İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 3

Ateş Böceği

Yeni bölüme hoş geldiniz! Sizi beklemediğiniz bir bölümü okumaya bırakıyorum!
****



"I feel your whisper across the sea

I keep you with me in my heart

You make it easier when life gets hard."

****

Bölüm 2: Ateş böceği

"General, Tarus'u Veliaht Prens Ethan kuşatmış. Ne yapmamızı istersiniz?"

Capricorn Krallığının Acımasız Veliaht Prensi General Ethan....

"Tarus, orayı Ethana bırakamayız." diyerek Emily'i gönderdim.

"Sefere çıkıyoruz! Herkes hazırlansın Tarusu almaya gideceğiz!" diyerek atıma bindiğimde burada kalması için görevlendirdiklerim hariç herkes atına bindiğinde sınırları buraya yakın olan Tarus'a doğru ilerlemeye başladık.

___________________

Hava kararmıştı ve gece saatleri içerisinde sınırlara ulaşmıştık. Ortam sessiz sakindi.

"Emily" ona seslendiğimde çapraz arkamda durduğu yerden atını yanıma sürerek yanıma, benim hizama geldi.

"Ethan'ın ordusu henüz saldırmamış sabahı bekliyorlar. Askerler yorulduğu için burada sessizce mola verelim. Siz burada kalın ben biraz ilerde kalacağım." dediğimde beni onayladı ve geri dönüp diğerlerine haber verdiğinde biraz ilerlemeye başladım.

Herkes beni sesimden tanırdı, yüzümden değil. Önlem amaçlı hiçbir general veya komutanın yüzünü kraliçe dışında kimse bilmezdi. Bu hainlerden saklanmak gibiydi.

Onların seslerinin gelmediği göl kenarında bir yere vardığımda atımı bir ağacın gövdesine bağlayıp etrafı kontrol ettim. Oldukça sessiz bir yerdi. Şimdi ise geriye kılık değiştirmek vardı. Üzerimdeki kraliyet simgesini taşıyan her şeyi çıkarıp atıma bağladığım bir çantaya yerleştirirken üzerime beyaz bir elbise ve uzun çizmelerimi giydim. Çizmelerimden birine hançerimi, belime de bıçağımı yerleştirdim ve son olarak saçlarım ile yüzümü tamamen kapatan gümüş zırhı başımdan çıkartıp çantama sıkıştırdım. Siyah saçlarım omuzlarıma düşerken çantayı sıkıca kapatıp üzerine uzun bir örtü ile kapattım. Beni gören biri şu anda sadece seyyar bir tüccar olduğumu düşünürdü. Nitekim ormanda dinlenen tüccarlar hep olurdu. Şişme uzun kollu elbisem kabarık değil aksine çok basit bir elbiseydi, sadece kolları bileklerime kadar kabarık olurken bilek kısmı daralmıştı.

Düşüncelerim beni bırakmazken önüme gelen ışık saçmış bir ateş böceği vardı. Saçtığı ışık gözlerimi alırken gülümseyerek onu takip ettim. İlk defa bir ateş böceği görmek heyecanlandırmıştı. Ateş böceği az önce göl olduğunu düşündüğüm yere ilerlerken bir sürü ateş böceğinin gölün üzerinde dolaştığını görmemle bu mükemmel manzarayı hiç unutmamak istercesine baktım. Göle yaklaştığımda yerde oturmuş bir adamı gölü izlerken bulmayı beklemiyordum. Tam arkamı dönmüş dönecek iken beni fark ettiği için kaçmanın anlamsız olduğunu düşünerek ona döndüm. İlk önce ellerime tehlikeli bir şey var mı diye bakıp sonrasında gözlerime bakıp konuşmuştu.

"Kimsiniz?" dediğinde bir kaç adım atıp konuştum.

"Ben, Ariesten tüccar Maria. Siz?" dediğimde dediklerimin doğruluğunu anlamak için yüzümü inceliyordu.

"Ares. Tarusun tüccarıyım." dediğinde eliyle gölü işaret etti. Ateş böceklerinin yaydığı ışık, gölün üzerinde yıldızlar varmış gibi bir görsel şölen sunuyordu.

"Birbirimizi rahatsız etmediğimiz sürece oturabilirsiniz." dediğinde yanına ilerledim ve ondan uzağa olacak şekilde bende yere oturdum.

