İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 35 · 10 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 35

Sevdiğim..

"Bazen hayatı biz zorlaştırıyormuşuz gibi geliyor.."

-Valentina Roza-

__________________________________

Sert adımlarımı koridora yönlendireceğimde yüksek sesleriyle tartışan Emilla ve birinin daha sesini duymuştum.

Neler oluyordu?

"Sana buna devam etme demiştim! Ne olursa, kim olursa olsun cariye olmak mı istiyorsun?!" bu Almira'nın sesiydi. İyi de burada olması imkansızdı.. Ya da herkese yalan söylemiş ve buradan hiç gitmemişti..

Adımlarım sese doğru ilerledikçe sesler netleşiyordu.

"Sen ne anlarsın ki?! Sadece öldürmeyi bilen birinin beni anlamasını beklemiyordum zaten."

"Haklısın, öldürmeyi çok iyi biliyorum çünkü senin aksine ben sarayda öylece oturup etrafımdakilere emir yağdırarak yaşamak istemedim. Şimdi git de cariye olmak için emin adımlarla ilerle!" ayağını yere vurup konuştuğunda Almira'nın yüzü öfkeden kırmızıya dönmüştü üstelik benimki gibi bağırdığı zaman boynundaki damarı dışarıya fırlayacakmış gibi görünüyordu. Annem bu görüntüden iğrenirdi ancak anlaşılan sadece benden değil Almiradan da iğrenmişti.

Emilla ise baygın bakışlarla kapıya doğru döndü yani bana..

O beni görüp anlık olarak şaşırırken Almira gözlerini kardeşinin gözlerinden bir an olsun ayırmadı.

"Sessiniz sarayın koridorlarında yankılanıyor.." dediğimde Almira yavaşça gözlerini bana doğru çevirdi. Gözlerinin kızardığını ancak şimdi görebiliyordum.

"Seni ilgilendirmez.." diyerek gözlerini devirip buradan ilk çıkan Emilla olmuştu.

"Bu kadar hararetli neyi tartışıyordunuz prenses Almira." dediğimde duruşunu düzeltti.

"Duyduklarınızı majesteleri." dediğinde tek kaşımı kaldırdım.

"Neden kardeşine bu kadar değer veriyorsun? Üstelik sana karşı olan tutumu ortada." dediğimde alaycı gülümsemesi yeniden yerini aldı yüzünde.

"Cevabı tahmin etmek zor olmamalı." gözlerini devirerek titreyen ellerini dalgalı saçlarının arasından geçirdi ve derin bir nefes aldı. Sakinleşmeye çalışır gibi bir hali vardı.

"İyi görünmüyorsun."

"Ethanı gerçekten seviyor musunuz majesteleri?" kireç beyazına dönmüş elleri titrerken sinirinin sebebi sadece bu muydu diye düşünüyordum..

"Bunun bir önemi var mı?"

"Bilmem, sadece kardeşim o adama yaklaştıkça sizin karşı tarafınıza mı geçmiş oluyor bilmem gerek." dediğinde tek kaşımı kaldırdım ve kollarımı göğsümün altında birleştirdim.

"Eğer öyleyse benimle işbirliği yapmayacaksın değil mi?"

"Evet çünkü o ahmağın benim dışımda kimsesi yok ve onu yalnız bırakamam."

"Eğer bir gün gelmek istersen seni her zaman kabul ederim Almira. Kendine olan saygınlığını koruyan birine karşı her zaman saygı duyarım. Madem yollarımız burada ayrılıyor sana iyi şanslar." dediğimde ellerini arkasında birleştirip reverans yaptı.

"Teşekkür ederim majesteleri, eğer gelmek istersem kardeşim de benimle gelmiş olur." dediğinde başka bir şey söylemeden arkamı döndüm.

Demek Emilla cariye olmaya dahi razıydı. Gerçekten seviyor muydu Ethanı yoksa bir plan mıydı anlamakta zorlanıyordum.

Hava kararmaya başlarken yemek saati geldiğinden herkesin yemek odasında toplandığını görmüştüm ama ne onlarla aynı masaya oturacak midem vardı şu anda ne de Emillanın Ethana olan bakışlarını sindirebilecek bir gücüm vardı.

