Sen hariç mi?"
Durdu. Başını çevirmedi. Ama sesi, ilk kez, fısıltıdan öteye geçti:
"Özellikle ben hariç."
Kapı arkamda kapandığında, zarfın bıraktığı sıcaklık hâlâ avucumdaydı.
---