Bir süre sessizce otururken onun Ethan'ın ordusundan olma olasılığını düşünüyordum. Ethan anlatılanlara göre huysuz beyaz saçlarına rağmen orduyu bırakmayan bir tipti. Kolaylıkla ondan sıkılıp tüccar taklidi yaparak dinlenen bir asker olabilirdi. Ancak Tarustan kaçan veya Tarusa dönen bir tüccar da olabilirdi.

"Aries.."derken

"Tarus.."demiştim.

aynı anda konuştuğumuzda var ile yok arasındaki gülümsemesi ile önüne döndü. Gülümsediğinde beyaz teninde bir gamze belirginleşmişti, anlında ise dışardan yeşil gözüken bir damar kendini belli etmişti. Ateş böceklerinin ışığı siyah saçlarını, siyah rengindeki gözlerini daha parlak gösteriyordu, belki masallarda anlatılan prenslerden olabilirdi. Ben ise onun gibiydim, siyahın koyusu saçlarımla siyahın en koyu tonunu taşıyan gözlere sahiptim. Beyaz veya narin bir tenim de yoktu, annemle aynıydım.

"Önce sen söyle istersen." dediğinde kendime çekmiş olduğum bacaklarıma kollarımı dolayıp çenemi dizlerime yasladım. Siyah saçlarım iki yandan yüzüme doğru düşüp yüzümü kapatıyordu, bu daha güvenliydi.

"Tarus, sınır komşumuz ve bugünden sonra bir sürü Ariesli oraya kaçtı. Sence Tarusda yaşamaları güvenli mi?" dediğimde derin bir nefes verdi.

"Hiçbir yer güvenli değil Maria. Peki, Ariese saldıran General Roza mıydı?" dediğinde bende onun gibi derin bir nefes verdim.

"Bilmem ki. Ben döndüğümde her şey bitmişti." dediğimde bana doğru döndü.

"Savaş anında orda olmaman iyi olmuş. General Roza, çok katıdır üstelik günlük hayatında yaşlı ve huysuz bir kadın olduğu söyleniyor. Bu şekilde anılan biri eminim kolayca herkesin canına kıymıştır." dediğinde sinirimi yüzüme yansıtmamak için çok büyük bir çaba sarf ediyordum.

Ne demek huysuz ve yaşlı bir kadın?! Ben neden herkesin canına kıyayım?!

"Onun hakkında çok şey biliyor olmalısın." dediğimde histerik bir şekilde güldü.

"Onu konuşmayalım. Sen Tarusa neden gelmiştin?"

"Aries, çok kötü bir durumda. Aslına bakarsan ben Tarustan Aries'e dönüyordum."

"Yarın, uzaklaşabildiğin kadar uzaklaş buradan." dediğinde kaşlarımı çatıp ona döndüm.

"Neden?"

"Zarar görmemek için." dediğinde gözlerime bakıyordu. Anlamsız yumuşamasına verdiğim tek tepki gülümsemekti.

"Tarusta kalmak neden bana zarar versin?"

"Halk isyanlar çıkarmaya başlamış, bunu bilmiyor olamazsın." Beynim tümüyle onun Ethan'ın ordusundan olduğunu haykırıyordu. Tepki vermeden konuştum.

"Bunu biliyorum ancak bu isyanlar bana değil sınırlardan zorla geçmeye çalışan insanlara zarar verir." dediğimde tek kaşını kaldırdı ve birden yere uzanıp ellerini başının altında birleştirerek gök yüzünü izlemeye başladı.

"Çok benziyoruz bu normal mi?" dediğinde çıkan şaşkın sesine gülümsedim. Evet az önce baktığımda bende aynı şeyi düşünmüştüm.

"Sanırım.." konuştuğumda bakışları bana dönmüş kocaman gülümsüyordu.

"Sen ne yapacaksın? Yani hiç bahsetmedin.." sorduğum soruyla gülümsemesi yerini durgunluğa bırakırken tekrar yıldızlara baktı. Bende aynı şekilde yıldızlara bakabilmek için kafamı kaldırıp çenemi dizlerime yasladım.

"Ben Tarus'a gideceğim." kelimeleri özenle seçmemiş olduğu belliydi. Bacaklarımı kendime yaklaştırıp topladığım için çizmelerime değiyordu ellerim. O yıldızlara bakarken yavaşça çizmenin içine sakladığım hançeri kavradım. Şüpheli bir durumda daha elimin dıştan kavradığı hançeri dışardan itip çıkaracak ve kalbine saplayacaktım.

