[Ertesi Gün _ Saat 04:00 civarı] Birkaç adamın konuşmalarını duyarak gözlerimi hafifçe araladım. Kapının önünde birileri hızlı hızlı bir şeyler konuşuyorlardı. Cümleler kesik kesik gelse de birkaç kelimeyi seçebilmiştim: Duyabilir sessiz olun, Onu canlı yakalamalıyız, Hareket etmeyin, Kapıyı kırdığımız an kaçacaktır, Sessizce aç şu kilidi! Eee, tamam, delirmiyorum öyle değil mi? Üzerimden battaniyeyi atarak yavaş adımlarla mutfağa yöneldim. Mutfağa ulaştığımda masanın üzerinde şarj da unuttuğum telefonumu aldım. Direk gözlerim saate kaydığında saatin 04:05 olduğunu gördüm. Dur bir dakika nehhh? Mutfaktan hızla çıktığımda gözlerim kapıya kaydı, adamlar hala oradaydı ve kapının kilidini açmaya çalışıyorlardı… Hasss…. Koşmak için arkamı döndüğüm sırada ayağım mermer zeminde hafifçe kaydı ve yere kapaklandım. Yani kapaklanmak üzereydim ki kolumu biri tutup düşmemi engelledi. Kafamı kaldırıp göz göze geldiğimizde iliklerime soğuk bir rüzgar estiğini hissettim. Etrafa dehşet saçıyordu ve kızıl gözleri bir doğal afeti andırırcasına içinde volkanlar ve ateşleri kıskandıran şekiller oluşturuyordu. Gözbebekleri…gerçekten de…çok…güzeldi…. Beni tutup yukarı çekti ve iyice kısılan gözleriyle bana şüphe dolu bakışlarla baktı. -bunu neden yaptın? Fısıltısına karşılık sadece anlamayan gözlerle baktım. Ne yapmışım ki ben? Gözleri bir elimdeki telefona bir bana bakıyordu. -sana onları çağırma demiştim! Sesi hala fısıltıdan ibaretti ama söylediği şey sanki yüzüme tokat gibi çarpacak kadar sertti. -iyi ama onları ben çağırmadım! İnanmayan gözlerle bana baktı, -gerçekten… ben çağırmadım… Yoksa ben mi çağırmıştım? Rüya… O gerçekten rüya mıydı? Hayır, gerçek değildi, o sadece rüyaydı, onları ben çağırmadım tamam mı!? Bileğimden çekerek beni hızla yatak odasına sürükledi. Ne yaptığını anlamaya çalışarak onu izliyordum. Odaya girdiğimizde kapıyı kapatıp bana baktı. -Onlar kapıyı açana kadar 5 dakikamız falan var. İhtiyacın olan ne kadar şey varsa bir çantaya koy tekrar buraya gelemeyebiliriz… -nehh? -dediğimi yap zamanımız kısıtlı! Koşarak dediğini yaptım ve elime geçen kıyafet ve gerekli birkaç malzemeyi yarağın altından çıkardığım büyük sırt çantasına tıkıştırdım. Fermuarı çekip ona baktığımda sırtını kapıya vermiş bir şekilde beni izliyordu ama aklı başka yerdeydi, büyük ihtimalle adamları dinliyordu. -bitti, dememin üzerine bana odaklandık ve kapıdan ayrılarak yanıma geldi ve dolaptan eline geçirdiği bir kapüşonlu bir poları üstüme geçirip kapüşonunu kapattı. -kapıdan geçerken yoğun ışık gözlerine zarar verebilir bu yüzden gözlerini sıkı sıkı kapat ve sakın konuşma! Yatağın üzerindeki sırt çantamı bir koluna geçirip tekrar yanıma geldi. -bir dakika ne? Kapı mı? Sadece başka bir yere kaçacağımızı zannetmiştim. -kaçıyoruz zaten. -bu dünyada bir yere! -o biraz zor işte, -ne saçmalıyorsun sen! -vaktimiz yok artık, gözlerini kapat. -ben hiçbir yere gitmiyorum! -infaz… -ne? -bir yaratığın saklanmasına ve polisten kaçmasına yardımın cezası infaz, burada kalırsan ölürsün. Bir kolunu belime dolayıp kapüşonumu burnuma kadar çekti. Başımın döndüğünü hissedebiliyordum… Ve kapı kırılma sesi… Bana iyice sarıldı ve bende gözlerimi kapattım, ona güvenmiyordum ama dışarıdaki avcıların beni buldukları anda ya öldüreceğini ya da polise vereceklerini sonrasında da kısaca infaz edileceğimi biliyordum. Başımı ona yasladım ve olacakları beklemeye başladım. Ama her türlü çok fazla ömrüm kalmadığını biliyordum… Tek dileğim acı çekmeden ölmekti artık… • • •
Bölüm 4
4. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.