Yeni bölüm geç geldi çünkü uygulamada donmalar yaşıyorum. Koyduğum gifler sürekli kayboluyor bazen hata veriyor. Bu sorunu sizinle paylaşmak istedim. Neyse ben siz bölümü okurken bu sorunu çözmeye çalışacağım, görüşmek üzeree!
****
"You need everyone's eyes just to feel seen
Behind your make up nobody knows who you even are
Who do you think that you are"
****
Bölüm 6: Kraliçe Adela
Önümüzde çatık kaşları ile yeni çıkmış beyaz sakallarını kaşıyan üzerinde ağır olduğu belli olan büyük bir kürk ile kırışık yüzünü daha da kırışabilirmiş gibi kırıştırıp altın olan gösterişli yüzüğünü düzeltti ve Leon'un omzuna elini attı. Bu adam kesinlikle Kral Harold.
Leon omzuna değen el ile kasıldı ve sıktığı çenesi yüzünden yüzünün her yerinden şu anda fazlasıyla sinirli olduğu belli oluyordu. Babası kulağına bir şeyler fısıldarken elini yumruk yapmış sıktıkça elinin küçülmesine izin vermişti.
Ne yapmam gerekiyordu?
"Majesteleri.." diyerek reverans yaptığımda dikkati dağıldı ama elini Leon'un omzundan çekmedi. Az önce ne dedi ise Leon'un burnundan soluduğuna eminim.
Leon'un yumruk yaptığı kolunu tutup yanıma çektim ama kendini yere sabitlemiş gibi olduğundan zorlanmıştım.
"Bir kadın nerede durabileceğine karışıyor öyle mi?" dediğinde Leon ağzını açacak iken ileri bir adım atıp Kral Haroldu sinirlendireceğinden emin olduğum özgüvenli gülümsemem ile konuşmaya başladım.
"Sanırsam bir kaç gün önce Tarustan geri çekilmişsiniz. Kraliçe Fiona ile anlaşma mühürlemişsiniz. Kraliçe Fiona da bir kadın ancak halkın konuştuğuna göre siz de bir kadından korkan bir Kralsınız. Affınıza sığınıyorum ancak bunlar benim değil halkın düşünceleri.." dediğimde sinirden kızaran yüzü ile elini kaldıracaktı ki bir kadının sesi ile geri çekildi.
Gelen kadın Kraliçe Adela, Kral Harold'un ilk ve tek eşiydi. Bütün krallıkların ona duyduğu ayrı bir saygı vardı. İsmi gibi asildi.
Onun gelişi ile reverans yapıp selam verdiğimde gülümsedi. Leon da yumuşamamış olsa da ona selam verdi ve gözlerini yere dikti. Aklının burada olmadığı belliydi.
"Bensiz sohbet ediyordunuz sanırım." diyerek Krala döndüğünde sanki az önce bize meydan okuyan kral değilmiş gibi çocukça baktı kadına, suçluymuş gibi.
"Maria, sanırım yoldan geleli pek olmadı. Siz biraz yalnız vakit geçirin ben töreniniz ile ilgileniyorum." diyerek içtenlikle gülümsedi ve yavaşça krala dönüp kaşlarını çattı. Sonrasında ikisi de yanımızda ayrıldı.
Aklı burada olmayan Leonun koluna dokundum ve sinirli gözlerini bana çevirdi.
"Özür dilerim, işim çıktı. Lil sana etrafı gezdirebilir. Bugünü telafi edeceğim." diyerek hızla onların arkasından ilerledi.
Olanları rapor edebilmek için karanlık orman denilen yeri bulmalıydım. Merdivenlerden 5 kat inip mutfağa vardığımda Lil beni görüp yanıma geldi.
"Yemeğiniz birazdan hazır olur." dedikten sonra geri döneceğinde konuştum.
"Lil bana bahçeyi gezdirir misin?" dediğimde başı ile onaylayıp ona kibar davrandığıma şaşırır gibi bahçeye doğru ilerledi.
Bende arkasından çıktığımda anlattığı hikayeleri dinlemek yerine bahçeyi ve şövalyelerin durduğu yerleri aklıma kazıyordum.
Sanki aklıma bir şey gelmiş gibi meraklı durmaya çalışarak ona döndüm.
"Lil, buraya gelirken Karanlık Orman diye bir yer duydum gerçekten ö-" dediğimde hızla ağzımı kapattı. Şaşırmış halime bakıp elini çekti ve sürekli özür diledi.