"Tarsus'ta isyanlar arttı ve yapmam gereken bazı şeyler var." kaşlarımı çatarak hançeri yavaşça çıkarmaya başladım.

"Ne gibi?" dediğimde gözleri bana dönmüş hiç oyalanmadan gözlerime ulaşmıştı. Hançeri anlamasın diye bırakırken bıraktığım hançer çizmenin içinden tekrar ayağıma düştü, evet çok acıdı.

"Sevdiğim bir kadın var onu bulmak için gitmem gerek." dediğinde doğruluğunu tartmak için yüzünün her yerinde bir açık aradım.

"Sevdiğin kadını neden yanında götürmedin?" bu soruyu sadece detayları öğrenip yalanı mı söylüyor anlamak için sormuştum.

"Sevdiğim kadını bulamıyordum. Hiçbir yerde yoktu yer yarılmış içine girmiş gibiydi." tek kaşımı kaldırınca buruk bir gülümsemesi oldu.

"Ben onu iki kere gördüm sadece. İlki küçük iken katıldığım bir yarışmadaydı. İkincisinde onu bir çarşıda koştururken görmüştüm." işte hikâye gittikçe ilginçleşiyordu.

"Hiç konuşmadınız mı?"

"Konuştuk ancak çok küçüktük ve ona sadece hayranlık duyuyordum."

"Peki şimdi? Beraber misiniz onu buldun mu?" dediğimde burnundan güldü.

"Birlikte değiliz, o benim varlığım dan bile haberdar değil."

"Tarsus'ta olacağına nasıl bu kadar eminsin?"

"Emin değilim sadece ihtimal ve onu bulmak için bir ihtimale bile kafa yormalıyım."

"Anlıyorum. Nasıl biriydi, belki görmüşümdür." dediğime gülümseyip yüzümü inceledi ve tekrar başını yıldızları görmek için yasladı.

"Her gördüğümde sert bakışları vardı. Gözleri simsiyahtı. Uzun dalgalı saçları vardı, onlarda gözleri gibi simsiyahtı. Gür kirpikleri, koştuğu da kızaran suratı, küçük burnu ve yarası vardı." kaşlarımı çattım, eğer güzel biri olduğunu söylemese beni anlattığını söyleyebilirdim ancak onun anlattığı daha çok naif biri gibiydi. Hem koşarken benim yanaklarım kızarmazdı.

"Hep merak ederdim o yarasının nasıl olduğunu. Kaşının üstünde büyük bir kılıç izi vardı. Eğer o çizik izi biraz daha uzasaydı gözlerinden olabilirdi." dediği şey ile istemsizce elim kaşıma gitmişti. Bu küçükken ilk öldürdüğüm kişi yüzünden olmuş bir izdi. O zamanlar Carrol ve beni alıkoymuş, kaçırmak istiyor olması beni böyle birine döndürmeye yardımcı olmuştu.

Bunları hatırlamak istemediğim için yaramı annemin yaptırdığı özel bir kremle kapatıyordum.

Birden bana döndü.

"Maria, eğer o yarayı o kadar net hatırlamasaydım sen olduğunu düşünürdüm biliyor musun?" boğazım da büyük bir düğüm olmuştu.

Konuşmadım, konuşmadı.. Sessizlik hüküm sürüyordu.

Aramızda oluşan sessizliği bozan tek ses ateş böceklerinden geliyordu.

Islak çimler tenimi soğuturken ben de onun gibi uzanıp manzarayı izlediğimde kafasını bana çevirdiğini hissetmiştim. Bana döndüğü için konuşma gereği duymuştum.

"Ne oldu?"

"Bir kadının soğuk ve nemli çimlere uzandığına pek şahit olmadım." dediğinde güldüm. Benim yaşadığım yerde bu normaldi ama o erkeklerin yönettiği bir dünyaya doğmuştu garip bulması normaldi.

"Pekii, neden uzanmıyorlar?"

"Üstleri kirlenir veya saygısızlık olarak görüyorlar sanırım. Aries de öyle değil mi?"

"Öyle ama çevrem öyle değildi."

"Maria, çok farklısın."

"Farklı olduğumu nerden çıkardın?" dediğimde başını yeniden bana doğru çevirdi ve saçları yeniden hareketlenip anlı ile buluştu.

" Bana birini hatırlatıyorsun.. Üstelik bu kadar keskin ve derin bakan birini ilk defa görüyorum, bu yeterince büyük bir farklılık.." bu adam fazla garipti..

