"Kalbimin durma sebebi olacaksınız hanımefendi."
"Öyle mi? Hiç fark etmemişim."
____________________________________
Bölüm 37: "Elleriniz, bayım?"
"Tamam, çekilebilirsin." siyahlar içindeki kadın şapkasını takarak hızlı adımlarla odadan çıktığında beze sarılı mavi ve kırmızı renkli küçük cam şişelere baktım. Bu şişelerden kırmızı olanı öldürücü bir zehir iken mavi olanı uyutmak içindi. İki küçük şişeyi de beyaz mendille iyice sarıp kırmızı kabarık uzun eteğimin sardığı bel kısmına taktığım siyah büyük kemerle gömleğimin uçları arasına sıkıştırdım. Saçlarımın ön kısımlarını da omzumun üzerine attım ve kırmızı yakutlu tacımı düzelterek odadan çıktım.
Dün konuştuklarımızdan sonra Ethanla hiç konuşmamıştık. Leila'nın söylediğine göre tüm gün ordunun yanında kalıp çalışmalara katılmış o yüzden gelmemiş. Koridorda ilerlerken mutfak kısmına girdim.
"Leila!" sesim mutfaktakileri ürkütürken hepsi eğilmişti. Leila kahve için buraya getirdiğim baş yardımcımdı.
"Majesteleri. Ben de yanınıza geliyordum." elindeki tepside üç bardak kahve vardı.
"Kahveleri ben alırım. Kral ve Kraliçe çalışma odasındalar değil mi?" dediğimde başıyla onayladı ve elindeki tepsiyi elime verdi.
Elimdeki tepsiyi de alıp çalışma odasına doğru ilerledim. Nöbet değişim saatiydi. Çalışma odasının önündeki şövalyeler bizim tarafımızda olan iki kadın şövalye ile yer değiştirip bana yardım edeceklerdi. Kapının önüne geldiğimde şövalyeden birine tepsiyi tutuşturup kemerimdeki zehirleri çıkardım. Mavi şişeden beş damlayı Kraliçenin kahvesine damlatırken Kırmızı şişeden de iki damlayı Kralın kahvesine damlattım.
"İki saat sonra herkes yatar. Sizde o zaman gireceksiniz odaya. Dikkatli olun." dediğimde beni başlarını eğerek onaylamışlardı.
Zehir fazlasıyla etkiliydi ancak geç gösterirdi etkilerini bu yüzden herkesin uyumasını beklememiz gerekiyordu.
Kapıyı tıklatıp derin bir nefes aldım ve omuzlarımı dikleştirdim.
"Gir!" içeriden Kral Haroldun izin veren sesi gelirken yüzüme samimi olmasını umduğum bir gülümseme yerleştirip kapıyı açtım.
İçeri girdiğimde ikisi de büyük koltuklarda karşılıklı otururken ortalarındaki masaya tepsiyi koyup dışarıda ayarladığım kahveleri önlerine bıraktıktan sonra boş kalan tepsiyi de masanın diğer ucuna bıraktım.
"İzninizle." diyerek ortalarında kalan tekli koltuğa oturduğumda ikisi de anlamayan gözlerle kahve bardaklarına bakıyordu.
"Size tattırmak istediğim yeni bir içecek bu. Bizzat yanımda getirdiğim yardımcım da yeni keşfedilmiş bir tat olduğunu söyleyince size de getirmek istedim. Adı kahve tadı da biraz acı ancak uyanıklık ve enerji sağladığı söyleniyor. Ben de sizinle birlikte tadıp öğrenmek istedim doğruluğunu." dediğimde Kral Harold tek kaşını kaldırıp bakışlarını bana yöneltti.
"Saat geç oldu eğer gerçekten uyanıklık sağlıyorsa içmemiz doğru olmaz." dediğinde gülümsedim.
"Ancak şimdi deneyip öğrenirsek ileride uyanık kalmanızı gerektiren zamanlarda bunu içebileceksiniz." dediğimde Kraliçe Adela bardağı kibarca kavrayıp gözlerini kapattı ve kokladı.
"Tanıdık bir koku gibi geliyor." test etmek istediği şey zehirdi ancak bu zehir karanlık ormandaki bitkilerle yapıldı yani oraya girmesi imkansız olduğu için ne zehri anlayabilirdi ne de kokusu tanıdık gelebilirdi sadece beni denemek istiyordu.
"Şaşırdım doğrusu majesteleri. Kahvenin elde edildiği bitki küçük ve yabancı bir krallıktan geldiği için bana hiç tanıdık gelmemişti kokusu. Belki bu krallıkta da yetişiyordur, kokusu size tanıdık geldiğine göre." dediğimde gülümsedi ve eşinin ilk yudumu almasını bekledi.
"Belki de yetişiyordur. Araştırmak gerek." dediğinde gülümsedim.
