İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 4

Evlilik Görevi

Hangi saatler aralığında yeni bölümleri atmamı önerirsiniz? Lütfen fikrinizi belirtin.

Hadi Roza'nın hayatına dönelim!

****





"Sometimes I try to find a way to go back

cuz it's unforgettable time

it's all still in my mind

just a little bit of your heart makes my life

I see a hope in sunrise

The light shines all my loneliness"

****

Bölüm 3: Evlilik Görevi

"General Roza, saldıranlar Aries'ten gelmişler. Prens Ethan'ın ordusu ateşin diğer kısmında ve ilk önce sizin bir şey yapmanızı bekliyorlar." diyen Emily ile başımdaki zırhın içinden kaşlarımı çattım. Onlar zırh yüzünden yüzümü göremiyor ne yapacağımızı bilemiyorlardı.

Ateşin ilerisindeki Prens Ethan ve ordusu güçlü görünüyordu ama savaşırsak yenerdik.

"Tarus'un yerlileri dostumuz, Aries'in yağmacıları düşmanımızdır! Herkes en iyi bildiğini yapsın!" dediğimde bazıları atlarından inmiş yardım ederken diğerleri yardım için insanları atlarına alıp uzaklaştırıyordu.

Uzaktan gelen Prens Ethanın Krallığının amblemini taşıyan bir adam önümde saygı için eğildikten sonra konuşmaya başladı.

"General Roza, Prens Ethan bu küçük krallığı neden istediğinizi merak ediyor. En büyük düşmanınız olarak gördüğünüz krallık ile sınır komşusu olmayı mı istiyorsunuz?" dediğinde yanımda duran Emily hızla kılıcını çekti ve adamın boynuna yaslarken bağırdı.

"Bu ne cüret! Hadsizliğin bu kadarı fazla!" diyerek adamın diz kapağına vurdu ve adam kılıcını çıkaracağında hızla tekme savurup onu savunmasız bıraktı.

Atımdan inerek yerde zorla diz çöktürülmüş olan adama baktım.

"Prens Ethan, eğer Tarusu istiyorsa bizzat yanıma gelip konuşmalıdır!" diyerek soğuk aldığım için kalın çıkan sesimle bağırdım.

O sırada atından inen Prens Ethan önüme gelmişti.

"General Roza.." bu ilk karşılaşmamızdı. Gerçekten dedikleri gibi sesi çok kalın ve yaşlı gibi çıkmıştı.

"Tarusu paylaşabilmemiz mümkün değil mi?" dediğinde o göremese de kaşlarımı çattım.

"Hain bir dedeniz var iken bu teklifi neye güvenerek yapıyorsunuz?" alay eder sesimle konuştuğumda ordusu etrafımı sarmış ve boğazıma kılıçlarını dayamışlardı.

Hemen ardından gelen kılıç sesleri ile ordumun onların ve Prens Ethanın boğazına dayadıkları kılıçları görmüştüm. Gülümseyerek bir adım öne attım ve boğazımdaki kılıç daha sert bir şekilde battı.

"Prens Ethan, sanırım benim kraliçe olmadığımı unutmuşsunuz. Bu tür kararları verebilecek bir söz hakkım yok! Aynı sizin prens olduğunuz için buna karar veremeyeceğiniz gibi." dediğimde tepkisini merak etsem de zırh yüzünü görmemi engelliyordu.

O da benim yaptığım gibi bir adım bana attığında tekrar konuşmaya başladı.

"O zaman kimin kazanacağını görmek için savaşmalıyız öyle mi?" dediğinde tam olarak ona 'Öyle' diyecek iken gelen atların sesleri ile herkes duraksayıp etrafa baktığında kraliyet atlarının üzerinde büyük bir parşömen tutan kadına döndüm. Yazı işlerini ve Kraliçenin kararlarını o duyururdu.

"Herkes saygı ile eğilsin! Kraliçenin kararı geldi!" dediğinde başta ben olmak üzere herkes diz üstüne çöktü.