"Üzgünüm sadece şövalye geçiyordu ve bundan bahsetmek yasak." dediğinde zorlamaya başladım.
"Neden yasak? Buraya yakın mı korkutucu da.." dediğimde eli ile Sarayın arkasını gösterdi.
"Merak etme sarayın arkasında ve çok ilerisinde uzak. Korkmana gerek yok." dediğinde korkar gibi davranmaya devam ettim.
"Neden yasak?"
"Çünkü lanetli."
"Nasıl yani?"
"Aramızda kalmalı."
"Kimseye söylemeyeceğim.." dediğimde düşünür gibiydi.
"Hadi ama! Kimseyi tanımıyorum bile!" yalancı kızgınlık ile söylediklerimi haklı bulmuş veya korkmuş olsa gerek konuşmaya başladı.
"O ormana girdiğinde eğer seninle eş zamanlı biri de içeri girerse bataklıklar seni içine çekiyor, sarmaşıklar bedenini sarıyor, dikenler sadece sana batıyor -" cümlesini kesip hemen aklımdakini sordum.
"Bu bir efsane mi yoksa bir kanıt mı var?" dediğimde kaslarını çattı ancak hemen geri düzeltip saygılı bir edayla konuşmaya devam etti.
"Kanıt var. Üstelik oraya sadece siz girerseniz bir şey olmaz ama iki kişi birbirinden haberli veya habersiz aynı zaman içerisinde girerse bu dediklerim her iki kişinin de başına gelir ve bu da ölüme neden olur."
"Neden böyle bir lanet var?"
"Çocukluğumuzdan beri insanların gizlice konuştukları şeyleri aslında bizde biliyorduk.. Krallığın en güçlü büyücüsü yapmış bu laneti. Yıllarca her büyücü bu büyüyü kaldırmayı denedi ama kimse yapamadı. Orası lanetlendi ve kimse nedenini bilmiyor. Bunu bilen sadece krallığın başına geçen krallardır. Halk kendi aralarında fikirler üretiyor, orda bir ölümsüzlük iksiri veya oradaki otların iyileştirici olduğunu düşünüyorlar. Bazıları ise büyücünün yani Olimpos'un orada olduğunu söylüyor. Bu bilgilerin doğruluğu yok sadece halkın yaptığı tahminler." dediğinde ona etrafı gezeceğimi söyleyip sarayın arkasına doğru ilerledim.
Hava kararmak üzereydi ve yetişmem gerekiyordu. Hızlı ve temkinli adımlarla ilerleyip Lil'den laf arasında sorup öğrendiğim şövalye değişim saatini bekledim. Bir süre sonra yeni şövalyeler geldiğinde hızla büyük demirli kapıya tırmandım ve kendimi dışarıya attım.
Koşarak içi karanlık ormana doğru ilerledim. Önüne geldiğimde fazlasıyla korkutucu duran ormanda derin bir nefes vererek göz gezdirdim. Eğer içeride biri varsa bununla baş etmek çok zor olacaktı. Birinin olup olmadığını anlamak için ormanın etrafında gezmeye başladım. Adımlarımı temkinli atarken bir yandan da çamurda ayak izi olup olmadığını kontrol ediyordum.
Nihayet ayak izi görmediğim için etrafta da kimse olmadığını düşünmeye başlamıştım. Belimdeki hançeri kılıfından çıkarıp sıkıca kavradım ve bastığım yerlere dikkat ederek ormanın içine doğru ilerlemeye başladım. Bir kaç adımdan sonra bir şey olmayacağına emin olsam da temkinli olmaya devam ettim. Sessizce içerilere doğru gelmiştim. İçeriye girdikçe karanlık görünen orman karanlığını yeşilliğe bırakıyordu.
Ağaçların üzerinde daha önce görmediğim yeşil tonları ve kuş türleri varken şaşkınlıkla etrafa bakıyordum. Çok çok güzel bir ormandı.. Sanırım insanların elinin değmediği yerler bu şekilde oluyordu.
Yeşilliklerin içerisinde biraz ilerde beyaz bir pırıltı gördüğümde merakıma yenik düşerek oraya doğru ilerlemeye başladım. Parlaklık gözümü alırken pırıltı bir anda hareketlenip ağaçların arasında kaybolmuştu. Gözlerimi zorlukla açıp baktığımda artık onu göremiyordum ama omzuma konan kuş annemden bir mektup getirmişti. Aklım o beyaz pırıltıdayken mektubu açtım ve içinden düşen ucu yanık tahtayı elime alıp okumaya başladım.