Adımlarım beni sarayın arka bahçesine götürürken artık hava tamamen kararmıştı. Biraz daha ileride taşla dolu torbalara yumruk atan Thoması görmeyi beklemiyordum.

Bu torbalar yeni başlayanlarda taş olurdu sonrasında teknik geliştirenler kum dolu olan bir torbayla çalışmaya başlardı. Ellerimize sargı sardığımızda vurmak daha basit olurdu ancak şu anda Thomas çıplak yumruklarıyla sinirini torbadan çıkarıyor gibiydi.

"Thomas!" beni duyabilmesi için ona yaklaşıp seslendiğimde yumruğu havda durdu sonra sessizliğimizi bozan soğuk bir rüzgar esti..

Karşılaşacağım tepkiyi tahmin ederken yavaş adımlarla yanına doğru ilerledim. Ona yaklaştıkça kasılan bedeni sırtından dahi anlaşılıyordu. Haklıydı, kandırılmıştı üstelik çok güvenmişti bana her şeyini anlatacak beni korumak isteyecek kadar..

"Nasıl yaptın?" ona yetiştiğim an sormuştu..

"Tho-" sözümü kesen torbanın yanındaki gümüş işlemeli kılıcı kınından çıkararak boynuma yaslamasıydı. Gözlerini ilk defa bu kadar kararmış ve sert görüyordum.

"Git buradan Maria. Kendimi tutmuşken git." gözlerini sıkıca kapatıp açarken sesindeki kırgınlık belki duyabilseniz hepinizin anlayacağı türdendi. Kızgınlık değil de tamamen kırgınlık barındırıyordu sesi..

"Hep böyle mi olacak peki?"

"Git dedim Maria!" gerçeği biliyor olmasına rağmen hala Maria diyordu..

Kılıcı biraz daha boynuma yasladığında artık en ufak hareketinde öldürebilirdi beni ama tutuyordu kendini.

Sağ dizine tekme atıp elindeki kılıcı elinden aldım ve bizden uzak bir yere toprağa saplanacak şekilde fırlattım. Kılıç toprağa saplanırken çıkardığı ses kulaklarımıza sert esen rüzgar sesleriyle birlikte ulaşmıştı.

"Maria değil! Valentina Roza!" sesimin yüksek çıkışına engel olamazken alayla güldü.

"Üzgünüm sadece beni kandırdığını hatırlatan ismini kullanmak istemedim." artık o da bağırıyordu..

"Thomas bak-"

"Ben sana güvendim! Sana aşık olduğum kadını anlattım ben ya! Dost bulduğumu düşündüm birbirimize güvendiğimizi sanıyordum o kadar inandırdın ki beni de oyununa senden şüphe etmek aklımın ucundan bile geçmedi.." gözlerinin beyazı kırmızılaşırken bir dostumu kaybedecek gibi hissediyordum.

"Thomas, kendimi açık etmek ölüm fermanımı imzalamak demekti biliyorsun değil mi? Seninle konuşurken oyun falan oynamadım, sana anlattıklarımda gerçek anılarımdı seni güveneceğim bir dost olarak gördüm hep ama sana kendimi açıklasam ne yapacaktın krallığına ihanet edip beni saklayacak mıydın? Yapamazdın çünkü sen ilkeleri olan krallığına bağlı ve başarılı bir şövalyesin. Kendimi sana açıklasam bu sadece yük olurdu sana.." dediğimde yere oturdu ve gözlerinden akan yaşları gizlemedi. Bende kırgın ve üzgündüm ama gözlerim kızarsa dahi ağlayamazdım.

Geniş omuzları sarsılırken yere çökmüş soğuk havadan saklarcasına avuç içlerini yüzüne kapatmıştı.

"Thomas.." soğuk havaya nefesimi bıraktığımda çıkan küçük buharla bende yere çöktüm. Benden daha iri ve uzun olduğundan tam olarak sarılamasam da kollarımı sardım saatlerdir dışarda olmaktan soğuyan bedenine..

"Ben tek çocuktum Maria, seni kardeşim gibi görmeye başladığımı biliyordun ama söylemedin bu her şeyin yalan olduğu anlamına gelmiyor mu?" başını kaldırıp nemli çimlerin üstünde oturur iken sırtını dikleştirdi.