Kadın da okumaya başladığında hepimiz dediklerine dikkat kesilmiştik.

"Tarus Kralı, Aries halkı tarafından öldürülmüştür. Bununla beraber General Roza ve Prens Ethanın orduları bölgeyi himaye altına almak için bölgeyi kuşatmıştır. İki krallık bu süre içerisinde bölgede bulunanlardan habersiz Tarusu tarafsız bölge olarak ilan etmiştir. İki krallığın verdiği bu karara her iki ordunun da Tarusu yaşanabilir bir hale getirip geri çekilmeleri, krallıklarına dönmeleri uygun görülmüştür!" gür sesi ile konuştuktan sonra parşömeni bize çevirdi ve mühürleri gösterdi.

Prens Ethan babasının mührünü görünce şaşırıp ayağa kalkarken herkes ayağa kalkmıştı.

O, ordusuna emirler verirken atıma bindim ve orduma yönelik bağırdım.

"Önce ateşi söndürün! Sonrasında yaralılara yardım edersiniz." diyerek aralarından ayrıldım ve atı ile beni takip eden Prens Ethanla birlikte Tarusun içinde gezmeye başladık.

"Hasarları düzeltmek ve erzak temin etmek uzun sürecek gibi görünüyor." dediğimde başı ile onayladı ve bir kaç kişiyi hasar alan evler için görevlendirdi.

İkimizde bütün görevlendirmeleri yapmış, eksikleri belirlemiştik ve şimdi Tarusu terk ediyorduk.

O kendi atına binerken bende kendi atıma bindim ve görevlendirilmeyen şövalyeler ile ilerlemeye başladık. Kraliçenin sözü bizim için bir kanundu. Onun ise babasının sözünden çıkamayacağını biliyorduk.

Atları hızla hareket ettirirken uzun sürecek olan yolculuk ile iç çektim ve daha da hızlandım.

________________________

Saraya yetiştiğimizde halkın bir kısmı toplanmış alkış tutarken hizmetli kadın önümüzde eğildi ve duyurdu.

"General Roza ve ordusu geldi!" yüksek sesini duyan herkes saygı ile Hera selamı verdiğinde atlarımızdan inip ahıra götürmeleri için verdikten sonra saraya doğru ilerledim.

"General Roza, majesteleri sizi bekliyor." diyen hizmetli ile onu başımla onaylayıp ilerledim. Kaç gündür yoldaydık bu yüzden çok yorgundum.

Kapıya geldiğimde büyük iki kapının yanında duran iki şövalye kapıyı açınca içeri adımladım.

Reverans yapıp Hera selamını verdikten sonra kafamdaki zırhı çıkarıp saçlarımın dağılmasına izin verdim.

"Beni çağırmışsınız majesteleri?" dediğimde düşünceli gözleri ile kabarık eteğini kaldırdı ve yuvarlak masaya doğru ilerledi.

"Sence anlaşmayı bozarlar mı?" dediğinde kaşlarımı çattım.

"Onlara güvenemediğiniz halde geri çekilmemizi istemediniz değil mi?" dediğimde tek kaşını havaya kaldırdı.

"Onlara güveniyorsun yani?" diyerek sandalyeye oturduğunda bende yuvarlak masaya doğru gidip beyaz sandalyeler den karşısında olana geçtim. Masadan bir bezi alıp zırhımın üstündeki kurumuş kanları temizlerken konuştum.

"Ben kendime güveniyorum. Tarus'u himayelerine almaları beni etkilemez. Onlar diğer krallıklar ile anlaşmaya varana kadar ben Tarus'u geri alırım. Ne pahasına olursa olsun." dediğimde meraklı gözlerini yüzümde gezdirdiğini hissedebiliyordum.

"Tarus, neden bu kadar önemli senin gözünde?"

