-burada olduğumu eğer herhangi bir polis teşkilatı veya avcıya söylersen bil diye söylüyorum onlar gelmeden sen çoktan buradan gitmiş olursun. -nee, nereye? Gözleri kapalıydı ve hala bileğimi sıkıyordu. -bilmek istemezsin… Kolumu çektim ve koşarak odadan çıktım. Aşağıya indikten sonra kendimi çok savunmasız hissettim. Ben, ben şimdi ne yapmalıydım? Sadece sakince düşün be Lavin bulabilirsin… Offffff! Aklım durmuş olsaydı daha çok çalışırdı be bu ne yaa… Derin derin nefes aldım. Evde hiçbir yere saklanamazdım, o zaman… Hızlı adımlarla kapıya yöneldim ve askıdan ceketimi alıp kapının kolunu tuttum. Tam aşağıya indireceğim sıra elimin üstünde bir soğukluk hissettim… -offf… nereye gidiyorsun mesela, üstünde ne cüzdan var ne anahtar var ne telefon var. Kızım manyak mısın sen? Arkamı dönmeye cesaret edemiyordum sadece bu evden hemen çıkmam gerektiğini düşünüyordum ve en sonunda titreyen sesimle konuştum: -neden uyandın? -senin yüzünden… -benim yüzümden mi, dedim şaşırarak. Ben ne yapmıştım ki ona? -kızım bi susmadın be, evin içindeki bütün enerjiyi sömürdün. Kalp atışlarının hızını ışık enerjisine dönüştürsek ülke aydınlanır, etrafına o kadar çok kötü düşünce salıyorsun ki nefes alamadığımı düşündüm. Offf, sana kaç diyen oldu mu? Polisi çapırmadığın veya başıma avcılar birliğini toplamadığın sürece sana neden zarar vereyim? Offf… Hala arkamı dönemiyordum çünkü kızıl gözleri beni delip geçecek gibi bakıyordu. Cümleleri ardı ardına dizdikten sonra başını arkadan omzuma yasladı. Elini de hala kapıdaki elimden çekmemişti. -hiçbir şey olmasa uykusuzluktan ölüp gidicem bu lanet dünyada, bi susmadınız yaa herkes her şey konuşuyor offf! Kafasını kaldırıp arkasını döndü ve yürümeye başladı. Adımları iyice uzaklaşmışken dönüp baktım. Dünya umrunda değildi ve tek derdi biraz uyumaktı. Bu haliyle küçücük bir çocuktan farksızdı… Keşke tek hali o olsaydı… Parmaklarımı dudaklarıma götürdüm, dişlerinin deldiği yerler hafiften kabuk bağlamıştı. Sonra başımın döndüğünü hissederek mutfağa yöneldim. Dolaptan meyvesuyu şişesini çıkarıp bir bardağa biraz meyvesuyu koydum. Bardağı içtikçe kendimi çok daha iyi ve ferah hissettim. Gerçektende duyuları insanlara nazaran 8-9 kat gelişmişti. Evden çıkmayı başarsam bile kokumdan dahi beni anında bulabilirdi. Evde de bir yere saklanamazdım. Tek kurtuluşum o gidene kadar onun dediklerini yapmaktı yoksa beni tek eliyle bile boğabilecek güçte oluğunun farkındaydım. Ona hizmet etmesi için birine ihtiyacı vardı ve bu dünyadan gidene kadar onun işini gördüğüm sürece bana zarar vereceğini sanmıyordum. Ama ya verirse… Dilimle iyiden iyiye kuruyan dudaklarımı ıslattım ve yine o kötü alışkanlığım baş gösterdi. Stresli olduğum zamanlarda dudağımı soyuyordum ve sürekli yara olup kabuk bağlıyordu… Uzun zamandır bu kadar gergin hissetmemiştim bu yüzden bir süredir hiç dudaklarımdaki kabukları soymamıştım ama şimdi… Derin bir nefes alıp başımı geriye yatırdım ve işte o an farkettim ki müziği kapatmayı unutmuştum. Güzel bir klasik müzik çalıyordu. Normalde pek dinlemesinde birkaç tane klasik müzik eklemiştim çalma listeme. Gidip tezgahın üzerindeki kumandayı alıp müziği kapattım. Ve kumandayı eski yerine bırakarak salona yöneldim. Koltuğun kenarında duran battaniyeyi alıp koltuğa uzandım, bir müddet sonra da kendimi bir rüya görürken buldum, ya da bir kabus mu demeliyim?.. • • •
Bölüm 3
3. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.