"İsmim veya nereli olduğum dostluğumuzu bitirebilecek kadar önemli mi?" dediğimde sertçe yüzünü sildi ama tüm yüzü kızarmıştı.

"Üzgünüm, her şey üst üste geldi dağıldım biraz.. Düşünmem gerek." apar topar ayaklandığında bende ayaklanıp gitmemesi için kolunu tuttum.

"Neyin var ne oldu?" dediğimde arkasını dönmedi sadece cevap verdi..

"Sana Emmayı anlatmıştım. Emma.." duraksadı bir süre sonra yeniden devam etti.

"Emma kaçtı." duyduklarım Thomasın birden içini dökmesinin sebebini açıklarken kolunu sertçe elimden kurtarıp uzaklaştı. Bir şey diyemedim..

Thomasın Emmaya olan sevgisi o kadar saf, güzel ve çoktu ki yorum bile yapamadım. İlk önce ikimizin de yaşadıklarımızı sindirmesi gerekiyordu.

"Bazen hayatı biz zorlaştırıyormuşuz gibi geliyor.."

Ellerimi arkamda birleştirirken ayakkabılarımı nemli çimenlere sürüyerek ilerlemeye devam ettim.

"Sıkıldım." bazen kendi kendime mırıldanmak, sesli konuşmak düşünmemi engelliyordu.

Adım seslerime eşlik eden adım sesleriyle duraksayıp arkamı döndüm. Ethan.. aynı benim gibi ellerini arkasında birleştirmiş başını eğmişti. Durduğumda o da durdu ama bana bakmadı başını bile kaldırmadı. Konuşmak istemediğini düşünerek bende yeniden yürümeye devam ettim aramızda altı yedi adım varken sadece sustuk konuşmadan birbirimize bakmadan yürüdük bir süre. Bazen derin nefesler verdiğini duyuyordum o kadar.

Gerdanıma düşen saç tutamları hafif hafif esen soğuk rüzgarla tenimi okşarken gökyüzü kızıllaşmaya başlamıştı.. O kadar uzun süredir çimenleri izliyordum ki ne geçen zamanı fark etmiştim ne de Ethanın nefes seslerini dinlediğimi..

Ayak tabanlarım sabaha kadar topuklu ayakkabılarla gezmemi zorlaştırdığı için uzun süre önce çıkarmış elimde tutmuştum.

Arkama dönmekte kararsızken merakıma yenik düşüp arkama döndüm.

Üzerindeki beyaz gömleği yer yer tozlanmış iki düğmesi açılmış iken o da siyah ayakkabılarını çıkarmış elinde tutuyordu. Kemikli yüz hatlarına düşen saç tutamları ise tamamen farklı ve dağınık bir hava katmıştı ona.

"Ethan?" fısıltı gibi çıkan sesimle beni duyamayacağını zannederken önce başını kaldırdı sonra çöken omuzlarını dikleştirdi gözleri gözlerime değip içimi ısıtırken bu adamın üzerimdeki etkisine her defasında şaşırmaktan kendimi alıkoyamıyordum.

"Valentina.." ismim çok yakışıyordu sesine..

"Neden gitmedin?"

"Sen buradaydın." omzunu kaldırıp indirmesiyle kalbim cümlesinin etkisini atamamışken bu tatlı hareketi kalbimin atışını bile değiştirmişti.

"Oturalım mı?" diyerek çimenlerin üzerine oturdum ve dizlerimi kendime çektim.

Yanıma oturması için elimdeki ayakkabılarımı kenara bırakıp yanımda boş kalan toprağa iki kere elimi vurdum gelip yanıma oturması için. Yanıma gelip oturduğunda o kadar uzağa oturmuştu ki şaşırmıştım. O da ayakkabılarını yanına bıraktı sonrasında yere uzandı ve ellerini başının altında birleştirdi. Gözlerini kapattığında sadece hayranlıkla bakmıştım. Verdiği cevap ve sabaha kadar bana eşlik etmiş olması soru sormamasınaydı bu hayranlığım. Bazen o kadar ince düşünüyor temkinli hareket ediyordu ki ben bile ne tepki vereceğimi şaşırıyordum.

"Ne düşünüyorsun?" kollarımı kendime çektiğim bacaklarıma sararken yüzümü ona dönecek şekilde dizlerime yaslamıştım.