"Benim gözümde önemli olan tek şey, kazanmak. Bunu sizde biliyorsunuz majesteleri. Yoluma çıkan şeyleri göz ardı etmem aksine aklımın köşesine yazıp zamanı geldiğinde yolumdan çıkarırım." dediğimde sert bir şekilde bana baktı.

"Seni yetiştirirken bu kadar acımasız olmanı istemiyordum. Ancak sen acımasız biri oldun." dediğinde zırhımı tekrar kafama taktım.

"Beni siz yetiştirmediniz majesteleri. Ben General Rozayım, sizin kızınız prenses Roza değil. Ben kendimi yetiştirdim. İzninizle.." diyerek selamı verdim ve odadan çıktım.

Yorgunlukla odama doğru ilerlerken sarayın bu kadar büyük olmasına lanet ederek yorgun vücudumu zorladım ve odama yetiştim.

Küveti soğuk su ile doldurduktan sona üzerimi çıkarıp yanıma sabunu aldım.

Soğuk su kanayan yaralarıma iyi geliyordu ve beni dinç tutuyordu. Temizlendikten sonra üzerime beyaz bir gecelik geçirip saçlarımı havlu ile kuruttum ve örüp beyaz bir kuşak ile bağladım. Nihayet hazır olduğumda yatağa girip kendimi sıcak battaniyenin içine bıraktım. Yatakta iyice küçülürken yastığımın yumuşaklığı yüzünden göz kapaklarımın ağırlaştığını hissedebiliyordum. Vücudum gevşerken kendimi uykunun kollarına bıraktım.

______________

Çalan sert kapı sesi ile yorgunca doğruldum ve ayağa kalktım.

Çalan kapıya gözlerim kapalı iken kulağımı yaslayıp seslendim.

"Kim?"

"Benim.." Ellen'ın sesini duyduğumda kapıyı açtım.

Hızla kollarını bana sararken gülümsüyordu. Ben ise kısaca sarılıp ona döndüm.

"Roza, iyi misin? Yaralandın mı?" diyen endişeli ve nazik sesi ile gülümsedim.

"İyiyim endişeleneme." dediğimde sırtımı sıvazladı ve bir abla edasıyla kolumu çekip kapıyı kapattıktan sonra beni yatağa oturttu. Karşıma sandalye çekip otururken ciddi bir konuya giriş yapacağı belli oluyordu.

"Sen uyurken anlaşma detaylarını öğrendim ve senin hakkında çok karışık şeyler var. Sen nelere karıştın Roza?" dediğinde kaşlarımı çattım.

"Ne demek istiyorsun?"

"Bildiğin gibi Ethan'ın babası ve annemiz yani kraliçe Fiona aralarında büyük bir anlaşma imzaladı. Uzun süredir bu anlaşma hazırlansa da Tarus bunu hızlandırmak için büyük bir neden oldu." dediğinde tek kaşımı havaya kaldırdım.

"Benim bu konu ile ilgim yok gibi?" dediğimde hüzünle bana baktı.

"Keşke dediğin gibi ilgin olmasaydı. Bu anlaşma şartlarından biri ise prenses Almira ile prens Leon'un evlenmesiydi. Prenses Almira'nın zaten ona hayran olduğunu biliyorsun. Ancak dün gece gelen bir bildiride ve halkın dilinde olan şey yüzünden bu şart anlaşmadan çıkarıldı. Prens Leon bu şartı kabul etmemiş ve bir kadın portresi çizdirip her yere yayılmasını sağlamış. Kraliçe Fiona'da ilk başta anlamayıp tartışma yaşayacağı sırada portreyi yani prens Leon'un evleneceğini söylediği kadını görmüş.." dediğinde anlamayarak ona baktım.

Prenses Almira üvey kardeşimdi ve varlığımdan haberdar olup ismimin Roza olmasından habersizdi.