Kral Harold Kahvesinden büyük bir yudum aldığında bende kahvemden fazlaca içtim eğer ortamda iki kişi bir şeyi fazlaca içerse üçüncüsü fark etmeden de olsa güvenir ve istemeden içerdi. Öyle de oldu Kraliçe Adela da kahvesini içti.
"Tadı gerçekten güzelmiş." Kraliçe Adela beğeniyle az kalan kahvesini de içerken Kral Haroldun bıyık altından gülümsediğini ve bardağını bitirdiğini görmüştüm.
Bende kahvemi şüphe uyandırmamak adına bitirip masaya koyduğumda Kraliçeye döndüm.
"Beğenmenize sevindim majesteleri." konuştuğumda ortamda sessizlik oluşurken içeriye Kral Haroldun izniyle beraber kapıyı çalmış olan Leila girdi.
"Rahatsız ettim majesteleri. Ancak Prenses, Prens Ethan saraya döndüğünde haber vermemi istemişti." diyerek reverans yaptığında bende ayağa kalkıp reverans yaptım.
"İzninizle gidip Ethanı karşılayacağım. Leila sende bardakları topla." diyerek baş selamıyla odadan çıktım ve hızlı adımlarla merdivenlerden inmeye başladım. İki gündür Ethanı o konuşmadan sonra görmemiş olmak beni kötü hissettiriyordu ve onu özlemiştim.
Merdivenlerden inip odamızın katına vardığında odaya girdiğini görünce hızla uzun koridora yöneldim ve bende odaya girdim. Odaya girip çıplak sırtını görmeyi beklemezken arkamı döndüm.
"Üzgünüm, içeriye daldım."
"Senin de odan." başka bir şey demedi.
"Nasılsın?" arkam dönük konuşurken kumaş seslerinde üstünü değiştirdiği anlaşılıyordu.
"Sana sarılırsam daha iyi olacağım. Sen?" dediğinde derin bir nefes verdim. Bende ona sarılmayı çok istiyordum ama annesi ve üvey olsa dahi babasının kahvesine zehir kattığım ellerimle ona sarılmak çok alçakça olurdu.
"Kendimi kontrol edebilsem daha iyi olurdum." derin bir nefes verdiğimde arkamdan sarılıp çenesini boyun girintime koyduğunda derin nefesler aldığını duyabiliyordum.
"Aslında sana kırgınım ama seni anlamak ve sana yakın kalmak istiyorum. Tüm çizgilerimi, sınırlarımı kaybettirdin bana."
"Peki bu iyi bir şey mi?" başımı diğer tarafa yatırdığımda o da başını daha çok yasladı boynuma karnımdaki elleri sıkılaşırken ellerinin üzerine elimi koydum.
Ne diyorduk ona sarılmayacaktık değil mi? Sanırım sadece onun çizgileri değildi kaybolan..
"Senin olduğun her şey iyi, güzel. Tüm yorgunluğumun kokunla kaybolması da bir örneği sanırım." boynuma küçük bir öpücük kondurduğunda ona doğru dönüp kollarımı boynuna sardım. Her hareketiyle kalbimi yumuşatıyor mantığımı geriye atıyordu ve beni korkutan şey tam olarak buydu. Birine teslim olmak, mantığını kaybetmek..
"Eğer sonumuz kötü biterse veya sana bunu hissettirebilecek kadar zamanım olmazsa seni seviyorum Ethan. Bunu unutma ve asla şüphe duyma. Seni sevmem benim kişiliğimi veya planlarımı değiştirmeyecek bu yüzden ileride neyi neden yaptığımı sorgularsan sakın sana olan sevgimden şüphe duyma." dediğimde boynuma gömdüğü yüzünü kaldırıp gülümsedi ve burnumun ucunu öptü.
"Sevginden asla şüphe duymayacağım söz." dediğinde bende gülümsedim.
"Ayrıca fark etmedim sanma kaçtır konuşma bahanesiyle öpüyorsun. Sonra alışma diye uyarıyorum." başımı yana yatırıp gülerek konuştuğumda o da kıkırdadı ve dağılmış saçlarında olan gözlerim gülen gözlerine kaydı.
"Kahretsin! O kadar da fark ettirmemeye çalışıyordum." diyerek güldüğünde bende onun sol yanağından öptüm.
"Ödeşmek için." omzumu silkerek söylemiştim bunu.
"Ama sen hep ödeşmeye çalışırsan kalbim buna dayanamayabilir." öptüğüm anda yüzünün aldığı şaşkın hali konuşurken de değişmediğinde gülüşüm büyüdü.
"Dans edelim mi?" ellerim zaten boynuna sarılı iken ensesindeki saçlarıyla oynuyordum bu soruyu sorduğunda.
"Birden aklına mı geldi?" dediğimde gülümsedi.
"Biz kendi düğün törenimizde dahi dans edemedik ve ben sevdiğim kadınla dans etmek istiyorum." dediğinde yüzündeki tatlılığa bakarak başımla onayladım.