"Cevaplarından korktuğum soruları." sormuyor ama olası cevapları düşünüyordu..

"Doğru soruların cevabı insanı korkutmamalı, yalnız yanlış ve sorulmaması gereken soruların cevapları korkutabilir."

"Öyle mi?"

"Öyle.."

"Thomasla seni gördüm.."

"Nasıl? -"

"Merak etme dinlemedim sizi sadece senin yemeğe gelmeyeceğini tahmin ettiğim için seni merak edip aradım. Sonra sa-" duraksadı gözlerini açıp nerde olduğunu bilirmiş gibi hemen gözlerime baktı durdu öylece sonra derin bakan gözlerini tekrardan kapadı.

"Sarıldığınızı görünce bölmemek için yanınıza gelmedim." ne düşündüğünü anlamıştım. Eğer ona Thomasla konuşmamızdan önce soğuk davranmamış olsaydım böyle düşünmezdi. Ayrıca ben de istemezdim benden başkasına sarılmasını.

Yavaşça kayıp yanına uzandım başımı göğsüne yaslayıp büyük bedenine sardım kolumu. Kalbinin gittikçe hızlanışının sesini göğsünün üzerindeyken dinlemek yüzüme gülümseme yerleştirirken. Biraz daha yaklaştım ona sanki daha yakın olabilirmiş gibi.

"Üşüdüm biraz sarılır mısın?" sarıldığımdan beri kaskatı kesilen bedeni saatlerce dışarda değilmişiz gibi sıcaktı.

Ona dediğim gibi yapıp kolunu belime sardığında yüzünü görmek içine göğsünde olan başımı biraz yukarı kaldırıp yüzüne baktım. Sanırım gerçekten yaklaşmıştım ona.. Şaşkınlıkla açılmış gözlerine eşlik eden yüzündeki küçük ama huzuru hissettiren gülümseme benim yüzümde onunkinden çok daha büyük bir gülümseme oluşmasını sağlamıştı.

"Thomas çok yakın bir arkadaşım biliyorsun değil mi?" dediğimde diğer eliyle yarım olan topuz saçımdaki tokaları çıkarıyordu.

"Hmhm." mırıldanarak odağını saçıma verdiğinde gülümsedim. Eğer kaslı ve uzun olmasaydı bu tatlılığı gülümseyişine saklanmazdı.

Avuç içimi yanağına koyduğumda gözleri kapandı gülümsemesi yüzüne yayıldı ve kalbimi yerinden çıkarmak istercesine yanağını elime daha çok yasladı.

Beni heyecanlandıran neydi artık onu bile bilmiyordum. Ethan bir çok duygumun sahibi olmuştu ve ben bunu yeni yeni fark ediyordum.

"Hadi geri dönelim biraz daha kalırsak sevdiğim kadın donacak." dediğinde şaşkınlığımı büyüyen gözlerim yüzünden saklayamamıştım.

"Sevdiğin kadın?"

"Evet sen, sevdiğim." yüzümün ısındığını hissederken ayağa kalkıp arkamı döndüm ve ayakkabılarımı giymeye çalıştım çalıştım diyorum çünkü gülüşü kulaklarıma dolan adam elim ayağımı birbirine karıştırmamın sebebi olmuştu.

Arkamı döndüğümde o da ayakkabılarını giymişti. Ben heyecanlandığım için arakamı dönüp ayakkabılarımı giymiştim ama gitmek istemiyordum ki.

O bana döndüğünde küçük adımlarla yaklaşıp parmaklarımı parmaklarının arasına geçirdim. Bir şey söylemedim zaten o da bir şey söylememi beklemiyordu.

_________________________________

Adımlarımız saraya gitmek için devam ederken yolun çoğunu bitirmiştik. Saraya yaklaştıkça avucunda kaybolan elimi daha çok sıkıyordu farkında olmadığına emindim.. Ben yıllarca kılıç, hançer, yay kullanmış olmama rağmen ellerim onun ellerinin yanında küçük kalıyordu. Saraya vardığımızda kimseye bir şey dememişti benim de zaten kimseyle konuşmak istediğim falan yoktu. Elimi sıkıca tutup kraliçenin bize verdiği odaya ilerlediğinde kapıyı açıp elimi bıraktı. Aniden elimi bıraktığında elimin üşüdüğünü hissetmiştim.

