Silah sesi hâlâ kulaklarda yankılanıyordu. Depo duvarları, sanki kurşunun bıraktığı titreşimi bile saklıyordu.
Kerem duvarın arkasında nefesini tuttu. Yanında Valentina vardı ama artık durum kontrol altında değildi.
“Bu bir tuzak,” dedi Kerem sertçe. “Beni buraya bilerek mi getirdin?”
Valentina gözlerini kısmadan dışarı baktı.
“Eğer seni buraya ben getirmiş olsaydım, şu an hâlâ hayatta olmazdın.”
Bu cümle Kerem’i bir an durdurdu.
Tam o sırada, depoda üçüncü bir kişi göründü.
Siyah kapüşon, maskeli yüz… elinde susturuculu silah vardı. Ama en dikkat çekici şey, acele etmemesiydi. Sanki burası onun sahnesiydi.
Luca, uzaktan bağırdı:
“Valentina! Çık oradan!”
Ama çok geçti.
Maskeli adam ateş etti.
Kerem karşılık vermeye çalıştı ama Valentina onu tekrar yere çekti.
“Yapma!” dedi Valentina sert bir sesle. “Onu vuramazsın.”
Kerem şaşırdı.
“Ne demek vuramam?! O bizi öldürmeye çalışıyor!”
Valentina ilk kez sesini yükseltti.
“Çünkü o polis değil!”
Maskeli adam yavaşça yaklaştı. Sessizdi. Fazla sessiz.
Ve konuştu:
“Valentina… baban seni bekliyor.”
Kerem o an dondu.
“Baban mı?”
Valentina’nın yüz ifadesi değişmedi ama gözlerindeki küçük bir kırılma fark edildi.
“Kes sesini,” dedi soğuk bir tonla.
Adam devam etti:
“Onun düzeni bozuluyor. Ve sen… yanlış tarafta duruyorsun.”
Kerem Valentina’ya baktı.
“Baba dedi… sen kimin tarafındasın?”
Valentina cevap vermedi.
Bir anda Valentina ayağa kalktı.
Kerem onu durdurmaya çalıştı.
“Delirdin mi?!”
Valentina ona bakmadan konuştu:
“Eğer burada kalırsan ölürsün.”
“Ben kaçmam.”
Valentina ilk kez Kerem’in gözlerine direkt baktı.
“Bu bir seçim değil, komiser.”
Ve sonra gölgeye döndü.
“Beni takip edersen, gerçeği görürsün.”
Maskeli adam tekrar ateş etti ama Valentina çoktan hareket etmişti. Luca, Kerem’i zorla dışarı çekti.
“Gel! Bu savaş senin bildiğin gibi değil!”
Kerem direnmeye çalıştı ama Luca daha güçlüydü.
Dışarı çıktıklarında depo arkalarından patlayan bir sesle sarsıldı.
Gece çöktüğünde Kerem tek başına kaldı.
Valentina gitmişti.
Ama geriye tek bir şey bırakmıştı.
Kerem’in cebine sessizce konmuş küçük bir kart.
Üzerinde sadece bir adres vardı.
Ve altında tek bir cümle:
“Gerçeği istiyorsan, yalnız gel.”