"Kimse seni fark etmeden buraya gelmeyi başarmış isen gönderdiğim kuş seni tanıyıp sana getirmiştir mektubu." okuduğum ilk cümle ile kaşlarımı çatıp tekrar kuşa baktım. Bu özel bir türdü üstelik kanadındaki kraliyet simgemiz onun lanetlenmiş olduğunu gösteriyordu bu yüzden beni tanımıştı..
"Roza, sana dediklerimi unutma. O kuş ile her gün rapor vermeni istiyorum. Kardeşin şimdilik güvende."
Son yazdıkları ile önemli bir şey olmadığını anlayıp mektubu ters çevirdim. Kullandığımız harfler kraliyet hanedanından başka kimsenin okuyamayacağı harflerdi..
Ucu yanmış tahtayı alıp onun yardımı ile bugün olanları özet geçip son olarak Karanlık ormana hep gelemeyebileceğimi yazdım. Ölebilirdim ve risk şu an gerekli olan bir şey değildi..
Kuş ona verdiğim mektupla havalanıp giderken geri dönmeye koyuldum. O beyaz pırıltı neye aitti bilmiyordum ama başıma yeni bir iş almak istemiyordum üstelik zaten Leon gibi büyük bir sorun vardı önümde.
____________
Hava tamamen karardığında saraya yetişmiş ön kapıdan girip bana verilen odaya çıkmıştım. Üzerime Lil'in getirdiği bembeyaz bir elbise giymiştim. Sanırım kraliçe Adela töreni bu gece için ayarlamıştı, kahretsin! Düşmanım ile evlenmek çok iğrenç bir histi. O evlenmemize gerek olmadığını söylese de annemin aynı şeyi düşündüğüne emin değildim..
Üzerime geçirdiğim korseli elbise belimi sıkıca sarmış ve alıştığım kabarık katmanlı bir etek yerinde incilerle işlenmiş pek te kabarık olmayan bir elbiseydi. Kraliçe Adela zevk sahibi bir kadın olduğunu belli ediyordu.
Üzerimi düzeltip saçlarımı açtım ve tarayıp inci tacı taktım. Leydi olarak tanıtılacaktım ama üzerinde inci olan beyaz taç bizim kraliyetteki anlayışımızdan çok farklıydı. Biz sırf prensesle evlenecek diye bir adama taç vermiyorduk Lord unvanı alıyordu ama bir erkeğin kraliçenin eşi değilse taç takması söz konusu bile değildi. Oysa ben Leon'un müstakbel eşi olacağım için bana özel inciden bir taç yaptırılmıştı. Anlaşılan böyle şeylere önem veren bir gelenekleri vardı.
Sıkıntıyla nefes verdim. Cidden şu anda saldırı planları yapıyor olabilirdim ve ok ile kılıcımdan uzak olmazdım!
Üstelik neden bana verilen her şey beyazdı? Siyah saçlarım ve siyah göz rengime inat her şey beyazdı burada..
Çalınan kapı ile Maria olmaya çalıştım.
"Girebilirsiniz." sesimle birlikte içeriye son gördüğüm haline nazaran mutlu bir şekilde Leon girmişti.
"Nasılsın?" dediğinde reverans yapıp onun düşmanım olduğunu söyleyen içimdeki sese rağmen gülümsemeye çalıştım. Kahretsin çok zordu!
"Teşekkür ederim, majesteleri." dediğimde tek kaşını kaldırdı.
"Arkadaş olabileceğimizi sanıyordum.." ben General Rozayım, desem arkadaşlık teklifini bırakıp tek hamlede öldürmeye çalışırdı ama olsundu.
"Üzgünüm, arkadaş olabileceğimizi sanmıyorum." dediğimde merakla baktı.
"Neden?"
"Yalan bile olsa nişanlanıyoruz ve bu biraz garip olur." eğer Kraliçe Fiona bu dediklerimi duysaydı eminim büyük bir çaba gösterdiğimi kabul edip beni ödüllendirirdi. Bunları söylerken kendime çok yabancıydım.
"Nişan, seni rahatsız mı ediyor?" dediğinde ne kadar aptalmış gibi davrandığını düşünmek istesem de öyle değildi. Bu adam nasıl prensti?
"Evet, yalan söylemeyi başaramayabilirim." evet saçmalıyordum çünkü ben yalanın ta kendisiydim.
"Bu nişanın gerçek olmasını ister miydin?" bu soruyu sorarken gülümsüyordu bu da sonunda aklının birden var olup dediklerimi anladığını gösteriyordu.