"Hadi git dinlen, ben sana yemek getiririm birazdan. Düzensiz yemek yemekten o kadar zayıfladın ki hastalanacaksın. Canın çektiği bir şey var mı?" elini yanağıma yaslayıp baş parmağıyla gözümün altını okşadığında yanağımı daha çok yasladım eline. Gözlerimi kapattım ama bu ana takılı kalamadım.

"Aç değilim."

"Hiçbir şey yemedin sevdiğim, nasıl aç değilsin."

"Sevdiğim deme." gözlerimi kaçırırken diğer elini de diğer yanağıma koyup başımı ona çevirdi.

"Neden, sevdiğim değil misin?" kaşlarını kaldırmış cevap beklediğinde gözlerimi kaçırdım tekrar.

"Çünkü kalbim hızlı atmaktan bozulacak." dediğimde ilk önce şaşırdı sonra gamzelerini belli edecek şekilde kahkaha attığında gözlerimi tekrar ona çevirdim. Gülmek bir insana neden bu kadar yakışıyordu ki, hayır ne gerek vardı yani?

Parmak ucumda yükselip derin gamzesini hızlıca öpüp geri çekildim. Öpmemle yüzünde asılı kalan gülümsemesi komik gelmişti.

"Ne oldu neden sustun?" şaşkınlıkla gözleri gözlerime çevrildiğinde elimi kavrayıp kalbinin üzerine yerleştirdi.

"Sanırım benim kalbim de bozulacak." ciddiyetle ve aynı şapşallıkla söylediği şeye içtenlikle gülümsedim.

"Acaba ben gitmesem mi?" dediğinde elimin altındaki kalbini okşadım.

"Bilmem, gitmesen mi?" dediğimde içeri girip kapıyı kapattı.

"Üşümemen için sana sarılsam iyi olacak. Zaten saat çok erken sen dinlenirken yanında kalabilirim." dediğinde sıraladığı çocukça bahanelere güldüm.

"Peki madem." elini tutup yatağa uzandığımda o da yanıma uzandı yan dönmüş birbirimizin yüzüne bakarken ikimizde kolumuzu başımızın altına koymuştuk. Gözlerini gözlerimden çekmemesine karşılık bende gülümsememi silmeden gözlerine bakıyordum.

"Neden uyumuyorsun?" sorduğum soruyla üzerimde yarım olan örtüyü omuzlarıma kadar örttü.

"Rüya olmasından korkuyorum, uyandığımda bu kadar güzel bir rüyadan sonra bana uzak olan bakışları kaldırabilecek gücüm kalmadı." sustum. Yaptığım kararsız davranışlar sonrasında ne desem boşunaydı. Bana olan güvenini zedelemiştim kendi bencilliğim ve kararsızlığımla.

Yatakta yanına kayıp dudağına küçük bir öpücük kondurdum ve iki kolumu da sırtına sarıp başımı boynuna yasladım.

"Uyu artık çünkü hiç olmadığım kadar gerçeğim." dediğimde önce saçlarımı kokladığını sonra öptüğünü hissetmiştim.

"Seni seviyorum, Valentina Roza." kalbim bir anlık durmuş gibi hissediyordum. İki ismimi kullanarak beni sevdiğini söylemişti yani kim olduğumu kabullenmişti. Beni Maria olduğum için değil ben olduğum için sevmişti.

Başımı yasladığım boynundan kaldırıp boynuna küçük bir öpücük bırakıp tekrar yaslandım. O da kollarını omzuma sarıp üzerimize örtüyü örtmüştü..

Günün sonunu böyle beklemesem dahi böyle bitmesinden memnundum.

İyi kötü bir çok şey oldu benim hayatımda değişen.. Bu yüzden devam edemedim bu kitaba. Bu bölüm de uzun süredir taslakta beklediği için paylaşmam gerektiğini hissediyorum, umarım beğenmişsinizdir. Karakterlerin değişimlerini nasıl buluyorsunuz merak ediyorum.

Ve son olarak umarım hayatınızdaki değişiklikler hep sizi mutlu edecek yönde olur! Işıl ışıl gülümseyen gözlerle kalın hoşça kalınn!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.