Leon ve Ethan söylenenlere göre birbirine fazlasıyla benzeyen kardeşlerdi. Prens Ethanın prenses Almira ile evlenmesi pek imkanlı olmadığından prens Leon bu anlaşmada kullanılmış olmalıydı. Halk için prens Leon evlendirilip hayatının düzene sokulması gereken biriymiş anacak prens Ethan hakkında konuşmaya cesaret eden pek insan yoktu ve herkes onun acımasızlığı ile düşmanlarına olan nefretinden bahsediyordu. Leonun Ethan gibi yaşlı mı yoksa genç mi olduğunu bilmiyordum. Bu yüzden tahmin yapmak çok zordu.

"Portredeki kadın Maria, Ariesli bir tüccar.. Portrede ise senin yüzün var." dediğinde duyduklarımı yanlış anladığımı düşünerek tekrar sordum.

"Ben Maria mıyım?" dediğimde başı ile hızlıca onayladı. Kahretsin! Ben karşılaştığım herkes için Mariaydım ve hangisi prensti?

"Majesteleri ne diyor bu duruma?" dediğimde saçlarımı okşamaya başladı.

"Bilmiyorum. Birazdan seni yanına çağırabilir. Prens Leon bu krallıkta yaşayan herkesten nefret ederken seni öğrenirse neler olacağını kestiremiyorum.."

"Babası? Neden karşı çıkmamış?" dediğimde omzunu silkti.

"Duyduğuma göre babası ile aralarında büyük bir kavga olmuş. Eğer annemiz Kraliçe Fiona bunu kabul ederse araları düzelir ama kabul etmesi senin onunla evlenmen ve bir yalanın içinde görev alacağın anlamına gelir." dediğinde hırsla ayağa kalktım.

Başımı ovarken bir ileri bir geri gidip düşüncelerimi toparlamaya çalışıyordum.

"Beni o yarım akıllıyla evlendiremez! Üstelik ben general Rozayım! Kimse beni yerimden edemez!" dediğimde ayağa kalkıp kolumu sıvazladı sakinleşmem için.

"Kim olabilir hatırlıyor musun?" dediğinde tükürürcesine sinirle konuştum.

"Bilmiyorum. Sefere çıktığımızda o kadar fazla yaşlı kadın ve yaşlı adamla karşılaşıyorum ki, hepsi tüccar olduğunu söylüyor." dediğimde kapı çalınma sesi ile sandalyeden zırhımın kafa kısmını taktım ve kapıyı açtım.

"Majesteleri sizi çağırıyor, General Roza." diyen Emily'i gönderip Ellen'a döndüm.

"Duydun mu?" dediğimde kibar ses tonunu koruyarak konuşmaya devam etti.

"Sakin ol. Her şey yoluna girecektir." dediğinde sinirle üzerime kimsenin beni tanımaması için zırhımı geçirip odadan çıktım. Ellen'da odadan çıkmıştı ve işi olduğunu söyleyip gitmişti.

Hızlı adımlarla odaya vardım ve şövalyeler kapıyı açarken içeri girip Hera selamını verdim. Kapılar kapanır kapanmaz kafamdaki zırhı çıkarıp masaya bıraktım.

"Majesteleri, aklınızda ne var?" dediğimde gülümsedi. Bu onun aklına gelen tehlikeli planlarda yaptığı gülümsemeydi.

"Yardımınla bize ihanet eden krallığı ortadan kaldıracağız." dediğinde kaşlarımı çattım..

Pamuk eller kalbe lütfenn.

Bu bölümün de sonuna geldik ne düşünüyorsunuz?

Roza'nın kişiliğini olaylar yüzünden belki anlamakta zorlanabilirsiniz bu bölümlerde ama hâli hazırda bir bölüm var ilerde ve orada daha çok tanıyacaksınız.

Bol bol yorum ve oy rica edilirrrr, görüşürüz kendinize iyi bakınn!

Cuma günü sizi sağlıklı bir şekilde yeni bölümü okumaya bekliyorum, kendinize çok çok dikkat edin!
Bölüm sonu

1 yorum