"Farklı değilim. Aksine her tüccar kadınla aynıyım."

"İlerleyen zamanlarda bu farklılığı anlayacaksın, eminim." diyerek gülümsediğinde toparlanıp ayağa kalktım. Benim ayaklanmamla o da ayaklandı ve karşıma geçti.

"Bir daha karşılaşmamız pek olası değil." dediğimde içtenliğinden emin olduğum gülümsemesi eşliğinde konuştu.

"Bir daha görüşebilmemiz için çabalayacağım. Seni yeniden görmüş olmam tesadüf olmamalı.." gerçekten bana hoşlantı mı duyuyordu yoksa basit bir arkadaşlık mı istiyordu? Üstelik beni tanımadığına emindim!

Bundan sonra karşılaşmayacağımıza emin olarak elimi uzattım.

"Tanıştığıma memnun oldum, Ares."

"Şeref duydum, Maria." diyerek gülümsedi ve son kez baş selamı vererek elimi çekip oradan uzaklaştım. Ben ormanın derinliklerine atımın yanına ilerlerken yol gittikçe karanlık oluyordu.

Onunla beraber bir sürü şeyden konuşmuştuk bana eskiden katıldığı yarışmaları anlatmıştı. Böylesine güzel bir gece geçireceğimi hiç düşünmemiştim. Tarus ve Aries konusu gelmeden önce bana sevdiği şeylerden bahsetmişti. Sürekli gözlerime bakmıştı, gözlerime bakmadığı tek an güldüğüm zamandı. Aramızda ne oldu bilmiyorum ama bu geceden sonra onunla aramızda görünmez bir bağ olduğunu düşünüyordum. Arkadaşça, düşmanca veya hoşlantı gibi bir bağ olacağı kesindi.

Başımı yerde uzanmış olan atıma yaslamış ve yerde uzanmış bir şekilde gökyüzünde parlayan yıldızları izliyordum.

______________________

Nefes sesi duymamla hızla yerimden kalkıp etrafta gözlerimi gezdirdim. Kimse gözükmüyordu ve nefes sesi artık gelmiyordu. Güneş yeni doğmaya başlamış iken hızlıca üzerimi değiştirip tekrar zırhımı giydim ve hazır olduğumda vakit kaybetmeden ordunun dün dinlenmek için durduğu yere ilerlemeye başladım. Bir elimle atımı beslerken diğer elimle ipini tutup yanımda yürümesini sağlıyordum.

Ordunun yanına yetiştiğimde hepsi önceden hazırlanmış atlarını besliyorlardı. Beni gören Emily hemen yanıma gelip Hera selamını verdikten sonra konuşmaya başladı.

"Herkes hazır, emrinizi bekliyoruz."

"Pekala, kraliçeden haber var mı?"

"Majestelerinden yok ancak Prenses Almira size güvercin aracılığıyla mektup yollamış." diyerek elinde katlanmış olan beyaz kağıdı bana uzattı.

"Herkes atına binsin." dediğimde eğilerek geriye doğru adımlar attı ve ordunun yanına geçti. Arkama dönüp atıma bindikten sonra katlanmış olan zarfı çizmenin içerisine bırakıp atı sürmeye başladım.

Ağaçların açtığı yollardan ilerlerken sınıra yaklaştıkça gelen çığlık sesleri Prens Ethanın harekete geçtiğine dair bir işaretti. Yardım çığlıklarının yanında can çekişen insanların çığlıkları da vardı.

Atları hızlandırıp ateşler içersinde yanan krallığa baktım. Alevlerin sıcaklığı atları uzaklaştırırken paçaları, saçları, kıyafetleri yanan insanlar çığlık atarak kaçıyordu..

Prens Ethan çok acımasızdı ve bunun bedelini ona ödetecektim, aynı onun gibi acımasız olarak..

2. Bölümün sonuna geldik.

Düşünceleriniz neler??

Sizce Ethan nasıl biri?

Sizce ormandaki adam ile bir daha karşılaşır mıyız??

Dün fark ettim ki okuduğu halde oy vermeyen hayalet okurlar var. Lütfen bölümleri beğendiyseniz oy verin.

Yorum yapmanız beni çok mutlu eder, o yüzden düşüncelerinizi iyi de olsa kötüde olsa belirtin lütfen.

Gelecek çarşamba günü görüşürüz! Kendinize çok değer verin vee mutlu kalınnn!!
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.