"Önceden Leydim diyordun şimdiyse sevdiğim, sıradakini merak ediyorum." gülerek söylediğimle o da gülümsedi.
"Senden bahsetmeye kelimeler yetmediği için sana içimden geldiği gibi sesleniyorum. Ancak senin iç hala Ethanım sanırım."
"O zaman biz dans ederken ben bunu bir düşüneyim." dediğimde güldü.
"O zaman sen bunu bir düşün." diyerek elimi tutup odadan çıktığında ayağımdaki kırmızı topuklular onun hızına yetişmemde zorluk çıkartsa da onun gibi hızlı ilerliyordum.
Merdivenlerden inip arka bahçeye çıktığımızda beni bahçenin ortasına getirdi ve elimi bırakıp sarayın duvar dibinde olan bir kaç mumu yakıp çimenlerin üstüne bizim yanımıza bıraktı.
Ay üstümüzde iken çok fazla yıldız olmasa da Ayın ışığına eşlik edecek kadar yıldız vardı.
"Prens veya prenses değiliz şu andan itibaren Güneş doğana kadar Valentina Roza ve Ethan olacağız. Olur mu?" hevesli bakışlarına karşılık gülümseyerek konuştum.
"O zaman evli olmamış oluyoruz sanırım." dediğimde bir süre düşündü ama sonrasında dalga geçtiğimi anlamış olacak ki o da güldü.
"Benimle dans eder misiniz hanımefendi?" tek dizinin üstüne çöktüğünde gülerek başımdaki tacı çıkarıp yere bıraktım ve uzattığı elini tuttum.
"İşte şimdi sizinle dans edebilirim bayım." dediğimde ikimizin de gülüşümüzü engelleyemediğimiz belli olurken kalbimin hızlanışını dahi umursamıyordum artık.
Ayağa kalkıp bir elini belime sararken diğeriyle de elimi tutuyordu. Bende bir elimi omzuna koyarken diğer elimle onun elini tutuyordum.
"Sizinle dans etmenin bulutların üstünde hissettirdiğini tahmin etmeliydim, hanımefendi." dediğinde güldüm tüm gece yaptığım gibi.
"Ellerinizin ellerime yakışacağını tahmin etmeliydim, bayım." dediğimde gülüşü derinleşti gözleri kısıldı.
"Kalbimin durma sebebi olacaksınız hanımefendi."
"Öyle mi? Hiç fark etmemişim." dediğimde yaklaşıp kısa bir an öptü.
"Daha yeni tanışmışken öpmeniz olmadı yalnız?"
"Kalbim kalbinize yıllardır bağlıymış gibi hissediyor."
"Gözleriniz?" dedim kaşlarımı kaldırarak.
"Gözlerim hep görmek istediği gözleri bulduğunu söylüyor." ben sordukça cevap vermesi hoşuma giderken devam ettim bu küçük oyuna.
"Elleriniz bayım?" dediğimde gülerek kenetlenmiş ellerimizi gösterdi.
"Tutmak istedikleri elleri, sarılıp bırakmak istemeyecekleri kişiyi buldular sizce nasıl hissediyorlardır?"
"Mutlu?"
"Mutlu, heyecanlı.."
"Sanırım siz bana fena halde aşık olmuşsunuz bayım. Ellerinizin mutlu olduğunu söylüyorsunuz?" diyerek dalga geçercesine güldüğümde o da gülümsedi.
"Sizin bunu yeni fark ediyor oluşunuz üzdü hanımefendi. Oysa ben size her bakışımda her dokunuşumda, öpüşümde ve sarılışımda bunu fark ettirmeye çalışıyordum.." dansımız dururken bir elini yanağıma koymuşken diğerini de gözlerime giren saçlarımı arkaya atmak için saçlarıma uzatmıştı. Bende boynuna sarılıp onun yaptığı gibi saçlarıyla oynadım.
"Eğer izin verirseniz sizi tekrardan öpmek isterim."
"Olmaz." dediğimde tek kaşını kaldırdı.
"Neden?" dediğinde bu sefer ben onu öpmüştüm. Bahçede olduğumuzu unutmayarak kısaca öptüm ve boynuna sarıldım.
"Çünkü bu sefer ben öpmeliydim."
Gülerek o da belime sarıldı ve boylarımızı eşitlemek için belime sardığı kollarıyla ayaklarımı yerden kesip beni etrafında döndürdü.
Gülüşlerimiz birbirine karışırken ayakkabılarımı çıkarıp daha sıkı sarıldım boynuna. Eteğimin uçları ve saçlarım rüzgarla dalgalanırken belki rüzgardan belki Ethanın kokusundan belki de mutluluktan mayışmıştım..
Sizce bizi ileriki bölümlerde neler bekliyor??
Işıl Işıl gülümseyen gözlerle kalın, hoşça kalınn!