"Siz, ister miydiniz?" dediğimde elini uzatıp izin isteyerek bana baktı ve başımı hafif sallayıp onay verdiğimde elimi tuttu ve aramıza getirdi.
"Ben bu nişanın gerçek olmasını isterdim Maria."
"Bir gecede nasıl buna karar verdiniz?"
"Seni tamamen tanıdığımda bu nişanın eğer sende istersen gerçek olmasını istiyorum." dediğinde elimi çektim.
"Bir gün beni tanıdıktan sonra sorduğunuzda size cevap vereceğim. Şu an çok erken." dediğimde gülümsedi ve koluna girmem için kolunu uzattı.
Koluna girdiğimde kapıdan çıktık ve tören salonuna doğru merdivenlerden indik. Bu gecenin hemen bitmesini istiyordum.
Nefret ettiğiniz birinin koluna girmiş ve ona gülümsemek zorunda olduğunuzu düşünün. Ya da düşünmeyin güzel bir his değil..
Tören salonun önüne geldiğimizde kral ve kraliçe kapıya doğru yürüyordu. Bizi gördüklerinde onlara reverans yapıp yanlarında durduk. Leon yine gerilmişti, babası ile ne sorunu vardı?
"Leydi Maria, çok güzel gözüküyorsunuz. Prens Leon, öyle değil mi?" diyen kraliçe Adelanın sesi ile Leon bakışlarını bana döndürdü. Normalde sadece gözlerime baktığı için elbisemi görmemesi normaldi, aramızdaki saygıyı koruması yaptığı tek iyi şey olabilirdi. Annesinin sözü ile elbiseme baktı ve gözlerime geri döndüğünde gülümsedi.
"Çok güzel olmuşsunuz Leydi Maria ancak saçlarınız güzelliğiyle elbiseyi geride bırakıyor." saçlarıma ettiği iltifatı kulağıma yaklaşarak söylediğinde midemin bulandığını hissederek yüz ifademi korumaya çalıştım. Yemek yememiştim. Midem düşmanlarımla olduğum ortama çok bile dayanmıştı.
Kraliçe Adelaya kibarca teşekkür edip onlar içeri girerken biz de arkalarından girmiştik..
Eğer bu işi hemen bitirmek istiyorsam Leonla nişanımızı gerçeğe döndürüp evlenmemiz gerekiyordu ve ben kahretsin ki bunun için bir çok şeyi yapacaktım.
İçeriye girip Leonun tahtının yanındaki tahta geçtim ve selam veren soylular gözleri ile beni incelerken kral Harold elindeki kadehi havaya doğru tutarak yüksek sesi ile konuşmaya başladı.
"Bugün burada prens Leon ve Leydi Maria'nın nişanı için toplandık. Resmi olarak nişanlı olan çifte kadeh kaldıralım." dediğinde salondaki herkes kadehini kaldırmıştı. Başta Kral olmak üzere herkes içkisini içince aralarındaki eğlenceye geri döndüler.
Masalar ve mumlarla düzenlenmiş, çiçeklerle bezenmiş bu törende etrafta ağır bir şarap kokusu ile parfüm kokusu vardı ama garip bir şekilde bu kokuyu sevmiştim.
Herkes sahnede dans ederken Leon ayağa kalkıp elini uzattığında elini tuttum ve onun yönlendirmesi ile sahnenin ortasına geçtik. Herkes bize alan açarken bir yandan izliyor bir yandan dans etmeye devam ediyordu.
Leon bir elini belime koyarken bir elimi onun omzuna koydum ve diğer elimle elbisemin biraz kabarık ve uzun olan eteğini kavrayıp onun havadaki elini tuttum. Ellerimizin arasındaki kumaş parçasını sevmiştim. Onun elleri ile olan temasımızı azaltıyordu.
O adım atmaya başladığında ona uyarak bende dans etmeye başladım.
"Töreni beğendin mi?"
"Bu gerçekten önemli mi?"
"Evet, sandığından daha çok." dediğinde merakla gözlerimi yüzünde gezdirdim. Neden benden şüphe duymayıp beni seviyordu? Sürekli değerli hissetmem için çabalaması suçluluk duygusu yüzünden miydi yoksa beni gerçekten seviyor muydu? Bu kadar çabuk beni sevmesi öylesine garipti ki..
"Bu seninle ilk dansımız değil." dediğinde kaşlarımı çattım. Roza olduğumu biliyor muydu?!
Çok geç geldi bölüm çünkü yükleme yaparken sorun yaşıyorum. Çarşamba günü görüşmek üzere!